banner15

Derin ABD Bush'u Gözden Çıkartıyor!

İsrail destekçisi güçlü lobi grubu AIPAC, Bush yönetimine yıllardır verdiği sarsılmaz destekten sonra, Beyaz Saray'a, İran’ın nükleer programını ele alışı konusunda çok sert eleştirilerde bulundu. Küresel Gücün Kara Şahin’i Rice oluyor.

Derin ABD Bush'u Gözden Çıkartıyor!

Dünyada gizliliğe en fazla önem veren istihbarat örgütlerinden NSA’nın telekulak operasyonunun deşifre olması, Bush Yönetimi’ne gönderilen en önemli “ikaz işareti” olarak yorumlanıyor. İsrail destekçisi güçlü lobi grubu AIPAC da, Bush yönetimine yıllardır verdiği sarsılmaz destekten sonra, Beyaz Saray’a, İran’ın nükleer programını ele alışı konusunda çok sert eleştirilerde bulundu. Washington’un en yakın olduğu ve en etkili lobilerden biri olan AIPAC’ın bu sert açıklamaları, düşük anket yüzdeleri ve halkın Irak’taki savaşla ilgili giderek artan hoşnutsuzluğuyla boğuşan Bush yönetimi için çok zor bir döneme denk geldi. Dünya -gerekirse- yeni bir "Monica" olayıyla karşılaşabilir.

Aldıgı halk desteği son bir yılda büyük ölçüde azalan ABD Başkanı George Bush’un dertleri büyüyor. İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un ağır hastalığı, Irak’ta şiddetin yeniden tırmanması ve Washington’da Cumhuriyetçi Parti’yi sarsan yeni bir yolsuzluk skandalının patlak vermesi, yasal olmayan şekillerde binlerce ABD’linin haberleşmesinin izlendiğininin ortaya çıkması, Başkan Bush’un içte ve dışta işini zorlaştırıyor. İşlerin parlak gitmediği Irak’ta asker kayıplarının artması, Katrina felaketine tepkide geç kalınması ve Washington’ı ardı ardına sarsan siyasi skandallar, Başkan Bush’u geçen yıl rahat bırakmadı. Bunların sonucu, Bush’un aldığı halk desteği 2005 yılı boyunca düzenli şekilde düştü. Ancak 2006 başlarken Bush’u daha da zor bir yılın beklediği ortaya çıktı. Gazze’den çekilme kararının mimarı İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un siyaset sahnesinden büyük ihtimalle çekilecek olması, Ortadoğu barış sürecinin geleceğini belirsizliğe itti. Tam aynı sırada, Irak’ta şiddet arttı ve saldırılarda yeni yılda 250’den fazla kişi öldü.

Bu arada nükleer çabalarını sürdüren İran ile gerginlik arttı. İçte ise, Jack Abramoff adlı lobicinin Cumhuriyetçi Parti’ye mensup bazı kongre üyeleriyle yasal olmayan para ilişkileri ortaya çıktı. Gözlemcilere göre bu gelişmeler ve yeni skandal, 2006’da Bush’un içte ve dışta işini çok zorlaştırıyor. En önemlisi ise, İsrail destekçisi güçlü lobi grubu AIPAC’ın, Bush yönetimine yıllardır verdiği sarsılmaz destekten sonra, Beyaz Saray’a, İran’ın nükleer programını ele alışı konusunda çok sert eleştirilerde bulunması... Capitol Hill’de yapılan toplantıda, AIPAC, Bush yönetiminin İran’la ilgili son kararlarını “tehlikeli”, “rahatsız edici”, ve “uygunsuz” olarak nitelendirdi. Bush yönetimini zora sokan bazı gizli operasyonların deşifre edilmesi, Beyaz Saray’ı ve Pentagon’u kontrolünde tutan Kabbalist Savaş Çetesi’nin, Başkan Bush’u gözden çıkardığı şeklinde yorumlanıyor. Bir görüşe göre ise Başkan Bush aleyhindeki tüm bu gelişmeler, O’nu İran’a askeri bir saldırıya ikna etme operasyonunun birer parçaları... İngiltere, Almanya ve Fransa Dışişleri Bakanları, İran ile nükleer programına ilişkin sorunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ele alınma zamanının geldiğine karar verdi. Ancak İran’a karşı atlantikaşırı koalisyon aslında göstermelik, çünkü herkes, İran Güvenlik Konseyi’ne havale edilirse ambargonun Rusya ve Çin’in direnişi ve hatta vetosuyla karşılaşacağını biliyor. Bu nedenle de Tel Aviv’in gözleri yine Bush’un üzerinde...

