banner15

Federal Irak planları

Blair'e Neron benzetmesi, ABD tutsaklar siyasetini yeniden düzenliyor, Irak'ta federal düzen için tartışmalı taslak, Türkiye'nin Lübnan'a asker sevkinin gerekçeleri, İngiliz havası göçmenleri yıldırır mı?

Federal Irak planları
İngiltere'de, Başbakan Tony Blair'e görevden ayrılması çağrısının görülmedik bir şekilde güçlendiği bir sırada, bu sabah tüm önde gelen gazetelerin kapağında Blair'in değil, veliahtı olarak görülen Gordon Brown'un fotoğrafları yer alıyor.

Independent partinin en kilit iki ismi arasında iyice tırmanan çekişmeyi "oyunda son aşama" olarak ifade ediyor.

Guardian ise yaşananları topyekûn savaş olarak niteleyerek Blair'in belki de bugün bu konuda bir açıklama yapmak zorunda kalacağını belirtiyor:

Times da dün sekiz yetkilinin istifası ardından aynı beklentiyi paylaşıyor.

"Blair fırtınalı bir günün ardından bugün, gelecek yıl görevden ayrılma niyetine dair şüpheleri gidererek durumu yatıştırmaya çalışacak. Blair bir isyanı önlemek istiyorsa daha fazla adım atması gerektiğini anlamış görünüyor.

"Brown cephesinin tercihi, Blair'in çok yakında, muhtemelen gelecek yıl başında görevden ayrılacağını açıklaması. Bu şekilde Maliye Bakanı hazırlık yapacak zaman kavuşmuş olur."

Guardian dün Blair ve Brown arasında iki kez başbakanlıkta, bir kez telefonda kriz görüşmeleri yapıldığını, bunların karşılıklı bağrışmalarla geçtiğini belirtiyor.

"Blair'e bir noktada, tarih ve istifa şartları konusunda geri adım atmazsa, bugünden hükümetin daha üst düzeyinden istifalar gelebileceği uyarısı yapıldı. Böyle bir durum yönetimi felç edebilir. Gitgide yalnız kalan başbakana diğer kötü işaretlerse, parlamento grup lideri Jack Straw'un baskılara dikkat çektiği ziyareti, ulaştırma bakanının destek açıklaması yapmayı reddetmesi, çevre bakanının partiyi ancak Brown'un kurtaracağı yolunda bir mülakat vermesiydi."

Daily Telegraph, Maliye Bakanı'nın fotoğrafına atıfla, "Gordon'un gülümsemesine şaşmamalı" diye yazıyor. Gazetenin başyazısına göre, Brown dün Blair ile görüşmesi ardından kremaya düşmüş kedi gibi mutluydu.

"Bir devir sürecinin başladığı ortada. Ancak Brown tacı almak istiyorsa bunun için savaşmalı. Partinin ve ülkenin, neden kendisinin tercih edilmesi gerektiğini bilmeye hakkı var ve bunu sağlamanın yolu açık bir liderlik yarışından geçiyor."

Daily Telegraph'ta yazan Muhafazakar Parti'nin önde gelen isimlerinden Boris Johnson, Blair'in gerçekleri görmemekte ısrar ederek Roma İmparatoru Neron'u andıran bir yaklaşım sergilediğini savunuyor.

"Başbakan olmanın amacı kendinize değil, ülkenin çıkarlarına hizmet etmektir. Blair, İngiltere'yi euro bölgesine dahil etme hedefinde başarısız oldu, refah devletini reformdan geçirmeyi başaramadı. Bazı iyi şeyler yaptı, fevkalade bazı meziyetleri de vardı.

"Ama görünüşe göre şimdi, onu ne kadar özleyeceklerini göstermek için altı ay daha talep etmenin dışında, İngiliz halkına artık söyleyebilecek bir şeyi kalmadı. Bu başbakanlıkta kalmak için yeterli değil. Hemen görevden ayrılmalı."

Peki Blair takvimini açıklarsa partide sular durulup rahat bir geçiş dönemi yaşanabilecek mi?

