banner39

Dergilerden sizler için seçtiklerimiz

Ağustos sayısıyla farklı konuları okuyucularına sunan dergiler, farklı içerik ve yazar kadrosuyla sizleri değişik dünyalara götürecek.

Arşiv 08.08.2007, 15:10 10.08.2007, 09:22
Dergilerden sizler için seçtiklerimiz

Ağustos sayıları ile okuyucuyla buluşan bu ayki dergilerden Umran dergisi 22 Temmuz seçimlerini önplana çıkarmayı tercih ederken, Vuslat Dergisi ise, Kitle iletişim Araçlarının ürettiği Popüler Kültür: Şirk Kültürüdür” diye okuyucuları uyarmayı tercih etdiyor.

UMRAN DERGİSİ SEÇİMLERİ İRDELEDİ

Ağustos sayısında 22 Temmuz seçimlerini ön plana çıkaran Umran Dergisi, “22 Temmuz Sivil Tepki” başlığını kapak konusu olarak işlemiş.
“Uzun Soluklu Yürüyüş”üne bu ay da ufuk açıcı yazı ve değerlendirmeleriyle devam eden Umran, dolu dolu sayfalarıyla siz saygıdeğer okuyucusuyla buluşuyor.

Her ay gündemin, siyasetin ve düşünce dünyasının nabzını tutan Umran, Ağustos ayının bütün sıcaklığına rağmen serinletici kapak konusuyla yine okunmayı hak etmektedir.

22 Temmuz Sivil Müdahalesi: Siyaset Mühendisliğine Cevap
“Sistem Seçim Sınavında” demiştik geçen sayımızda. Halk, sınavı başarı ile geçti; ancak sistemin asıl sınavı Cumhurbaşkanı seçiminde. Halk 22 Temmuz’da; e-Muhtıra’ya, siyaset mühendisliğine, kadife darbe denemesine, Cumhurbaşkanı görmek istediği Sayın Abdullah Gül’ün Çankaya yolunun hukuki zorbalıkla kesilmesine “hayır” dedi. Umarız bu cevap doğru okunur ve Cumhurbaşkanlığı seçimi yeni bir rejim krizine dönüştürülmez.

Umran’ın kapak dosyası, bu konuyu enine-boyuna masaya yatırıyor. Prof.Burhaneddin Can, Doç.Mustafa Aydın, D.Mehmet Doğan, Ahmet Mercan, Mehmet Tepe, Dilaver Demirağ yazılarında; Abdurrahman Arslan, Ali Bulaç ve Cevat Özkaya açıkoturumda 22 Temmuz’un verdiği mesajı farklı perspektiflerden derinlemesine tahlil ediyorlar. Umran/ek de, bu tahlilleri temellendirmemize yardımcı olacak istatistik bilgiler içeriyor.

VUSLAT POPÜLER KÜLTÜRÜ İNCELEDİ

Bu sayıda, insanoğlunun kitle iletişim araçlarının karşısında çok çabuk savruluşuna ve üretmiş olduğu popüler kültüre karşı uyarı niteliğinde “Kitle iletişim Araçlarının ürettiği Popüler Kültür: Şirk Kültürüdür” kapak konusu.
Dünyanın gereği olarak, hayatımızda kitle iletişim araçlarının önemli bir yeri bulunmaktadır. Günümüzde kitle iletişim araçları denilince akla ilk olarak yazılı ve sözlü basın yani kitap, dergi, gazete, sinema, radyo, televizyon, bilgisayar, internet, CD, DVD vb. Gelmektedir.

Bilgi ve iletişim teknolojileri giderek artan bir oranda hayatımıza etki etmekte; bu gelişmenin yansımaları kendilerini ekonomide, siyasette, toplumsal hayatta, akademik alanlarda ve yönetim alanın da göstermektedir.

Dünyanın en ücra bir köşesinde olan bir olay, farklı toplumlar, farklı hayat biçimleri, savaşlar, çatışmalar, eğlenceler, ideolojiler, fikirler ve daha niceleri sihirli kutunun ardından oturma odalarına yansıyor. Dolayısıyla başta İnternet ve TV olmak üzere tüm medya araçları, olumlu ve bilinçli kullanıldığında insanın en büyük eğitim ve değişim aracı olabilecek bir nitelik taşırken, ne var ki bugün medyanın, insanları giderek tek tipleştirip sıradanlaştırdı.

