Elimizde Berat'ımız Ramazan'a koşuyoruz

Berat Gecesi, Allah'ın mü'min kullarına af fermanını yazdığı "Rahmet gecesi".

Elimizde Berat'ımız Ramazan'a koşuyoruz

Cenab-ı Hakk'ın biz kullarına ekstradan ihsan ettiği fırsatlar pazarı, mübarek üç ayların yarısına geldik. Bu kutlu zaman dilimi, Regaip’le bize “Hoş geldin” derken Miraçla yükselişimizi hızlandırmamızı istemişti sanki. Bugün ise Berat Kandili. Ramazan'da gerçekleşecek büyük buluşmaya beratımızı alarak gitmemiz isteniyor; tertemiz ve günahlardan arınmış olarak. Üç aylar ve içindeki mübarek geceler aynen namazdan önceki abdest, ezan ve nafile namazlar gibi bir ön hazırlık anlamına geliyor. Bu dönemin zirvesi ise Ramazan ayı ve Kadir Gecesi. Ramazan'a ve Kadir Gecesi’ne tam hazırlıklı gitmek bu geceleri değerlendirmeye bağlı. Bu geceleri hakkıyla değerlendirebilenler ancak Ramazan'ın hazzını iliklerine kadar hissedebiliyor.

Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, yüce Allah da bu gece mü'min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: “Mübarek Gece”, “Berae Gecesi”, “Sakk (Belge ve senet demektir zira Allah Teala bu gece mü'min kullarına berat yazar) Gecesi”, “Rahmet Gecesi.” Aslı "Berâettir." Beraat sözlükte, "bir zorluktan kurtarmak ve berî olmak" demektir.

Cenab-ı Hakk'ın o senede yapmayı murad buyurduğu her işin en ince detaylarıyla belirlenip hükme bağlandığı “Hüküm gecesi”. İbn Abbas'ın rivayetiyle, Duhan sure-i celilesinde; “Hâ Mîm. Apaçık Kitab'a yemin olsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız. Her hikmetli emir, o gecede ayırt edilir; katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, elçi göndericiyiz. Senin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi bir bir açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir.” (Duhân, 44/3-6) ayetleriyle anlatılan “mübarek bir gece.

Berat Gecesi, Kur'ân'ın Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına indirildiği bir gecedir. O, “Her gecenin son üçte birinde dünya semasına (keyfiyeti meçhul) inerek: “Kim bana dua eder, duasını kabul edeyim, kim benden dilek diler, dilediğini vereyim, kim bana istiğfar eder, onu bağışlayayım?” buyuran Rabb-i Zülcelâl'in, “Kelboğullarının koyunlarındaki tüylerin sayısından daha çok insanı affettiği bir “mağfiret gecesi”dir. (İbn Mace, İkame, 191)

Bu gece, rahmet ve mağfiretin sağanak sağanak indiği, Rasulullah'a şefaat hakkının tamamının verildiği, yapılan her ibadete karşılık kat kat sevabın lütfedildiği bir “şefaat gecesi”dir. Yine bu gece, gelecek seneye kadar kulların rızık, ecel ve diğer durumlarının yazılıp ayrıntılı bir şekilde belirlendiği.. rızıklar nüshasının Mikail'e; savaşlar, zelzeleler, yıldırımlar nüshasının Cebrail'e; ameller nüshasının dünya semasının sahibi İsrafil'e; musibetler nüshasının da ölüm meleği Azrail'e verildiği bir “taksim gecesi”dir. (Razi, Tefsir-i Kebir, 23/293)

Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksa'dan Mekke'deki Kabe-i Muazzam'a istikametine çevrilmesinin hicretin ikinci yılında Berat Gecesi’nde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.

Müslümanlar bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi olduğuna inanır. Bu konuda  Resul-u Ekrem şöyle buyurmuştur:

"Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde (on beşinci günü) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah Teâlâ o andan fecir oluncaya kadar: Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ olan yok mu, ona kurtuluş vereyim. Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu? buyurur." (İbn Mâce)

Ayrıca, Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

“Beraatımızı ihsan edip bizleri kıyamete kadar Kur’an’a hadim eyle Ya Rabbi!”*

Bütün âlemleri yaratan ve ayakta tutan Rabb’imize, zerrât-ı kâinat adedince hamd ve şükür, Peygamberler Serveri Efendimiz'e, diğer enbiya-i izâma, melâike-i kirama, ehl-i beyte ve Hakk'ın bütün sadık kullarına da deryalardaki su damlaları, çöllerdeki kum taneleri adedince salât ü selam olsun.

