banner15

'Demokratlar savaşı durdurmalı'

Küresel Barış ve Adalet Komisyonu'nun Şehid Prof. Dr. İsam er-Ravi anısına düzenlediği program dün İstanbul'da gerçekleştirildi.

'Demokratlar savaşı durdurmalı'

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu BAK’ın düzenlediği Savaşsız Bir Dünya İçin Uluslararası Buluşma 4, dün Taksim Square Hotel’de gerçekleştirildi. Önceki Barış Buluşması’na katılan ve 30 Ekim 2006’da öldürülen Iraklı bilim adamı İsam er-Ravi’nin anısına düzenlenen sempozyumda Amerikan savaş karşıtı hareketin öncülerinden Cindy Sheehan, Lübnan Araştırma Merkezi temsilcisi Dr. Ali Fayyad, Filistin Sendikalar Konfederasyonu Genel Sekreteri Wael Ali Natheef ve Irak Müslüman Alimler Heyeti Şûrâ Meclisi Üyesi Şeyh Amir El-İgaidi birer konuşma yaptı.

 

Sempozyum öncesi yapılan basın toplantısında konuşan Cindy Sheehan, “Bush’la şimdi görüşme imkânım olsaydı, ‘İki masum ülkeyi kaldırıp, onları yok edip binlerce insanı öldürdükten ve bu kadar çok Amerikalının da hayatına kıydıktan sonra acaba rahat uyuyabiliyor musunuz?’ diye sorardım. İçinde bir yerlerde mutlaka yüreği olması lâzım bu adamın. Elimden gelse elimi uzatıp o yüreğe dokunmak isterim ki, bu yaptıklarına artık bir son versin” şeklinde konuştu. Oğlunun yükseköğrenim imkânı bulabilmek için ordaya yazıldığını anlatan Sheehan, “Amerika’da yükseköğrenim son derece pahalı bir iştir. Ama Casey askere yazılmasaydı herhalde bir yolunu bulurduk onu okula göndermek için. Keşke mezarında olmasa, yanımızda olsa ve herhangi bir iş yapsa. Bunu çok tercih ederdim” dedi.

 

Sheehan, aileleri bu yönde bilinçlendirmeye çalıştığını fakat Amerika’da bunu yapmanın çok zor olduğunu söyledi. Bugün kızının da vefat eden oğlu için verilen tazminatla üniversiteye gidebildiğini belirten Sheehan, bunu ‘çok ironik bir durum’ diye anlattı. Oğlunun ölmüş olduğunu bilerek hergün yeniden hayatı sürdürmenin çok güç olduğunu ifade eden Sheehan, “Ancak bütün aileler açısından da bunun kişiselleştirilmesi bence önemli. Bunu yapmamız lâzım. Çünkü onların başına aynı şeyin gelmesini istemiyoruz” dedi.

 

Amerika’daki insanların büyük çoğunluğunun barış hareketine hak verdiğini, Bush’a karşı olduğunu anlatan Sheehan, karşı olmayanların da hükümetin ve medyanın manipülasyonuna uğrayanlar olduğunu vurguladı. Şu anda Amerikan barış hareketini kadınların yönettiğine dikkat çeken Sheehan, “Tabii ki erkekler de var hareketin içerisinde ve aktifler ama liderlerin kim olduğuna baktığınızda hep kadınları görüyorsunuz. Pek çok anne oğlunu bu savaşta kaybetti. Ayrıca 11 Eylül’de çocuklarını kaybeden anneler var aramızda. Eskiden asker olan kadınlar var. Bütün riskleri alan, tutuklanan, gözaltına alınan hep kadınlar. Biz bunu doğrudan kendimizi işin içinde hissettiğimiz için yapıyoruz. Ve bunu kendilerini işin içinde hissetmeyenlerin bir gün gelip aynı duruma gelebileceklerini anlatmak için yapıyoruz” şeklinde konuştu.

