banner39

Fırat: Başbakan'ın bir 'Kürt sorunu' planı daha var!

Dengir Mir Mehmet Fırat, istifasını ve Kürt sorununu anlattı.

Arşiv 06.04.2009, 13:06 06.04.2009, 16:45
Fırat: Başbakan'ın bir 'Kürt sorunu' planı daha var!


Dengir Mir Mehmet Fırat, Balçiçek Pamir'e istifasını ve Kürt sorununu anlattı.İşte röportaj:

-İstifanızda tetik düşüren mesele neydi?
-Sağlık sorunları.

-Neyiniz var sizin?

-Daha önce prostat kanseri ameliyatı geçirdim. Ama asıl neden ol gözümde yüzde doksan görme kaybı var. Göz dibi kanaması deniliyor buna. Stres ve sigaraya bağlı. Sağ göze de başlamak üzere. Onu koruyabilmek için…

-Ben sizi iyi tanıyorum. Bu neden olamaz diye düşünüyorum.

-Tabii ki bazı temel şeylerde düşünce ayrılığımız olmuştur ama bu benim haklı olduğum anlamına gelmiyor. Bir kurulun üyesiydim, bir sürü arkadaşım var orada. Bir karar alınıyor, karar çıktıktan sonra hepimizin kararı olması lazım. Ama belli kararlara eğer tahammül edemiyorsanız, "Evet" diyemem diyorsanız, yapacağınız tek şey var istifa etmek.

-Neye tahammül edemediniz?

 -Onu söylemek istemiyorum. Konuşulanlar benimle mezara gider.

-İstifadan sonra özellikle kürt kökenli milletvekilleri "Şimdi kürt oylarını kaybedeceğiz" endişesine kapıldı. Çok da haksız değillerdi.

-Kürt oyları üzerinde bu kadar etkili değilim. Hakkari'yi Iğdır'ı görmemişim.

 -Peki niye Kürt oylarında böyle bir kayba uğradınız? Değişen nedir?

-TRT Şeş ciddi bir açılımdı ama demek yeterli olmadı. Seçimden sonra kaldırılacak mı endişesi oldu. Kürt dilini araştıran ve öğreten bir enstitünün kurulması niye bu kadar yadırgandı örneğin?

 - AKP'nin Kürt sorunuyla ilgili politikalarını kim yönetiyor?

-Başbakan yönetiyor

- Söylem değiştiği için bırakmadınız mı?

- O da etken olabilir. Belki de yanıldım

ÇİÇEK'İN AÇIKLAMASI YANLIŞ

Tekrar soruyorum ne değişti AKP'de Kürtlere karşı?

- Söylemleriniz, davranışlarınız

-Başbakan'ın sert söylemleri?

-O da etkili oldu tabii. Başbakan'ın Hakkari'de söylediği söz. Çok yanlış anlaşıldı. Başbakan'a bu olayı sormuştum. "Sen de mi inandın?" dedi bana. Akif Beki'ye konuşmanın çözümünü vermesini söyledi. İncelediğimde öyle bir şey söylenmemiş olduğunu gördüm. O tepki orada açılan bir pankarta tepki. Söylenen ortam, o anda neye tepki verdiğiniz çok önemli. Ya sev ya terk et diyorsunuz, aslında o kelimeyi kullanmamış ama… Karşıda çok ağır, "sen buraya giremezsin" pankartı var. Tabii ki orada o sinirle onu söylemiştir ama bu çok iyi kullanıldı.

 -Başbakan kendini tutamadı...

 -Diyarbakır'ı fethedeceğiz diyen arkadaşlarımız oldu. Diyabakır Türkiye hudutları içerisinde olan bir şehir. Bu söylem yanlış.

-Zihniyet aynı ama. Cemil Çiçek'in Iğdır, Ermenistan açıklamasına ne diyorsunuz?

-Yanlış. Çok yanlış. AKP içinde kimsenin bunu kabul edebileceğini düşünmüyorum.

-Cemil Çiçek bu tür söylemleri bilerek ve düşünerek söyler, gaf yapmaz.

-Ben de gaf olduğun düşünmüyorum zaten ben düşünerek konuşurum ve lafımın arkasındayım diyor. Bu fikir AKP'nin dengeleriyle çatışıyorsa o zaman bir şey yapılması lazım.

-Sizin istifanız kürt oylarını kaybedeceğiz cümlesin ide beraberinde getirdi. Bir tavırdan bahsediyorum. AKP'nin ılımlı İslam'dan sonra ılımlı Kürt yaratma merakından… Söylenenler bunlar. Hatta biraz daha ileri gideyim, özellikle Güneydoğu'da bu durum ümmetçilikle sağlanmaya çalışılıyor.

