banner39

El Hekim'in danışmanı ile Irak üzerine

El Hekim'in yardımcılarından Cevad Taki, savaşı, Kerkük'ü, seçimlerde oluşacak Şii ittifakı ve Irak siyasetini anlattı...

Arşiv 09.04.2009, 06:48 09.04.2009, 18:32
El Hekim'in danışmanı ile Irak üzerine


 

Furkan Torlak / Dünya Bülteni

Irak meclisinde federal bölgeler komisyonunda yetkili ve Irak İslam Yüksek Konseyi Siyasi İlişkiler Büro Başkanı olarak görev yapan Irak milletvekili Rıza Cevad Taki, Dünya Bülteni'nden Furkan Torlak'ın sorularını cevapladı.

Sorularıma Irak'taki son yerel seçimlerle başlamak istiyorum. Sizce Yüksek Konsey'in oyları neden Irak'ın güneyindeki bölgelerde geriledi? 

Öncelikle Irak'taki yerel seçimlerin demokratik süreçte önemli bir geçiş noktası olduğunu söylemeliyim. Irak vatandaşları bu seçimlere önemli bir oranda katılmış ve kendi temsilcilerini seçmişlerdir. Ancak biz Yüksek Konsey olarak hedeflediğimiz oranda oy alamadık. Ancak büyük bir yenilgiye de uğramış değiliz. Birçok vilayette ikinci sıradayız. Bunun sebebi Irak halkının dilediğini seçmesidir. Demokrasinin sonuçlarını kabul etmek zorundayız. 

Peki, neden sizi seçmediler? 

Belki de geçen sefer çoğu illerin yönetimlerinin bizim elimizde olması bunun nedenlerinden biridir. İllerde halka hizmet etme şartları oldukça zordu ve halk hizmetlerde yaşanan sıkıntının sebebi olarak bizi görmüş olabilir.  

Güneydeki birçok vilayeti biz yönetiyorduk. Dolayısıyla halka verilen hizmetteki eksiklikler insanların zihninde bunun sebebinin biz olduğumuza dair bir kana oluşturdu. Bu nedenle kazanamadık ve diğerlerine oy verdiler. 

Geçtiğimiz yıllarda vilayetlerdeki şartlar oldukça zordu ve önümüzdeki yıllarda da kolay olmayacak. İllerin durumu kötü ve yeniden yapılandırma ve kalkınmaya ihtiyaç var. İl meclislerinde yeni kazananların durumu da bu nedenle hiç kolay olmayacak. Onlar da yönetimde sorun yaşayacaklar ve belki de bir dahaki seçimlerde halk onları yeniden seçmeyecek! 

Sizce gerilemenizin siyasi nedenleri de yok mu? 

Yerel meclis seçimleri genel olarak vatandaşlara sağlanan hizmetle ilgili bir durum ve siyasi nedenler bu seçimlere çok büyük etkide bulunmuyor. 

Bu noktada partinizin ileri gelenlerinden Sayın Adil Abdulmehdi'nin partinizin İran' a yakın gözükmesinin seçim sonuçlarını etkilediğine dair açıklamaları olmuştu… 

Siyasi ihtimaller elbette mevcut ve bu konuda incelemelerimiz sürüyor. Bu ihtimallerden biri de budur. Deniyor ki biz önceden İran'da yaşadık ve İran'la ilişkilerimiz var ve bu bize zarar verdi.  

Bir diğer görüş de şu: Biz İslamcı bir hareketiz ve rakiplerimiz bizi şiddet yanlısı İslamcılar gibi sundu, oysa tabi ki bu doğru değil, biz radikal İslamcı değiliz. 

İslamcı olmamız ve bir zamanlar İran'da sürgünde olduğumuzu gösteren siyasi tarihimiz bizim rakiplerimizin lehine olmuştur elbette. Bizim aleyhimize kampanya başlatıldı ve İran'a tabi olduğumuz söylendi. Oysa biz İran'a tabi bir parti değiliz.  

Bir diğer suçlama da bizim Amerika'ya yakın olduğumuza dair suçlamadır. Gördüğünüz gibi kimileri bizi İran yanlısı olmakla kimileri de İran'ın düşmanı olarak bilinen Amerika'yla birlikte olmakla suçluyor.  