Çağımızda insan davranışları üzerinde sürekli, yaygın ve birinci derecede etkili olan kitle iletişim araçları dikkate alınmadan bir eğitim olayı düşünülemez denilebilir. Fakat daha eleştirel bir yaklaşım geliştiremediğinden dolayı insan, kitle iletişim araçları karşısında en hassas kitledir. Dolayısıyla bu araçlar toplumun davranışlarını, hayat biçimini daha çok etkiler. Burada bizlere düşen görev, bu araçların iyi yönlerinden toplumlarının yararlanmalarını sağlamak ve zararlarından korumaktır.

Kitle iletişim araçlarından televizyon bütün insanlığı etkileyen ve yönlendiren en güçlü yayın araçlarının başında gelmektedir. Televizyondan yetişkinlere oranla çocuklar daha çok etkilenmektedirler. Yapılan bir ankette "Babanızı mı daha çok seviyorsunuz, televizyonu mu?" sorusuna, ankete katılan çocuklardan yüzde 44'ü "televizyon" demiştir.

"Annenizi mi daha çok seviyorsunuz, televizyonu mu?"şeklindeki diğer bir soruya "televizyon" diyenlerin sayısı yüzde 20'dir. Televizyon sadece bir eğlence aracı değil, çocukların dünya görüşlerinin büyük bir çoğunluğunu kaptıkları bir iletişim aracıdır. Kitle iletişim araçlarının toplumların dönüşümünde ne kadar etkili olduğuna dikkat çekmek için incelendi.

BİLGE ADAM DERGİSİ

Modernite ve Müslümanlar başlıklı dosyayı kapak yapan 'Bilge Adam' Dergisi, teknolojideki son gelişmeleri ve Müslümanca düşünmenin ve yaşamanın imkânlarını irdelemekte.

Düşünce, tıpkı akan bir su gibi, toplumların ruhunda, algı biçimlerinde ve davranışlarında yeni arayışlar bulursa canlılığını koruyacaktır. Düşünceler hayatın gerçeği içerisinde yer etmediği ve uygulanmadığı zaman durgun suyun uğradığı akıbetten kurtulamaz; nihayet bataklıklar oluşur ve sinekler ürer.

Dolayısıyla düşüncenin akması, kozmik anlamda varolan hareket ve dinamizmle uyumlu bir şekilde yenilenme halinin korunması gerekmektedir. Müslüman'ın düşünme faaliyeti, Hikmet’i arama çabası ve varlık âlemini anlamaya yönelik faaliyetler bütününü içermektedir ki bu da ilim ve hikmetin imtizacı ile mümkün olabilecektir.

Bunun anakronik bir sapma yaşamadan sürmesi ve her yaşanılan çağın gereklerini ve o çağda "kendisi" olarak var olma mücadelesini de içermektedir. İçinde bulunulan düşünce krizi, geleneğiyle barışık, ama en başta Vahyin belirlediği ilkeler çerçevesinde zeminini oluşturmayı zorunlu kılmaktadır.

Modernleşme nedir? İnsanlık durumunda tabii bir sonuç mudur? Yoksa bir sapma ve savrulma/tasavvur değişikliği mi? Ya da Modern eleştirisi bizlere ne kazandırır?

Modernleşme, Batı-dışı toplumlardaki modernleştirici elitin öngördüğü şekilde objektif, geri dönülemez ve evrensel bir süreç midir?

Moderniteyi bir tecrübe olarak algılamak ve içinde yaşadığı dünyanın bütün bir birikimini soğukkanlı ve akılcı bir süzgeçle eleyerek lehine kullanabileceği araçlar geliştirmek mümkün mü?

Aklın fonksiyonu ve modernite ile ilişkisi hakkında neler söylenebilir?

Moderniteyi alelacele aşmak yerine; almak, vahy ile ıslah etmek, bu verili birikim içerisinde daha olumlu, yapıcı ve kurucu değerler üretmeye çalışmak, belirsiz gelecek yerine somut olay ve olguların doğru kavranıp yeniden üretilmesine çabalamak, daha reel ve işlevsel bir tutum sayılabilir mi?

Bu ve benzeri soruların cevaplarının arandığı bu sayıda, birçok nitelikli makale ile karşınızdayız.

