Divan Edebiyatı Estetiği

Divan Edebiyatı Estetiği meraklı okur için hem önemli bir kaynak, hem de Divan şiiri alanında yeni bilgilerin peşine düşmek için bir teşvikçi olacaktır.

Divan Edebiyatı Estetiği

Asım Öz/Dünya Bülteni

Lise yıllarındayken edebiyat derslerinde bir iki yıl boyunca divan şiirini okumuştuk. Okuduğumuz kitap, Nihat Sami Banarlı’ya aitti. Derslere giren öğretmenlerimiz birkaç tema dışında açıklamalı Divan şiiri birikiminden yoksundu. Bu birikimsizlik nedeniyle belki, Divan şiiri konusunda yanlış olduğu ileri sürülen kanıyı doğrularcasına halka ulaşamıyor, "havâss"ın tekelinde kalıyordu.

Adlandırma Sorunu

Pek de bilinçli olmayan bu ön bilgi sonrasında divan şiirini özellikle toplumsallık ve sanatta hamilik bahsinde okuduğumu kimi örneklerle kısmen özümlediğimi söyleyebilirim. O nedenle Divan edebiyatına dönük kuramsal kitaplara büyük bir ilgi ile okurumu. Bu bağlamda yayımlan kitaplardan Cihan Okuyucu’nun Divan Edebiyatı Estetiği bu edebiyatın çeşitli veçhelerini kavramak bakımından oldukça önemli. Tanzimat'tan bu yana Osmanlı dönemi edebiyatına "Yüksek zümre edebiyatı, Saray edebiyatı, Ümmet çağı Türk edebiyatı" gibi adlar verildiği biliniyor. Bu nitelemeler arasında "Divan Edebiyatı" nitelemesi yetersiz kalabilir.Hatta daha bütüncül olarak Osmanlı edebiyatı tercih edilebilir. Üstelik Osmanlı dönemindeki edebiyata "Osmanlı edebiyatı" denmesinin nedeni rahatlıkla açıklanabilir. Bu konuda Cihan Okuyucu’nun da çok yararlandığı Prof. Dr. Ömer Faruk Akün'e gönderme yapabiliriz: "Hangi düşünce ile bulunmuş olursa olsun divan edebiyatı sözü esasında ilmî ve yeterli bir adlandırma değildir. Türlü verileriyle altı asır sürmüş koca bir edebiyatı yalnız divanlara inhisar ettirip onun çok çeşitli eserleri verdiği birçok edebî nevi dışında bırakan, nesri ise hiç hesaba katmayan bu adlandırışın yanlışlığı kadar yetersizliği de meydandadır." Okuyucu adlandırma ile ilgili tartışmalara girmeksizin yerleşik kavramı kullanmayı tercih etmekte. Okuyucu’nun da kullandığı "Divan şiiri" ise Osmanlı edebiyatı içinde bir şiir anlayışını belirlemektedir ve günümüzde artık kavramsallaşmıştır. Son yıllarda bu konuda yapılan tartışmalar, çalışmalar ve değerlendirmelerle bu niteleme "divan" kelimesinin yaptığı sınırlı çağrışımların çok ötesindedir ve bir şiir anlayışının, biraz daha ileri giderek söylenebilirse, bir şiir akımının adıdır. Okuyucu’nun eserine geçmeden önce Divan edebiyatının Türkçe edebiyat dünyasında algılanışına ilişkin birkaç noktayı hatırlamak gerekecektir.