Guardian yazarlarından Polly Toynbee'ye göre, parti ciddi şekilde bölünmüş durumda ve durum parlak değil:

"Blair kampı için mesele artık ideolojik değil, şahsi ve tek amaç Brown'un önünü kesmek... Gözlerimizin önünde genelde akıllı, ahlaklı kişilerce yönetilen, merkezin solunda başarılı bir hükümet var ve kendi kendini yok ediyor."

Liderlik yarışı için Gordon Brown'un yanı sıra adı geçen başka isimler de var. John Reid, Alan Johnson, Alan Milburn ilk akla gelen isimler.

Ama liste bununla sınırlı kalmayabilir. Milletvekili John McDonnell bugün liderlik kampanyasını başlatacağını açıklıyor Independent sayfalarından.

"Blair ve Brown saflarının üyeleri partinin sadece kendilerine değil, üyelerine ait olduğunu anımsamalı. Parti üyeleri artık Blair ve Brown arasındaki sonu gelmez çekişmeleri istemiyor. Üyelerin ve destekçilerin partinin geleceğini tartışma ve seçme hakkı olmalı."

Tutsaklar konusunda değişiklik

ABD Başkanı George Bush'un CIA'in gizli cezaevleri olduğunu kabul etmesinin ayrıntıları da geniş şekilde yer bulmuş.

Açıklamayı siyaset değişikliği olarak yorumlayan Independent, Bush'un CIA'in kullandığı sorgu yöntemleri konusunda pişmanlık ifade etmediğini vurguluyor.

Gazete, Amerikan ordusunun tartışmalar nedeniyle bir yıllık gecikmenin ardından yeni hazırladığı sorgu yöntemleri kitapçığına dikkat çekiyor:

"Tartışmalı yöntemleri yasaklayan kılavuz tüm ordu birimlerini bağlıyor ama CIA'i kapsamıyor. Bunlar gizli cezaevleri uygulamasının son bulacağı anlamına da gelmiyor. Ancak Pentagon ve Bush'un açıklamaları yeni kuralların CIA elindeki tutsaklara da uygulanacağını düşündürüyor."

Times da Bush'un geri adım attığını ve sorgu krallarını yeniden yazdığını savunuyor. Guardian ise bu görüşü paylaşmıyor.

Gazete 14 zanlının Guantanamo Üssü'ne nakli açıklamasının kampın kapatılacağı umutlarını kırdığını belirtiyor.

"Bush ayrıca anayasa mahkemesinin reddettiği askeri yargı divanlarının işletilmesi konusunda da bastıracağını ortaya koydu" diye yazıyor.

CIA'in Saddam Hüseyin'i devirme planı

Guardian'da yer alan bir diğer haberde, 2002 yılında CIA'in Saddam Hüseyin ile savaş çıkarmaya niyetli olduğu iddiasında bulunan yeni bir kitabın ayrıntıları var...

"Michael Isikoff ve David Corn'un yazdığı Hubris (Kibir) adlı kitap, Irak'ın işgalinden bir yıl önce CIA'in sürgündeki Iraklı askerleri kullanarak ülkede bir hava üssünü ele geçirip ayaklanma başlatma planları yaptığını öne sürüyor.

"Plana göre Saddam Hüseyin isyanı bastırmak üzere harekete geçecek, uçuşa kapalı bölgeyi ihlal edecek, bu da Amerikan ve İngiliz müdahalesine ortam yaratacaktı.

"Plan, Merkez Kuvvetler Komutanı Tommy Franks tarafından reddedildi, ama CIA destekli unsurlar yine da savaş öncesinde Baas yetkililerine karşı sabotaj ve suikast eylemleri yaptılar.

Gazetede yazan eski başkan Bill Clinton'ın danışmanı Sidney Blumenthal ise Irak konusunda Beyaz Saray'dan gelen söyleminin gitgide hezeyana dönüştüğünü, siyasetin içinin ise bir o kadar boşaldığını belirtiyor.

