banner15

Eski Hakikatler ve Soğuk Gerçekler

Bu mektup 58 yıl önce yazıldı. O zamandan şimdiye dek ne değişti, sizce? Ürdün Kralı Abdullah 1947 yılında Amerika'daki yetkililere yazdığı mektupta şöyle der: "Müsaadenizle bazı gerçeklere işaret etmek istiyorum. Tasavvur bile edilemeyen Yahudi kat

Eski Hakikatler ve Soğuk Gerçekler

Bu Mektup halihazırdaki Ürdün Kralı Abdullah’ın dedesi Kral Abdullah tarafından, 1948’de Arap-İsrail Savaşı başlamadan altı ay önce ABD’de bulunduğu sırada kaleme alınmış. Makale "Araplar Yahudileri Görüyor" başlığını taşıyordu. Kral Abdullah, Müslümanların süregelen dini ve etnik nefretten dolayı Yahudilere (ve sonrada İsrail Ülkesine) karşı çıktıklarına dair iddiaları reddediyor. Mektubunda Kral Abdullah, Müslüman ve Yahudilerin Ortadoğu’da uzun süreli barışçıl bir geçmişe sahip olduklarını ve Yahudilerin tarihi süreçte Avrupalı Hıristiyanlardan daha çok eziyetler gördüklerini örnekleriyle ortaya koyuyor. Yahudilerin 2. Dünya Savaşı'nda uğradıkları soykırım trajedisinden bahsederken, Amerika ve Avrupa’nın neden bir grup Yahudi muhacir ve mülteciyi kabul etmeye yanaşmadıklarını sorgulayan Kral Abdullah, Avrupa’nın işlediği cürümleri, Anti-Semitizm konusunda masum olan Filistinlilere yüklemenin, adil olmayan bir davranış olduğunu savunur. Kral Abdullah bununla birlikte, Arapların 1300 yıldan beri hiçbir kesinti olmadan bölge nüfusunun asıl çoğunluğunu oluşturmalarına rağmen,  Yahudilerin Filistin üzerindeki tarihi hak taleplerini sorgular.

 

Ürdün’ün şimdiki Kralı Abdullah’ın dedesi Kral Abdullah’ın, Kasım 1947 (28 Sefer 1433)’de ABD’li yetkililere hitaben yazdığı mektup:

 

“Yahudilere yapılan inanılmaz zulüm Araplar tarafından yapılmadı, aksine Batılı Hıristiyan bir ülke tarafından yapıldı. Özelikle Amerikalı bir dinleyici grubuna hitap ettiğim için mutluyum, çünkü Amerika olayı kavramadan, Amerika’nın desteği ve sempatisi olmadan, Filistin problemi asla çözülmeyecektir. Filistin hakkında milyarlarca yazı yazıldı; belki de tarih boyunca üzerinde bu kadar yazı yazılan hiç bir konu yoktur. Bundan dolayı bu konuya değinmek konusunda biraz tereddütlüyüm. Ancak bunu yapmak zorunda hissediyorum kendimi, çünkü istemediğim halde, genelde dünyanın, özelde Amerikanın, Arapların gerçeği ile ilgili neredeyse hiç bir şey bilmediklerine kanaat getirdim. Biz Araplar belki de sizin düşündüğünüzden daha fazla Amerikan basınını takip ediyoruz. Doğrusu biz Araplar için yazılan her kelimeye karşılık, Siyonistler için bin kelimenin yazıldığını görmekle rahatsız oluyoruz. Bunun birçok nedeni bulunmaktadır. Sizde bu konuya ilgi duyan milyonlarca Yahudi var. Onlar yayıncılığa ve medyaya hâkim oldukları gibi sözlerini sakınmadan da haykıra biliyorlar. Amerika’daki Arapların sayısı az olduğu gibi, modern propaganda aletlerinde kullanmakta hâlâ zayıf konumdalar.

