Fethi Yeken'den önemli açıklamalar

Irak'ta Amerikan projesiyle fiilen ilişki halinde Şii güçler var. Aynı şekilde sadece Irak’ta değil İslam dünyasının her yanında İsrail’le ilişkiye giren Sünni güçler var.

Fethi Yeken'den önemli açıklamalar

Dünya Bülteni Haber Merkezi

- Şehitler Meydanı’nda büyük bir kalabalığa yönelik irad ettiğiniz Cuma hutbesinde, muhalefetin dayanışmasının Amerika’nın bölgedeki planının boşa çıkmasına dek devam edeceğini söylediniz. Muhalefetle Amerikan planının boşa çıkarılması arasında nasıl bir ilişki var?

Yeken: Şüphesiz biz Refik Hariri cinayeti sonrası ortaya çıkan yapılanmayı taraflı bir yapılanma olarak görüyoruz. Hatta onun Amerikan planının aşırılmış hali olduğunu söyleyebiliriz. Bu oluşumun içerisinde bulunan, İsrail yapımı/üretimi ve hala Amerikan ve Siyonist projelerinin temsilcisi olmaya devam eden bazı güçlerin varlığı bu anlamda yeterli bir delildir. Spesifik olarak bunlardan kastım Lübnanlı güçlerdir. Bu durum, 14 Mart güçlerinin düşmesinin dolayısıyla Lübnan sahasında Amerikan projesinin çökmesi anlamına geleceğini söylememiz için yeterli sebeptir. Eğer bu proje Lübnan’da çökerse diğer Arap ülkelerinde de çöküşün kapılarını aralayacaktır.

 

- Çöküşünü müjdelediğiniz bu Amerikan projesinin özelliği nedir?

 

Yeken: Amerikan Projesi, Amerika’nın bize lanse ettiği felsefeyle alakalı bir projedir. Bu felsefe küreselleşmede somutlaşmaktadır. Şüphesiz küreselleşme Orta Doğu projesinin ideolojik çerçevesidir. Dolayısıyla bu projenin siyasal ve ekonomik anlamda işlerlik kazanmasına zemin hazırlamaktadır. Küreselleşme ideolojik, düşünsel, kültürel ve sosyal olarak bölgenin Amerikanlaştırılması anlamına geliyor. Bu gerçekleştiğinde, bir sonucu olarak bölgenin etnik, mezhebi ve ırki olarak parçalanması çok daha kolay hale gelecek. Böylece nükleer tesisi bulunan, dünyadaki iletişim araçlarının büyük bir bölümüne sahip yada üzerinde etkili olan, dolar oyununda en büyük pay sahibi olan İsrail’in Orta Doğu’daki devlet yapılanmaları içerisinde en belirgin, en güçlü ve en etkin devlet olmasının önü açılmış olacak. Bu tabiî ki Amerika ve uluslararası Siyonizm’in planladığı bir şeydir. Bu Amerika’nın uluslararası sistemin liderliğine oturmasından, özellikle de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından beri ümmetin yüz yüze olduğu en tehlikeli projedir. Çünkü yapılanlar o zamanlar emperyalizm olarak addediliyordu, şimdiyse küreselleşme.

 

- Hutbenizde başbakan Sinyora’yı fitneyi bastırmaya davet ettiniz. Hangi fitneyi kastediyorsunuz?

 

Yeken: Tabii ben nihai olarak istifaya davet etmedim.  Ben Sinyora’yı öncelikle Allah’ı razı edecek tarihi bir duruş sergilemeye davet ettim. Mezhebi fitneyi dindirmeye, Lübnan’ı dar boğazdan ve karanlık tünelden çıkarmaya davet ettim. Benim çağrım üçte birlik güven dengesini sağlaması. Ben sokak gösterileriyle hükümetin düşürülmesine ve Sinyora’nın şu anda değiştirilmesine karşıyım. O geçmiş sorumlulukları da dahil bütün sorumluluklarına katlanmalıdır.

 

- Başbakan Sinyora’nın hükümetin başında kalmasını talep ediyorsunuz. Ama aynı zamanda da onu düşürmenin Amerikan projesinin bölgede bir bütün olarak boşa çıkarılması anlamına geldiğini söylüyorsunuz… Nasıl oluyor bu?