Musevi Lobisi Bush Yönetimi’nin İran Politikasından Rahatsız

İsrail destekçisi güçlü lobi grubu AIPAC, Bush yönetimine yıllardır verdiği sarsılmaz destekten sonra, Beyaz Saray’a, İran’ın nükleer programını ele alışı konusunda çok sert eleştirilerde bulundu. AIPAC, geçtiğimiz Aralık ayında Capitol Hill’de yapılan toplantıda, Bush yönetiminin İran’la ilgili son kararlarını “tehlikeli”, “rahatsız edici”, ve “uygunsuz” olarak nitelendirdi. Daha önceki bir bildiride de Beyaz Saray’ın politikalarının aslında, İran’ın nükleer silah edinmesine yardımcı olduğu iddia edilmekteydi. Washington’un en yakın olduğu ve en etkili lobilerden biri olan AIPAC’ın bu sert açıklamaları, düşük anket yüzdeleri ve halkın Irak’taki savaşla ilgili giderek artan hoşnutsuzluğuyla boğuşan Bush yönetimi için çok zor bir döneme denk geldi. ABD’li yetkililer, Bush’un İngiltere Başbakanı Tony Blair’le İran hakkında yaptıkları telefon görüşmesinin AIPAC’ın endişelerini daha da arttırdığını bildirdiler. Musevi Lobi Gurubu AIPAC, önceki yönetimlerle –Demokrat ve Cumhuriyetçilerle- geçmişte çok tartışma yaşamıştı ama İsrail’in düşmanlarının bulunduğu bir bölgeye (İran, Irak ve Suriye) demokrasi getirme vaadi yüzünden başkanlığını tehlikeye atan Bush ile hiç sorun yaşamamıştı.

AIPAC’ı çileden çıkartan sorun, Bush’un, İran’ın Nükleer Çalışmaları meselesini BM Güvenlik Konseyi’ne rapor edilmesi için baskı yapmayı erteleme kararından sonra ortaya çıktı. Geçtiğimiz iki yıl boyunca İsrail ve Bush bu konuda birlikte hareket etmişlerdi. Ancak Bush diğer ABD müttefiklerinin çok az desteğini alabildiği için kararını değiştirdi ve İran’ın yerli kaynaklarla bir nükleer enerji programı oluşturmasına yetecek kadar nükleer çalışma gerçekleştirmesi yönündeki Rus teklifini onayladı. İran bu teklifi daha önce reddetmişti. Musevi Lobisi AIPAC, Kongre üyelerine gönderilen bir açıklamasında, “Güvenlik Konseyine gitmeme kararı ve Rusya’nın teklifini destekleme yönündeki ABD kararı bir arada değerlendirildiğinde, bu durum, yönetimin İran politikasında rahatsız edici bir sapma olduğunu göstermektedir ve bu da ABD ve bizim müttefiklerimiz için bir tehlike oluşturmaktadır,” diyerek rahatsızlığını açıkladı. AIPAC, “Bu karar İran’ın nükleer silahlarla ilgili araştırmalarını kolaylaştırmakta ve İran’ın böyle bir yeterliliğe ulaşamaması için sürdürülen uluslararası çalışmaları baltalamaktadır” demekte. Sonuç itibariyle İsrail Lobi Gurubu AIPAC, Bush Yönetimi’nin İran politikasından son derece rahatsız. Musevi Lobisi’nin desteğini kaybetmek üzere olan Bush Yönetimi’ne bir ikaz anlamı taşıyan diğer konular ise şöyle:

Bush’a Kongre’den ağır darbe

ABD’de tartışmalara neden olan Yurtseverlik Yasası’nın geçerlilik süresi, Kongre tarafından sadece beş hafta uzatıldı. Amerikan Kongresi, Senato’nun altı ay daha uzatılmasını onayladığı Yurtseverlik Yasası’nın geçerlilik süresini daha da kısalttı ve 3 Şubat’a kadar yürürlükte kalmasına onay verdi. Bu karar, “Yurttaşlık Yasası“ olarak adlandırılan terörle mücadele yasasını kalıcı hale gelmesini isteyen Bush yönetimi için ağır bir darbe. Zira, 11 Eylül’den sonra çıkarılan yasa, Bush yönetimine olağanüstü yetkiler tanıyordu. Senato, daha önce, yasanın süresinin altı ay uzatılmasını kararlaştırmıştı. Bu bile, Bush yönetimini rahatsız ederken, Kongre’nin diğer kanadı Temsilciler Meclisi, yasanın geçerlilik süresinin bir ay olması yönünde tavır aldı. Daha sonra Senato ve Temsilciler Meclisi, yasanın 3 Şubat’a kadar uzatılması yönünde karar alarak sorunu çözdü. Kongre’den bir yasa veya kararın çıkması için, iki kanatta kabul edilen metinlerin, tamamen aynı olması gerekiyor.

Bush yetkilerini kaybedecek

Şimdi Bush yönetiminin bu karara nasıl bir karşılık vereceği bilinmiyor, ancak Kongre’de bu konuda yoğun tartışmalar yaşanması olası. Bu kararla birlikte Kongre’deki desteğinin azaldığı görülen Bush, 3 Şubat’tan sonra sahip olduğu olağanüstü yetkileri kaybedecek. Yasa, son günlerde tartışmalara neden olan telefon ve elektronik haberleşmelerin mahkeme izni olmaksızın Bush’un onayıyla izlenmesine olanak tanıyordu. Hükümet, bu gibi yetkilerin olası terör saldırılarının önlenmesi için gerekli olduğunda ısrar ederken, Demokratlar ve Cumhuriyetçi politikacıların bir kısmı hak ihlallerine neden olabileceği gerekçesiyle Yurtseverlik Yasası’na karşı çıkıyordu. Ayrıca ABD’deki çok sayıda sivil toplum örgütü de yasanın başlıca muhaliflerindendi.

Telekulak skandalı

ABD’de telefon konuşmalarının ve elektronik haberleşmelerin Bush’un onayıyla mahkeme izni olmaksızın istihbarat kuruluşlarınca izlendiğini ortaya çıkaran telekulak skandalının ardından, Yurtseverlik Yasası’nın süresiz uzatılmasıyla ilgili tartışmaları alevlendirmişti. Bush, mahkeme izni olmaksızın verdiği onayların yasal dayanağı olduğunu savunmuş ve terörle mücadele önlemlerini öne sürmüştü. Dünyada gizliliğe en fazla önem veren istihbarat örgütlerinden NSA’nın telekulak operasyonunun deşifre olması, Bush Yönetimi’ne gönderilen en önemli “ikaz işareti” olarak yorumlanıyor.

Abromoff skandalı Amerikan siyasetini karıştırdı

Amerikan iç siyaseti lobici Jack Abromoff’un neden olduğu rüşvet skandalıyla çalkalanıyor. Abramoff’un açıklamaları, eski Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Parti grup başkanı Tom DeLay’i grup başkanlığında ısrar etmekten vazgeçmek zorunda bıraktı. Cumhuriyetçi lobici Jack Abramov’un ABD’de yol açtığı skandal büyüyor. Abramoff, Kızılderi kabileleriyle yaptığı yasadışı kumarhane bağlantılarıyla manşetlere yansıdıktan sonra Kongre üyelerine rüşvet dağıttığını açıklaması, Amerikan iç siyasetini karıştırdı. Abramoff’un açıklamaları, eski Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi Parti grup başkanı Tom DeLay’i grup başkanlığında ısrar etmekten vazgeçmek zorunda bıraktı. Ancak DeLay, bütçe komisyonu üyeliğini sürdüreceğini ve kasım ayındaki Kongre seçimlerinde yeniden adaylığını koyacağını söylüyor. 1980’li yıllardan beri Kongre üyesi olan “çekiç” lakaplı muhafazakar politikacı, ABD Başkanı George Bush’un Temsilciler Meclisi’deki en sadık müttefikleri arasında yer alıyor.