 

Yahudiler; Irak’tan Türkiye’nin güneyine göç eden göçebelerdi, oradan Filistin’e geldiler, burada kısa bir süre kaldıktan sonra Mısır’a geçtiler ve orada yaklaşık dört yüz yıl kaldılar... İsraillilerin değil, Filistinlilerin bu ülkeyi kendi isimleriyle adlandırılmış olmaları önemli bir noktadır. Ancak, şimdilerde sonuçlar bizim için tehlike sinyalleri veriyor. Sizin medyanızda bizimle ilgili korkunç karikatürler görüyoruz ve bize, bunun bizim gerçek portremiz olduğu söyleniyor. Adalet adına böyle bir hatanın devam etmesine göz yumamayız. Bizim sorunumuz oldukça basit: Yaklaşık iki bin yıl Filistinliler neredeyse yüzde yüz Arap’tılar. Büyük Yahudi akımına rağmen, Araplar hâlâ büyük çoğunluğu oluşturuyor. Ama eğer bu göç devam ederse biz sayı olarak azalacağız, kendi toprağımızda bir azınlık haline geleceğiz. Filistin, eyaletiniz Vermont büyüklüğünde ufak ve fakir bir ülkedir. Arapların nüfusu sadece 1 milyon 200 bin kadardır. Şimdiden kendi isteğimiz olmadan, 600 bin Siyonist Yahudi’yi zorla kabul ettik ve daha binlercesiyle de tehdit ediliyoruz. Bizim konumumuz o kadar basit ve doğaldır ki, bunun sorgulanma gerekliliğine bile ilgi duyuyoruz. Bu tamamıyla siz Amerikalıların, Avrupa’daki mutsuz Yahudiler için takındığınız tavrın aynısıdır. Siz onlar için üzülüyorsunuz, ancak onları kendi ülkenizde istemiyorsunuz. Biz de aynı şekilde onları topraklarımızda istemiyoruz. Biz onları Yahudi oldukları için değil, yabancı oldukları, bu toprakların sahibi olmadıkları için kabul etmiyoruz. İster İngiliz, Rus, Norveç, Bizanslı, kim olursa olsun biz topraklarımızda yabancı istemiyoruz. Bir an düşünün: Son 25 yılda nüfusumuzun yüzde 25’i bize zorla kabul ettirildi. Eğer bir varsayıma gidersek, bu sayı, 1921’den beri sert protestolarınıza rağmen Amerika’ya kabul edilen 45 milyon yabancıya denk olacaktı. Böyle bir şeye karşı tavrınız ne olurdu? Bizler benzeri olmayan bir şekilde kendi toprağımızda etki altına alındık. Daha sonra da mutaassıp kavmiyetçiler ve kalpsiz Yahudi düşmanları olarak adlandırıldık. Böyle bir suçlama çok tehlikeli olmasa bile, komiktir.

 

Yahudiler hâlâ Filistin kendilerininmiş gibi davranıyorlar, bu 1815 yıl önceydi. Eğer böyle bir fantezi kabul edilirse dünyanın haritası nasıl değişirdi! İtalyanlar, Romalıların uzun süre elerinde bulundurduğu İngiltere’nin kendilerine ait olduğunu iddia edebilirlerdi. İngilizler, Normanların anavatanı olan Fransa’nın kendilerinin olduğunu iddia edebilirlerdi, Fransız Normanlar atalarının geldiği yer olan Norveç’i talep edebilirlerdi ve Araplar da hakimiyetlerinde 700 yıl bulundurdukları İspanya’yı talep edebilirlerdi. Yer yüzünde hiç bir kavim Araplar ve Müslüman toplumlar kadar az Yahudi düşmanlığı yapmış değildir. Yahudilere yapılan zulüm neredeyse Avrupalı Hıristiyanların nevi şahsına münhasırdır. Büyük Dağılım’dan sonra, İspanya Arapların elinde olduğu dönemlerde, Yahudiler hiç bir zaman bu kadar  serbest bir şekilde gelişmediklerini ve önemli mevkilere ulaşmadıklarını kabul ederler. Bazı istisnalar hariç Yahudiler yüz yıllarca Ortadoğu’da, Arap komşularıyla mutlak bir barış ve kardeşlik içerisinde yaşadılar. Şam, Bağdat, Beyrut ve diğer Arap şehirleri her zaman büyük ve başarılı Yahudi topluluklarına sahiptiler. Siyonist Yahudi istilası başlayana dek...