Nihayetinde biz Irak'ta büyük bir gücüz. Bu nedenle hakkımızda birçok suçlama olacaktır. Ben bunu bir yere kadar doğal karşılıyorum. 

Ancak Basra gibi bazı illerde de oyunuz arttı ve Fazilet Partisi'nin oyları geriledi? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Vali'nin bizim partimizden olmadığı illerde oylarımız arttı. Aynı şey Başbakan Maliki'nin partisi için de geçerli. Dava Partisi, Kerbela'da kontrolü elinde bulunduruyordu ve bu ilde çok oy kaybetti. Baktığınız zaman bu birçok ilde geçerli, halk hizmet bekliyor ve hizmeti istedikleri düzeyde ulaştırmak oldukça zor. 

Peki, önümüzdeki genel seçimlerde Maliki'nin partisi ile ittifak kuracak mısınız? 

Evet. Türk kamuoyunun şunu bilmesini istiyorum. Biz Irak'ta büyük bir ittifakız. Bu ittifak neredeyse bütün Şii grupları içine alan bir ittifaktır. Geçtiğimiz seçimlere ittifak olarak girdik ve bakanlar kurulunu oluşturduk ve parlamentodaki sandalyelerin çoğunu kazandık.  

Ancak yerel seçimlerde, seçimler il meclisleri noktasında yoğunlaştığı için seçimlere ayrı listeler olarak girmeye karar verdik. Ancak önümüzdeki genel seçimlere eskiden olduğu gibi tek bir liste ile katılacağız. 

Bu ittifaka Sadr grubu ve Fazilet partileri de dâhil olacak mı? 

Evet, şu anda tüm taraflarla görüşmeler devam ediyor. Daha büyük ve daha güçlü bir ittifakın peşindeyiz. Önümüzdeki seçimlere çok geniş bir ittifakla katılacağız. Burada şunu belirtmek istiyorum. Yerel seçimlerde de ayrı listeler halinde girmiş olmamıza rağmen seçim sonrası ittifaklar kurmak konusunda anlaşmıştık. 

Peki, böyle mi oldu? 

Evet. Hızlı ve iyi geçen görüşmelerimiz var. Örneğin El İmara'da bir grupla, Semave'de başka bir grupla ittifak içerisindeyiz. Yani her vilayet meclisi içerisinde ittifakımız var. Birleşik Irak İttifakı önceden de vardı, gelecekte de daha güçlü bir şekilde var olacaktır. Hatta eski ittifakta yer almayan grupları, Fazilet Partisi ve Sadr grubu haricinden grupları örneğin liberalleri ittifak içerisinde göreceksiniz. 

Bunlar hangi partiler, örneğin İyad Allavi mi? 

Allavi de ihtimal dâhilinde tabi ki. Bildiğiniz üzere eski Başbakan Dr. İbrahim Caferi de bir parti kurdu ve önümüzdeki seçimlerde İttifak içerisinde yer alacak. Dr. Ahmed Çelebi gibi liberal grupların da Birleşik Irak İttifakı'na girmesi mümkündür. İttifakımızın kapısı sadece İslamcılara değil herkese açıktır. 

Bu arada Sadr grubunun İttifak'a dönmek için ne gibi talepleri var? 

Sadr grubu bize Birleşik Irak İttifakı içerisinde yer almak istiyoruz diyorlar. Önceden kendileri ile işgal ve işgalcilerle nasıl muamelede bulunacağımız konusunda anlaşmazlıklarımız vardı. Ancak şu anda böyle bir sorun yok. Aramızda aslında bir sorun da yok. Onlar da herkesle birlikte İttifak'a girmek istiyor. 

Ama yakın zamanlarda İran Meclis Başkanı Ali Laricani'nin Necef'i ziyaret ettiği ve kendi arasında anlaşamayan İttifak içerisinde arabuluculuk yaptığı söyleniyor! 

Demin de söylediğim gibi Irak'ta birçok suçlamayla karşılaşıyoruz. Biz derken Birleşik Irak İttifakı'nı ve genel olarak Şiileri kastediyorum. Hakkımızda doğru olmayan ve haksızca öne sürülen birçok suçlama var. Deniliyor ki biz İran için çalışıyoruz ve İran işbirlikçisiyiz, bu suçlamaların hiçbiri doğru değildir. 