 

Yeken: Hayır. Ortada muhalefet güçleriyle karşılıklı bir anlayış birliği var. Biz bu hükümeti bir yana atmak istemiyoruz. Biz bu hükümetin kalmasını ve eski bakanların yerlerine dönmesini istiyoruz. Ama “üçte bir artı bir” çerçevesinde.  Ve seçim kanunlarını koyan, seçime hazırlayan bir hükümet olarak.  Bizi ilgilendiren şey,  siyasi ölçünün kaybolduğu bu ortamdan tabii bir siyasi ortama geçmektir. Biz seçim kanunu yapılmasını ve erken seçimlerin gerçekleştirilmesini istiyoruz.

 

- Size göre şu anda ülkedeki krizin temeli nedir?

Yeken: Krizin temeli Hariri’nin öldürülmesinden sonra yaşanan bölünmelerdir. Bu bölünmenin bir sebebi var. Şüphesiz bu suikastı planlayan ve icra edenler ülkedeki karar alma merkezlerini etki altına almak istiyorlardı. Bu yolla, siyasi hayatta ölçünün kaybolduğu, Sünni kamuoyunun suikastın etkisi altında olduğu, şimdilerde bir bölümü Amerikan projesiyle direk olarak ilişkili Hıristiyan güçlerle yoldaşlık ederek kayığa bindirilen Sünni liderliğinde boşluk yaşandığı bir dönemde parlamenter sayısı anlamında çoğunluğu ortaya çıkaran yapay muhalefet oluştu. Şu anda bu ittifakın içerisinde bulunanlar 1992’den beri Hariri’nin şehadetine kadar en azılı düşmanlarıydılar. Tabi ben onları fert fert tanıyorum. İsimleri tafsilatlı bir şekilde zikretmek istemiyorum. Ancak Sosyal İşler Bakanı Naile Muavvad’dan milletvekili Butros Harb’a ve diğerlerine kadar bir çoğu. Lübnan Güçleri İcra Heyeti Başkanı Semir Ca’ca’ gibi aslen Arap projesine inanmayan adamlar var.

 

- Bu suikastların ardında kimler var? Bir tek taraf mı var? Ve tam olarak ne istiyor?

 

Yeken: Bunda çıkarları kesişen bir çok taraf olabilir. Kanaatimce, temel karar verici ve uygulayıcı Beyaz Saray’a uzak değil. Bazı güçlerin ve Lübnan’daki değişik emniyet teşkilatlarının iştirak etmiş olması da uzak bir ihtimal değil. Bunu planlayan taraf Amerikan planının ilk ayağını gerçekleştirmeyi hedefledi. O da Amerika’nın Lübnan’a girmesi. Bir şok oluşturmak. Yani Lübnan’a giriş için bir atlama noktası oluşturmak. Irak’a girişte oluşturduğu gibi. O zaman Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğunu iddia etmişti. Amerika harekete geçmek için uluslararası karara ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden uluslar arası bir karar aldırdılar. Ama Amerika Irak’ı zaten işgale başlamıştı.

 

- Amerika Lübnan’a nasıl müdahale etti?  

 

Yeken: Şüphesiz Amerika bu fikrin kabul görmesi için, Hariri suikastının ardındaki suçlu olarak Suriye’yi işaret ettiğinde ve Suriye ordusu hemen Lübnan’dan çekildiğinde siyasi ortamı hazırladı. Amerikan diplomasisi bu olayı gerçekleştirmek için çalışmaya başladı. Amerika, devlet başkanlığından hükümete kadar Lübnan’ın resmi kurumları üzerine siyasi olarak elini koyduğunda askeri olarak girme ihtiyacı duymaz. Çünkü daha önce çoğunluk oluşmasına rağmen tam bir görüş birliği oluşmamıştı. Tam bu noktada Amerika uzatma sorununda olduğu gibi önerilerine başladı. Bu planı daha önceki dönemin kalıntılarını ortadan kaldırmak ve önceki dönemde teşekkül etmiş enstrümanları düşürmeye çalıştığını, plan değişikliğine gittiğini göstermek için sundu.

 

- Hutbenizde dediniz ki; uluslararası mahkemenin hukuk biriminin başında Tel Aviv’den mezun Yahudi bir bayan var. Bu Hizbullah’ın uluslararası mahkemeye karşı çekincelerine yansımış mıdır? Hükümetten ayrılmalarının bununla bir ilgisi var mıdır?