-Ümmetçilik kimsenin tekelinde olan bir şey değildir. Siz kullanırsanız başkaları da kullanır.O tehlikeli bir yoldur. O ayrı bir çatışmayı da getirir. Ilımlı kürt tabirini ortadan kaldırmak lazım. Bu yanlış bir politikadır. Daha önce cebir ve şiddetle kürt sorunu halledilmek istendi ama olmadı. İnsanları doğru dürüst dinlemek lazım. Çoğu kürt vatandaşı ayrılıp başka bir yere gitmek istemez. Orayı görmemiş, yaşamamış insanlar kendi villalarında ahkam kesiyorlar. Bir kere gidip görün, bu insanlar hangi depresyonlardan geçti. Her iki kilometrede bir arabalar sizi aşağılayarak indiriyor. Ekonomik yönden, kültürel yönden batmış. Ahlaki yönden bütün değer yargılarını kaybetme noktasına getirilmiş.

-Ne yapılmalıydı peki?

-Devletin, hükümetin bu vatandaşların ne istediğini samimi olarak dinlemesi lazım. Tutuyorsunuz köyün ismini değiştiriyorsunuz, belki de oranın ismi 2 bin yıllık isim. Kürtçe bile değil çoğu. Adıyaman'dakiler Roma döneminden gelmedir. Öz Türkçe isimler Kürtçe diye değiştirildi Türkçe bile bilmiyorlar bunu değiştirenler. Ben de diyorum ki niye korkuyorsunuz? Bu bir topluma karşı yapılan zulümdür. Halk yanlışların ortadan kalkmasını ve kendisinin vatandaş olarak kabul edilmesini istiyor, sadece.

-AKP Güneydoğu'da yanlış adaylar koydu o yüzden de oy kaybetti deniliyor.

-Katılıyorum. AKP'nin oy kaybı var ama öyle çok büyük değil. 1-Bu gerilemenin içinde iktidar yıpranması var. 2- Dünyada daha görülmemiş bir krizin etkisi altında. 3- Muhalefetin tümü bütün güçler AKP'yi hedef aldı.

- Başka partileri hedef alacak değiller...

- AKP var olduğu sürece kendilerine siyaset alanında yer bulabilmeleri mümkün değil. Yenilgiye uğraması lazım ki..

BUGÜN OLSA DÜELLOYA ÇIKMAZDIM

-Biraz uzaklaşmak yaradı mı size?

-Kesinlikle yaradı. Çok yorulmuşum. Bana çok iyi geldi.


-İnsan işin dışına çıkınca daha mı objektif bakıyor olan bitene?

-Dışarıdan bakınca objektif olmak zorundasınız. Partide ise subjektif bakmak zorundasınız, çünkü orada bir göreviniz var. Bazen orada inanmadığınız şeyleri dahi savunmak zorunda kalıyorsunuz. Ama böyle bir yük sırtınızda olmadığı zaman daha iyi tabii. Dışarıdayken biraz daha kritize edebiliyorsunuz, biraz daha geniş perspektifle görebiliyorsunuz. Çok zor bir süreçten geçtik. Partinin kapatılma süreci vardı hiç karakterime uymadığı halde çok sert çıkışlar yapıyordum. Tamamen Anadolu'daki insanlara moral verebilme için çıkışlardı bana uymuyordu aslında.

-İstifanızı çoğu kişi Kılıçdaroğlu düellosuna bağladı, ben öyle düşünmüyorum ama, pişman mısınız o düelloya çıktığınız için?

-Pişman değilim. Siyasetin de bir etiği olması gerektiği kanısındayım. Ahlaki konuların mutlak surette yerleşmesi lazım. Siyaset bir yönetme sanatıdır. Bel altından vurulmaması lazım. Kılıçdaroğlu'nda etik kaygısı yok. Konuşma başlangıcında belirlenen üç konu dışında bana sorular sordu. 12 yıl önceki meseleler. Yalan da söyleyemem orada, verin inceleyeyim cevap vereyim dedim.

-Bugün olsa o düelloya çıkar mıydınız?

-Çıkmazdım. Ben o düelloda Türk medyasının zavallılığını gördüm. Artık manşetlere inanmıyorum. Kılıçdaroğlu ise insanın gözünün içine baka baka yalan söyleyen bir isim. Ben orada seyircisiz bir alanda oynuyordum. Basının yüzde doksanı bana karşı peşin hükümlüydü. Eğer o gün Kılıçdaroğlu'nu tanısaydım ve medyanın bu halini daha net görseydim o düelloya çıkmazdım.

 -Medyaya bu kadar yabancı mısınız yani?

