Geçmiş zamandan kalanlar

Bogdan Filov'un Rumeli'nin Esaret Günleri adlı günlüğü Balkan Savaşları'na içeriden bir projeksiyon tutuyor.

Geçmiş zamandan kalanlar

Asım Öz/Dünya Bülteni

Bogdan Filov Rumeli’nin Esaret Günleri adıyla yayımlanan günlüklerinde I.Balkan, II. Balkan ve I. Dünya Savaşı yıllarında (1912–1918) Doğu Trakya, Ege ve Vardar Makedonya’sını kapsayan bölgelere yaptığı gezileri ve buralardaki kültürel varlıklarla ilgili izlenimlerini anlatıyor. Filov’un notları bir anlamda gününün tanıklığını okuyucuya sunuyor.

Günlük, kim ne derse desin neresinden bakılırsa bakılsın 'an'ın geleceğe taşınmasıdır. Bir başka söyleyişle, 'an'ın veya 'an'ların kalıcılaştırılması, sonraya aktarılmasıdır. Bu bakımdan fotoğrafa benzer. Deklanşöre basıldığı dakikanın donması gibi, 'an'ın yakalanıp iletilmesidir günlükler. Ortaya çıktığında veya yayımlandığında, kaleme alındığı günlerden anlamlar da taşıyabilir. Ancak pek az değişen özelliği anlatıcısının yaşadıklarına, gününün koşullarına ve olup bitenlere tanıklığın önemli bir belgesi olmasıdır.

Arkeolojinin Politika/cı/sı

Bogdan Filov’un çelişkili biçimde Rumeli’nin Esaret Günleri adıyla yayımlanan Trakya günlükleri de böylesine bir tanıklığı ve yaşanmışlıkların satırlara dökülüşünü yansıtıyor. Günlüklere bu adın verilmesi tamamen yayıncının inisiyatifinden kaynaklanıyor. Yoksa Bulgar ordusunun açtığı kanaldan “uluslar arası görüşmelerde vatan çıkarlarının daha güçlü bir şekilde savunulması için” arkeolojik ve etnografik materyallerin ortaya çıkarılması, derlenmesi ve aynı zamanda kime ait olursa olsun kültürel mirasın korunmasını amacıyla “bilimsel” gezilere çıkan Ulusal Arkeoloji Müzesi Müdürü Bogdan Filov’un günlüklerine bu adı vereceğini düşünmek yanıltıcı.Çünkü bu geziler Bulgar arkeoloji ve ulusal müze koleksiyonlarının zenginleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi ama aynı zamanda siyasal bir beden olarak Bulgar kimliği için araç olarak görülür.

rumeli.jpg

Bogdan Filov Ortaçağ mimarisi ve sanatı açısından ana kaynak olma niteliğini taşıyan eserlerin bulunduğu Doğu Trakya, Ege, Vardar Makedonya’sını kapsayan gezilerinde buraların sanat tarihi bakımından son derece önemli olduğu sonucuna ulaşır. O yüzden bu günlüklerde geçmişin şimdiki zamanı var. Orada donmuş bir zamanın hiç bozulmadan sakladığı, günümüze dek olduğu biçimde taşıdığı, bir tür özel anılar topluluğu var. Geçmek bilmeyen, bilmeyecek bir 'geçmiş zaman'. Zaten onun gezilerinden sonra kültürel ve tarihsel eserlerin incelenmesine ve değerlendirilmesine dönük ilgi artar. Filov ise bu geziler sonrasında edindiği izlenim ve bulgular neticesinde Eski Bulgar Sanatı(1919) ve iki ciltlik Bulgar Sanatı Tarihi(1932) çalışmalarını hazırlar.

Gezileri yapan ve bu gezilere oldukça iyi hazırlanan Filov’un Bulgar ordusunca ele geçirilen topraklarda yaptığı gezilerin amacı, o topraklarda bulunan eski eserleri incelemek ve Ulusal Arkeoloji Müzesi’ne getirmektir. Günlüklerin sahibi yirminci yüzyıl Bulgar sanat,bilim ve siyaset tarihinin en tartışmalı kişilikleri arasında yer alır.28 mart 1883 yılında Stara Zagora’da(Eski Zağra) dönemin bütün toplumsal ve siyasal olaylarında önemli rol oynayan bir yarbay olarak tarihe geçen Dimitır Filov’un (1846-1887) oğlu olarak dünyaya gelen Filov arkeoloji,Eski Bulgar ve Bizans uygarlığı dallarında dünyaca tanınan bir uzman olmasının yanında otoriter bir sosyal devlerin kurulması için İkinci Dünya Savaşı yıllarında aldığı kararlarla oldukça tartışılır.Bunun sonucunda da idam edilmekten kurtulamaz.