Bu durumdan özellikle Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ı sorumlu tutan Blumenthal, Rice'ın Mayıs "artık büyükelçiler rapor geçmesin rapor yazacağımıza Amerika'yı dışarıya pazarlayalım" dediğini belirtiyor ve ekliyor:

"En üst düzeyde yetkiye sahip bir bir ulusal güvenlik yetkilisi 'Irak konusunda bir plan yok' diyor, 'Hiç bir plan yok'."

Federal Irak planları

Daily Telegraph Irak'ta federallik planları için hazırlanan bir yasa taslağının Sünnileri öfkelendirdiğini belirtiyor.

"Parlamentoya sunulan taslak ülkenin yarı özerk kesimlere bölünmesini öngörüyor. Taslak geçerse, Şiiler de güneyde, kuzeyde Kürtlerinki gibi kendi kendilerini idare edecekleri bir bölgeye kavuşacaklar. Bu idare sadece vergilerini toplamakla kalmayacak Şii siyasetçilere bakılırsa, sınırlarına silahlı muhafızlar yerleştirecek."

Gazete Kürt ve Şiilerin parlamentoda çoğunluğa sahip olduğunu anımsatarak taslağın geçmesinin kesin olduğunu, olsa olsa değişikliğe uğrayabileceğini belirtiyor.

"Taslağı hazırlayan Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nden bir siyasetçi, metnin bölgelerin sınırlarını da belirlemeyi hedeflediğini söyledi.

"Geçen yıl hazırlanan anayasa federal bir Irak öngörüyordu ve bunun nasıl işleyeceğinin belirlenmesi için 16 Eylül'e dek süre tanınmıştı.

"Geçen yıl gündemdeki fikir, vilayetlerin ittifakından oluşacak gevşek bir federal yapı kurulması ve merkezi hükümetin petrol ve silahlı kuvvetler üzerindeki denetimini sürdürmesiydi. Ancak Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI) lideri Abdülaziz El Hekim, son aylarda ülkenin petrolünün yüzde 60'ının yattığı güneyde dokuz vilayetten oluşacak bir "süper bölge" oluşması çağrısı yapıyor. Bölgenin Bedir Tugayları gibi ayrı silahlı kuvvetleri olması ve petrol arama çalışmalarında bir miktar denetimi olması isteniyor."

Gazete bazı Şii bakanların bu tür senaryoları "terörün beslendiği bölgelerin, ilerleme sağlayan kesimlerden ayrılmasını sağlayacağı" gerekçesiyle desteklediğini, Sünnilerin ise planları "petrolün denetimini ele geçirip bölgede İran nüfuzu sağlamaya yönelik bir adım" olarak gördüğünü söylüyor.

Türkiye'nin gerekçeleri

Türkiye'nin Lübnan'a asker gönderme kararı Financial Times gazetesinde değerlendiriliyor.

"Oylama sonucu, kolay sinirlenen ve kendine gitgide daha fazla güvenen Başbakan Erdoğan açısından şahsi bir zafer. " diyen gazete, hükümetin 'acil bir insani dava' olarak gördüğü güce katılma kararının Türkiye'nin stratejik niyetleri açısından önemli mesajlar içerdiği kanısında.

"Hükümetin kararının gerisinde üç önemli unsur yatıyor. İlki, tarihi. Türkiye Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne kadar bölgenin büyük bölümünü yönetiyordu. O zamandan beri bölgedeki ağırlığı azaldı.

"Savaş sonrası hükümetler Arap komşularını gözardı edip İsrail de dahil, batıyla ilişkilerin altını çizdiler. Erdoğan'ın, Türkiye'nin bölgesel güç niteliğini vurgulamakta seleflerinden daha fazla ısrarcı olduğu savunulabilir. Türk askerlerinin katılımı gitgide karışan Orta Doğu sorunun çözümünde Ankara'ya söz hakkı verebilir.

"İkinci unsur AB ilişkileri. Türkiye bin kadar asker vadederek başlıca Avrupa güçleri ile en azından aynı düzeyde katkıya hazır olduğunu ortaya koydu.

"Üçüncü unsur ise Türkiye'nin 2009 ve 2010'da BM Güvenlik Konseyi'nde bir sandalye edinme hedefi. Diplomatlar güce katılımın bu talebi pekiştirebileceğini söylüyorlar.