Eleştirel Bakışlar

Osmanlı toplumunun estetik almayışının şiir formu olarak karşımıza çıkan Divan şiiri, Cumhuriyetli yılların edebiyat kültürü içinde, çoğu zaman dışarıda tutulmuş, bizden sayılmamış, görmezden gelinmiş, küçümsenmiş, yalınkat, indirgemeci yaklaşımlar ve şablonlarla yansıtılmıştır. Tersinden bu edebiyat birikimine katıksız bir biçimde savunanlar da çoğu zaman onu çözümlemekten uzak durarak bir tür ölü kültür muamelesi yapmışlardır. Öte yandan divan şiirine dönük eleştirilerin tarihi, Cumhuriyet’in öncesine de uzanır. Bu edebiyata dönük ilk büyük darbeyi, çeşitli vesilelerle Namık Kemal vurur. Sonuncusunu da Cumhuriyet devrinin bir divan şiiri otoritesi: Abdülbaki Gölpınarlı. Namık Kemal’inki 1866’da başladığına, Gölpınarlı’nın Divan Edebiyatı Beyanındadır kitabı da 1945’te çıktığına göre, seksen yıl, bu kadim sanatın cenazesinin kaldırılması için uğraşılmıştır. Mehmed Akif’in Namık Kemal ve din telakkisinin de etkisiyle sürdürdüğü Divan edebiyatı eleştirileri yanında Ruşen Eşref Ünaydın’ın Diyorlar ki (1918) kitabında yer alan söyleşilerde, Cumhuriyet’ten çok önceki kuşakların divan şiirinden a uzaklaşmış olduğunu gösterir.Birkaç örnek şöyledir: “Eski edebiyata hiç borcum yoktur. Fransa edebiyatına, bizim edebiyatımızdan kat kat daha çok borçluyum.” (Hüseyin Cahit Yalçın) “O fosil olmuştur.” (Rıza Tevfik Bölükbaşı) “Bugün artık eski edebiyatımıza hiç taraftar kalmadığı için bu, bahse bile değmez sanırım.” (Ömer Seyfettin) ”Bunların bana verdikleri zevk hiçbir zaman Fransızların klasik eserlerinin verdiği zevke denk olmamıştır.”(Refik Halid Karay) “Hayatla alakası yoktur. Tamamıyla soyut bir zihin ürünüdür.” (Fuat Köprülü)

Medeniyet Tarihinin Parçası

Cihan Okuyucu kitaba yazdığı "önsöz"de şu önemli saptamaları yapıyor: “Edebiyat tarihi sonuçta medeniyet tarihinin bir parçasıdır.O halde medeniyet tarihinin her alt başlığı zaruri olarak bütüne bağlıdır ve o bütün içinde anlam taşır.(..) Bizim amacımız da divan edebiyatını ele alırken onun hayatla ve diğer muhtelif sanatlarla olan karmaşık ilişkilerini unutmamak ve mümkün olduğunca konuyu sağlam bir fikri zemine oturtmaktır.” Okuyucu bu önemli satırların devamında divan edebiyatının kâinat tasavvuru ile İslam sanatları ve sanatkârlarının özelliklerine geçmeden önce biraz Türkçü bir bakışla yorumluyor.Ele alınan dönem bakımından bu oldukça anakronik bir bakış açısı olarak karşımıza çıkar. Divan şiirinin teknik özellikleriyle bu edebiyatın mihveri konumunda bulunan aşk konusu müstakil bir başlık altında incelenmiştir. Divan edebiyatının kaynakları arasında şunları öne çıkartıyor Okuyucu: Ortak İslâm kültürü, Acem esatiri, mahalli unsurlar başlığında dinî-tasavvufî-tarihî ve efsanevî kaynaklar, peygamber kıssaları, veli menkıbeleri ile tarihî ve efsanevî şahsiyetlere ait hikâyeler, efsane ve rivayetler, batıl ilimler ve inanışlar, şehname kahramanları, yerli malzeme, divan şairinin felsefesi alt başlıkları inceleniyor. Son bölümde ise divan şiiri hakkında yukarıda kısmen özetlediğimiz tartışmalar farklı yanları ile ortaya konulmaktadır.Divan edebiyatının varlık telakkisini açımlarken çoğu yorumcuda gördüğümüz “mukaddes bir sanat” anlayışından kaynaklı sembolizme boğulmuş bir yorum kipinin basın olduğunu görmekteyiz.Oliver Leman’ın tek boyutluluk olarak gördüğü bu durum hemen bütün divan edebiyatı araştırmacılarında mevcuttur. Hayali’nin 'Cihan-ârâ cihan içindedir arayıbilmezler/O mahiler ki deryâ içredir, deryayı bilmezler” deyişini anımsatırcasına divan şiirinin teorisinin noksan olduğunu da belirtiyor Okuyucu.: “Klasik edebiyatımız asıl enerjisini şiir vadisinde göstermekle beraber birçok sanat şubesinde olduğu gibi bu alanda da yapılan işin teorisini izah etmekte yetersiz kalmıştır.” Belki aşırı sembolizmden kaynaklı yorum kipleri çoğu zaman kuramsızlıktan kaynaklanmaktadır.