 

Yahudiler, Hıristiyan Avrupa’dan daha çok, Müslümanlardan iyi muamele gördüler. Şimdi üzücü bir şekilde, tarihte ilk defa bu Yahudiler, Arapların Siyonist saldırıya karşı mücadelelerini daha çok hissetmeye başladılar. Onlardan birçoğu Araplar gibi bunu durdurmaya isteklidirler. Aramızda mutlu evleri bulan bu Yahudilerin çoğu, bizim gibi bu yabancıların gelişine karşıdırlar.  Ben uzun süre Amerika’daki, ısrarla "Filistin’in her zaman bir Yahudi toprağı" olduğunu açıkça savunan garip inanç karşısında çıkmaza girdim. Yakınlarda görüştüğüm bir Amerikalı bu gizemi açığa kavuşturdu. O, Amerikalıların Filistin hakkındaki tek bilgi kaynağının İncil olduğunu söyledi. İncil’e göre, Filistin bir zamanlar Yahudi toprağı idi ve böylece onlarda o yerin hâlâ Yahudilere ait olduğunu varsayıyorlar. Hiç bir şey gerçeğin önüne geçemez. Tarihin çok derinliklerine inip Filistin’i bugün kimin alması gerektiğini söylemek çok saçmadır ve ben bunun için ricada bulunuyorum. Ama Yahudiler bunu yapıyorlar ve ben onların "tarihi iddialarına" cevap vermek zorundayım.

 

Ben gerçekten dünyada sadece ataları 2 bin yıl önce orada yaşadığı için bir toprağın kendilerine ait olduğunu ciddi bir şekilde iddia eden bu taifeden başka birilerinin var olup olmadığını merak ediyorum. Eğer aksini söylerseniz bunu şüpheyle karşılarım,  o zaman sizleri, dönemim tarihini okuyup gerçekleri tahkik etmeye davet ediyorum. Okuduğumuz kadarıyla bu kopuk tarihi bilgiler, Yahudilerin gezgin göçebeler olduklarını; Irak’tan Türkiye’nin güneyine göç ettiklerini, oradan da Filistin’in güneyine geldiklerini ve kısa süre burada barındıktan sonra, Mısır’a gidip yaklaşık olarak orada 4 yüz yıl kaldıklarını, ortaya koyar. M.Ö. 1300’de (sizin takviminize göre) Yahudiler, Mısır’ı bıraktılar ve tedrici olarak Filistin’in hepsini olmasa bile büyük bir kısmını elerine geçirdiler. Yahudilerin değil de Filistinlilerin isimlerini bu ülkeye vermiş olmaları çok önemli bir noktadır: Filistin kelimesi, aslen Yunanca bir kelime olan "Pilistya"dan gelir. Yahudiler tarihte sadece bir defa, imparator Davud ve Süleyman dönemlerinde bugün Filistin olan toprakların az bir kısmı hariç, büyük bir kısmına hükmedebildiler. İmparatorluk sadece 70 yıl sürebildi ve M.Ö. 926 da sona erdi. Sadece 250 yıl sonra Judah Krallığı Kudüs etrafını kaplayan ufak bir eyalet haline geldi, sadece günümüz Filistin’inin dörtte biri kadar. M.Ö. 63 yılında Yahudiler, Romalı General Pompey tarafından bozguna uğradılar ve ondan sonra hiç bir zaman, zerre kadar bir özgürlüğe bile sahip olamadılar. Sonunda Roma İmparatoru Hadrian M. S. 135 sıralarında Yahudi devletine son verdi. Hadrian, Kudüs’ü yerle bir etti ve “Aelia Kapitolina” adıyla yeni bir putperest şehir kurdu. Yüzyıllar boyu hiç bir Yahudi’nin oraya girmesine izin verilmedi. Büyük Dağılım’da veya Diasporada, Yahudilerden ufak bir grup Filistin’de kaldı ama ekseriyeti öldürüldü ya da başka ülkelere dağıldılar.  O tarihten itibaren Filistin, kabul edilebilir bir şekilde,  Yahudilerin toprağı olmaktan çıktı. Bu 1815 yıl önceydi ve Yahudiler hala Filistin kendilerininmiş gibi davranıyorlar. Eğer böyle bir fantezi kabul edilirse dünyanın haritası nasıl değişirdi! İtalyanlar, Romanların uzun süre elerinde bulundurduğu İngiltere’nin kendilerine ait olduğunu iddia edebilirlerdi. İngilizler, istilacı Normanların anavatanı olan Fransa’yı, Fransız Normanlar da, atalarının geldiği yer olan Norveç’i talep edebilirlerdi ve tesadüfen Araplar, hâkimiyetlerinde 700 yıl bulundurdukları İspanya’yı talep edebilirlerdi. Birçok Meksikalı da atalarının toprağı olan İspanya’yı talep edebilirlerdi, hatta 100 yıl öncesine kadar kendilerine ait olan Teksas’ı talep edebilirlerdi. 450 yıl önce Amerika’nın asıl yerlileri olan, Kızılderililerin anavatanlarını talep ettiklerini düşünün.