Şunu açıkça söylemek istiyorum. Bizim İran'la ilişkimiz vardı ve yine Irak'a komşu olması hasebiyle İran'la ilişkilerimiz olmak zorundadır. Ancak aynı zamanda bizim Amerika ile de ilişkimiz vardır ve bu ülke İran'a karşıdır. Biz dengeli ilişkilerden yanayız, bir tarafa karşı diğer tarafın yanında olmak istemiyoruz. 

Yine Türkiye ile ilişkilerimiz vardır. Liderlerimiz birçok kez Türkiye'yi ziyaret ettiler. Ammar El Hekim ve diğer birçok üst düzey yetkilimiz Ankara'yı ziyaret etti. Bizimle parti içerisinde önemli görevler almış olan Türkmen kardeşlerimiz vardır. Türkiye'den de birçok yetkili örneğin Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan Irak'ı ziyaret etmişlerdir, kendileriyle görüştük, liderlerimizi ziyaret ettiler, biz onları ziyaret ettik, konuştuk. 

Türk yetkililere birçok kez Türkiye ile güçlü ve iyi ilişkiler kurmak istediğimizi söyledik. Biz Türkiye'yle, İran'la, Kuveyt'le, Suudi Arabistan'la, Amerika'yla ve Avrupa'yla dengeli ilişkilerden yanayız. Hiçbir taraftan izole olmak istiyoruz. İranlıların bizim işlerimizi düzenlediği iddiası asla doğru değildir, böyle bir sözü asla kabul etmiyoruz, böyle bir iddiayı da hakaret kabul ederiz. 

Merkezi hükümet ile Kuzey Irak'taki yerel yönetim arasındaki ilişkilere geçmek istiyorum. Sayın Maliki merkezi hükümeti güçlendirmek isterken, Sayın Barzani de yerel hükümeti güçlendirmek istemektedir. Siz ilişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Nitekim çözülmemiş birçok sorun var? 

Evet, Bağdat ve Kürdistan'daki hükümet arasında sorunların olduğu doğrudur. Sorunlar vardır, olacaktır da. Bunun çözümü anayasadır. Anayasa merkezi hükümetin de yerel hükümetin de yetki, sorumluluk ve ödevlerini belirlemiştir. 

Sizce bu yetkililere uyulmakta mıdır? 

Bu yetkilere uyulmaktadır. Nitekim aradaki sorunlar bir an önce çözülmelidir. Anlaşmazlıklar merkezi parlamentoda çözülmelidir. Bu parlamentoda Araplar, Kürtler, Sünniler ve Şiiler temsil edilmektedir. Kerkük meselesi için de bu geçerlidir. Bu konuyu da mecliste görüşmekteyiz. 

Peki, bir sonuca ulaşabildiniz mi? 

Bu konuyu çok tartıştık ve neredeyse bir sonuca en azından çözümün ilk adımlarına ulaştık diyebilirim. Ana meseleye dönersek, sorunların çözümünde anayasanın maddelerinin yorumu konusundaki anlaşmazlıkları da Anayasa Mahkemesi'nde çözebiliriz.  

Burada önemli bir hususa işaret etmek istiyorum. Irak yenidir, yeniden yapılanmaktadır. Eskiden boğucu bir merkezi yönetim vardı. Bugün merkezi yönetimden demokrasiye ve adem-i merkeziyetçi bir yönetime geçiş yapıyoruz. Doğal olarak sorunlar yaşanacaktır. Bu sorunlar günden güne çözümlerini bulacaktır. Henüz yolun başındayız. 

Öyle diyorsunuz ama Sünni ve Şii Arapların yakınlaşmasıyla birlikte sizin sözlerinizin aksine merkezi hükümet güçleniyor! 

Evet, Iraklılar güçlü bir merkezi yönetim istiyorlar. Ancak diktatörlük de istemiyorlar. Bu noktaya dikkat etmeliyiz. Iraklılar, illerin ve yerel yönetimlerin geniş yetkilerle donatılmasını istiyorlar. Türkiye'de ve birçok dünya ülkesinde olduğu gibi… 

Biz katı bir merkezi yönetime elbette karşıyız. Ancak ülkenin bölünmesine ve herkesin bir başına hareket etmesine de karşıyız. Birleşik güçlü bir hükümeti, yetkilerle donatılmış yerel yönetimlerle birlikte istiyoruz. 

