banner39

Eski tüfeklerin ABD ve dünyaya bakışı

ABD'nin iki eski tüfeği Zbigniew Brzezinski ve Brent Scowcroft ABD ve dünyayı yorumluyor.

Arşiv 17.04.2010, 17:31 17.04.2010, 17:31
Eski tüfeklerin ABD ve dünyaya bakışı

Asım  Öz/Dünya Bülteni


Washington Post’un dış politika yazarı  olan David Ignatius iki Amerikalı stratejistle konuşmalar gerçekleştirmiş. Amerika ve Dünya adını taşıyan çalışmada eski ulusal güvenlik uzmanları Zbigniew Brzezinski ve Brent Scowcroft gazetecinin sorularını cevaplamışlar. Ortak yanları dünyanın ve kendilerinin Beyaz Saray’daulusal güvenlik danışmanıyken uygulanan kuralların değiştiğine inanmaları.

ABD'nin soğuk savaştan tek süper güç olarak çıktığı, sıklıkla dile getirilen bir husustur. Ancak, gücün unsurlarına baktığımızda, süper güç olmanın askeri alanda tartışılmaz bir gerçek olmasına rağmen, ekonomik alanda o kadar belirgin olmadığı, ABD'ye rakip ekonomik güçlerin (AB, Japonya, Çin) dünya ekonomisini kısmen çok kutuplu hale getirdiği görülmektedir. Devletlerin kontrolü dışındaki uluslar ötesi (transnational) olaylarda ise aktör sayısı artmakta, ABD'nin tek belirleyici olma yeteneği daha da azalmaktadır. Joseph S. Nye, ABD'nin herhangi bir rakip güç tarafından meydan okunamayacak kadar kuvvetli, fakat çağımızın küresel sorunlarını tek başına çözemeyecek kadar zayıf olmasını''Amerikan gücünün paradoksu'' olarak tanımlamaktadır. Bu paradoksun çok farklı kitaplarda işlendiğini görmek mümkün.

Değişen Dünya Koşulları

Amerikalı  gazeteci David Ignatius adı Türkiye kamuoyu 2009 Davos toplantısında Gazze oturumunun moderatörü ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile girdiği tartışma ile tanıdı. Washington Post’un dış politika yazarı olan David Ignatius iki Amerikalı stratejistle konuşmalar gerçekleştirmiş. Amerika ve Dünya adını taşıyan çalışmada eski ulusal güvenlik uzmanları Zbigniew Brzezinski ve Brent Scowcroft gazetecinin sorularını cevaplamışlar. Kitap temelde bir söyleşi kitabı. Sorularla cevapların karışmayacağı biçimde bir iç düzenlemeden yoksunluk kitapla ilgili olarak söylenebilecek ilk eleştiri.İkinci olarak çeviride ciddi sorunlar var. “İran başbakanı Ahmedinejad” bunlardan sadece biri.Sekiz bölümden oluşan kitapta Barack Obama'nın başkan olacağının tahmin edildiği ve bütün dünyanın Birleşik Devletlerde çok öfkeli olduğu günlerde; 2008 baharı boyunca sabah ve öğleden sonraki saatlerde gerçekleştirilen konuşmalar onun karşılaşacağı zorluklara da değinilmiş. ABD’in bir imaj ve popülerlik sorunun olduğu üzerinde hem söyleşiyi gerçekleştiren yazar hem de eski tüfekler müttefik. Hatta bu yüzden yeni başkana ilk yüz günde neler yapıp yapmayacağına dair öneriler de sunulmuş. Burada  değişen dünya içinde Ulusal Güvenlik Konseyi’nin ve daha pek çok yapının soğuk savaş psikolojisi ile oluşturulmuş olmasından duydukları rahatsızlıkları ifade ediyor konuşmacılar ilk önce. Bunun yanında  bir imparatorluk olarak ABD’nin geleceği, NATO’nun sınırlarının niçin Rusya'ya doğru kaydırıldığı, Filistin, İsrail ve İran meseleleri,Irak'ta acil olarak yapılması gerekenler ve Çin’in yükselişi gibi konulara değiniliyor. Ama öncelikli olarak “Ortadoğu’nun karmaşık konularının birinci elden önemli olduğunu” vurgulamaları diğer konuların ise geleneksel bir yöntemle ele alınabileceğini belirtmeleri üzerinde durulmaya değer konulardan biri.