 

Konuşmasında, 17 Mart’ta bütün dünyada yapılacak barış eylemlerine de dikkat çeken Sheehan, “İnsanlar o gün, barışın sağlanması için bir araya geldiklerinde, yine bir arada saf tutup İran’ın istilâsına karşı da hayır demeli. Eğer İran nükleer teknolojiyi geliştirmek istiyorsa bir devlet olarak bu onların hakkıdır. Binlerce nükleer bombası olan ABD hangi cesaretle başka bir ülkeye hangi teknolojiyi kullanacağını dayatabilir?” dedi. Sheehan eğer nükleer karşıtı bir hareket olacaksa, tüm dünyadaki nükleer silâhlara karşı olması gerektiğini vurguladı. “Dünyanın her tarafında insanların yüreklerini ve ellerini birleştirmelerinin zamanı geldi. Ve hükümetlerimize biz artık barış istiyoruz demelerinin zamanı geldi” diyen Sheehan, ABD’de ordularının hem Irak’tan hem de Afganistan’dan çekilmesi, üsleri kapatması gerektiğini, halkların da bunun için hükümetlerine baskı yapması gerektiğinin altını çizdi.  Sheehan, barış hareketini kastederek “Biz kazanacağız” sözüyle konuşmasını sonlandırdı.

 

Image

 Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) sözcüsü Amir el-İgiadi.

 

 

Irak’taki vahşet korkunç boyutlarda

 

Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) adına söz alan Şeyh Amir el-İgaidi konuşmasında şunları söyledi: “Bugün Irak’ta Amerikan işgal güçlerinin işlediği insan hak ihlalleri ve uygulamalar aklı başında ve mantıklı bir insanın kaldıramayacağı suçlardır.  Tarih boyunca insanlığın, medeniyetin gelişmesini sağlayan bu köklü ülkeyi Amerika, İngiltere ve beraberindekiler yok etmeye çalışıyor. Hayata bağlı ve barışsever Irak halkı insanın yaşayabileceği en kötü hayat şartlarını yaşamaktadır. Her yerde hapishaneler var. Ebu Gureyb’i zaten herkes biliyor. İşgal güçlerinin masum ve tertemiz Irak halkına yönelik işlediği vahşi işkenceler ve uygulamalar dünyanın başka yerlerinde olmayan uygulamalardır.


Amerikan işgal askeri adalet, barış ve özgürlük adına istediği suçu işleyebiliyor. Çünkü özgürlük sadece onlar içindir! Tüm bu yaptıklarını ülkesinin güvenliği için yapıyorlar. Gece-gündüz evlere baskın düzenliyor, tanklarıyla her şeyi yıkıyor, teröre savaş bahanesiyle hatta erkek, kadın, çoluk çocuk ayrımı yapmadan istediklerini öldürüyor. Bu işgal güçleri kadınları tutukluyor, onlara tecavüz ediyor. Tıpkı dün yaşandığı gibi küçük kız çocuklarına tecavüz ederek tüm ailesini vahşice katledebiliyor. Tüm bu yapılanlar Bush’un iddia ettiği gibi barış, adalet, özgürlük, teröre karşı savaş ve demokrasi için yapılıyor.


Iraklı çocuklara gelince…. Amerikan işgal güçlerinin saldırıları nedeniyle korkudan çocukların psikoloji bozuldu, birçoğu psikolojik ve saldırılar nedeniyle fiziksel hastalıklarla karşı karşıya. İşgal nedeniyle Irak’ta hizmet sektörü felç olmuş, elektriğin ne olduğu unutulmuş, altyapı hizmetleri çökmüş ve iki büyük nehrin geçtiği ülkemizde insanlar temiz suya ulaşamaz hale gelmiştir.  İşsizlik % 70 oranına ulaştı. Bu yüzden rüşvet, hırsızlık, hortumculuk ve hırsızlık olayları çoğaldı. Böylece Irak sadece canavarların yaşayabileceği bir ormana döndü.

 

Geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz Iraklı bilim adamı İsam er-Ravi.

 


Durumu daha da kötüleştiren şudur ki ABD kendi standartlarına uygun kendisine hizmet edecek, halkı daha çok ezecek bir hükümet getirdi. Bu hükümet son derece vahşi, aşırı ve bölücü bir politika takip ederek işgalcileri aratmadı. Hiç suç işlemeyen onbinlerce masum Iraklı sivil, Irak Hükümeti tarafından hapishanelere atıldı.