"Bir Avrupalı diplomatın ifadesiyle: Lübnan gücüne katılım askeri imkan ve siyasi güven gerektirir. Bugün Türkiye'nin elinde ikisi de var."

Kıbrıs tartışması

Guardian dün Financial Times'ın ortaya attığı, Kıbrıs'a limanların açılması konusunun Avrupa Adalet Divanı'na sevki tartışmalarını bugün sayfalarına taşımış.

Gazete Birliğe aday olan hiç bir ülkenin mahkemelik olmadığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor:

"Öneri, Brüksel'in üyelik görüşmelerinde bir 'tren kazası' yaşanması olasılığını ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. Kriz, 24 Ekim'de Olli Rehn, genişleme raporunu açıkladığında patlak verebilir. Ancak Rehn, Türkiye'yi reformların yavaşlaması eleştirilerini yinelemesi beklenen raporunda, mahkeme formülüne de yer verebilir."

İngiliz Orams çiftinin Kıbrıs'ta, Girne'deki evlerinin bir Rum'a iade edilmesi yolundaki Kıbrıs Rum mahkemesi kararının kuzeyde işletilemeyeceği hükmü karşısında Independent, kararın Kıbrıs Türk tarafında mülkü olan binlerce İngiliz’e derin bir nefes aldırdığını belirtiyor.

Daily Telegraph, Orams çiftinin Türk emlak simsarlarınca, evin eski sahibi olan Rum'un Kıbrıslı Rum çıkar gruplarınca desteklendiği spekülasyonlarına yer veriyor. Ancak yargıcın İngiliz çifti dörtte üç haklı bulduğunu ve masrafların ödenmesini de buna göre düzenlediğini kaydediyor.

Bulgarlar sıcak sever

Bulgaristan son haftalarda Avrupa Birliği'ne üye olduğunda serbest dolaşım hakkı tanıyan üç ülkeye çok fazla göç vereceği kaygıları ile anılıyor.

Bulgaristan Başbakanı Sergey Stanişev bu konuda Times'a bir mülakat vermiş ve bu savları ilginç bir şekilde çürütmeye çalışmış:

"Bulgaristan Başbakanı'na göre, Bulgarlar iş aramak için akın akın İngiltere'ye gelmez, çünkü hava heveslerini kırar. Stanişev, güneşli Akdeniz kıyılarında yaşayan binlerce Bulgarın, halkının eğilimlerini ortaya koyduğu kanısında."

Gazeteye göre İngiltere'ye 600 bin Polonyalı'nın geldiği anımsatıldığında, Başbakan, 'İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çok sayıda Polonyalı İngiltere'ye yerleşmişti. bu nedenle pek çoklarının ülkee akrabaları vardı. Bulgarlar için böyle bir durum olmaz" diyor.

Ayrıca hızla gelişen ekonominin kendi istihdam imkanlarını yaratacağını söylüyor.

Milyonluk salsa dersi

HSBC bankasının üst düzey yöneticilerinden bir kadının, dans dersleri aldığı çifte karşı açtığı davayı kazanması geniş yankı bulmuş.

Guardian haberi, "salsa aşkı 4 milyon sterlinlik ayrılıkla bitti" manşetiyle veriyor.

Gazeteye göre, Latin dansların meraklı, 61 yaşındaki bankacı Mimi Monica Wong, eski bir dünya şampiyonu ve eşinden aldığı ilk ders için 130 dolar ödedi.

Ancak dans onun için o kadar büyük bir saplantı haline geldi ki, 2004 yılında sekiz yıl süreyle sınırsız ders almak için 8 milyon sterlini gözen çıkardı, hatta paranın yarısını peşin ödedi.

Dersler işe yaradı ve bazı yarışmalarda şampiyonluklar kazandı.

Fakat tarafların dansı, öğretmenlerinin kendisine hakarette bulunduğu iddiaları ardından son buldu ve konu mahkemelik oldu. Şimdi dansçı çift, Wong'a parasını geri ödeyecek.

 

Kaynak: BBC

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48