Sayın Barzani de güçlü bir merkezi hükümet istiyor mu? 

Kürtler ve Sayın Mesud Barzani bazen anayasanın kendilerine verdiğinden daha fazla yetkiler istiyor. Ancak kendileriyle anayasa zemininde konuştuğumuzda susuyorlar ve anayasaya uyuyorlar, "evet, biz anayasadan yanayız ve anayasayı çiğnemek istemiyoruz" diyorlar. Nihayetinde anayasa hakemdir ve son sözü söyler. 

Kürtler ve Sayın Mesud Barzani, ben eminim ki tek bir hükümeti kabul ediyorlar. Ancak biraz daha fazla yetki istiyorlar. Ancak görüşmeler sonucunda tek bir Irak yönetimini kabul ediyorlar ve Irak'tan ayrılmak istemiyorlar. 

Kerkük konusunda nereye vardınız, bir referandumdan söz ediliyordu? 

Kerkük çok zor bir konu! Irak'ın kuruluşundan yani 1920'lerden beri Kerkük bir problem olarak duruyor. Kerkük'te Türkmenler var, Araplar var, Kürtler var ve Kerkük önemli bir ekonomik şehir. 

Ama insanlar sefalet içerisinde yaşıyor… 

Kürtler diyorlar ki Kerkük Kürdistan'a aittir, Araplar da kabul etmiyorlar. Türkmenler de kentin aslının Türkmen olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla büyük ve derin bir sorun meydana geliyor.  

Tabi ki bu sorun da görüşmelerle, diyalogla ve uzlaşmayla çözülmelidir. Parlamentoda bunun için çok çaba harcadık. Yaptığımız ilk şey, çözüm için gerekli olan atmosferi ve gerekli havayı meydana getirmekti. Araplar, Kürtler ve Türkmenler ancak bu şekilde uzlaşabilirdi. 

Yoksa herkes Kerkük'te mağdur olduğunu söylüyor. Biz diyoruz ki, toplanalım ve uzlaşalım. Bir çözüm bulana kadar görüşelim, eğer çözüm bulamazsak… 

Peki, çözüm nedir? 

Biz parlamento komisyonu oluşturduk. Hükümet bu komisyonu destekliyor, bölgesel yönetim de bu komisyonu istiyor. BU komisyon anayasanın normalleşme, sayım ve referandum konusundaki 140. maddesini ele alıyor. 

Bu maddenin süresi bitmemiş miydi? 

Bu konuda yorum farkı var. Kimileri sürenin bittiğini söylüyor, kimileri bitmez diyor. Sonuçta üç taraf bir parlamento komisyonu oluşturdu ve periyodik olarak toplanıyoruz. Yüzde yüz başarılı olduğumuzu söylemiyorum. Ancak başarısız da değiliz ve yavaş da olsa ilerleme kaydediliyor. Bu komisyon Kerkük sorununa çözüm noktasında bir çözüme ulaşacaktır. Biz durumun normalleşmesinden yanayız. 

Şahsen sizin bu konudaki düşünceniz nedir? Kerkük'ün merkezi yönetime mi bölgesel yönetime bağlanmasından mı yanasınız? Yoksa özerk bir bölge mi olmalı? 

Ben bu konuda Kürtlerle Türkmenlerle ve Araplar çok konuştum. Komisyonlarda beraber çalışmalar yaptık ve vardığım kanaat Kerkük'ün özel bir konumu olduğudur. Irak'ın tamamına uyguladığınız bir şeyi Kerkük'e uygulayamazsınız. Kerkük'ün özel bir konumu vardır ve ona bir ayrıcalık tanınmalıdır. Çünkü Irak'ta hem Arap hem Türkmen hem de Kürt nüfusu yoğun olarak içerisinde barındıran tek bölge burasıdır. Bu nedenle Kerkük özel bir bağlamda ele alınmalıdır. 

Aksi takdirde… 

Aksi takdirde yara devam eder. Yara sürekli kanar. Bu konuyu bir an önce çözmeliyiz. Birleşmiş Milletler de bu konuda bize yardım etmelidir. Irak'a komşu ülkeler de bize yardım etmelidir, sorunu artıracak bir tutum sergilememelidir.  