Bu bölücü hükümet ülkemizde fitne ve fesat yaymaktadır. Irak içişleri bakanlığına bağlı ölüm tugayları ve bölücü milis güçler gece-gündüz Irak sokaklarında masum insanları avlıyor. Sivil halkın evlerine baskın yapıyor, istediklerini tutukluyor ve öldürüyor. Sonuç olarak gözleri matkapla oyulmuş, vücudunun her yeri işkencelerle dolu, başları koparılmış onlarca cesede sokaklarda rastlanılıyor. Faşist ve Nazi hükümetleri aratmayan Irak Hükümeti kendisine karşı herkesi rahatlıkla öldürtüyor. Halkın suçu ise sadece ya dini, ya mezhebi ya da mensup olduğu ırkı oluyor. Bu konuşmamla sizleri korkutmak, kalplerinize hüzün vermek veya üzüntüye salmak istemiyorum. Bilakis Irak’ta hergün yaşamakta olduğumuz olaylardan sizleri haberdar etmek istedim. Böylece sizler de insani görevinizi yapabilirsiniz diye ümit etmekteyim.”


“Cellatlara Dur” deminin zamanı geldi


Amir el-İgaidi konuşmasının sonunda, “Irak Hükümeti’nin uyguladığı zulüm, fitne, fesat ve bölücülükten Iraklıları kurtarmak için bu yaşananları aktarıyorum. Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) olarak tüm sorunların çözümünün işgalin bitirilmesi ve işgalcilerin geri çekilmesi olduğuna inanıyoruz. Irak, Irak halkına bırakılmalıdır. Ayrıca Amerikan-İngiliz işgaline karşı yürüttüğümüz direniş ve mücadelemizin haklı ve meşru olduğuna inanıyoruz. Her zaman ve her asırda işgal edilen ülkelerde halkın işgalcilere karşı yürüttüğü meşru direniş gibi bizler de vatanımızı savunuyoruz. Irak’ın işgalden kurtarılması ve özgürleştirilmesi sadece direniş ile mümkündür. Ve zafer yakındır” diye konuştu.

 

İşbirlikçiler kadınlara tecavüz ediyor

 

Konuşmanın sonunda bir gazetecinin sorduğu “Irak Müslüman Alimler Heyeti (IMAH) direnişle ilgili taraflı, İslamcı ve milli bir söylev kullanıyor. Bunu bildirilerinde de rahatlıkla görebiliyoruz. Acaba bu Irak’ın tamamını kapsayıcı olamaz mı?” şeklindeki soruya İgaidi şunları söyledi: "Irak Direnişiyle ilgili kullandığımız beyanatlar İslami ve Milli beyanlardır. Çünkü işgalin hedefi Irak’ı mezhep ve ırklara dayalı olarak bölmektir. İkinci olarak eğer sizler isimlendirme olarak Arap, Kürt, Sünni veya Şii direniş diye isimlendirme yaparsanız bu, bölünmeye sebebiyet verir. Biz bunun için milli (vatani demekteyiz. Irak’ın büyük çoğunluğu müslümandır. Irak halkının Müslüman olması hasebiyle de direniş için İslami bir söylev kullanıyoruz. Direniş İslami ve milli bir direniştir."


Nokta Dergisinden Ceylan Hanım şu soruyu yöneltti: “ Gerçekten merak ediyorum. Irak denilince hep patlayan bombalar ve bombalama olayları aklımıza geliyor. Ben Irak’ta yaşayan kadınları merak ediyorum. Günlük yaşamları nasıl? Ne yiyorlar, ne içiyorlar, gülüyorlar mı, evleniyorlar mı? Çocuklarını okula gönderiyorlar mı? Yani Iraklı bir kadının günlük yaşamı nasıl?”


Bu soruyu İgaidi şöyle yanıtladı: “Böyle önemli bir soru sorduğunuz için teşekkür ederim. İnanın Iraklı kadınlar tarihinde yaşadığı en zor şartları yaşamaktadırlar. Bildiğiniz gibi geçen gün Sabrine el-Cenabi adlı bir bayan Irak Hükümet ordusuna ait güçler tarafından tecavüze uğradı. Bu tecavüzcü askerler ne yazık ki Irak Başbakanı Nuri el-Maliki tarafından ödüllendirildi!


Irak’taki kadınlar eğitim ve kültür seviyesi çok yüksek kadınlar idi. Okuma-yazma oranı son derece yüksek idi. Bizler kadının İslam açısından en şerefli varlık olduğuna inanmaktayız. Ancak ne yazık ki gelinen noktada Iraklı kadınlar cahil bırakılmaktadır. Birçoğunun eşi, ailesi ve yakınları öldürülmüştür. Aileler kız çocuklarını okullara gönderemiyor; zira kaçırılmalarından, öldürülmelerinden ve tecavüze uğramasından korkuyor.

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35