 

Yeken: Esasen bu konuyu Hizbullah bilmiyordu ve ilk defa benden duydu. Ben onlara hutbeden önce duyurdum. Çünkü hutbeden önce bir konferansım vardı ve mahkeme hakkında konuştum. Maalesef biz Güvenlik Konseyi’nden çıkan özellikle de Orta Doğu ile alakalı her kararın ardında bir Siyonist tertibin varlığı olgusuna alıştık. Hukuksal olarak bu mahkemenin başında Yahudi bir bayan hukuk doktorunun olduğuna işaret eden araştırmalar ortaya çıktığında doğal olarak her şeyin Amerikan projesi yönünde ayarlandığını düşünüyoruz. Amerikan-Siyonist projesi… Öyle görünüyor ki ortada üç proje var: Amerikan projesi, Amerikan-Siyonist projesi ve Siyonist projesi. Amerikan-Siyonist ikili projesi 11 Eylül 2001 sonrası Dünya Ticaret Merkezi’nin vuruluşunun hemen ardından teşekkül etti. Öyle ki Şaron buradan gitti ve Bush’u temsil eden New York Belediye Başkanı’yla görüştü. Ve iki kulenin yıkıldığı yerde dünya ölçeğinde terörizmle mücadele için ikili bir anlaşma imzaladılar.

 

- Siz muhalefetle beraber hareket eden tek Sünni hareket misiniz? Bu birliktelikten hedefiniz nedir?

 

Yeken: Ortada hiçbir muhalefet, Hizbullah, Mişel Avn akımı, yada başka bir güç hatta “vatan buluşması”, “üçüncü güç” olmasaydı da, biz kendimizi bundan başka bir konumda bulmazdık. Maalesef kendilerini Sünni sayan bazıları bu konumu iyi okuyamıyor. Fiilen etraflarında ne olup bittiğini anlamıyorlar. Temel olarak bu bizim tavrımız. Bu İslami Arap-Siyonist çekişmesinin zorunlu olarak gerektirdiği bir tavır alıştır. Peşinde çoklarının gittiği, ya İsrail yapımı yada İsrail’le 17 Mayıs ittifakları yapan – ki onlar Lübnan Tuğayları ve eski devlet başkanı Emin Cemayel gibi kişi ve kuruluşlardır- diğer grup değil bizim yerimiz. Bizim doğal tavrımız, Sünni kesimi temsil eden askeri hareketimizin (İslami Cihad yanında Hamas hareketi) bir uzantısı olarak  cihadi tavrımızdır. Hamas sadece İhvan-ı Müslimin’i değil bütün Sünni kesimi temsil eden bir askeri cihad hareketidir. Biz bu cepheyle uyum içerisinde hareket ediyoruz. Hamas’ın direnişçi cephesi. Bu konumdan başka bir konumda nasıl olabiliriz ki zaten?

 

Ortada iki tavır seçeneği var. Ya Hamas’la beraber İsrail’e karşı olmak yada İsrail’le birlikte Hamas’a karşı olmak. Üçüncü bir tavır yok. Olması da caiz değildir. Burada ben orta yolu tutuyorum diyeceğin bir ictihad olamaz. Burada orta yol yoktur. Aldığın tavır ya Siyonist projeyle beraber yada karşısında olmayı sana dayatır. Ama eğer “Ben ne onunlayım ne de karşısındayım” dersen bu makul bir şey olmaz.

 

Bizi ilkesel olarak sadece muhalefet etmek cezbediyor. Ne Şii projesi, ne Hizbullah, ne Mişel Aun ne de başkası… Hatta Mişel Aun’la ilgili, dışarıda olduğu süreyle ilgili soru işaretleri var kafamızda.

 

- Söylendiği gibi Aun’ın projesi devleti laikleştirme projesidir. Onunla kurduğunuz ittifak bir Sünni İslami hareket olarak fikirlerinizle çelişmiyor mu?