İkinci bölümde ele alınan önemli konu da “Osmanlı Toplumunda Şiir ve Şair” başlığını taşıyor. Okuyucu burada Osmanlılarda şairliğe meslek olarak bakıldığı dönemlerden çarpıcı örnekler veriyor. Konu ili ilgili olmak üzere, Osmanlının zirvede olduğu 16. asırda şairlerin nasıl korunup kollandığı, resmî vesikalarda kaydedilen caizelerle birlikte açıklanıyor. Bu konuda Halil İnalcık’ın Şair ve Patron adlı çalışmasıyla , Osmanlılarda edebiyata verilen desteğin devletin gücünü oluşturduğunu da anımsatmış olan ve Osmanlı Edebiyatında Hamilik Geleneği'ni inceleyen Tûbâ Işınsu Durmuş’un Tutsan Elini Ben Fakirin çalışması kadar oylumlu olmasa da böyle bir konunun ele alınıyor olması bile divan şiirini yorumlamaya yarayacaktır.

Atıf Sorunu

Kuşkusuz Divan Edebiyatı Estetiği; titizlikle incelenmiş yüzlerce metinden gelen birikimin ürünü. Eski Türk edebiyatı araştırmacısı Cihan Okuyucu, Divan şiirini "estetik" değerleriyle tartışıyor. Bu tartışmalı alanda yazmış bütün usta kalemlerin çıkarımlarını masaya yatırarak yeni bir senteze ulaşmaya çalışıyor. Ahmet Hamdi Tanpmar`dan Walter Andrews`e, Fuat Köprülü`den Ali Nihat Tarlan`a, Yahya Kemal`den Victoria Holbrook`a, Agâh Sırrı Levend`e geniş bir Divan Edebiyatı araştırmaları kitaplığı, Okuyucu`nun bu çalışmasında imbikten geçiriliyor. Ne var ki bu eserde Turgut Cansever’den yapılan alıntıların yahut ona yapılan atıfların doğrudan yazarın kendi eserlerinden değil Beşir Ayvazoğlu’nun Geleneğin Direnişi adlı eserinden yapılmış olması akademik niteliği de bulunan bir metin için ciddi kusurlardan biri olarak önümüzde durmaktadır. Kemal H.Karpat’tan yapılan alıntının Berna Moran’dan yapılmasında da aynı durum geçerli.Konu ile ilgili araştırma yapacaklar için kavram ve ad dizininin olmayışı da bir başka eksiklik. Yazarın “Günümüzde bu işi bizden çok daha iyi yapan ve yapabilecek olan meslektaşlarımız var şüphesiz. Yine de temennim, eksik ve hatalarına rağmen bu küçük çalışmanın da yapılan çalışmalar arasında kendine bir yer bulabilmesi ve haşre dek sönmemesini umduğumuz gazel meşalesinin anlaşılıp sonraki kuşaklara aktarılmasında mütevazı bir hizmet ifa edebilmesidir” diyerek önsözünü bitirdiği Yitik Düşler dergisinde yayımlanmış yazılarından oluşan Gazel Bahçesi kitabı bu çalışmayı bütünleyen bir çalışma olarak okunabilir.

Divan şiirini anlayabildiği kadarıyla anlatmaya çalışan Divan Edebiyatı Estetiği incelenerek okundukça, bazı düşüncelerine ve tavır alışlarına eleştirel olarak yaklaşılsa bile Okuyucu’nun kendi alanında dikkat çekici bir uzman olduğu, bu uzmanlığı bir öğretim üyesi için gerekli ve yeterli bilgilenme sınırlarının dışına taşıyarak zenginleştirdiği belli. Divan Edebiyatı Estetiği meraklı okur için hem önemli bir kaynak, hem de Divan şiiri alanında yeni bilgilerin peşine düşmek için bir teşvikçi olacaktır.

divaned.jpg

Divan Edebiyatı Estetiği,Cihan Okuyucu,Kapı Yayınları,İstanbul,2010,255 sayfa.

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2010, 16:33
banner53
YORUM EKLE

banner39