banner15

Endülüs yıldızı yeniden parlıyor

İspanya'daki yeni Granada Camii Vakfı Başkanı Castiñeira ile Avrupalı Müslümanlar hakkında yapılmış ilgi çekici bir röportaj.

Endülüs yıldızı yeniden parlıyor

Yavuz Selim Kurt / Dünya Bülteni

Yeni Granada Camii Avrupa Müslüman Birliği (EMU)’nin kurucu üyesidir. Toplumdaki rolü “ibadet, davet ve terbiye” olarak belirlenmiştir. Aşağıdaki röportaj Granada/Gırnata Camii Vakfı başkanı Abdulhasib Castiñeira (Kastineyra) ile Almanya’da yapılmıştır.  

Soru: Tüm dünyada İslam’ın ve Müslümanların horlandığı ve sıkıntılar yaşadığı bir dönemde İslam’ın İspanya’ya yeniden girmesi ne anlama geliyor?

Abdulhasib Castiñeira: Ben bunun modern çağda İslam’ın hayatiliği, muteberliğinin bir işareti ve Hak din oluşunun delili olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda İslam’ın İspanyol halkının kalp ve zihinlerinden silinmediğinin de açık göstergesidir bu durum. Endülüs’te hüküm süren sekiz asırlık İslam medeniyeti bugün dahi İslam ümmeti ve gayri Müslimler tarafından kullanılmaya devam eden büyük bir bilgi birikimini ardında bırakmıştır. Ancak yaşayan bir unsur olarak İber yarımadasından silinse de yukarıda da ifade ettiğim gibi insanların algılarında ve günlük hayatlarında hayatiliğini ve itibarını sürdürmektedir.

İspanya tarihi çok geniş ve sıra dışıdır. Müslüman toplumun bu çok önemli olan İspanya’da Dini yeniden ihya vazifesini algılayışları ve sezişleri nelerdir?

General Franco’nun ölümünden sonraki otuz yılda İslam’a yönelik bir sempatinin giderek arttığını söyleyebilirim. Bu ilgi özellikle entelektüel çevrelerde, akademi mensupları arasında ve kültür ve tarih bilgisine sahip insanlar arasında daha fazla göze çarpmaktadır. İslam hakimiyeti dönemi İspanya’nın en parlak dönemiydi, elbette bir Müslüman için bunun doğruluğunda hiç şüphe yok ama İspanyollar için bu yeni bir bilgi. Son beş yüzyıldır bize öğretilen sadece ülkenin aslında İslam tarafından istila edilmiş bir Hıristiyan toprağı olduğu ve bunun da birliğimizi mahvettiği öğretildi. Bu esasen resmi Katolik tarihinin görüşüydü ve yetmişli yılardan başlayarak resmi tarih kitapları dahil tamamen değişti. Geçen yıl İspanya Başbakanı İspanya’nın bu tarih için İslam’a borçlu olduğunu söyledi. Bütün bunlar İspanya’da çok yeni şeyler. Şimdi insanlar İslam’ın terörizm ve gericilikle eşdeğer olmadığını bunu kendi şehirlerinden, mimari eserlerinden ve tarihlerinden dolayı iyi bildiklerini söylemeye başladılar. Hakikat budur ve herhangi bir Avrupa ülkesinden daha hızlı biçimde giderek artan bir yönelimi de beraberinde getirecektir.

İspanyol Müslüman Toplumunun ve Granada Camiinin tüm Avrupa’da yaygınlaşan ırkçılığa karşı oynadığı rol nedir?