 

Yeken: Siyasi tutum esas olarak bir karşı koymadır. Muhalefet şu anda sürmektedir. Muhalefeti birleştiren şey Amerikan-İsrail projelerine karşı durmaktır. Tıpkı cahiliye döneminde Arap kabilelerini Abdullah b. Cüd’an’ın evinde toplayan Hılful-Fudul  (Faziletliler İttifakı) oluşumunda olduğu gibi. Peygamberimiz onun hakkında şöyle buyurmuşlardı: “İslam geldikten sonra da bir benzerine davet edilseydim icabet ederdim.” Onlar homojen bir yapı teşkil etmiyorlardı. İslam geldikten sonra da peygamberimiz bir peygamber, bir komutan olarak eğer çağırılsaydım icabet ederdim diyor. Tabii bu birliktelik zulmü ortadan kaldırma esasına dayanıyordu. Muhalefet şu anda uluslararası tağuti bir güce karşı dayanışıyor.

 

- Muhalefetin dış uzantılarının olduğunu mu kastediyorsunuz?

 

Yeken: Şüphesiz fikri, kültürel ve vicdani uzantıları var ama organik bir uzantısı yok.

 

- Gerçekten bu muhalefet Suriye-İran ekseniyle bağlantılı mı?

 

Yeken: Fikri ve yöntemsel olarak uyuşabilirler. Ama yönlendirme ve organik bağ anlamında asla…

 

- Tam olarak kimi temsilen konuşuyorsunuz. Bir bütün olarak muhalefet adına mı yoksa sadece İslami Çalışma Cephesi adına mı?

 

Yeken: Tabii ben cephemiz adına yani İslami Çalışma Cephesi adına konuşuyorum. Ama diğerlerinde nasıldır, Allah bilir.

 

- Hizbullah’ı ve Emel Hareketini mi kastediyorsunuz?

 

Yeken: Evet. Onların belli irtibatları olabilir. Ama bize hiç kimse her hangi bir şey dikte etmiyor. Başkaları kızsa da, razı olsa da biz kararlarımızı, öncesinde başka hiç kimseyle istişare etmeksizin kendimiz alıyoruz. Bizimle beraber muhalefette olan partilerin bazıları buna şaşırabilir. Bazı tutumlarımızı kabullenmeyebilirler. Ancak biz her hangi bir yerden kani olmadığımız yada toplantılarımızda vardığımız çerçevenin dışında bir karar beklemeyiz. Bunun gerçekten net bir şekilde bilinmesi gerekir.

 

- Lübnan Sünnilerinin siyasi olarak marjinalleştirilmesinden korkuyor musunuz?

 

Yeken:  Bu korku esas olarak, bu kesim olayların marjininde kalmaya, olayları iyi okumamaya ve daha önceden olduğunun aksine Batılı projeye direniş hususunda ok ucu olma arzusuzluğuna devam ederse söz konusudur. Şu anda şüphesiz o, olaylar karşısında kenarda bir pozisyonda. En azından faal değil. İsrail karşısında direnişçi tutumunu terk etti. Böylece Hizbullah’ın ve İslami direnişin projesi öne çıkmış oldu. Şunu da söylemek istiyorum ki, biz Güney’de direnişi başlatan ilk gruptuk.

 

- Ancak bazıları Hizbullah’ın Güney’deki Sünni direnişi kırdığını, direnişi tekeline aldığını ve bölge halkından da olsa hiçbir Sünninin tüfek taşımasına bile izin vermediğini söylemektedir!!!

 

Yeken: Hayır. Bu asla doğru değil. Çünkü Sünni direniş ortaya çıktığında 1983 yılına kadar bir Şii direniş yoktu. Yani İsrail’in baskınından bir yıl sonra. O dönemde Şii direnişi ortaya çıktı. Yani İsrail’in sınır şeridindeki Şii bölgelere çekilmesinden sonra… Bu noktada Sünni direnişinin rolü ortadan kalktı. Çünkü Şii bölgelerinde bir Sünni direniş çalışmasının sürdürülmesi kolay bir iş değildi. Hizbullah ortaya çıkmıştı. Sünni Fecr hareketiyle Hizbullah arasındaki uyum ve ortak çalışma uzun süre sürdü. Bundan sonra bir müddet Sünni direniş hareketi durdu. Sonra (Fecr hareketi gibi) çalışmalarına bağımsız olarak devam etti. Doğru, çalışmaları Hizbullah düzeyinde değildi. Çünkü İsrailin sonraları işgal ettiği bölgeler Sünni bölgeler değildi. Savaşın ve zafer elde etmenin şartlarından biri de üzerinde savaştığın bölgenin coğrafyasını ve halkını elde tutmaktır. Sünni direnişi bugün gerilemiş durumdadır. Ama aralarındaki koordinasyon (Şii-Sünni) günümüze kadar devam etti ve ediyor. Bizim İslami Çalışma Cephemizin askeri kanadı olan Fecr Kuvvetleri hala faaliyettedir. Fecr Kuvvetleri’nin sorumlusu İslami Çalışma Cephesi’nin esas unsurlarından biridir.

