Fatih Camii, kilise kalıntılarının üzerine yapılmış

Fatih Camii Havariler Kilisesi'nin kalıntıları üzerine yapıldı.

Fatih Camii, kilise kalıntılarının üzerine yapılmış

Kerim Altuğ / Dünya Bülteni

 Fatih, Latin işgali sırasında tahrip edilen Havariler Kilisesi’nin yerine Fatih Camii'ni yaptırmakla ve öldükten sonra İmparator Konstantin’in öldüğü yere defnedilmeyi vasiyet ekmekle Roma’nın son imparatoru olduğunu göstermek istemişti

İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından 1470 yılında, Bizans'ın Ayasofya'dan sonraki ikinci kutsal tapınağı Hagia Apostolea (Havariler) kilisesi kalıntıları üzerine büyük bir külliye ile birlikte yaptırılan Fatih Camii, ilk “Selatin Camii” olma özelliğini taşımaktadır. 1766 yılındaki depremden sonra yıkılan ve aslından farklı olarak yeniden inşa edilen Fatih Camii'nin bulunduğu yerde vaktiyle Bizans döneminin en ünlü ikinci kilisesi Hagia Apostolea yükselmekteydi. Kendi adına kurdurduğu kentinde, Roma İmparatoru I. Constantinus, mezar şapeli olarak planladığı kiliseyi “tüm havariler”e adamış, içerisini çağının en büyük ustalarına akıllara durgunluk verecek bir görkemde yaptırtmıştı. İmparator anıtsal bir kilise ve bir mausoleum (anıt mezar) yaptırmak için Haliç’e bakan yüksek bir alanda evvelce var olan on iki tanrıya adanmış bir tapınağın kalıntılarını yıktırarak kilisesinin inşaatını başlattı. Ancak 337 de Nikomedia’da (İzmit) öldü ve kentteki yegane kilise olan tamamlanmamış Havariler Kilisesi’ne defnedildi. Tarihçi Eusebius (263 – 339) kilisenin, dört yanında portikolara sahip altın çatılı uzun bir yapı olduğundan sözeder. Kilisenin en önemli bölümü ise parekklesionuydu. (Kiliseye bitişik mezar yapısı) Üstü altın kaplama bir kubbeyle örtülü olan yapı on iki kenarlı bir prizma gibi inşa edilmişti. Prizmanın köşelerini oluşturan duvarların içlerine on iki havariye atfedilecek 12 boş lahit yerleştirilmişti. Kubbenin tam altında on iki havarinin ortasında Constantinus’un altından tabutunu muhafaza eden porfir lahdi yer alıyordu. Büyük Constantinus’un oğlu ve halefi II. Constantius (317-361), kilisenin inşaatını bitirerek Havari Andreas, Lukas ve Timotheos’un röliklerini muhafaza edilmek üzere mezar yapısına yerleştirdi.

550 yılına gelindiğinde ise İmparator Iustinianus (483-565), zaman içinde harap olmuş kiliseyi Ayasofya’nın da mimarları olan Tralleisli (Aydın) Anthemios ve Miletoslu Isıdoros’a Serbest Yunan Haçı planlı ve beş kubbeli olarak yeniden inşa ettirtmeye karar verdi. Procopios (500-565) yapının Iustinianus tarafından yeniden yaptırılışını şöyle aktarır: “İmparator daha sonra bütün havarilerine duyduğu saygıyla harekete geçti. Bizans’ta bütün havarilere adanmış olan eski bir tapınak vardı, uzun bir zaman geçmiş olduğu için yapı yıkılacak hale gelmişti. İmparator Iustinianus bu yapıyı sadece onarmak değil temelinden yıktırıp daha büyük ve güzel şekilde yeniden yaptırmak istedi. Düşüncesini şöyle gerçekleştirdi: Haç biçiminde olduğu gibi birbirini kesen iki doğru çizildi; bunlardan biri batıdan doğuya, diğeri kuzeyden güneye doğru yönlendirildi. Bu hatlar dışta duvarlarla içte de altta ve üstte yer alan sütun sıralarıyla belirlendi. Tapınağın merkezinde Ayasofya’nın planından farklı olmayan bir plan küçültülmüş olarak uygulandı. Dört kemer aynı şekilde yükselir ve birbirleriyle bağlanır, bunların üzerinde yuvarlar ve pencereli yapı öğesi vardır, bunun tepesine doğru kubbe havada asılıymış gibi görünür. Yapının dört kolu da merkez bölümle aynı büyüklükte çatıyla örtülmüştür, ancak bir eksiği  vardır: kubbe altında pencereler yoktur.” (De Aedificiis - Yapılar 1.14)