 

Sanırım tatil ve kültürel ziyaretler için Granada’ya gelen herkes  - İngiltere, Almanya ve Fransa’dan birçok Müslüman burayı ziyaret eder - Granada’nın Müslümanların kalplerinde ve zihinlerinde çok büyük bir anlam ve yeri olduğunun farkına varır. İşte bizim camimiz böyle bir yerde bulunuyor. Sadece bu da değil, Elhamra Sarayı’nın tam karşısında bulunuyor ve tüm Avrupa içinde bir model haline geldi zira cami sadece Müslümanlara değil tüm insanlara açık. Bir camiin ilk rolü olan ibadet işlevini yerine getiriyor, bu özelliğiyle toplumun kalbi konumundadır ve aynı zamanda toplumla etkileşim ve iletişimin de bir mekanıdır. Her gün birçok faaliyete ev sahipliği yapmaktadır. Yılın her günü halka, Granada’daki gayri Müslimlere, turistlere, araştırmacılara, öğretmenlere, üniversite guruplarına ve okullara açık. 

Granada Camii EMU’nun kurucu üyelerindendir ve tüm genel kurul ve toplantılarına iştirak etmiştir. Yapacağımız çok önemli katkı olduğuna inanıyorum çünkü biz tarihi ve şimdiki zamanı birleştiriyoruz. Ben Granada’nın tüm Avrupa Müslümanları için misafirperverlik, toplanma, koruma ve tartışma mekanı olacağına inanıyorum.

Granada’yı diğer Avrupa ülkelerinden ayıran temel özellik nedir?

Tarihte Granada İslam’ın Avrupa’da hakim ve iktidar olduğu son yer. 1492’de Katolik monarşiye yerini bırakana kadar monarşi ile idare edilen bir devletti. Ve daha sonra 250 yıl daha yerli İspanyol Müslümanlar Hıristiyan yönetiminde kaldılar. Soykırıma ve engizisyon mahkemelerinde dini soykırıma tabi tutuldular. On yedinci asrın ortalarına kadar büyük topluluklar halinde yaşamaya devam ettiler.

Elhamra muhteşem güzelliği ve olağanüstü el sanatları ve mimarideki zirve işçiliği nedeniyle yıkılmadı. İspanya dünya çapında New York veya Singapur’da düzenlenen uluslar arası turizm festival ve fuarlarına bir Müslüman eseri olan Elhamra’yı sembol olarak kullanarak katılıyor. Tıpkı Hindistan’ın Taç Mahal’i kullanması gibi. Aslında Elhamra daima İspanya’nın sembolüdür. 

Granada üç yüz elli bin nüfuslu küçük bir şehirdir. Son yirmi yılda ise İspanya’da Müslüman göçmenlerin kabul gördüğü ve yaşadıkları topluma sanayide çalışan işçiler olmaksızın ekonomik olarak da katkıda bulunarak uyum sağladıkları model bir şehir olmuştur. Cadde ve çarşılarıyla İslami ihyanın bir ortam ve canlılığını getirmişler ve ülke ekonomisi ve turizmi için çok yararlı olacak biçimde Müslüman mevcudiyetini sürdürmektedirler. Daha da önemlisi büyük çatışmalar yaşanmaksızın topluma entegre olmayı başardılar ki bu da Granada’yı önemli kılmaktadır.

Granada Camii’nin websitesini ziyaret ettikten sonra cemaatin çok canlı ve faal olduğunu tespit etmekten kendimi alamadım. 2007 yılından beklentileriniz nelerdir?

Camiin hizmete girişinden üç yıl sonra daha organize ve profesyonel hale geldik. Temel yaklaşımımız düzenli programlar ve terbiye çalışmalarıyla ve yayınlarımızla topluma a entelektüel olarak ulaşmaktır. Camiimizde daha çok sayıda her kesime açık toplantılar ve uluslar arası konferanslar düzenlemeyi ümit ediyoruz. Her yıl gerçekleştirdiğimiz Avrupa’da İslam programını bu yıl da Temmuz ayının 6-7 ve 8. günlerinde tertip edeceğiz. Yıl boyunca İslam âlimlerini davet etmeyi ve faklı konu başlıklarında konuşma ve konferanslarımıza devam etmeyi planlıyoruz.

Granada Camiinin hatiplerinden birisi de dünyanın en iyi hatiplerinden olan Şeyh Muhammed Kesbi’dir. O’ndan ve cemaat üzerindeki etkisinden bahsedebilir misiniz?