Konuşmaların temel hareket noktasını  “dünyayı çok derinden etki eden bir değişimin içinde olması ve Amerika’nın rolünü  anlamakta kullandığımız geleneksel modellerimizin artık yeterince işlevleri yerine getirememeleri düşüncesi” oluşturmaktadır. Eski ulusal güvenlik uzmanları dünyanın geçirmekte olduğu değişime ABD’nin ayak uydurmakta zorlandığının hatta geciktiğinin farkındalar. Her iki uzmanda siyasi eğilimlerinin farklılığına rağmen kimi ortak noktalarda buluşabiliyorlar.İki uzman da ABD’nin Irak’ta Saddam Hüseyin’i devirdikten sonra karşılaşacağı güçlükleri pek çok analistten önce ifade etmişlerdi.

Zbigniew Brzezinski ve Brent Scowcroft özde soğuk savaşçılardır. Ama bugün ABD siyasetini bu anlayışla yürütmenin birtakım sıkıntıları da beraberinde getirdiğinin farkındadırlar.Soğuk savaş zihniyetine esir olmamak gerektiğini anlatırken  daima ABD ulusal çıkarlarından hareket ediyorlar.Bu anlamda dış politika konusunda oldukça realistler: “Amerika Birleşik Devletlerinin değişen bir dünyaya gösterdiği tepkinin,savunma yerine uyum sağlamak olması gerektiği fikrindeler.Onların hedefi Amerika’nın bu değişen güçlerden ayrı durması değil,mümkün olan her yerde bu değişen güçlerin yanında bulunmasıdır.Tekrar tekrar değindikleri nokta ise,esnekliğe,şeffaflığa ve dost-düşman ayrımı yapmadan uzlaşmaya duyulan ihtiyaçtır”.Bunun nedeni ise ABD’nin kendine duyduğu özgüveni kaybetmiş olmasıdır.Ülke onlara göre çok fazla korkmuş durumda bu yüzden fiziksel ve entelektüel duvarların arkasında kendini çok fazla koruyor. Her iki düşünürde küreselleşmeden söz ederken küresel bir siyasi bilinçlenme olgusuna ve insan onuruna duyulan özlemden söz ediyorlar.

Küresel Siyasi Uyanış

Zbigniew Brzezinski yüzyılın ideolojik kimliği olarak “Terörle mücadele”nin ortaya konmuş olmasını son derece yanlış ve küstahça buluyor. Sorunların başak yerde olduğunun altını çizerken üç temel duruma dikkat çekiyor: “Yüzyılımızın ideolojik kimliğini belirleyen Terörle Mücadele olmayacaktır.Belirleyici olan anlaşılması çok daha zor olan bir yapıdadır ve bana göre bu üç büyük değişim içerir.

İlkini ben “küresel siyasi uyanış” olarak adlandırıyorum.İlk defa tüm insanlık siyasi olarak aktif hale gelmiştir. Bu çok ama çok çarpıcı bir siyasi değişimdir.İkincisi,küresel gücün merkezinde Atlantik dünyasından Uzak Doğu’ya doğru bir kayma söz konusudur. Bu Atlantik dünyasının yıkılması değil,ancak 500 yıldır elinde bulundurduğu egemenliğin elinden alınması demektir.Üçüncüsü ise hepimiz ağır biçimde zarar görebileceğimiz için değinmek zorunda olduğumuz  küresel sorunların yüzeye çıkışıdır.Bu sorunlar,iklim ve çevre konuları,ayrıca fakirlik ve adaletsizlik.Amerika’nın karşılaşacağı zorlukları bu etkenler belirliyor ve Amerika’nın varlığını devam ettirmesi,dünyadaki konumu bu etkenlere ne kadar etkili çözüm getireceğine bağlı gibi gözüküyor”