Ahmet Davudoğlu’nun Modernleşme Sürecinde Entelektüel Dönüşüm, Abdulkerim Suruş’un Yanlışlanabilen Beşeri Bilgi ve Türkiye'de pek tanınmayan İran’lı düşünür Muhsin Kediver’in İslam ve Modernite-nin Alışverişi adlı makalesi ile Seyyid Muhammed Hatemi'nin İSAV’da sunmuş olduğu İslam Dünyasında Modernlik ve Gelenekselcilik adlı tebliği, ayrıca son zamanlarda İslam dünyasında yaşanan mezhep kavgasının ...önemine binaen Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın Mezhebi Felaket adlı yazısını derginin sayfaları arasında bulacaksınız.

Abdurrahman Arslan ile yapılan söyleşi de ise modern anlayış, duyuş ve düşünme biçimini sorgulanıyor.

Ali Bulaç devam edecek olan İslam düşüncesi yazılarına bu sayıda başlıyor. Atasoy Müftüoğlu, Nevzat Tarhan, Sadık Yalsızuçanlar, Recep İhsan Eliaçık, Ahmet Özcan, Kadir Canatan, Ramazan Kayan, Abdulaziz Tantik, Turan Kışlakçı, Cemil Polat gibi düşünce adamlarımızın dosya çerçevesinde yazılarını bulacaksınız.

İrfan yazılarında Hüseyin Caneri Gelenek ve Modernlik arasında İki Sufi metaforuyla, Müslih Sezer ise Seyh-i Sanan ve Aşkın Gücü adlı makalesiyle köprüler kuruyor. Edebiyat içerikli yazılar da Tahir Karaç'ın Çöl Yazıları ile Arife Tuğba Çetinkaya, Mehmet Zahir Ertekin, Seyfullah Yaşar, Hacı Yılmaz’ın yazıları yer almakta, Abdurrahman Arslan’ın Yeni Bir Anlam Arayışı adlı eserini ise Ebubekir Çakar yorumlamakta.

ANLAYIŞ DERGİSİ

Diğer bir çok dergi gibi 22 Temmuz seçimlerini kapağa taşıyan Anlayış dergisi, "22 Temmuz İhtilali" ded.

 Demokrasi iki türdür: Has demokrasi, naçar demokrasi. Birincisi semirmiş milletlerde, ikincisi semirmemiş ya da semirmekte olan milletlerde karşımıza çıkar. Bir başka deyişle, kimileri darbeli demokrasiye mahkum, kimileri darbesiz demokrasiye maliktirler.

Dünyada darbeler dağıtılırken Türkiye’nin payına sadece iki darbe düştü. Latin Amerika ülkeleri ile karşılaştırıldığında göze batan bu eksiklik, bugüne kadar askerî muhtıralarla giderilmeye çalışıldı. Nitekim 1950 sonrasının siyasi ortamında (zaten semirmiş milletler ve semirmekte olan milletler ayrımı da bu tarihte keşfedilmemiş miydi?), yaklaşık her on yıllık döneme bir askerî müdahale düştü ve beş adet askerî müdahale siyasi hayatımıza giriverdi.

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan. Beş müdahale, beş soru: Vazgeçmek ister misiniz? Vazgeçer misiniz? Vazgeçmeyecek misiniz? Emin misiniz? Son kararınız mı? Vazgeçilmesi gereken “alternatif iktidar arayışları”, vazgeçecek olan da “millet” idi. Millet ise bir türlü vazgeçmiyor ve her seferinde “emin” olduğunu gösteriyor.

Dosyamız, Türk siyasi hayatının bu kısır döngüsüne odaklanıyor. 22 Temmuz seçimleri sonrasında bir yenisine tanıklık ettiğimiz “halkın cevabı” serisini ve bu cevaplara kaynaklık eden “askerî sorular”ı masaya yatırıyoruz. Hasan Kösebalaban 27 Mayıs ihtilali, Murat Yeşiltaş 12 Mart muhtırası, Murat Yılmaz 12 Eylül darbesi ve Yasin Aktay 28 Şubat müdahalesi sonrasında gündeme gelen kritik seçimleri incelikle analiz ediyor ve böylelikle bugüne ilişkin birçok ders çıkarmamıza imkan tanıyorlar.

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?