Şeyh Muhammed Kesbi, İspanya Müslümanlarına ve özelde de Granada’daki cemaate ölçülemez değeriyle Allah’ın bir lütfüdür. Adeta başka bir çağdan seçilip gelmiş gibi bize kendi tecrübelerini anlatmaktadır. Tıpkı sahabe gibi keçi sağıp, merkeple seyahat ederek ve kuyudan su çekerek yetişmiştir. Tamamen ilim adamları yetiştirmesiyle meşhur olan bir yerden gelmektedir. Burada takdire şayan bir şey de Fas dışına daha önce hiç çıkmamış birinin bu denli yüksek bir Arapça fesahatine sahip olmasıdır. Arap Yarımadasından Arap kardeşlerimiz onun tamamıyla mucizevî olan fasih, beliğ ve şiirsel lisan kullanımını dinlediklerinde hayrete düşüyorlar.

O’nun geldiği Souse bölgesi Fas’ın manevi kaynağı olarak bilinmekte. Ne tarım ne hayvancılık hiç bir şeyleri yok, arazi tamamen çölden oluşmakta ancak çok yüksek seviyeli bin yıldır aynı usul ve terbiye sistemini kullanan olağandışı medrese tahsili birikimine sahipler. Allah ona bugünkü Avrupa’nın gerçeklerini mükemmel bir biçimde anlayabileceği bir sağduyu ve hikmet bahşetmiş.

Kısacası kendisi Kur’an, sünnet ve İslam hukukunu çok iyi bilen ve büyük bir hikmetle yargılayan, yorumlayan ve istişare eden müstesna bir şahsiyettir. Aynı zamanda Kadılık eğitimi de almıştır. Mekân, zaman ve insan bağlamında muhkeme etme kabiliyetine sahip bir âlim. Bilgiyi değil sadece hakikatin bilgisini kaydediyor ve sohbetlerinde işliyor. Gerek bireylere gerekse topluma ve liderlere yaptığı nasihatler çok yüksek seviyede.

Dünyanın her yerinde Güney Afrika, Almanya ve birçok ülkede ülkedeki yerli toplumla göçmen Müslümanlar arasında engeller ve bariyerler bulunmakta. Bu durum İspanya’da da böyle mi?

Bizde bu bariyerler atılmak üzere. Coğrafi olarak konuşursak bizde durum hiçbir zaman söylediğiniz yerlerdeki gibi olmadı. Göçmen Müslümanlarla yerel toplum arasındaki ilişkiler diğer Avrupa ülkelerinden çok daha iyi durumda. İngiltere’deki göçmen işçi toplumuna olduğu gibi bizdekilerin marjinalleşmesi ve gettolaşmasının önüne geçmek için ahlaki ve entelektüel bir liderlik gerekmektedir. Oradakiler Müslüman olarak sorumluluk alma kabiliyetleri eksik olduğu ve günün tehditlerine karşı açık düşünceli rol modeller olamadıkları için kendilerini getto olarak tanımladılar ve diğerlerinin kendilerini köşeye sıkıştırmasına müsaade ettiler. Bizler, bu çağda herkesi en yüksek seviyede sorumluluk alma düşüncesine getirerek tüm engel ve bariyerleri yıkmaya gayret ediyoruz.

Farklı yollarla başarılı olduk. Mesela geçen yıl, İspanya’daki 20 Müslüman cemaat ve kuruluş lideri olarak Başbakanla görüştük. Azınlıklarla ve dini cemaatlerle ilgili olan Adalet Bakanını ziyaret ettik. Ayrıca yerel vali ve yöneticileri de düzenli olarak ziyaret etmekteyiz. Müslümanların modern zaman ve hayat içinde önemli roller oynamalarına temel teşkil edecek ortamı hazırlamaya gayret ediyoruz.

 

Bu röportaj Yavuz Selim Kurt tarafından İspanyolcadan Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35