 

- Sizde yakınlarda Ürdün Kralı’nın dile getirdiği şekilde Şii hilalinden endişe duyuyor musunuz?

 

Yeken: Tabii ben de bunları duydum, okudum ve tartıştım. Ben olaylara uzak bir kişi değilim. En son okuduğum yazının başlığı “Safevi projesi” idi ve bu bölgeyle alakalıydı. Ben bu projeyi Seyyid Hasan Nasrallah’la şahsi olarak tartıştım. Ortada bir Safevi ya da Şii projesi olabilir. Ama ben şöyle diyorum: Ortada Sünni İslam projesi yok mu? Eğer elimizde Sünni İslam projesi yoksa, olması gerekmez mi? Bölgede Şii-Safevi projesinin olması Sünni-Arap projesinin oluşmasına sevk etmez mi? Ve eğer ortada iki projenin yardımlaşma/dayanışma fırsatı varsa bu, Şii projesinden dolayı korkanlar için daha koruyucu değil midir? Bu, Sünniler açısından, ortada bir Sünni projesinin olmamasından daha koruyucu değil midir?

 

- Sözleriniz güzel. Ama eğer bir Safevi hatta Şii projesinin olduğunu kabul edersek bu Arap Dünyası’nda Sünnilerin aleyhine olacak. Biz günlük olarak Irak’ta Bedir Tugayları’nın ve Muktada Sadr’ın ordusunun ölüm timlerinin Sünnilere neler yaptığını duyuyoruz. Hatta vahşetleri Filistinlilere kadar uzandı. Sayıları 30 binden 3 bine düştü. Bütün bunlar gasp ve mescitlerin yakılması olaylarına ilaveten oluyor. Onlardan birincisi ikincisini ortadan kaldırmaya ve dağıtmaya çalışırken, iki projenin buluşması nasıl mümkün olabilir?

 

Yeken: Şüphesiz Şii kesimin hepsi aynı düzeyde değil. Sünni kesimin hepsinin bir olmadığı gibi… İki gruptan da suçlular ve İsrail’le işbirliği yapmaya hazır kişiler var. Mesela ben inanıyorum ki Abdülaziz El-Hakim ve ondan önce Muhammed Bakır El-Hakim, Bedir Tugayları Irak’a girdiğinde şöyle dedi: “Biz Amerika’ya hava silahıyla bizi örtmesinden başka bir konuda ihtiyaç duymuyoruz.” Ben Alem televizyonunda söylediği bu sözü kınadım ve şöyle dedim: “Bu ey Amerikalılar bizim girmemiz için Irak’ı yakın anlamına gelmiyor mu?” Şüphesiz şu anda Irak’ta Şiilerin içerisinde, ümmet ve İslam için Amerikan-Siyonist projesinden daha tehlikeli olabilecek bir grup var. Orada Amerikan projesiyle fiilen ilişki halinde Şii güçler var. Aynı şekilde sadece Irak’ta değil İslam dünyasının her yanında İsrail’le ilişkiye giren Sünni güçler var. İki taraflı bakmak zorundayız. Sünnilerin de, Şiilerin de hepsi aynı değildir. Onların içerisinde şu yada bu tarafın piyonları vardır.

 

- İran’la Amerika arasında bir ittifak ortaya çıkabilir mi? Özellikle de İran’ın nükleer güç elde etmesinden sonra.

 

Yeken: Karşılıklı çıkarların araştırıldığı bir çerçevede hiçbir şeyi ihtimal dışı görmüyorum. Bu konuda hüküm veremeyiz.

 

- Aralarında nasıl bir ilişki ortaya çıkabilir ki? İran bir İslam devleti olduğunu söylüyor. İslam’ın sabiteleri Amerikan pragmatizmiyle nasıl bir araya gelebilir?