Camiler ve Yağmalan Elyazmaları

Bogdan Filov, Bulgarların ele geçirdiği topraklarda birçok caminin Hıristiyan tapınağına dönüştürülmesi aşırılığına kararlıca karşı çıkar.29 Ocak 1913’te Kavala’da şunları yazıyor günlüğüne Filov: “Bugünü kentte dolaşmaya ayırdık. Önce Bulgarların şimdi Aziz Boris Kilisesi’ne dönüştürdüğü Çarşı veya Şadırvan Cami olarak adlandırılan camiyi gördük.Sözde camide bulunmuş olan iki bronz haç ve iki vaftiz leğeni gösterdiler.Haçlar, tek kelimeyle, çapraz konmuş iki bronz kazık,vaftiz leğenleri ise mihrabın yanına konan büyük Türk mumluk altlıkları. Yapının şekil ve yönlendirilmesinden cami olarak yapıldığı görülüyor” Alaca camii için de Yunanlıların asılsızca buranın kilise olduğunu iddia ettiklerini ifade eden Filov’un mimari yapılar hakkındaki bilgisine şaşmamak imkansız.

Selimiye Cami’nin korunması için yazdığı raporda özellikle cami kütüphanesine dikkat edilmesi, askerin Edirne’ye girişi sırasında bunların yakılmasını önlemek için tapınağın hemen kapatılmasını ve korunmasını önerir. Genelkurmay’a Kırklareli’den yazdığı 1 Kasım 1912 tarihli dilekçesi şöyledir: “Sayın Generalim, Edirne’nin yakında ele geçeceğini göz önünde bulundurarak, İslam mimarisinin en önemli anıtları arasında yer alan Sultan Selim Camisi’nin korunması için gereken her şeyin yapılması için emirlerinizi rica ederim.Çok önemli belgeler içeren cami kütüphanesinin korunmasına özellikle dikkat edilmesi gerekir. Askerimizin Edirne girişi sırasında bunların her kim tarafından olursa olsun yakılmaması ve yırtılmaması için caminin ve ona ait yapıların hemen kapatılması ve burada toplanan eşyaların yetkili kişilerce incelenmesine kadar korunması en doğrusu olacaktır.” Edirne yolculuğunda karşılaştığı Çariçe Eleonora(1860-1917) Filov’a Sofya’da Sultan Selim Camisinin kiliseye dönüştürülmesi gerektiğini savunan bir komitenin varlığından söz eder. Ne kadar doğru bilinmez ama çariçenin de buna karşı olduğunu aktaran Filov’un bu konudaki önerisi ilginç. Ona göre mimari açıdan önemli camiler devlet malı ilan edilmeli ama bunlar hem ziyaretçilere açık olmalı hem de Türklerin bunları kullanmalarına izin verilmeli.Selimiye camisinin kütüphanesinin epeyce kitap toplar Filov. Ertesi gün yani 5 Nisan’da camiden epeyce halı ve kitap taşıyan Filov’un topladığı bu eserlerin akıbetini çok merak ettim günlükleri okuduktan sonra.

Tarihi mekânları yeri geldiği zaman tasvir eden Filov bazen de karşılaştırmalar yapar. 23 -25 Ocak 1913’te Dedeağaç’taki izlenimleri şöyle: “Kasabayı dolaştık, hiç eski eser yok. Yunan kilisesi güzel ve büyük, Bulgar kilisesi ise sıradan bir evde(...) Bizim için Yunan kilisesi büyük bir sürprizdi.Nüfusun neredeyse tamamı Yunan,biraz Türk de var.Çok iyi Bulgarca konuşan papaza göre 1839’da yenilenen kilise daha eskiymiş.Dairesel kubbeyle örtülmüş.Ceviz ağacından,renkli ve maalesef yaldızlanmış şahane bir ikonostasyum var: Sadece minber yaldızlanmamış.Sunakta güzel bir oyma taht ve üç kubbeli bir kilisenin modeli korunmakta,bunlar da yaldızsız.Çok eski ikonalar da vardı.”