-Aslında hayır. Eskidne de manşetlere baktığım zaman şaşırdığım olmuştur. Başbakan'a sorardım. "Niye böyle bir manşet attılar?" diye. O da gülerek "Şu iş geldi yapmadık da ondan" diye cevap verirdi. 

DTP KÜRT SORUNUNA ENGEL

-DTP sizce Kürt sorununu çözmede engel midir, yardımcı mıdır?

-DTP diye bir parti yok. Keşke… Belli bir düşünce tarzı olsun, strateji olsun isterdim. 20 kişilik gurubun içerisinde 4-5 tane ayrı söylem var. Daha parti olamadılar. Bir liderlerinin olması lazım. Çözüm çıkmıyor, kaos çıkıyor. DTP şu anda kürt sorunun çözmede engel. Aslında güzel bir ortam yakalamışlardı ama bu şansı iyi kullanamadılar. Kürt meselesinde faydalı olmaktan çok zararlı olmaya başladılar.

-Sizin DTP'lilerle yediğiniz hakikaten de Abdullah Öcalan'ın kötü muameleye maruz kaldığını size iletip "Bir şey yapılmazsa sonu kötü olacak" dediler mi?

-Kötü muamele gördüğüne dair endişeleri vardı. Böyle bir şey demediler ama bunun Güneydoğu'da kötü etki yapacağını, gösterilere sebep olacağını ve o bölgenin huzursuz olacağını söylediler. Oldu da! Demek istediğim oydu. Eğer o 20 kişilik grup ne istediğini, nelerin dile getirilmesini tespit edebilirse, o zaman faydalı olur. 

BAŞBAKAN'IN DİNLENMESİ LAZIM

-Geçenlerde Başbakan Sabah Gazetesi'nin manşetine çok kızdı. Üslubunu nasıl buldunuz?

-Bir kurulda görevliyseniz ve bu kurulda gizli görüşme yapılıyorsa gizli kalmalıdır. Eğer birisi gizli olan ve kendisine emanet edilmiş bir şeyi yayıyorsa bu ahlaki zafiyettir.

-Belli ki bakanlardan biri söylemiş

-Evet. Bu zafiyette olan bir insanın değil bakanlık yapması siyaset yapması da yanlıştır. Başbakan biraz çok sertti, sinirlenmişti.

-O zaman bakanlarına kızsın, niye gazeteye kızıyor?

-Bir şey diyemiyorum o konuda. Aslında kızmaya hakkı yok tabii, bu haberi sızdıran kişiye kızması lazım.

-Bakanların hepsini kapıya koyarım diyor. Onlar da bu ülkenin bakanları…

-Ama atayan Başbakan. Bakanlar Kurulu'nu kendisi tespit ediyor.Tabii ki sinirlenmişti. Bir ay içerisinde 60 küsur vilayete gitti. Bütün seçimi kendisi yürüttü.

-Yoruldu yani…

-Türk toplumunun temel noksanlarından bir tanesi de bu. İnsanın dinlenme ihtiyacı olduğunu Başbakan da bilmiyor. Ben her zaman söylerdim. Özellikle Başbakan gibi çok yoğun faaliyet gösteren bir kişinin mutlak surette kesinlikle dinlenmesi lazım. Pazar gününü tatil ilan etmesi lazım örneğin. 

İKTİDARDA OL AMA TOPARLAN

-Öngördünüz yani. Başbakan yüzde 52 diyordu ama…

-Ne diyecek? Benim oyum yüzde 38 mi diyecek. İyi ki yüzde 60 dememiş.

-Yani bu tablonun farkındaydı. Anketlerde belli miydi?

-Tabii ki belliydi. AKP'nin en büyük masrafı anketlerdir. Ve bunlar her gün Başbakan'a gider, gizlidir.


-Başbakan sonuca şaşırmadı yani.

-Hayır, zannetmiyorum. Bir tek Antalya için şaşırdı. Diğerleri için şaşırmadı. O sonuçları tahmin ediyorum ki görmüştür, bizzati o yoğun çalışmayı da bundan dolayı yapma ihtiyacı hissetti.

-Bir uyarı mıydı?

-Halk bir uyarı verdi. Seçmen o kadar güzel o kadar ince bir uyarı verdi ki… Senin oyunun bir kısmını alıyorum ben senin karşındaki partilere kuvvet falan da vermiyorum. Sen iktidarda ol, ama kendini toparla.7 yıl uzun bir süre. Yeniden dizayn etmek zorundayız bir şeyleri. Kurumlarımıza bakmalıyız, teşkilatı gözden geçirmeliyiz.

Kaynak: HT

banner53
Yorumlar (0)
31
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?