banner39

Edebiyat ve politika

Tanzimat'tan sonra gelişen edebiyatımızda görülen önemli bir özellik de, politikanın edebiyata girdiği, onunla iç içe, sarmaş dolaş olduğu gerçeğidir.

Arşiv 27.08.2007, 11:28 27.08.2007, 11:28
Edebiyat ve politika

M. Akif İnan

Tanzimat'tan sonra gelişen edebiyatımızda görülen önemli bir özellik de, politikanın edebiyata girdiği, onunla iç içe, sarmaş dolaş olduğu gerçeğidir.

Daha önceki devrede, sanatçılarımızdan birçoğu aynı zamanda bir devlet ve bilim adamı oldukları halde, yazdıklarında politika, Tanzimat'tan sonrakilerde görüldüğü gibi kesin ve belirli değildir. Bu biraz memleket yönetimindeki, durulmuş ve yerli yerine oturmuş olan düzenle ilgili olduğu kadar, milletler arası fikir alış verişinin daha sınırlı, sanat anlayışınınsa çok daha farklı ve belirli olmasından ve dolayısıyla edebiyatımızda böyle bir geleneğin kurulmamasındandır. Tanzimat1a değiştirilmeye çalışılan siyasal ve sosyal yapımız, bir başka edebiyatın da gelişmesini sağladı.

Bir bakıma bütün edebiyatlar memleketin durumuyla, onun yönetimiyle az çok ilgili olmuşlardır, fakat edebiyatın, içinde bir dünya görüşü taşımasının, politik ve sosyal kavgada aktif rol oynamasının tarihi dünyada yenidir. Daha önceki edebiyatlar da çağlarıyla, yaşadıkları ortamla ilgisiz olmamışlar, ancak bunu çağlarına uygun olarak başka bir kılık, anlayış ve espri içinde ifade etmişler ve bugünkü anlamda bir politika aracı olmamışlardır.

Bizde batıyı örnek tutuşumuzla başlayan yeni edebiyat, yanı başında gazeteyi de bulunca seri halinde bir sanatçı-politikacılar nesli ortaya çıkarttı. Gerek çağının icabı ve gerekse imparatorluğumuzun içine düştüğü buhran, devrinin sanatçılarını aynı zamanda aktif politika yapan kişiler olarak şartlayınca ve bu durum git gide adeta gelenekleşince, öyle sanıyoruz ki, sanatın yararına olmayan bir çığır açıldı.

Tanzimat'tan sonraki dönemimizde edebiyatçılarımızın politikayla uğraşma sebeplerinden birinin, sarsılmış bulunan sosyal ve siyasal düzenimizin, aydın olarak herkesi ister istemez bu konu üzerinde düşünmeye, fikirlerini yaymaya ve bu fikirlerin kavgasını yapmaya zorladığını söylerken, bundan böyle de artık memleket aydınlarının aşağı yukarı hep edebiyat ve sanatla ilgili kişiler arasından çıktığını belirtmek lazımdır. Edebiyat dışında o an kişilerin yaptıkları mücadele ise, belirli çevreleri ancak bir süre etkileyebilmiş, geniş yankılar yapamamış, en önemlisi konuyu yürütücü ve güdücü bir aydın, ekip sahibi olamamıştır. Bu nokta, fikir ve eylemlerin kendini topluluğa mal ettirebilmesi için edebiyatın imkanlarına duyduğu büyük ihtiyacı belirtmek bakımından çok önemlidir. Fikirlerin, dünya görüşlerinin en büyük dayanağı nasıl edebiyatsa, sanatsa, hemen belirtelim ki, edebiyat, sanat bu anlayışların tezahürü olan aktif günlük politikanın, hele onun gazeteciliğinin hamalı değildir ve olmamalıdır da. Sanatçının da bir dünya görüşüne bağlı olacağı nasıl olağansa, hatta şartsa ve sanatçı onu sanatı için nasıl malzeme kaynağı sayabilir, hatta eserini sırf bu kaygı ile yazabilirse, dünya görüşünü edebiyatlaştırırken, dengeyi korumaya, yani edebiyatın sınırını zorlamamaya, fikri edebiyatın içinde eritmeye de mecburdur. Bu mecburiyetin göz önünde tutulmamasının; sanatın, politikanın bir uydusu haline getirilmiş olmasının başlangıcı Tanzimat'la olmuştur, ama günümüzde bu, en son noktaya vardırılmıştır. Bunun zararı yalnız edebiyatta değil, toplum hayatının her alanında görülmüştür.

Tekrar belirtmeliyiz: Sanatın, politik hayatla ilgilenmemesi, konularını hep bunların dışında araması gerektiğini söylemek istemiyoruz. Her şey sanatla ilgilidir -hele çağımızda- fakat sanat önce kendi kendisiyle ilgili olmalıdır.

Günlük siyasi kavgada görülmemesi gerekir edebiyatın.

Günlük politika, bir sanatçıda iş olarak belirince, ondan sanat kaygısını koparmakta, onu aleladeleştirmektedir. Bu durum sanatında sanatçının da zararına olmuştur.

1839'dan bu yana Türk edebiyatında isim yapmış belli başlı bütün sanatçılar hep politikanın içinde kalmışlardır: Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Tevfik Fikret, Cenap, Naci, Ziya Gökalp, Yurdakul, Mehmet Akif, Rıza Tevfik, Süleyman Nafiz, Halide Edip, Yakup Kadri, Peyami Safa, Nazım Hikmet, Necip Fazıl. Bir kısım sanatçılar ise kendileri bir politik aksiyon içerisinde olmaktan çok siyasi görevlerde bulunmuşlardır: Abdülhak Hamit, Yahya Kemal, Faruk Nafiz gibi. Bunların dışında bir siyasi hayatları olmayan veya özel eğilimlerini sanatlarına karıştırmayan çok az sanatçı vardır: Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Hüseyin Rahmi gibi. Görülüyor ki 130 yıllık fikir ve siyasi hayatımızın geçirdiği devreleri edebiyat kanalıyla öğrenebilmek mümkün. Bu bakımdan edebiyatımız üzerine yapılacak incelemelerin sosyal hayatımızın tespit ve çözümü açısından çok yararlı, hatta gerekli olduğunu da belirtmeliyiz.


Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?