banner15

Hacı Ali El Kaysi: ABD ve Batı Ahlaken Ebu Gureyb'de Çökmüştür

Ebu Gureyb işkence mağdurlarından Hacı Ali El Qaysi Dünya Bülteni'ne kamuoyunun bilmediği birçok bilgiyi paylaştı.

Hacı Ali El Kaysi: ABD ve Batı Ahlaken Ebu Gureyb'de Çökmüştür

Hacı Ali EL KAYSİ 46 yaşında, 4 çocuk babası.
İslam Hukuku okuyan dünyayı tanıyan Iraklı bir alim. Ebu Gureyb cezaevindeki işkencelerin sembolü haline gelen El Kaysi’yi tüm dünya o korkunç resim ile tanıdı. İşkenceler nedeniyle sol kolu işlevini yitiren ve şimdi yaptığı çalışmalarla Irak halkının halen dimdik ayakta olduğunu ifade eden El Kaysi ile Dünya Bülteni adına yapmış olduğumuz röportajı sunuyoruz.

Efendim, öncelikle bize kurduğunuz dernek hakkında bizlere bilgi verir misiniz?

 

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.” (İsra Suresi 70)

 

Bu ayet kuruluşumuzun ana gayesini teşkil etmektedir.

 

2004 yılında Ebu Gureyb cezaevinden salındıktan sonra derneğimizi kurma teşebbüslerinde bulunduk. Kurucu üyeler 12 kişi. Hukuk danışmanımız bir profesördü, kendisi işgal güçlerince şehit edildi. Dış güçler ve dış odaklar Irak’ta Müslümanların insan hakları  ve hukuk alanlarında çalışmalarını istemiyorlar. Kızılhaç ile ilk irtibatı sağladığımızda bize şunu söylediler:  Amerikalılar sizin derneğinizin İslamcı olması nedeniyle sizlerle çalışmamamız gerektiğini ifade ettiler! Kendilerine bu iddianın doğru olmadığını söyledik. Sizin kuruluşunuzun sembolü haç.  Bu herhangi bir sembol de olabilirdi;  ancak biz bu sembollere takılı kalmaksızın sizlerle çalışmak istiyoruz.” dedik. Bu mesajımızı Kızılhaç’ın ortadoğu sorumlusuna ilettiler.

 

Kendisini Irak’taki tüm yetkili çevrelerle iletişime geçirebileceğimi söyledim. Ayrıca Avrupalı bazı insan hakları alanında çalışmalar yapan kuruluşları da Irak’a davet ettik. İşgalci güçler kendilerine “İslami gruplarla irtibata geçmeniz durumunda sizin güvenliğinizi sağlamayız!” demişler .  Biz de kendilerine “Siz Bağdat’a geliniz. Havaalanına en yakın yerde görüşmeyi ve güvenliği biz sağlarız” dedik. İbni Teymiyye camiinde kendilerini ağırladık. Iraklı 50-60 kadar meşhur alim ile görüştürdük. Irak’ta işgalcilere karşı mücadele veren bazı aşırı grupların platform başkanı Kızılhaç için onlarla çalışılması gerektiğini bildiren fetva yayınladı.

 

Bu grupların fetvasında “Kızılhaç yardım kuruluşudur, önemli çalışmalar yapmaktadırlar. Kesinlikle bu kuruluşa yönelik herhangi bir saldırı yapılmamalıdır” gibi başlıklar yer almaktadır.

 

Gerek bu fetvalar olsun gerekse bizim insan hakları ve diğer alanlarda çalışmalar yapan kuruluşlara yönelik davet ve ortak çalışmalarımız, faaliyetlerimiz olsun hepsinde biz İslam’ın insanlığı ön plana çıkaran bir din olduğunu direk kendilerine göstermek istedik.

 

Peki şiddet olaylarının arkasında yatan sebepler ne?

 

Hatırlattığınız iyi oldu. Bu minvalde şunları ifade etmeden geçemeyeceğim. Özellikle işgalci Amerikan ve İngiliz güçleri Iraklıları şiddet ve terör için adeta zorlamaktadırlar. Bunun için ellerinden gelen her şeyi yapmaktadırlar.

 

Alim bir zat vardı  ve kendisini 500’e yakın öğrencisi bulunmaktaydı. İşgale karşı silahlı mücadele yanlısı değildi ve bu hususta bir metodu benimsememekteydi. Kendisini yakaladılar. Kızına ve eşine tecavüzde bulunup bu görüntüleri kameraya aldılar. Düşününüz artık? Bu insan ne durumdadır, ne yapabilir artık?

 

Bunun yanı sıra tecavüze uğrayan bir din adamı düşününüz. Kendisi bunları yaşadıktan sonra halkın huzuruna nasıl çıkabilir?

 

Yani sistematik olarak takip edilen bir işkence programı var, öyle mi?