 

 Yeken: Şüphesiz İran devrimi Humeyni’nin koyduğu, ilkeleri açık akidevi ve ideolojik bir devrimdir. Daha sonra yönetimde olan güçler devletle devrimin arasını ayırdılar. Devletle peş peşe gelen hükümetleri ayırdılar. İran’da birçok hükümet geldi. İranlıların kendileri tamamen biliyorlar Rafsancani döneminde Amerika’ya tamamen açıktı. Ama Rafsancani’nin bu açıklığı devletin yada yönetimin bütününün açık olduğu anlamına gelmiyor. Dolayısıyla şu anda Hamaney’in temsil ettiği dini taklit merciini bu doğrudur, bu yanlıştır diyebilmek için tesis ettiler. Eğer İran tek başına yönetimin tepesindeki kişiye bırakılmış olsaydı şu anda bambaşka bir yüze bürünmüştü. İran’da Amerika’yla ilişkiler kurma eğiliminde olanlar var. Bundan dolayı Amerika’yla İran arasında belli başlıklarda karşılıklı anlayış belgesi oluşması mümkündür.

 

- İran’ın Körfez ülkeleri üzerinde emelleri var mı?

 

Yeken: Bu konuda bir şeyler söylemek için delillere ihtiyaç vardır. Ortada Körfez ülkelerinin bir korkusu mevcut. Ama okumalarıma ve izlenimlerime göre İran’ın askeri birliklerini herhangi bir Körfez yada İslam ülkesine yönlendirme niyeti olduğunu hissetmedim.

 

- Sizin Suriye rejimiyle kurduğunuz ilişkiler ne tür bir ilişkidir. Suriye İhvanı’nın Haddam’la kurduğu birliktelikten hoşnut musunuz?

 

Yeken: Suriye rejimiyle ilişkilerim İhvan’ın sorunlar yaşamaya başladığı döneme kadar gider. Olan biteni okuduktan sonra seçtim bu tavrı. Ki bu aşamada İhvan liderliğinden, içerisinde genel mürşit Tilmisani’nin temsil ettiği İhvan’ın merkez komutanlığı da olan birçoklarıyla yardımlaştım. Daha sonra üstad Mustafa Meşhur ve Suriye içerisinde temsil eden eski genel murakıp Abdülfettah Ebu Gudde ile yardımlaştım. Bizler Müslüman Kardeşler hareketine izafe edilen, 120 kişinin kurban verildiği askeri akademi katliamının arkasında olduğu yollu suçlamaları reddediyorduk. Bu esasen Müslüman Kardeşler’in bir tertibi değildi. Bunu yapanlar o dönemde “öncüler” olarak isimlendirilen gruptu. Suçlamalar Müslüman Kardeşler’e yönelince liderler bu tehdidi, yönetime yaklaştıkları zannıyla kabul ettiler. Ve olaylar başladı. Yönetim kadrosundan bir grup bu durumu İhvan’ın bu olayla alakası olmadığı gerçeğinden hareketle reddediyordu.  Bu kişilerin başında Abdulfettah Ebu Gudde gelir. Biz bu çerçevede gittik ve görüşümüzü hareketin bu olaydaki sorumluluğu yüklenmemesi gerektiği yönünde ortaya koyduk.  Bu dönemden sonra Müslüman Kardeşler’in Suriye kolundan bazı liderlerle beraber bu olayı çözme ve durumları normale döndürme görevim başladı. Tabii burada beraber çalıştığım kişilerin başında o dönemde Müslüman Kardeşler’in genel murakıbı olan şehid Emin Yeken gelmektedir.

 

Bu dönemden itibaren ilişkiler başladı. Daha sonra bu dosyayı kapamak için yani Müslüman Kardeşler’in dışarıdaki liderliğiyle rejim arasında bir tür ilişki kurma için çabalar devam etti.  Hamas gibi bir çok liderliklerin katılımıyla oldu. Aynı şekilde Türkiye’nin eski başbakanı Necmettin Erbakan ve Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir ve Ürdün’den kardeşlerimiz bu çabalara katıldı. Hâlâ bu dosyayı kapatmak ve bir anlaşma sağlamak için çalışmaya devam ediyoruz. Sonra, Suriye İhvanı ile Abdülhalim Haddam arasında Milli Kurtuluş Cephesi kurulmasıyla sarsıldık. Günlerden bir gün Suriye İhvanı’nın, İhvan’la Suriye rejimi arasında cereyan eden hadiselerde en kanlı ve sert tutumu takınan Haddam’la işbirliği kurabileceğini tasavvur edemezdim. O yaptıklarının sorumluluğundan kurtulamaz.

