banner15

Hrant Dink'le yapılmış son röportaj

İstanbul'da öldürülen Hrant Dink en son Alman Die Welt gazetesine röportaj verdi. İşte röportajın tam metni:

Hrant Dink'le yapılmış son röportaj

Dünya Bülteni Haber Merkezi

Ermeni kökenli Türk gazeteci Hrant Dink İstanbul’da sokak ortasında vuruldu. Dink yıllardır, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilere yönelik kırım ( Massaker) üzerine çalışıyordu. Türk mahkemelerinde onun hakkında ‘Türklüğe hakaretten’ bir çok dava açıldı. Die Welt Hrant Dink’le yapılmış ve şimdiye kadar yayınlanmamış röportajı sizlere sunuyor.

 

WELT. DE: Size karşı süren mahkemelerin seyri ne durumda?

 

Hrant Dink: Bana karşı açılan üç dava devam ediyor. İlki için yüksek mahkemeye gidiyoruz. ( Redaksiyonun Notu: Yüksek mahkeme önceki kararı onayladı) Ben bu konuda 301. maddeye istinaden Türklüğe hakaretten altı ay hapis cezasına mahkûm edilmiştim. Mahkeme kararını haksız bulduğumu ifade ettiğim ve de bu yüzden yargıyı etkilemeye çalışmaktan dolayı ikinci dava açıldı. Üçüncü dava da Urfa’da sürüyor. Bana yöneltilen suçlama, benim bir konferans sırasında kendimi bir Türk değil de Türk vatandaşı olarak tanımlamam sebebiyle. 301. maddeyle ilgili bir dava. ( Redaksiyon’un Notu: Dink’e karşı dördüncü bir dava daha açıldı. Bu da yine 301. maddeden dolayı açılan bir dava olup gerekçesi de; Dink’in bir röportajında 1915 Ermeni kırımını( Massaker) ‘Genosit / Soykırım olarak’ olarak tanımlaması.)

 

WELT. DE: Mahkûm edildiğiniz açıklama da sert ama. Türk kanı gerçekten zehirli mi?

 

Dink: Ben bunu söylemedim. Benim söylediğim, Ermenilerin Türklerle düşmanlıktan kurtulmaları gerektiğiydi; çünkü bu düşmanlık bizim kendi kanımızı zehirliyor. Bundan dolayı da bu düşmanlıktan vazgeçmemiz gerekmektedir. Türk kanını değil, bilakis ben burada bizim kendi kanımızdan söz ettim.

 

WELT. DE: 301. madde ve Türk Yargısı hakkında ne düşünüyorsunuz?  Avrupa Birliği’yle uyumlu olunmaya çalışılıyor. Enteresan şekilde 301. madde de AB üyeliği kapsamında yapılan reform düzenlemeleri içinde yazılmış bir kanun.

 

Dink:  Reform paketi üzerinde tartışmalar sürerken, Avrupa zinanın suç sayılmasıyla ilgili madde üzerine yoğunlaştı. Sonradan bu madde paketten çıkartılınca bir rahatlama oldu. Bu esnada 301. madde hiçbir şekilde fark edilmedi, çünkü herkes zina maddesine yoğunlaşmıştı. Avrupa’nın hukuk kültüründe birey devlete karşı korunmaktadır. Türkiye’de ise bu durum tam tersinedir. Burada kanunlar devleti bireylerden korumaktadırlar. Tabii bu durum tamamen gayrı Avrupai’dir.  

 

WELT. DE: Başbakan Erdoğan 301. maddeyle ilgili, ‘şayet gerekliyse’, düzeltmeler yapılabileceğinden bahsetti. Bu madde iptal edilecek mi?

 

Dink: Hiç sanmıyorum. Bu maddeyi iptal etmek çok zor. Bunun için bütün bir mantalitenin değişmesi gerekli. Sadece bürokrasiyi kastetmiyorum, bunun arkasında ‘derin devlet’ var ve bunların devamı bu tip kanunlarla sağlanıyor. Ben tam tersi olarak bu tip kanunların daha da sağlamlaşması tehlikesini görüyorum.

 

WELT. DE: Başbakan Erdoğan’ın yargıyı etkileme suçlaması üzerine, TÜSİAD temsilcisi hakkında dahi soruşturma açıldı. ( Redaksiyon Notu: TÜSİAD üyeleri Orhan pamuk’a karşı açılan davayı eleştirmişlerdi)

 

Dink: Bunu Türk yargı sisteminin krizi üretiyor. Bu durum tam anlamıyla siyasetin yargıyı nasıl etkilediğini gösteriyor. Fakat kim bu durumu eleştirirse ona, senin yargıyı etkilemeye hakkın yok deniyor. Siyaset ve yargı birbiriyle iç içe geçmiş durumda. Kanunları sadece hükümet yapmıyor, bir kısmını ‘derin devlet’ belirliyor. Çoğu zaman da haksız ve eleştiriyi engelleyen maddeler. Argümanları da ‘yargının bağımsızlığı’.