 

Ben bir partizan olmadığıma göre; bu iddiaların hepsi herhangi fanatik bir Yahudi’nin, Filistin hakkında öne sürdüğü "tarihi bağlantı" kadar geçerlidirler. Hatta büyük bir çoğunluğu daha güçlü bir geçerliliğe sahiptirler. "Filistin" aslen Yunanca kelime "Filistya"dan gelir. Yahudiler tarihte yalnızca bir defa bugünkü Filistin’e hatta bir kısmı hariç- Davud ve Süleyman zamanında hükmettiler. Bu imparatorluk sadece 70 yıl sürdü ve M.Ö. 926 yılında son buldu. Her halükârda, Müslümanların M.S. 650’de yayılması olaylara bir çözüm getirdi ve Filistin’in hepsini kontrolü altına aldı. O günden itibaren Filistin, tamamıyla halk, dil ve din olarak Arap’tı.

 

Son savaş esnasında İngiliz askerleri bu ülkeye girdikleri zaman 500 bin Arab’ı orada buldular ve sadece 65 bin Yahudi vardı. Eğer kesin, kopmadan yaklaşık 1300 yıl devem eden Arap hâkimiyeti bir ülkeyi Arap yapamıyorsa, başka ne yapabilir?  Yahudiler, haklı bir şekilde Filistin’in dinlerinin anavatanı olduğunu söylüyorlar. Burası aynı şekilde Hıristiyanlığın doğduğu topraklar, peki herhangi bir Hıristiyan ülke bu konuda bir iddiada bulunabilir mi? Bu arada şunu belirtmeme izin verin; Hıristiyan Araplar -Onlardan Arap âleminde yüz binlerce var- Siyonistlerin, Filistin’i işgali konusunda diğer Araplarla tamamıyla ittifak halindedirler. Aynı şekilde Kudüs’ün, Mekke ve Medine’den sonra İslam’da en önemli kutsal yer olduğunu belirtmeme müsaade edin. Gerçekte Müslümanlar, İslam’ın ilk dönemlerinde Mekke yerine Kudüs’e doğru namaz kıldılar. Yahudilerin, Filistin’le ilgili "dini iddiaları da", "tarihi iddia" gibi saçmadır. Üç din içinde kutsal olan yerler herkese açık olmalıdır ve onlar kimsenin tekelinde de değildir.

 

Lütfen din ve siyaseti karıştırmayalım. Bizler belki de 200 bin kadar olup Avrupa’da Nazi vahşeti altında vahşice zulme uğrayan ve üç yıldır savaş sona ermesine rağmen hâlâ soğuk ve kötü esir kamplarında yok olmaya devam eden Yahudilere kollarımızı açıp kabul etmediğimiz için gaddarlıkla ve kalpsizlikle suçlanıyoruz. Hiç bir Arap ülkesinin Birleşmiş Milletlere üye olmadığı bir dönemde, hatta BM’nin yaptırımları bile bunu değiştiremedi. Kendimizi savunmak için bize bir söz söyleme şansı bile verilmedi.