Brzezinski’ye göre Amerika bu sorunlarla gerçekçi bir biçimde yüzleşememektedir Bunun sebepleri çok farklı olabilir ama tek maddeye indirgendiğinde  Amerika’nın kendine güvenini kaybetmiş olmasının  üzerinde ısrarla durur o.Çünkü başta da belirttiğimiz gibi Soğuk Savaş koşullarını bütün boyutlarıyla yaşamış bit stratejisttir Brzezinski. Bu savaşı korku kültürü ile değil inançla kazandıklarını vurgulaması da bu yüzdendir. Brent Scowcroft’ta hemen hemen aynı pencereden bakar dünyaya.Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra “bir vurdumduymazlık” tavrı tarihin bittiğine inandıklarını belirtmekten çekinmez.Bu uykudan ise ABD’nin meşruluğunu ve güvenirliğini yaralayan 9/11 ile “aşırı bir kibrin yükselişi” biçiminde uyandıklarını belirtir.O da  küreselleşmenin anlamlarından biri olarak dünya insanların siyasallaşmasına özel bir önem atfeder: “İnsanlık tarihi boyunca,ortalama bir insan kendi köyü içinde ne olup bittiği ile ile ilgilenirdi ve bu ilgi alanı en çok diğer köye kadar uzanırdı.Bundan fazlasıyla zaten insanlar ilgilenmezlerdi.İmparatorluğun savaşlarında kişisel olarak yer almazlardı.Şimdi ise dünyada olan her şey insanların önüne seriliyor ve insanlar buna tepkilerini gösteriyorlar.Bu bizim henüz nasıl başa çıkabileceğimizi anlayamadığımız yeni bir güç ve terörle mücadele sadece bunun belirtilerinden biri.

Bu tür  şeyler zaten olup bitiyordu.Soğuk Savaş’ın bitmesiyle ortaya çıkmadılar ama Soğuk  Savaş sebebiyle gizlenmişlerdi.

Ve aniden Soğuk savaş  bittiğinde,işte buradalar.Bir süre için kafamız karışmış ve şaşkına dönmüş olduğumuzu düşündüm.Ne olup bittiğinden haberimiz yoktu ve bunu çok da önemsemiyorduk.Bu yüzden 90’larda bir strateji geliştirmek için büyük bir istek yoktu; çünkü ilk olarak bütün bu öğeler değişmekte olduğu için bu zor bir iş olacaktı.İkincisi gerçekten bir stratejiye sahip olduğumuzu düşünmüyorduk.”

ABD'deki tartışma konularından bir tanesi, sert güç ve yumuşak güç unsurlarının nasıl bir kombinasyonla kullanılması gerektiğidir. Bir önceki dönemin iktidarı neo- conlar sert gücün kullanılmasına ağırlık vermekte, Demokrat Parti'nin başını çektiği neo- liberaller ise sert güce dayalı politikaların uzun vadede Amerikan karşıtlığını artırarak ABD'yi yalnız bırakma riskini taşıdığını, kalıcı etkinin yumuşak güçle sağlanabileceğini savunmaktadırlar. Her iki parti ABD'nin küresel üstünlüğünün mümkün olduğu kadar uzatılması konusunda hemfikirdir. Bu konuşmalarda da bu tartışma yumuşak güç lehinde sürmektedir.

Eski tüfeklerin kısmen de olsa dünya insanları/ülkeleri ile tevazu ile konuşmanın gerekliliğini öğrenmeleri/fark etmeleri gerçekten önemli.Ama “Herkes için  daha iyi bir yaşam olduğu umudunu sunmakta ayrıcalıklıyız” ya da “ “hiçbir ülkenin deneyimimizi tekrarlayamayacağı” ifadeleriyle gündeme gelen Amerikan istisnacılığının hâla dillendiriliyor olması ise bu önemi azaltıyor.

abddunya.jpg

David Ignatius,Brent Scowcroft, Zbigniew Brzezinski,Amerika ve Dünya -Amerikan Dış Politikasının Geleceğine Dair Konuşmalar- Çeviren: Manolya Aşık, Profil Yayıncılık,2009,325 s.

banner53
Yorumlar (0)
30
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?