 Yapının temel kazısı sırasında Havarilere ait tabutların keşfini ise şöyle aktarmaktadır: “İmparator Constantius bu tapınağı Havarilerin şanını ve adını onurlandırmak için yaptırmıştı: Bir buyruk çıkartarak kendisinin oldğu gibi gelecekte de sadece imparatorların değil eşlerinin de burada gömülmesini öngörmüştü. Burada babası Constantinus’un da bedeni bulunur ancak havarilerin mezarlarının da burada bulunduğu hakkında bir belirti görülmemişti. Şimdi ise imparator bu tapınağı yeniden yaptırırken işçiler zemini düzleştirmek için kazdıklarında üç tahta tabut gördüler ve tabutların üzerindeki yazılardan bunların içinde Havari Andreas, Lukas ve Timotheos’un bedenlerinin bulunduğu anlaşıldı. Bizzat imparator ve bütün Hıristiyanlar bunları büyük bir sevinçle seyrettiler. Havarilerin onuruna ayin tertip edilip tabutlar kapatıldı ve toprağa verildiler. Yeri unutulmaması ve ziyaretçisiz kalmaması için de tapınak Havarilerin bedenlerine ithaf edildi.”( De Aedificiis - Yapılar 1.15)

 4. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar Bizans İmparatorları ve patriklerin defnedildiği Havariler Kilisesi, (867-886) yılında İmparator Basil I tarafından onarımdan geçirildi. İstanbul’un 1204 yılındaki Dördüncü Haçlı seferi ile Haçlılar tarafından talan edilişi sırasında da yapı yağmalandı. Birçok gümüş kap, ikonalar ve imparator taçlarından başka lahitlerde bir şey bulamayan haçlılar üstlerindeki altın kaplamaları sökerek tahrip ettiler. Tarihçi Nicetas Choniates, İmparator Iustinianus’un mezarının dahi yağmalandığını imparator Heraklius’un tabutu açılarak üzerinde hala saçları bulunan altın tacının çalındığı anlatır. Eserler Avrupada bugün çeşitli koleksiyonlarda yer almaktadır, pek çoğu da Venedik’teki San Marco Bazilikası’na taşınmıştır.

Sonradan kenti Haçlılardan geri alan Mikhael VIII Palaeologus (1261-1282) zaferini onurlandırmak için kilisede bir paye üzerine Başmelek Mikhael heykeli diktirdi. Andonikus II Palaeologus (1282-1328) tarafından yapı bir kez daha restore edildiyse de Constantinopolis’in gittikçe azalan nüfusu dolayısıyla zaman içerisinde kaderine terk edildi. 1454 yılında İstanbul’un fethinin ertesinde Fatih Sultan Mehmed Patrik Gennadios’a yapıyı 1461 yılındaki yıkımına değin Patrikhane olarak tahsis etti. Bu tarihten sonra ise Patrikhane 1586’ya değin kalacağı Pammakaristos Manastır Kilisesi (Fethiye Camii) ne taşındı.

 Bugün  Havariler Kilisesi’nden günümüze Fatih Camii avlusunda birkaç temel taşı ve İstanbul Arkeoloji müzelerinde korunan bir kısım kalıntı ile yine aynı müzenin bahçesi ve Aya İrini’nin atriumundaki porfir lahitler kalmıştır.

 Fatih, ismini taşıyan caminin asırlar boyunca harap hale gelen ve 13. yüzyıldaki Latin işgali sırasında yağmalanan Havariler Kilisesi’nin yerine inşa edilmesini ve öldüğünde de aynı caminin avlusuna defnedilmeyi istemişti; son uykusunu bir zamanlar Büyük Constantinus’un defnedildiği mekânda uyumak istemekle çocukluğundan beri taşıdığı; Basileus Romaion "Roma İmparatoru" olma hayalini hakikat yapmaya çalışmıştı. O devirdeki ismi "Diyâr-ı Rum" yani "Roma ülkesi" olan Anadolu ile "Yeni Roma"nın mutlak hâkimi bu sayede fethine meşruiyet kazandırırken, bir yerde de kendisinin "Roma'nın son imparatoru" olduğunu ilân ediyordu.

Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2010, 18:18
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35