Şahsen ben umutluyum. Kısa süre sonra bu sorun çözülecek, Kerkük bir kardeşlik kentine dönüşecektir. Böylece dünya halklarına önemli bir tecrübeyi miras bırakacak ve tek bir kentte birçok grubun nasıl bir arada kardeşlik içerisinde yaşayabileceğini göstereceğiz. Ben gerçekten umutluyum. 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Irak ziyaretiyle ilgili de birkaç soru sormak istiyorum. Sizce neden Sayın Gül, Güney ve Kuzey bölgelerini ziyaret etmedi? 

Ben bu ziyaretin oldukça başarılı geçtiğini düşünüyorum. Aynı şekilde daha önce Başbakanınız ziyareti de oldukça başarılıydı. Iraklılar, Türk yetkililerin Irak'a düzenledikleri ziyaretleri oldukça önemsiyorlar. 

Sorunuza gelince, Sayın Cumhurbaşkanı bu kentlere gidemezdi. Çünkü herhangi bir kenti ziyaret etmesi soru işaretleri oluşturabilirdi. Örneğin Necef'e gitse bu kent Şiilerin başkenti gibi görüldüğünden Sünniler itiraz edebilirdi. Enbar kentine gitseydi Şiiler itiraz edebilirlerdi. 

Ama birçok kenti ziyaret etmesi zaten planlanmamış mıydı? 

Bence böyle bir şey hassasiyet yaratabilirdi. Türkiye, Irak'ta özellikle bu tür hassasiyetler oluşturmamaya gayret gösteriyor. Irak'a geliyorlar ve Iraklı tüm yetkililerle görüşüyorlar; Kürtlerle, Araplarla, Sünnilerle, Şiilerle, herkesle görüşüyorlar. Sanırım, Sayın Cumhurbaşkanı da bunu dikkate almıştır. Sadece Bağdat'ı ziyaret ederek bir sorun çıkmasının önüne geçmiştir. 

Suriye ve İran'la ilişkiler konusuna geçmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde Irak Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili Washington'da F-16 konusunu görüşürken İran ve Suriye tehlikesine karşı kaygılarını dile getirdi. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Biz bu konuyu mecliste görüştük. Biz Irak'ın büyük bir askeri güce dönüşmesinden yana olmadığımızı söyledik. Şu yahut bu ülkeyle savaşmak için F-16'lara güçlü tanklara sahip olma düşüncesi yanlıştır. Iraklılar savaştan gerçekten yorulmuştur. Geçtiğimiz yıllar hep savaşlarla doluydu. 8 yıl boyunca İran'la savaş oldu. Kuveyt savaşı, Kuzey Irak'ta savaş… Savaşlardan bıktık, milyonlarda kurban verdik, yetimler, öksüzler ve dullar kaldı geriye. Artık yorulduk. 

Biz Irak'ın barışçıl olmasını, devletlerle çatışmaya girmemesini istiyoruz. Eğer bir ülkeyle sorunumuz varsa diyalog ve uzlaşmayla çözmeliyiz. Savaştan yorulduk. Bazıları bizim, başkaları yerine savaşan bir çekiç olmamızı istiyor. Örneğin Amerikan çıkarları için İran'la savaşalım. Biz bunu kabul edemeyiz. Biz ülkeler arasındaki çatışmaların kurbanı olmak istemiyoruz. Yine İran'ın avucunda Amerika'ya karşı olmak da istemiyoruz. Tüm bunları reddediyoruz. 

Bizler Iraklıyız. Güven içerisinde yaşamak istiyoruz. Eğer Amerika ve İran'ın sorunları varsa Irak dışında çözsünler. Biz Amerikalılara da İranlılara da bunu söyledik. Rica ediyoruz, eğer sorununuz varsa Irak dışında çözün, dedik. Biz defalarca savaşa maruz kalmış bir ülkeyiz. Ülkeyi yeniden kurmak, Irak'ın yeniden inşa etmek istiyoruz, bizi kendi halimize bırakın, dedik. Biz büyük bir silahlanmanız peşinde değiliz ve böyle bir şey istemiyoruz. 