Yâ İlâhe'l-âlemin veya ekrame'l-ekramîn. Senin ifadelerin ve âyât-ü beyyinât ile huzuruna geliyor sana dehalet ediyoruz. İstediğin şekilde Efendimiz’e teslimat ve salât ü selamla huzuruna geliyor el pençe divan duruyoruz. Habibine konuşturduğun şeyle -ki ismi a'zamla kim dua ederse kabul buyururum dedirttin- İsmi azam diye rivayet edilen şeyleri terdad edip huzuru rabbi'l- âlemîne geliyoruz. Bizleri dergâh-ı nezd-i ehadiyetinden gâip ve gafil çevirme Ya Rabbi. Bizlere kerem ü lütfunla muamele eyle Ya Rabbi.

Ya ilahel âlemîn veya ekrame'l-ekramin. Şu anda bütün memleketimizde bütün kubbeler altında yer yer radyo ve televizyon diliyle Seni ve Habib-i edibini anmak, Kur'an'dan âyât-ü beyyinât tilavet etmek üzere Senin cemaatin, Senin kulların, Habib-i edibinin ümmeti mescitlere koştular. Ayaklarını koydukları yerlere yüzlerini sürdüler. İçlerini inceltip kasveti izale ettiler. Gönül rikkati içinde, edeple ellerini Sana kaldırdılar, kurtuluşlarını ve beraatlarını Senden istiyorlar. Milletçe kurtuluşlarını ve cennete giriş müjdelerini Senden istiyorlar. Sen Sen'den bunları isteyenleri hâib ve hâsir bırakma Ya Rabbi.

Ya İlâhe'l-âlemîn veya Ekrame'l-ekramîn! Sen ferman ediyorsun, "Bir cemaat içten kendi kendini değiştirmezse ben onları değiştirmem." diyorsun. Binaenaleyh biz bu perişan halimizin altında içten değişmemizi görüyoruz; belki bu sözleri Sana takdim ederken de bu mevzu karşısında hicap duyuyor, utanıyorum. Sesimi kısmak istiyorum. Ama bununla beraber başka kapı da bilmiyorum.

Ellerimi bir ızdırar ve mecburiyetle kapına doğru açıyorum. Başka yerlere gitsek, başka vadilerde dolaşsak, cürme, günaha saplansak ve sokakların çirkefine karışsak bile Sen biliyorsun Ya Rabbi, vallahi biz başkasına secde etmedik, billahi başkası karşısında bel bükmedik, tallahi başkasının kapısına gitmedik. İşte bu kadarcık sadakatimizle yeniden ahd ü peymanda bulunarak huzuruna geldik. Bizi burada boş çevirmeyip aziz ve payidar eyle Ya Rabbi. Beraatımızı ihsan edip bizleri kıyamete kadar Kur'an’a hadim eyle Ya Rabbi.

Mescitlerimizde Kur'an okunuyor, minarelerimizden dinin temeli ezanlar yükseliyor; ve biz mabetlerimizde, mescitlerimizde bülbülü hoş eda nağmeler dinlemeye erdik, Sen bu nağmeleri kesip bizi inkisara itme Ya Rabbi. Hazreti Muhammedi güldüren, Kur'an'ın manasını güldüren, eslâfı, ervahı, eşbahı güldüren bu manzarayı makûs edip bütün bu gülenleri ağlatma Ya Rabbi.

Yıllar var ki bizler hep günahlarımıza, ihmallerimize ağladık, ama can dudağa geldiği hengâmda Sen imdadımıza yetiştin "Rabb’ inizin rahmetinden ümidinizi kesmeyin" dedin. "Lebbeyk" dedik, elimizi göğsümüze vurduk, paçalarımızı sıvadık, sokaklara daldık, âr ettik, hicap ettik, ama kahveler içine girdik, Seni anlatmaya çalıştık, camiler içine girdik Seni anlatmaya, çatlak seslerimizle, saksağan sesi gibi edalarımızla bu kürsülerde Sana dem tutmaya çalıştık. Ama Sen biliyorsun, biz de öyle zannediyoruz Ya Rabbi; bunları sadakat içinde yapmaya çalıştık, sadakat içinde olmayı Senden diledik ve dilendik. Yanlış dedikse, içimize inemedikse, nifaka girdikse şayet bizi mağfiret eyle, bizlere beraat lütfeyle Ya Rabbi.

Ya Rabbi dokuz asır tevhide bayraktarlık yapmış bir milletin torunları olarak biz o havaya alıştık; Senin adını omzumuzda taşımaya, âfaktan âfâka serhad türküleri söyleyerek gezmeye, kaleleri aşmaya, cihana muvazene getirmeye, insanlık için muvazene unsuru olmaya alıştık Ya Rabbi. Sen bizi buna davet ettin, "sizi ifrat ve tefritin ortasında ümmet-i vasat yaptım" dedin. Böyle olmaya çalıştık, böyle olmak için mahrumiyetlere katlandık ama Senin rızanı kazanacağımız ümidinden asla dûr olmadık.