 

Biz şu görüşteyiz: Amerikan işgal güçleri bu tür metotlarla sistematik olarak mazlum Irak halkını terör ve şiddete yönlendirmektedirler. Bu sistematik ve programlı olarak yapmaktadırlar.  Kesinlikle bir program var. Sistematik ve programlı olarak yapıldığından bahsettim bu terörize etme faaliyetlerinden. Aynı şekilde insanlarımıza işkence eden Amerikan askerlerinin çeşitli yetiştirme ve eğitim programları çerçevesinde buralarda istihdam edildiklerini hiçbir zaman unutmamak gerekiyor. Kaldı ki bu işkenceleri yapanlar İslami bilgiler boyutunda da öyle bildiğimiz gibi cahil değiller. Bilakis işkence görenlerle dalga geçecek kadar da eğitimliler. Örneğin, tanıdığımız biri olan Şeyh Abdulkadir tutuklanmıştı. Kendisine işkence yapan işgalciler “ Resulullah (sav) ‘ınız  ile akşam yemeğini yemek ister misin?”  gibi sorular sormuşlar. Bildiğiniz gibi şehitler ile ilgili hadislerde buna benzer rivayetler yer almaktadır. Aslında bu örnek işkencecilerin nasıl bir eğitimden geçirilmiş olduklarının da açık bir göstergesidir.

 

 

Biz Müslümanlar olarak derneğimiz çatısı altında insan hakları ve hukuk alanında mücadele etmenin önemli olduğuna inanıyoruz. Bunları yaparken de İslami değerlerin yüceltileceğine inanıyoruz. Irak halkı da işgalin bunca ağırlığına rağmen dimdik ayaktadır ve zulme karşı ellerinden gelen tüm imkanlarla karşı çıkmaktadırlar.

 

Çoğunluğu ağırlıkla Avrupa ve Amerika’daki 150’ye yakın kuruluşla irtibatımız var. Irak’ta 25 tane insan hakları platformu kurduk. Bu grupların hepsinin çalışma alanları Irakta işlenen insan hakları ihlallerini tespit etmek.

 

Türkiye ile ilgili gözlemleriniz nelerdir?

 

Özellikle bu dönemde Türkiye, oynaması gereken tarihi rolü oynayabilir/oynamalıdır. Irak halkı olarak bizler Türkiye’de müslüman bir hükümetin olduğuna inanıyoruz. İK֒ nün dönem başkanı da Türkiye’den. Yani tarihi bir fırsat yakalanmış durumda birçok açıdan. Bu değerlendirilmelidir kanaatindeyiz. Geçenlerde bir vesileyle ziyaret ettiğimiz mekânın birinde bir resim görmüştüm. Avrupalı sefirler Osmanlı padişahının huzuruna çıkmak için sırada bekliyorlardı. İnşallah tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi yine batılılar görüşme için fotoğrafta olduğu gibi sıra bekleyeceklerdir.

 

Derneğimizin Faaliyet Alanları hakkında kısa şunu söyleyebiliriz. Uluslararası 3 hukuk kuruluşu ile ilişkimiz var İngiltere, Amerika ve Almanya’da. Aynı paralelde çalışma yapan benzer kuruluşlar ile de irtibatımız var. Aslında şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Irak’ta sözde kurulan hükümetin hiçbir etkinliği ve yetkisi sözkonusu değil. Kaldıki size vereceğim şu örnek bunun en açık göstergesi olacaktır. Irak Adalet Bakanlığı kendisine bağlı tüm ilgili makamlara resmi bir genelge gönderiyor. Genelge şöyle: “Hiçbir işgalci asker aleyhinde işkence ettiğine, herhangi bir şekilde insan hakları ihlalleri işlediğine dair şikayet yapılmamalı; yapıldığı takdirde de işleme konulmamalıdır.”

 

Peki açılan somut davalar var mı hali hazırda?

 

Amerika’da işgalcilerin yapmış oldukları insan hakları ihlalleri karşısında 200 dava açıldı. Michigan’da eyaletinde en sonunda bir dava kabul edildi.

 

Almanya’da da davalar açtık somut şekilde. Rumsfeld bu davalar açılıp kabul gördüğünden Almanya’ya ziyaretini erteledi.

 

İngiltere’de de 25 dava açtık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde İngiltere aleyhine açılan davalar bunlar. Davaları takip eden bir avukatımız var.

 

Amerika’da da kanun var işgalciler aleyhine dava açamazsınız şeklinde. Bizi destekleyen üç kuruluş da bize bu kanunu hatırlatmıştı. Kendilerinin dava açamayacaklarını ancak her anlamda destek vereceklerini ifade etmişlerdi.

 

Bunca işkenceyi işleyenlere hiçbir şey yapılmıyor öyle mi?