 

Şunu soruyorum: “Elindeki bütün kartları kaybeden Haddam, Müslüman Kardeşler’e ne verebilir? O hiçbir şey veremez. O tamamen iflas etmiş bir kişidir. Haddam, İhvan’ın sırtından kazanacaktır. Tersi olmaz. Bu hareket Müslüman Kardeşler merkez yönetimi tarafından reddedilen bir tutumdur. Bu genel mürşid Muhammed Mehdi Akif’in ağzından açıklanmıştır. Bunu başkaları da dillendirdi ve olayı tamamen reddettiler.

 

- İhvanın merkezi liderliği dediniz. Dünyadaki bütün ihvan teşkilatlarının bağlı olduğu merkezi bir liderliğin varlığını mı kastediyorsunuz. Yoksa birçok ihvan mı var. Mesela Mısır ihvanı ve Suriye ihvanı gibi?

 

Yeken: Hayır. Mısır bölümünün merkezi liderliği var. Aynı zamanda teşkilatın uluslararası yönetim birimi de var. Takınılan tavırlar ortada birçok ihvanın olduğu izlenimini veriyor. Ama gerçek böyle değil. Teşkilatın uluslararası bir liderliği var. İhvan’ın uluslararası stratejik bir çizgisi vardır. Ama iç meseleler konusunda bölge halkı kendi durumunu daha iyi bilir. Ama uluslararası siyasetin hiçbir şekilde birbirine zıt olması mümkün değildir. Mesela Mısır İhvanı karşısındayken Suriye İhvanı’nın İsrail’le birlikte olması düşünülebilir mi?!

 

- Sizin “Davet Yolunda Dökülenler” isimli eski bir kitabınız var. Orada İhvan müntesiplerini davet yolunda dökülme konusunda uyardınız. Daha sonra duyduk ki siz de İhvan’dan ayrıldınız. Siz de uyardıklarınızın konumuna mı düştünüz acaba? Yoksa cemaat mi davet yolunda döküldü?

 

Yeken: Evet. Ben bu çerçevede yazdım. Ancak hareketin metodundan ayrılmak kastediliyor orada. Şu anda cemaatin metodu başka, İhvan-ı Müslimin’in metodu başka. Bugün Lübnan’daki Cemaati İslami’nin metodu gerek davet, gerekse siyaset açısından İmam Hasan El-Benna’nın metodundan çok uzaklaşmıştır.

 

- Size göre bunun sebebi nedir?

 

Yeken: Bunun sebebi hareketin 1992’de siyasete iştirak etmesi ve parlamentoya girmesine kadar gider. Siyasi endişe daha ön plana çıktı. Ve davet endişesi büyük bir şekilde geriledi. Ve dengeler türedi. Beden zayıflayınca hastalıklar her yandan gelmeye başlar. Malumdur ki İslami hareketlerde seçkinlik terbiye metotlarından gelmektedir. Siyasette sapmadan koruyan şey esasında terbiyedir. Eğer sen terbiyeyi ferdin hayatından atarsan onun zayıflamasına ve sapmasına katkıda bulunursun. Namaz kılan insan namaz kılmaz hale gelir. Bu anlayışta siyaset kovulmuş şeytan oluverir.

 

1993den beri bu özellik Cemaati İslami’nin çalışma saflarında görülmeye başlandı. Uyarılması gerekiyordu. Bir dengenin olması gerekiyordu, ama maalesef olmadı.

 

- İslami Çalışma Cephesi’yle Cemaati İslami arasındaki fark nedir?

 

Yeken: İslami Çalışma Cephesi liderliğini Cemaati İslamiyye’nin yaptığı cephelere benzemektedir. Altmışlardaki Trablus kongresi, yetmişlerdeki kurtuluş cephesi, seksen ve doksanlardaki İslami heyetler gibi. Bu çerçevede Şeyh Said Şaban Tevhid Hareketi’nin emiriydi. Cephe parti teşkilatları gibi bir teşkilat değildir. İçinde değişik parti ve güçlerin çalıştığı bir platformdur. Şu anda Lübnan’daki içerisinde milliyetçiler ve sosyalistleri barındıran “partiler cephesi” gibi. Biz bu tür cephelere alışığız. Cemaati İslamiyye bu yarım asır boyunca oluşturulan bu cephelerin kucaklayıcısıydı. Bu hareket de o tarzda bir hareket.