 

Müsaadenizle bazı gerçeklere işaret etmek istiyorum. Tasavvur bile edilemeyen Yahudi katliamı, Araplar tarafından yapılmadı, bu, Batı’daki Hıristiyan bir ülke tarafından yapıldı. Avrupa’yı yerle bir eden ve Yahudilerin haklarını tekrar elde etmelerini nerdeyse imkânsız kılan savaş, Batılı Hıristiyan devletler tarafından yapıldı. Yeryüzünün zengin ve boş yerleri Arapların değil Batılı Hıristiyan ülkelerin elindedir. Hıristiyan batı ülkeleri vicdanlarını rahatlatmak için, hâlâ ufak ve fakir olan doğunun ülkesi Filistin’in tüm yükü omuzlamasını istiyorlar. Batı, doğuya hitaben "Biz bu insanları kötü bir şekilde yaraladık", "bizim için onlara bakamaz mısınız?" diyor. Biz bunu ne mantıklı ne de adil olarak görüyoruz. Şimdi biz bundan dolayı "zalim ve kalpsiz ülkeler mi olduk?" Bizler cömert insanlarız: “Arap konukseverliğinin" tüm dünyada meşhur olan bir deyim olması hasebiyle iftihar ediyoruz. Bizler şefkatli insanlarız; Hitler’in teröründen dolayı bizden fazla daha kimse şok olmadı. Avrupalı Yahudilerin uğradığı kötü durumdan dolayı kimse bizim kadar üzülmüyor. Biz şunu söylüyoruz: "Filistin şimdiden 600 bin Yahudi mülteciye sığınak verdi". Biz inanıyoruz ki bu bizim için yeterlidir, hatta fazla bile. İnancımıza göre Yahudileri kabul etmenin sırası şimdi dünyanın diğer kalan kısmı üzerine düşüyor. Yahudiler yüzyıllarca Ortadoğu’da Arap komşularıyla mutlak bir barış ortamında ve kardeşçe yaşadılar. Şam, Bağdat, Beyrut ve diğer Arap merkezleri, her zaman kendileri içlerinde büyük ve başarı sahibi Yahudi topluluklarını barındırdılar... Aramızda huzurlu bir ortam bulan bu Yahudilerin birçoğu bizim gibi bu yabancıların (Avrupalı Siyonistlerin) buraya gelmesine karşıdırlar.

 