Başkan Bush’un en yakın arkadaşlarından Teksaslı Temsilciler Meclisi üyesi Tom DeLay’in üç yıl önce devraldığı parti grup başkanlığı 2005 sonbaharında bağış skandalı yüzünden dondurulmuş, ama DeLay ‘hiçbir kusuru olmadığını, hiçbir yasayı çiğnemediğini ve meclis kurallarına her zaman riayet ettiğini’ söyleyerek dönüşünün gecikmeyeceğini duyurmuştu. DeLay, suçlamaların mesnetsiz çıkacağına güveniyor ve grup başkanlığına döneceğine garanti gözüyle bakıyordu. Ancak son gelişmeler, Teksaslı politikacının siyasi kariyerine olumsuz etki yapacağa benziyor. DeLay’in adı şimdi de Washington’un süper lobicilerinden Jack Abramoff’un açıklamalarıyla patlak veren skandala karıştı. Abramoff, politikacılara bol rüşvet dağıttığını ve iddia tanıklığı yapmaya hazır olduğunu açıklamıştı. Abramoff’un, “Kongre üyesi DeLay’ın en yakın mesai arkadaşlarından biri yasadışı işlerimde bana yardımcı oldu” şeklindeki sözleri Başkan Bush’un Temsilciler Meclisi’ndeki en önemli adamını geri adım atmak zorunda bıraktı. Kongre ara seçimleri yılında patlak veren skandal Demokratlar’a ise siyasi rakiplerine saldırma fırsatı yarattı. Temsilciler Meclisi üyesi Louise Slaughter, DeLay-Abramoff bağlantısının Cumhuriyetçiler sisteminin tipik bir özelliği olduğunu ve parlamenter tarihin belki de en büyük yolsuzluğuyla karşılaştıklarını söylüyor.

Televizyonlardaki açık oturumlarda da benzeri yakıştırmalar yapılıyor. Bu politika uzmanı “Açık konuşalım, burada para ve maddi çıkar karşılığında politikacı makamını satıyor mu, satmıyor mu. Bütün mesele bu” şeklinde konuşuyor.Bu skandaldan asıl zararlı çıkanın Başkan Bush olduğunu öne süren bir diğer uzman da ‘DeLay sahneden silinirse mağlupun adı George Bush’ olur diyerek Başkan’ın iyice köşeye sıkıştığı mesajını veriyor.

Bush’tan Irak itirafları

Bush’u köşeye sıkıştıran bir değr konu ise Irak ve buradaki direnişin gittikçe güçleniyor olması... ABD Başkanı George Bush Amerikan halkına yönelik yaptığı bir konuşmada, Irak savaşına ilişkin verdiği bazı yanlış kararların, korkunç kayıplara neden olduğunu söyledi. Beklentilerden daha zor bir savaş olduğunu ifade eden Bush, ancak savaşın kazanılacağını savundu… Amerikan Başkanı Bush, ilk kez hatalı kararlar aldığını itiraf etti. Irak’ta kitle imha silahları olduğuna dair savaş öncesi verilen istihbaratın büyük ölçüde yanlış çıktığını yineleyen Bush, bu aşamadan sonra ABD güçlerinin zamanından önce Irak’tan çekilmesinin vahim sonuçlara yol açacağını vurguladı. Bush, ‘’Irak’tan erken çekilirsek, Iraklı dostlarımızı yalnız bırakırız, dünyaya ABD’nin sözünü tutmadığı mesajını veririz, bölgedeki diktatörler bize güler, Irak’ı bize saldırmaya söz veren düşmanlarımıza terketmiş oluruz ve küresel terörist hareket cesaretlenerek daha önce hiç olmadığı kadar tehlikeli hale gelir’’ dedi.

Irak’a girmenin sorumluluğunu başkan olarak üstlendiğini belirten Bush, Irak’ta 2 bin 150’den fazla Amerikan askeri ve 30 binden fazla Iraklı sivilin öldüğünü de dile getirdi.