 

- Şu anda Cephe’nin çalışmalarında öncelikler nelerdir?

 

Yeken: Siyasi çalışmayı, alışa geldiğimiz genel siyasi söylemden çıkmaması için kontrol. Ve bir topluluğun bir işte tek başına kalmaması ve diğer topluluklar üzerinde olumsuz etkisi olmaması için tempoyu ayarlama.

 

- İslami Çalışma Cephesi’nin Sünni kesimde öncü bir rol oynayacağına inanıyor musunuz? Yoksa “Gelecek Akımı” şu anda ön plana çıktı mı?

 

Yeken: İslami Çalışma Cephesi’yle Gelecek Akımı’nın mukayese edilecek ortak tarafları yok. Ortada ticari bir teşkilat var ve isimden başka Sünni kesimle alakası yok. O laik bir akımdır. Bu akımın diğer İslami hareketler gibi yüksek Sünni hedefleri yok. O olağanüstü hal şartlarında oluşmuş bir siyasi harekettir. Onun etkinliği Şehit Hariri’nin suikastından sonra oluşmuştur. Gelecek Akımı hiçbir zaman Lübnan’daki Sünniler için bir temsilci olmayacaktır. Bunu yapma yeteneğinde değildir. Kendine göre bir metodu ve programı var. Ama İslami Çalışma Cephesi ortaya çıktığında ona hareket liderleri katıldı. İçerisinde Cemaati İslamiye’yi temsil eden üyeler vardı. Ama çekişmeler sonucunda ayrıldılar.

 

- Cemaati İslamiyye’nin siyasi büro şefi Esat Hermuş’la yaptığımız ropörtajda sizin için dedi ki, “Cemaatten ayrıldı ama onunla beraber kimse ayrılmadı”. O halde sizinle beraber Cemaati İslamiyye’den birilerinin olduğunu nasıl söylüyorsunuz?

 

Yeken: Ben o nokta üzerinde durmuyorum. Önemli olan Çalışma Cephesi’nin başlangıcında Cemaati İslamiyye’den liderler vardı. Ancak bunların Cephe’de bulunması 14 Mart Hareketi’yle irtibatlı liderleri ürküttü ve onladan geri çekilmelerini istediler.

 

- İslami hareketlerle ilgili fikri ürünleriniz kesintiye mi uğradı? Özellikle İhvan teşkilatlarıyla alakalı.

 

Yeken: Hayır hala yazıyorum. Yakınlarda iki kitabım çıktı. “Davet Kliniği” ve “İmam El-Benna’nın Metodunun Geleneksel İzleri” ile “Soran ve Cevaplayan Arasında Davet” kitabı.

 

- İslami hareketlerin iç kapışmasından endişe ediyor musunuz? Ve hareketlerin laikleşmesinden korkuyor musunuz?

 

Yeken: Günümüzde bazı İslami hareketler var ki Amerika onları kuşattı ve onları Amerikancılaştırdı.

 

- Bu hareketlerden birinin ismini verebilir misiniz?

 

Yeken: Amerikan İslam Meclisi ılımlı İslam düşüncesini temellendiriyor. Bu da Bush’un önerdiği İslam’dır. Ancak o Rasulullah’ın İslam’ından başka bir İslam’dır. Amerikan İslamı. Ümmetin cihadına, ilmiliğine ve dirilişine yol açacak  ne varsa bu yönelim onları öldürüyor.

2001 ve El-Kaide olayından sonra bu anlayış değişmeye baladı. Yani İslam’ın değişmesi. Ümmeti korumak için silah taşıyan İslam. Dolayısıyla Suudi Arabistan’da okullar ve enstitülerin plan ve programlarını değiştirmeye başlayarak yola koyuldular. Aynı şekilde Ezher’de. Hatta bir çok ders kitabını ve içerisinde cihad ayetleri olan Kur’an ders programlarını değiştirmeyi başardılar.

 

 

a Fethi Yeken’le yapılan bu röportajın Arapça orjinal metni için tıklayın!

 

Bu röportaj "Metin Ünlü" tarafından "Dünya Bülteni" için tercüme edilmiştir.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37