Sizinle tamamen açık konuşacağım. Arap âleminin özellikle anlayamadığı bir şey var. Dünya ülkeleri arasında özellikle Amerika, ezilen Avrupalı Yahudiler için bir şeyler yapılması konusunda ısrar ediyor. Bu his, Amerikanın timsali ve sizin şu muazzam ithafınız,  “Özgürlük Anıtı”ndan kaynaklanıyor. Ama bununla birlikte dünyanın en zengin, en muazzam ve şu ana kadar bilenen en güçlü devleti olan aynı Amerika, bu Yahudilerden bir grubu kabul etmeyi reddediyor! Umarım benim bu konuda sert olduğumu düşünmüyorsunuzdur. Ben bu karışık gizemi anlamak için çok uğraştım ve bunu beceremediğimi size itiraf ediyorum. Herhangi bir Arap da bunu anlayamaz. Zannedersem "Avrupa’da zulme uğrayan Yahudilerin Filistin dışında bir yere gitmek istemedikleri" size bildirilmiştir. Bu gizem, fanatik bağnazlıklarla Filistin’e göçlerin gelişmesi için uğraşan, organize olan, Yahudi lobilerinin en büyük propagandalarının zaferidir. Bu esrarengiz ve ufak bir gerçektir, bundan dolayı da büyük bir tehlikeye sahiptir. Acı gerçek şu ki, yeryüzünde hiç kimse Yahudilerin gercekte nereye gitmek istediklerini bilmiyor! Bir an olayın vahametinden dolayı; Amerika, İngiltere ve Avrupalı Yahudilerden sorumlu diğer yönetimlerin çok dikkatli bir şekilde, büyük bir ihtimalle seçim yoluyla, her Yahudi’nin nereye gitmek istediğini öğrenmek için araştırma yaptıklarını zannedersiniz! İşin garip yanı gerekli olan bu çalışma hiç bir zaman yapılmadı. Yahudi lobileri bunu engelledi. Kısa bir süre önce Almanya’da bir basın konferansında, Amerikalı bir generale, tüm Yahudilerin Filistin’e gitmek istediklerinden nasıl emin olunduğu soruldu. Generalin cevabı oldukça basitti : "Benim Yahudi danışmanlarım durumu bana bildirdiler." Böylece herhangi bir seçim araştırmasının yapılmadığını kabul etti. Gercekte böyle bir araştırma için hazırlıklar başladı ama Yahudi lobisi bunu durdurmak için hemen harekete geçti. Şu an, Almanya’daki Yahudi kampları, Nazi teröründen çok şey öğrenen Siyonistlerin baskı kampanyalarına tabidirler. Artık herhangi bir Yahudi için Filistin’in aksine başka bir ülkeye gitmek istediğini belirtmek tehlikelidir. Bu tip muhalifler ciddi bir şekilde dövüldüler ve daha kötüsü yapıldı. Kısa süre önce, Filistin’deki yaklaşık bin kişilik Avustralyalı Yahudi, Uluslararası Mülteci Organizasyonuna, ülkelerine dönmek istediklerini bildirdiler ve onları geri götürmek için planlar yapıldı. Yahudi lobisi olaydan haberdar olunca, bunu durdurmak için ciddi manada siyasi baskı yaptı. Eğer Yahudiler, Filistin’den ayrılmaya başlasaydılar bu Siyonizm’in propagandası için çok kötü olacaktı. Yahudilerin büyük çoğunluğu kendi istekleri olmadığı halde hâlâ buradalar. Gerçekte Avrupalı Yahudilerin çoğunluğu, kültürel ve şekilsel olarak Batılıdırlar. Davranışlarında ve deneyimlerinde tamamıyla şehirli gibidirler.  Onlar gerçekten çorak, kurak ve gelişmemiş Filistin topraklarına kalplerini ısındırıp bu topraklara yerleşemezler. Şüphesiz bu şekilde doğru olan bir gerçek var. Şu anki halleriyle Avrupalı Yahudilerin çoğu, hiç bir ülke onları kabul etmeyeceğine göre oylarını Filistin için vereceklerdir. Eğer siz veya ben, hayatımızın geri kalan kısmını en yakın bir hapishane kampı veya Filistin’de yaşamak arasında tercih yapmak zorunda bırakılırsak elbetteki Filistin’i seçerdik. Ama onlara herhangi bir alternatif sunun ve başka bir seçim hakkı verin sonra bakın ne olacak!

 

Yine bir arkadaşın açık sözlülüğüyle belirteyim, Amerika’da nerdeyse İngiltere gibi, bu Balfour Deklarasyonu’ndan sorumludur. Başkan Wilson daha uygulamaya konulmadan onu onayladı, Amerikan Meclisi 30 Haziran 1922’de toplu bir kararla onu kelimesi kelimesine benimsedi. Yeryüzündeki tüm ülkeler kapılarını Yahudilere biraz açmadıkları sürece hiç bir seçimin faydası olmayacaktır. Başka bir deyimle, böyle bir seçimde eğer Yahudiler İsviçre’ye gitmek istediklerini beyan ederlerse, İsviçre onları kabul etmelidir. Eğer onlar Amerika’yı tercih ederse siz onların gelmesine izin vermelisiniz. Herhangi başka bir seçim komik bir oyundan başka bir şey olmaz. Çaresiz Yahudi için bir görüş denemesi değil, aksine ölüm veya kalım sorunudur. Verdiği oyun bir sonuç getireceğinden emin olmadığı sürece, elindeki kuşu, çalı arkasındaki kuş yüzünden tehlikeye atmamak için o, oyunu Filistin için kullanacaktır. Her halükarda Filistin bundan fazlasını kabul edemez. 1918’de 65 bin olan Yahudi sayısı şimdi 600 bine yükseldi. Biz Araplar da sayı olarak çoğaldık, ama göç yüzünden değil. Yahudiler nüfusumuzun yüzde 11'ni oluşturuyorlardı. Bugün nüfusumuzun üçte birini oluşturuyorlar, nüfustaki yükseliş oranı korkunçtu. Birkaç yıl içerisinde eğer bu akım durdurulmazsa bu sayı bizi aşacak ve kendi toprağımızda önemli bir azınlık halini alacağız. Elbette dünyanın geriye kalan kısmı, küçük ve fakir Filistin’in üçte ikisi civarında olup şimdiden barındırdığı 200 bin Yahudi’ye yer bulacak kadar zenginliğe ve cömertliğe sahiptir.  Bu, dünyanın geri kalan kısmı için cebe düşen bir damla gibidir. Bizim için bu bir ülkenin intiharı demektir.