Suudi Arabistan ve Mısırla, genel olarak Arap Birliği'yle ilişkilerinize gelecek olursa, ilişkilerde normalleşme süreci nasıl sürüyor? 

Üç dört sene önce Arap ve Körfez ülkeleriyle ilişkiler kötüydü. Özellikle de eski Irak rejimi devrildikten sonra… 

Peki, ama neden? Amerikan güçleri Irak'a bu ülkelerin topraklarından girmemiş miydi? 

Belki de Irak'taki yeni koşulları doğru okuyamadıkları içindir. Arap ülkeleri Irak deneyiminden korktular. Irak'taki rejimin başına gelenlerin kendi başlarına gelmesinden korkmuş olabilirler. Belki de demokratik bir tecrübe ihtimali sıkıntı yaratmıştır. Tabi bu noktada mezhebi nedenlerin de olduğu söyleniyor. 

Ancak gün geçtikçe Arap ülkeleriyle ilişkilerimiz düzeliyor. Suudi Arabistan'la, Kuveyt'le, Birleşik Arap Emirlikleri'yle, Mısır'la, Ürdün'le görüşmeler yaptık. Kral 2. Abdullah ile görüştük, Kahire'deki yetkililerle buluştuk. Ortak komisyonlar görüşmeler yaptı. Sonuçta bir uzlaşma ortamı oluştu. Irak artık Amerika'nın Irak'ı değildir. Bir yere kadar bağımsızlığımızı elde ettik ve eskisinden daha iyi durumdayız. Güvenlik durumunda da iyileşme oldu ve Iraklılar kendi ülkelerinde söz sahibi olmaya başladılar. 

Bugün Mısır'la iyi ilişkilerimiz var. Ürdün'le ve Kuveyt'le de ilişkilerimiz iyidir. Birleşik Arap Emirlikleri ile de bir yere kadar iyi ilişkilerimiz var. Suudi Arabistan'la ilişkilerimizin de iyi olmasını istiyoruz. Bildiğiniz üzere Başbakan Maliki, Doha'daki zirveye katıldı. Amacı buydu. Arap ve Körfez ülkeleri liderleriyle ikili görüşmelerde bulunmak istiyordu. 

Sonuç ne oldu? 

Sonuç hakkında bir bilgim yok. Başbakan gittiği sıra Bağdat'ta değildim. Ancak önemli bir şey söyleyebilirim. Şu anki Irak hükümeti, Mısır'ın, Suudi Arabistan'ın, Türkiye ve İran'ın önemli devletler olduğunu düşünüyor. Tüm bu ülkelerle güçlü ilişkilerimiz olması gerektiğine inanıyorum. Irak'ta istikrarın sağlanması ancak bu şekilde olabilir. Dengeli ilişkiler kurmalıyız ve ilişkilerimizde dengeyi korumalıyız ki istikrar sağlansın. 

Küresel mali krizle ilgili de bir sorum olacak. Irak'ın gelirinin neredeyse tamamı petrol satışlarından gerçekleşiyor ve petrol fiyatları da düştü. Bu Irak'taki güvenlik durumuna, Irak siyasetine ve alt yapı çalışmalarına nasıl etkide bulunacak? 

Evet, petrol fiyatlarının düşmesi sonucu bir sorun yaşıyoruz. Diğer yandan bu aylarda petrol ihracatını artırma imkânımız da yok. Ancak iyi olan bir şeyler de var. Büyük yatırım şirketleri uzun süredir Irak'ta yatırımlar yapmayı istiyordu. Ancak güvenlik durumundan dolayı buna pek yanaşmıyorlardı. Ancak şu anda güvenlik durumu daha iyi ve birçok şirket Irak'ta yatırım yapıyor. 

Yine turizm alanında da hareketlilik bekliyoruz. Savaş zamanı Irak'ta turizm sıfırdı. Özellikle de dini turizm. Ancak bugün için bu turizm güvenlik ortamındaki iyileşmeyle artıyor. Önümüzdeki sene bu miktar oldukça yüksek olacak. Bildiğiniz üzere Necef'te yeni bir havalimanı kuruldu. Tüm bunlar Irak hükümetine önemli bir gelir kaynağı olarak geri dönecek. İşte bunlar ekonomiyle ilgili kaygılarımızı azaltan etkenler.

 

banner53
Yorumlar (0)
25
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?