 

 

WELT. DE: Soykırım tartışmasıyla ilgili olarak: Türkiye olayların açıklığa kavuşması için bir tarihçiler komisyonu kurulmasını istedi. Bunu nasıl görüyorsunuz?

 

Dink: Bu pozitif bir adım olarak görünüyor. Hatta iddiaların doğruluğu kanıtlanırsa özür dilenebileceği bile söylendi. Ermeni tarihçiler bu daveti geri çevirmemeliydiler. Fakat Ermeni dünyasını buna inandırmak kolay değil, çünkü onlar Türklerin bu konuda samimi olmadıklarını düşünüyorlar. İkincisi: bazı somut önlemlerin acilen alınması gerekiyor; Sınırların açılması ve diplomatik ilişkilerin kurulması.

 

 

WELT. DE: Böyle bir komisyon nasıl kurulabilir?  Türkler bunu, sonunda bir hükme varılacak mahkeme jürisi olarak kafalarında tasarlıyorlar.

 

Dink: Ben böyle bir komisyonun problemleri çözeceğine inanmıyorum. Ermeniler soykırımdan eminler ve bundan da emin kalacaklardır. Türkler de soykırım olmadığından eminler ve bu şekilde kalacaklardır. Her iki tarafın da sorması gerek soru şu: Niçin öbür taraf böyle düşünüyor ve bu anlayış nasıl gelişiyor? Türkler ‘soykırım’ suçundan çekiniyorlar. Onlar babalarının böyle bir suçu işlemiş olabileceğini düşünemiyorlar. Ve Ermeniler, onlar da aynı şekilde babalarının suçluluğunda aynı şekilde düşünüyorlar. Türkler şunu anlamalılar ki, bu kapanmamış bir yaradır. Şayet her iki taraf,  birbirlerinin amacının sadece kendi atalarını korumak isteği olduğunu kavrarsa o zaman biz bir adım ilerlemiş oluruz. Burada Türk kurbanlardan oluşan toplu mezarları açmak ve Ermenilere seslenip, ‘varsa siz de kendi kurbanlarınızla dolu böyle mezarlar göstermelisiniz’ demek hiçbir şeye yardımcı olmayacaktır

 

WELT. DE: Gerçekten öyle değil mi peki? Türk kurbanlardan hiç söz edilmiyor. Türk tarafının; ‘her şeyin Birinci Dünya Savaşı esnasında Ermenilerin kendi devletlerini kurmak istemeleri üzerine ayaklanmalarıyla başladığı ve ilk olarak Türk halkının Ermenilerce bir kırıma tabi tutulduğu ve sürüldüğü’ yönündeki görüşleri hakkındaki fikriniz nedir?

 

Dink: Ben bu sebepleri inkâr etmiyorum. Kaldı ki ben tamamen Türklerin kurbanlığına işaret edenlerdenim. Osmanlı İmparatorluğu sürekli küçüldükçe ve de büyük güçlerin baskısı devletin üzerinde etkisini artırdıkça bölgenin halkları kendileri için çözümler aramaya başladılar, Ermeniler de… Onlar bugünkü PKK gibi terör yapmasalar da, aralarında teröristler de vardı. Fakat bütün bunlarla bütün bir halkın sürgün edilmesi haklı gösterilemez.

 

WELT. DE: Osmanlı yönetimi Ermenileri yok etmek mi istedi?

 

Dink: Bir yok etme amacı güdülüp güdülmediği beni ilgilendirmiyor. Yaşamak sürekli çevreyle ilişkilidir. Ve sürgün, Ermeni halkını kendi köklerinden koparıştır.

 

WELT. DE: Soykırım tartışmaları aydınlanmaksızın, Türklerle Ermeniler arasında bir yakınlaşma meydana gelebilir mi?

 

Dink: Bir yakınlaşma toplumlar arasında, insanlar içinde başlamalıdır. Bu yüzden sınırların açılması o kadar önemli ki. Eğer insanlar ilk olarak birbirleriyle görüşürlerse, ondan sonra gerisi gelir. Biz Ermeni dünyası olarak birbirimizin içine girmeliyiz, birbirimizle diyalog kurmalıyız ve Türkler de aynı şekilde. Sonra da her iki taraf birbirleriyle. Biz belki ondan sonra kavrayacağız: Soykırımda şüpheye düşmeksizin, gelecek için tarihin bir engel olabileceği ihtimalini de aklımızda tutarak, ileriye doğru bir yol olduğunu.

 

 

 

 

Röportaj: Boris Kalnoky.      21.01.2007

 

Kaynak: http://www.welt.de  

 

Bu röportaj Kadir Kon tarafından Dünya Bülteni için Almanca’dan çevrilmiştir. 

 

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35