Bush’tan işkence yasağına onay

Bush’la Beyaz Saray’ı ele geçirmiş olan Kabbalist Savaş Çetesi’nin arasıda çatlağa neden olan bir diğer konu ise, ABD’de terör zanlılarına işkenceyi yasaklayan yasayı Başkan Bush’un onaylaması... ABD Başkanı George Bush uzun süren tartışmaların ardından, yabancı terör zanlılarına işkenceyi yasaklayan yasa tasarısını onaylayacağını söyledi. Bu yasaya aylarca karşı çıkan Bush’un bu tavrı, Başkan Yardımcısı Dick Cheney açısından bir yenilgi olarak değerlendiriliyor. 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’de, istihbarat servisi CIA’ye geniş yetkiler tanınmış ve örgüt güçlendirilmişti. Bu yetkiler arasında, CIA’ye ülke dışında terör zanlılarını tutuklama izni verilmesi de bulunuyordu. Irak’ın başkenti Bağdat’taki Ebu Gureyb Cezaevi’nde ortaya çıkan işkence skandalı ve CIA’in birçok ülkede gizle cezaevleri bulunduğu ve buralarda işkenceye başvurulduğu yönündeki iddialar, ABD’nin son dönemlerde sık sık eleştirilmesine neden olmuştu. Uluslararası toplum, ABD’den altına imza attığı İşkenceyi Önleme Konvansiyonu’na uymasını istiyordu. ABD içinden de son dönemde, Bush yönetimine karşı sesler yükselmişti. Amerikalı eski politikacılar ve Amerikan Kongeresi’ndeki iki büyük partinin üyeleri, işkence iddialarının ABD’nin imajına zarar verdiğini ve bunun düzeltilmesi gerektiğini dile getirmişlerdi.

Bremer, Bush yönetimini yerden yere vurdu

Irak’ın eski sivil yöneticisi Paul Bremer, Irak’ta görev yaptığı sürede yaşadıklarını bir kitapta topladı. Bremer, pisaya yeni çıkan kitabında, Bush yönetimini adeta yerden yere vuruyor. Birbiri adına patlak veren skandallar ve Irak’taki kayıplar arttıkça, popülaritesi giderek düşen ABD Başkanı George Bush’a bir darbe de bir zamanlar gözdesi olan, Irak’ın eski sivil yöneticisi Paul Bremer’den geldi. Yetki devrinden önce ABD’nin Irak’taki en üst düzey sivil yetkilisi olan Bremer, şimdilerde Irak’ta yaşadıklarını anlatan bir kitap yazdı. “Irak’taki Bir Yılım“ diye Türkçe’ye çevrilebilecek kitapta Bremer, Washington’ın Irak politikasını açıka eleştiriyor.

2003 yılının Aralık ayında Saddam Hüseyin yakalandığında, “Onu ele geçirdik!“ sözleriyle tarihe geçen Bremer, 14 ay süren Irak görevi boyunca oldukça sıkıntılı anlar yaşamış. En büyük derdinin asker sayısının azlığı olduğunu belirten Bremer, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’e de defalarca başvurmuş, ama istediği cevabı alamamış. Bu kadarla da kalmıyor Bremer’in eleştirisi. ABD’nin Irak’a girerken, planı ve belirli bir stratejisi olmadığını, hatta Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in bir konuşma sırasında, “Zafere götürecek stratejimiz yok“ dediğini anlatıyor. “Bağdat yanıyordu!“ böyle başlıyor, Bremer’in profesyonel bir yazar tarafından kaleme alınan anıları. Piyasaya henüz çıkan Bremer’in 417 sayfalık kitabı, kendisini eleştirenlere bir cevap niteliği de taşıyor. Zira, Bremer’in Irak görevi süresince çok hata yaptığını, Irak ordusunu eğitmek yerine silahsızlandırdığını ve güvenlik sorununu hafife aldığını iddia edenler var. Bremer ise Amerikan istihbarat servislerinin, bugün artık var olmadıkları anlaşılan kitle imha silahlarını aramaktan başka bir şey yapmadığını ve Washington’ın direniş hareketlerinin filizlenebileceği ihtimalini aklına bile getirmediğini ileri sürüyor. ABD Başkanı Bush’un da, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın da eleştirilerden nasibini aldıkları kitapta, “Biz Amerikalılar başarısız bir işgal gücüydük. Iraklılar’ı bile koruyamıyorduk“ satırları dikkat çekiyor. (Dünya Gündemi Haber Merkezi)

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48