 

Yapılmasına gerek yok. Zaten her şey ortaklaşa ve genel bir mekanizmaya bağlı olarak gayet düzenli şekilde uygulanıyor. İşgal güçlerinin yanı sıra cezaevlerini işleten ve bu işkenceleri yapanlar  CACI International ve Titan Corporation adlı uluslararası özel şirketler. Bunların sahibi ise Yahudiler. Sadece işkence değil hapishaneler de aslında özelleştirilmiş durumda. Böylece ABD ve diğer işgal güçleri sanki kendilerine yöneltilecek eleştirilerden de böylece kurtulmuş oluyorlar. Yani biz işkencelere zaten karşıyız gibi. İşkence demişken şunu da vurgulamadan geçmek doğru olmaz. İşgal güçleri kesinlikle bir ordu değil. Çapulcu sürüsünden ibaret insanlar sokaklardan toplanmış ve şu an topraklarımızı kirletiyorlar. Sadece öldürmek için servet toplamak için gelen vahşiler bunlar. İnsanlarımızı sebepsiz yere sokaklardan sırf günlük 25 dolar kazanmak için tutukluyorlar, işkenceden geçiriyorlar, zulmediyorlar.

Aslında şunu başta Amerikalılar olmak üzere tüm dünya görmüş oldu. İşgal güçleri, batılılar ahlakî olarak Ebu Gureyb’te, askeri olarak da Felluce’de kesinkes yenilgiye uğramışlardır.

 

Irak’ta 26 temel hapishane var. Bunların dışında da Irak İçişleri Bakanlığına, çeşitli örgütlere ve kuruluşlara ait onlarca hapishane var.

 

Derneğinizin kapsamı nedir, ne tür faaliyetler yapıyorsunuz?

 

Derneğimizin 40 binden fazla üyesi var. Bünyemizde Hıristiyan, Müslüman, Kürt, Arap, Şii ve Sünni insanlar bulunmaktadır.

 

Derneğimizin adına tekrar dikkat çekmek istiyorum. Amerikan İşgali Mahkumları Derneği.

Önümüzde yaptığımız çalışmalar ile ilgili projelerimiz var. Irak’ta tutuklanan, hak ihlallerine uğrayan her kim varsa, onlar ile ilgili çok detaylı bir arşiv çalışması yapıyoruz. Haftalık, aylık ve üç aylık dosyalar şeklinde raporlar yayımlıyoruz. Bunlardan bazıları neredeyse bir kitap boyutunda olabiliyor. Yahudiler soykırım yapıldı diye vaveylaya yıllar öncesinden başlamışlardı. Şimdi ise istediklerine kavuştular ve başardılar. Bizler ise asıl soykırımdan geçen halk olarak hakkımızı şimdi alamazsak bile zulmün karşısında elimizden geleni yapmaya gayret gösteriyoruz. Muhakkak ki tarih bu soykırımı işleyenleri de bir gün lanetleyecek ve suçlular cezalandırılacaktır. Irak’ta şehirler, yerleşim yerleri komple yerle bir ediliyor, insanlar soykırımdan geçiriliyor.

 

Biyolog, kimyager ve doktor gibi yüzlerce bilim adamı öldürüldü. İşgal güçleri bu profesörleri, bilim adamlarını öldürürken onların Kürt, Arap, Şii veya Sünni olmasına bakmıyor. Hepsi birer beyin olduklarından ayrıma tabi tutulmaksızın öldürüldüler ve öldürülmeye devam ediliyor. İşgal nedeniyle farklı alanlarda çalışan 168 bin insan işinden oldu. Birçoğu açlıkla yüz yüzeler. Oldukça tanınmış, değerli âlimler, profesörler, üniversite hocaları Yemen’de ve diğer yakın ülkelerde sıradan bir lisede, ortaokulda öğretmenlik yapmak için başvuruyorlar ama ne yazık ki iş bulamıyorlar. Yakın zamanlarda mesela nükleer fizik uzmanı olan bir âlim öldürüldü.

 

Irak’ın tamamı koskoca bir hapishane gibi. Bu yapılan işgal ve haksızlıklar karşısında durmaya devam edeceğiz. Köylere kadar tek tek gidip insan hakları ihlallerini, hukuksuzlukları tespit edip, kayıt altına alacağız. Bu çalışmalarımızı dünya kamuoyu ile paylaşacağız.  Paylaştıkça konuya ilgi duyanlar ve sahiplenenler de artıyor. Türkiye’ye gelmeden önce Avrupa Parlamentosu’nda konuşma yapmak için davet edildim. Zira sadece hapishanelere girip çıkan insan sayısı 400 bini geçti.

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

 

Irak’ın en zor ve en sıkıntılı bir dönemden geçtiği bir dönemde bize destek olmanızı talep ediyoruz. Türkiye halkına sizler aracılığıyla, Irak’taki kardeşlerine reva görülen zulüm karşısında bir kez daha güçlü şekilde bizlere destek vermelerini rica ediyorum.

 

Dünya Bülteni olarak bize vaktinizi ayırdığınızdan dolayı teşekkür ediyoruz.

 

Ben de teşekkür ederim.

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48