 

Bize bazen, Yahudilerin Filistin’e gelmesinden bu yana, Arapların yaşam şartlarının geliştiği söyleniyor. Bu en çok karışık konulardan birisidir. Ama isterseniz münakaşanın devamı için bunun bir an doğru olduğunu kabul edelim. Kendi evimizin efendisi olarak, daha da fakir bir ülke olacağız. Bu normal mi sizce? "Balfour Deklarasyonu" diye adlandırılan ve Filistin’e Siyonist göçünü başlatan hareket, burada detaylı bir şekilde tekrarlanamayacak kadar çok karışıktır. Bu Araplara vaad edilip yerine getirilmeyen sözler üzerine kuruludur, sözleşmeler inkâr edilmeyi kabul etmeyecek bir şekilde soğuk damgayla yapıldı. Biz de tamamıyla onun geçerliliğini inkâr ediyoruz. Biz kesin bir şekilde İngiltere’nin, Arap topraklarını "ana vatan" adına tamamıyla yabancı bir millete verme hakkını inkâr ediyoruz. Hatta Arapların üyesi olmadığı bir zamanda, BM’nin yaptırımları bile bunu değiştiremez. Kendimizi savunmak için bizim bir kelime söylememize bile izin verilmiyor. İngiliz askerlerini, ortaklarınızı, Arap vatandaşları ve arkadaşlarınızı öldüren; mermileri, tabancaları almaları için teröristleri destekleyen Amerikan dolarlarıdır. Biz Araplar, sizin bu teröristlerin açıkça silahlanmaları, bilinçli olarak insanları öldürmeleri için, maddi açıdan desteklenmelerine gazetelerinizde açıkça ilan verilmesine izin verdiğinizi duyunca hayretler içinde kaldık. Modern dünyada böyle bir şeyin olacağına bir türlü inanamadık. Şimdi buna inanmamız lazım. Biz ilanları kendi gözlerimizle gördük. Yine bir arkadaşın dobralığıyla tekrarlıyorum, Balfour Deklarasyonu’ndan İngiltere kadar Amerika da sorumludur. Başkan Wilson, yayınlanmadan önce onu onayladı ve Amerikan Meclisi 30 Haziran 1922’de onu kelimesi kelimesine oy birliği ile kabul etti. 1920’lerde Araplar Siyonist göçlerle aşağılandılar ve can sıkıntısına uğradılar ama uyarılmadılar. Göç devamlıydı ve oldukça ufaktı, öyle ki Siyonist kurucular bunun devam edeceğini sandılar. Gerçekte 1927’de Filistin’e giren Yahudilerin neredeyse iki misli kadar, Filistin’i terk etti. Ama İngiltere, Amerika ve ateşli Siyonistlerin ummadıkları ve otuzuncu yılların başında vuku bulan iki şey göçleri hayal edilmeyecek oranda artırdı. Birincisi dünyanın geçirdiği sarsıntı, ikincisi ise Hitler’in ortaya çıkışıydı. 1923’te Hitler yönetime gelmeden önceki yıl sadece 9 bin 500 Yahudi Filistin’e geldi. Biz onları hoş karşılamadık ama böyle bir sayıyı mutlak Arap çoğunluğu için asla bir tehlike olarak görmüyorduk. Ama bir sonraki yıl bu sayı 30 bine tırmandı. Bu rakam 1934’de 42 bine, 1935’de 62 bine ulaştı. Bu artık idealist Siyonistlerin alışılagelen verileri değildi. Aksine tüm Avrupa, ürktüğü Yahudilerini üzerimize akıtıyordu. Sonunda bizde korkmaya başladık. Artık bu muazzam göç durdurulmadığı sürece, Araplar olarak kendi topraklarımızda mahkum olacağımızı anladık ve biz düşüncemizi hâlâ değiştirmiş değiliz. Edindiğim izlenimlere göre birçok Amerikalı Filistin sorununun kendilerinden çok uzak olduğunu, Amerika’nın bu konuda yapacağı fazla bir şeyin olmadığını ve yapabilecekleri tek şeyin bir insan olarak olaya seyirci kalınması olduğunu düşünüyorlar.