Filov sadece eski eserleri tasvir etmekle kalmaz. Aynı zamanda elyazması,hali,silâh gibi taşınabilir malzemenin Sofya’ya aktarılması için çalışır.2 Kasım tarihli günlüğünde ise ev aramaya çıktıklarını ama her yer dolduğu için bulamadıkları belirten Filov bir Türk evinden yedi adet el yazması kitap ve birkaç portre aldıklarını belirtiyor. 13 Şubat 1913 tarihli raporda ise eski halıların korunması amacıyla acil önlemlere ihtiyaç duyulduğunu bunun için Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla valiliklere genelge yazılmasını talep eder. Koruma isteği halılar hakkında şunları yazar: “Daha da kötüsü kurumlarda bu değerli nesneler sıradan örtü yerine kullanılıyor ve böylelikle çok yakında yıpranacaklar. Bir yerde çok eski bir halının nasıl birkaç kez kıvrıldığını ve ayaklarını ısıtması için bir ilçe başkanının yazı masasının altına konduğunu gördük.Başka durumlarda serildikleri odalar çok büyük geldiğinden,halılar çeşitli yerlerden kıvrılıyor ve böylece yine bozuluyor.Bazı kançılaryalarda hatta üst üste ikişer halı serilmişti.İran halılarıyla döşeli kâtip odaları bile gördük ve bunların üzerine her gün yüze yakın çamurlu ayakkabı basıyor.Hiçbir yerde,Doğu’da halıların yaygınca kullanılması,insanların ayakkabı giyme ve giyinme tarzıyla doğrudan bağlantılı olduğu hesaba katılmıyor.Günümüz koşullarında hiçbir kançılarya bu şekilde döşenmez.”Yine gezilerine devam eden Filov 26 Şubat 1913 Salı günü Drama’da yaşadıklarını şu şekilde yansıtır günlüğüne: “Papaz Kiril’in yanına gittim ve o bize madeni paralarını ve bazı başka eski eserler gösterdi.Değerli bir şey yoktu.Papaz Kiril’de harika süslemeli elyazması bir Kur’an-ı Kerim vardı.Bunu bize ancak kiliseyi ziyaret ettikten sonra söyledi ve öğleden sonra onu almaya gittik.Masasının altındaki halıyı istemek için ilçe başkanının yanına da uğradım.Daha sonra,havalar ısınınca vermek istiyordu,ama il başkanıyla hemen oracıkta halının toplanması ve silâhlarla birlikte Serez’e gönderilmesi talimatını verdim”

Bellek Toplayıcılığı

Yolculuğun getirdiği sıkıntılar, hava durumu, yolda patlayan lastikler yani zorluklarda yansır günlüğe. Tabii eğlencelerde. Selanik’te hoşça zaman geçirdiğini belirten Filov Bulgar tüccarların bir yılbaşı gecesinde Yahudi Kulübü’nün salonunda düzenlemiş oldukları “çok başarılı bir damlı eğlenceden” de söz eder. Bunu şunun için aktarma gereği duydum: Gündelik hayata ilişkin epey ayrıntı var günlülerde. Savaş sırasında karşılıklı tahribatlar da olur. Yandaşlık ve karşıtlık arasında yıkılan eserleri de görür ve bunlar hakkında izlenimlerini aktarır Filov.

Zaman zaman öyle anlatımlar vardır ki arkeolojinin ya da bellek toplayıcılığının siyasallığını gösterir. 14 Kasım 1912 Çarşamba günü şunları yazar günlüğe Filov: “Bugün dinlendik. Saklı Türk eşyası bulunan evlerde arama yapılması için bir komisyonun kurulduğunu öğrendim. Türk camisindeki halıların aranması talimatını verdim. Bunların bulunabileceği sözünü verdiler.”Askerle birlikte ilerlediği için her zaman arkeoloji konuşmaz Filov. Balkan Savaşında kolordu komutanı iken Dedeağaç’ta tutsak edilen Ömer Yaver Paşa(1861-1931)’nın tutsak edildiği gün çarla savaş üzerine konuşur Filov. Yine Selanik’te Yunan komutanı ziyaret eder.

Makedonya ve Trakya gezisini anlattığı üçüncü bölümde yüz yaşında yaşlı bir Pomak görür Filov ve yanındakiler.Yaşlı Pomak’la aralarında geçen konuşma 26 Temmuz 1915 Pazar gününe şöyle yansır: “Pomakların nasıl Müslüman olduğunu anımsıyor ve biliyor musun” diye sorduğumuzda,dedesinin de babasının da,ki bunlar da 100 yıldan fazla yaşamış,her zaman Müslüman olduklarını söyledi.Niçin Türkçe değil de Bulgarca konuştukları sorumuzu ise,dağda sadece Bulgarca konuşulduğunu yanıtladı.” 30 Temmuz tarihli günlüğünde Maden’deki Pomakları anlatır.Onların çok misafirperver olduklarını Ramazan’da geç vakte kadar koro halinde Bulgarca türküler söylediklerini yazar.

Kuşkusuz her günlük yazarın iç dünyasını taşır ama aynı zamanda kaleme alındığı dönemin tanıklığına da dönüşür.1912 ile 1916 yıllarını kapsayan ve ilk kez Bulgarca dışında bir dilde yayımlan günlüklerin hem arkeoloji disiplininin siyasal işlevlerini kavrama yanında ulusal bilincin kökenlerini devşirme amacına dönük yanlarının kavranışına yani arkeolojinin arkeolojisini yapmaya hem de Osmanlı’nın Balkan coğrafyasındaki kültürel mirası ile ilgilenen okurlara önemli ipuçları ve bilgiler sunduğunu düşünüyorum. Filov’un çektiği ve ilk defa yayınlanan fotoğraflarla görsel açıdan da oldukça zengin olan bu günlük hem için hem de dışın yansıması.

Bogdan Filov, Rumeli’nin Esaret Günleri,Timaş Yayınları,144 sayfa


 

Güncelleme Tarihi: 26 Nisan 2010, 12:19
banner53
YORUM EKLE

banner39