Bir gün biz mezarlarımızda yatarken, elinde bir demet gülle başımızda fatiha okumak için gelen neslimizin güldüğünü, onların o dırahşan çehrelerindeki tebessümlerini bize göstereceğini ümit ettik. Mezarımızın başlarında Allah diyenleri, minarelerimizde Allah diyenleri, mescitlerimizde Allah diyenleri bize göstereceğini ümit ettik. Ümit ettiysek de bunu Sen "ümitsizliğe düşmeyin" dediğin için yaptık. Şimdi bizi bir noktaya getirdin; semamızın gözünü yaşlarla doldurdun, semalar üzerimize ağlamaya başladı.. zemin şak şak olup rüşeymler çıkardı.. Ama etrafta muhalif rüzgârlar esmeye, dış mihraklar içimize düşmanlık atmaya başladı. Sen bu noktada bizim korktuklarımızdan bizi masûn ve mahfuz eyle Ya Rabbi.

Yâ Hafiyye'l-altâf. Neccinâ mimmâ nehâf, Ey lütufları gizli olan Allah, Ey keremleri gizli ve umman olan Allah! Bizleri korktuklarımızdan halâs eyle, şu ana kadar lütfedip bağışlayıp gedaya sultanlık mülkü sayılan bu lütufları bize ihsan ettikten sonra, bunları payimal eyleme. Bunları devamlı ve sürekli kılarak, bizleri bunlarla serfiraz eyle Ya Rabbi.

Bu muammayı hal ve fasl eyle Ya Rabbi. Bu müşkülümüzü müşkülkûşâ olan Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'le hal ve hak eyle Ya Rabbi. Coştuk, ne diyeceğimizi bilemiyoruz, ağustos böceği gibi öttüğümüz mihraplarda çatlamak istiyoruz. Beni, benimle beraber neslimi, Senin yüce adını bir ağaç dalı olan mihrablarda haykırırken çatlat Yâ Rabbi.

Ey Yüceler Yücesi Sultanımız! Şu anda ellerimi açmış cemaatinin hissiyatını onlar namına Sana takdim ediyorum. Benim günahkâr sesime, günah dolu ifadelerime değil, şu Allah diyen seslerin duruluğuna, heyecandan çatlamak üzere olan gönüllere bak Ya Rabbi. Bunların ötesinde, bizim Seninle olan alakamıza, Sana karşı olan sevgimize değil, Senin sevdiğin kullarına olan alakan ve sevgin hürmetine bizleri mağfiret ve merhamet eyle, beraatımızı tamam eyle Ya Rabbi.

Kur'an'ın kalbimizde ma'kes bulmasını kolaylaştır, hizmetlerimizi de makbul eyle Ya Rabbi. Şu başlattığın aşkı söndürme, içimizde olduğu gibi dışımıza da tezahürünü lütfeyle.. Halkımız içinde öyle mütecelli olmaya muvaffak eyle Ya Rabbi. Bizi bir daha beraatımızı almak ve içimizi inşirahla doldurmak için huzuruna geldiğimiz gün çok daha değişik ve başka şekilde gelmek şerefiyle şerefyâb eyle Ya Rabbi.

Cihanın çeşitli yerlerinde yeni gelişmelerin olduğunu duyalım ve bunların şükrünü eda etmek için iki büklüm huzuruna gelelim. Minarelerden hakiki manasına uygun Allahu Ekber nidalarının yükseldiğini duyalım.. göz yaşlarımızı Ceyhun ederek huzuruna koşalım.. iki büklüm rükua varalım.. bu az oldu diye secdeye kapanalım.. gözyaşlarımıza muhtaç seccadeleri ıslatalım.. ve pek çoğumuz bu neşvenin içimizde hasıl ettiği mevcelenme ile canı dudağına gelmiş, kalbi durmuş insanlar olarak ruhumuzu teslim edelim.. inşirah, beşaret ve beşaşet içinde şadırvanların temiz güvercinleri gibi kanat çırpalım, Sana yükselelim.. Bedrin aslanları gibi, Uhud'un kaplanları gibi, cihan tarihinde benzerine az rastlanan harika nesiller gibi olma yolunda bir hayat sürelim.. Bizi bu mübarek gece hürmetine bu türlü lütuflarla şerefyâb eyle Ya Rabbi.

Ey rahmeti gazabının önünde bulunan, kullarının tevbelerini kabul buyuran ve dua dua yalvaranların nidalarına icabet eden Yüce Rabb’imiz! Amellerimizdeki eksikliklere ve sözlerimizdeki kırık-döküklüğe değil, hakkındaki hüsn-ü zannımıza ve rahmetine bağladığımız recâmıza göre muamele et ve bizim dualarımıza da icabet buyur; bizi haybet ve hüsrana uğratma!

Efendiler Efendisi'ne, O'nun nezih ehl-i beytine, seçkinlerden seçkin ashâbına salât ü selam ederek bunları Senden dileniyoruz, Rabb’imiz!

Amin.. Amin.. Amin..

* Bu dua Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 09.07.1979 tarihinde İzmir Hisar Camii’nde verdiği Berat Gecesi vaazının akabinde yaptığı duadan derlenmiştir.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37