 

İnanıyorum ki, sizler bir ülke olarak genel manada tüm Siyonist akımdan ve özel olarak şu anki terörizmden açıkça ne kadar sorumlu olduğunuzun farkında değilsiniz. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü ben eminim ki eğer siz sorumluluğunuzun farkına varırsanız, adilce hareket edeceksiniz ve bunu üstleneceksiniz. Amerika’nın Balfour Deklarasyonu’yla "anavatan" fikrini resmi olarak desteklemesi bir yana, Amerikan parası olmadan Siyonistlerin şu anki gibi Filistin’e yerleşmeleri neredeyse mümkün olmayacaktı. Bu paralar Amerikalı idealist Yahudiler tarafından hemcinslerine yardımcı olmak için bağışlandı. Eğer 1300 yıl boyunca kesilmeden devam eden Arap hâkimiyeti Filistin’i Arap yapamıyorsa başka ne yapabilir? Uygulanan motif güzeldi, ama sonucu felaket. Bağışlar fertler tarafından yapılıyordu ama onlar tamamıyla Amerikalı idiler ve bir ülke olarak sadece Amerika buna karşı çıkabilir. Şu anki felaketin sorumluluğu tamamıyla size yüklenebilir. Tüm dünya neredeyse sadece sizin devletiniz,  100 binden fazla olan ve onları takip eden sahipsiz Yahudi’nin hemen Filistin’e kabulü üzerinde de çok ısrar ediliyor. Bu, şu ana kadar her şeyden öte Filistin’e isabet eden kanlı kaosun en korkunç sonuçlarından olacaktır. Tüm dünyada bu isteği yayınlayan nerdeyse bir tek sizin medyanız ve politik önderlerinizdir. Nerdeyse sadece Amerikan parası Filistin’e doğru hareket eden "mülteci gemilerini" satın alıyor veya kiralıyor ve Amerikan parasıyla tayfalar sağlanıyor. İllegal göçler Avrupa’dan Yahudi lobileri tarafından, takriben tamamıyla Amerikan paralarıyla desteklendi. İngiliz askerlerini, ortaklarınızı, Arap vatandaşları ve arkadaşlarınızı öldüren mermileri ve tabancaları satın alan teröristleri destekleyen Amerikan paralarıdır. Biz Araplar; sizlerin bu teröristleri finanse eden paralar talep eden ilanların medyanızda açıkça yayınlanmasına izin verdiğinizi duyduğumuzda şaşkınlığa uğradık. Böyle bir şeyin modern dünyada gerçekten olacağına inanamadık.  Şimdi inanmak zorundayız: Biz ilanları kendi gözlerimizle gördük.

 

Ben bunlara işaret ediyorum, çünkü açık sözlülükten başka bir şey fayda etmez. Krizler nazik ve manasız sözlere yer bırakmayacak kadar kötüdür. Ben Amerikan halkının dürüstlüğünden ve cömertliğinden asla şüphe etmiyorum. Biz Araplar yardım istemiyoruz. Bizler sizin gerçeğin yarısını değil, hepsini bilmenizi istiyoruz. Bizim tek istediğimiz, Filistin meselesi konusunda hüküm verirken kendinizi bizim yerimize koymanızdır. Eğer bazı kuramlar, Amerika’ya, size tamamıyla yabancı milyonlarca yabancıyı, sadece Amerika’ya gelmek istemeleri ve babaları 2000 yıl önce burada yasadıkları için ülkenize hâkim olabilecekleri derecede aranıza mutlak manada kabul etmeniz gerektiğini söyleseydiler, buna cevabınız ne olurdu? Bilin ki bizim cevabımız da aynı olacaktır. Reddetmenize rağmen eğer bu kuruluş onları kabul etmek konusunda sizleri zorlarsa tepkiniz ne olur? Bizim de aynı olacaktır.”

 

Bu Makale Faruk Aktaş tarafından İngilizce aslından “Dünya Bülteni” için tercüme edilmiştir.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48