banner39

Hristofyas'la görüşeceğim

UBP lideri ve Başbakan Eroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Talat'a gözdağı verdi.

Arşiv 16.04.2010, 09:24 16.04.2010, 11:17
Hristofyas'la görüşeceğim

Sümeyye Ertekin-Dünya Bülteni / Lefkoşa

Kıbrıs’ta Pazar günü cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. Seçimlerin sonuçları adada bir buçuk yıldır süren müzakerelerin gidişatını da etkileyecek. Zira şu an kamuoyu yoklamalarında önde gözüken UBP lideri ve hâlihazırdaki Başbakan Derviş Eroğlu’nun seçilmesi halinde müzakerelerin tıkanacağı düşünülüyor. Yıllarca “çözümsüzlük çözümdür” fikrini benimsemiş olan Eroğlu, seçilirse Rum lider Hristofyas’ı müzakere masasına davet edeceğini söylüyor. Eroğlu kendinin müzakere masasından kaçmayacağını söylese de müzakere masasında katı tutumunu sürdüreceğinin sinyallerini veriyor. KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ile seçilmesi halinde müzakerelerde nasıl bir yol izleyeceğini ve çözüm önerilerini konuştuk.

Seçim sloganınızda  ‘fark var’ diyorsunuz. Nedir fark?

Şimdi fark, birincisi yanımızda halk var, bununla beraber söyleniyor. İkincisi başbakanlıktan gelen bir özelliğimiz vardır, dolayısıyla sadece görüşmecilik görevini üstelenecek bir cumhurbaşkanı olmayacağız. Ülkenin sorunlarını araştırıp cumhurbaşkanlıkta kuracağımız ekipte çözüm önerileri hazırlayıp bunu hükümetle de paylaşacağız. Demek ki hükümetle çok saygılı bir diyalog içerisinde olacağız. Bir süredir Sayın Talat ile başbakan cumhurbaşkanı ilişkisi içerisindeyiz ama hükümetle hiçbir ilişkisi olmamıştır, hükümetle hiçbir bağı olmamıştır. Müzakerelere giderken dahi hükümetle görüş istişare yapıp görüşmelere gitmemiştir. O bakımdan bir farkımız da bu olacak. İkincisi sarayın kapılarını vatandaşa açık tutacağız. Çünkü benim 18. yılımdır başbakanlıktaki başbakanlığın kapıları hiç kapanmamıştır.  Bir de ulusal konsey kuruyorum yani mecliste bulunan siyasi partilerden oluşan bir siyasi konsey. Bir de halkın çeşitli kademelerinden, sektörlerden, üniversitelerden ayrıca bir halk konseyleri de kurup özellikle müzakere masasında görüşmeleri bu ekiplerle değerlendireceğiz. Sunacağımız önerileri ve bize gelen önerileri de bu ekiplerle değerlendirip tabii anavatan Türkiye ile de iş birliği içerisinde olacağız. Bir farkımız da ben Türkiye’ye anavatan derim öyle bilirim çocukluğumdan, gençliğimden beri. Sayın Talat anavatanımdır diyemedi bugüne kadar önemli bir farkımız da budur tabii.

HRİSTOFYAS’I MÜZAKERE MASASINA DAVET EDECEĞİM

KKTC de cumhurbaşkanı olmak aynı zamanda bir müzakereci olmak anlamına geliyor. Siz de bir cumhurbaşkanı adayısınız ama aynı zamanda bir müzakereci adayısınız. Sizin çözüm önerileriniz nelerdir? Zira UBP genelde çözümsüzlük en iyi çözümdür mantığı ile hareket etti bu zamana kadar.

Çözümsüzlük çözümdür sözü aslında bir zamanlar Rum cumhurbaşkanı Klarides tarafından söylenilmiş laflardır. Ben de bir ara bunu kullandım şu manada kullandım: müzakereler yapılıyor yıllardan beri, ben bütün bu müzakereleri izleyen kişi pozisyonunda oldum ama bugüne kadar hiçbir anlaşmaya varılmamıştır. Yani bir anlaşmaya varılmazsa da iki ayrı devlet vardır iki ayrı devletin varlığını devam ettirmesi de bir çözümdür. Ama müzakerelerin karşısında değilim cumhurbaşkanı seçildikten sonra Sayın Hristofyas’ı müzakere masasına davet edeceğim. Tabii ki müzakere masasında bizim kırmızı çizgilerimiz var mesela Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi, insanlarımızın tekrar göçmen olmaması, iki kesimliliğin sulandırılmaması, iki halklılık. İki halklılık derken iki egemen halkın varlığından hareket ederek  bir anlaşmaya varmanın yollarını aramak gibi farklılıklarımız var tabii.

Sizin kırmızı çizgilerimiz dediğiniz bazı şeyler var: toprak göç meselesi. Ancak  Sayın Talat’ın açıkladığı ve anlaşmaya varılamayan konular arasında da yine toprak mülkiyet meselesi var ki bunlar da sizin kırmızı çizgilerinize dayanıyor aynı zamanda. Bunlar Sayın Talat’ın da kırmızı çizgileri anlamına gelmiyor mu bu?

Şimdi Talat bu konuda daha esnek davranıyor. Yani insanlarımızın göçmen olmasına karşı değil ama rakam meselesi. İkincisi Rumların aramıza gelmesi yani iki kesimliliğin sulandırılmasına da sıcak bakıyor. Belli oranda Rum gelebilir diyor. Dolayısıyla 1975’den beri bu topraklara yerleştirdiğimiz Güney’den Kuzey’den gelen insanlarımız vardır. Aradan 35 yıl geçmiş, 35 yıl sonra insanları yerinden sökmek ve bu küçük ülkede oldukça mahrumiyet bölgesi diyebileceğimiz bölgelere insanları yerleştirmek tabii ki insanların huzurunu kaçırır. Bir nevi göç olayıdır bu da. Ve bu insanları bu topraklarda tutmak zor olur çünkü bir 35 yıl sonra tekrar gelecek arayacak, geleceğimi kuracağım gibi bir düşünce içerisine girmek insanlara oldukça zor gelir ve bir bıkkınlık gelir. Kendi devletinden bile bıkar. O bakımdan bu konuda hassasiyetimiz vardır. Bir de Türkiye’ den gelen vatandaşlarla ilgili bir tartışma var biliyorsunuz “40 bin mi kalsın burada 50 bin mi kalsın?” gibi. KKTC vatandaşı olan insanlarımız hakkında kimsenin yorum yapmaya hakkı yoktur. Vatandaşımızdır bu ülkede yaşamayı seçmiştir, bu toprakları vatan bilmiştir. Üstelik de gelen Türk burada yıllardan asırlardan beri yaşayan da Türk. Bu topraklara birlikte sahip çıkılıyor. Bu toprakları birlikte vatan bilip kendi devleti çatısı altında yaşama gayretlerini sürdürüyor. Onun için vatandaşlarımız hakkında yorum yapılmasına ben müsaade etmem.

BU ŞARTLARDA ANLAŞMA OLMAZ

Şöyle bir şey var müzakere demek iki tarafın görüşmesi. İki taraf var burada da. Bbiz taviz vermeyiz diyorsunuz, tavizsiz bir müzakere olur mu? İiki tarafın da bazı tavizler vermesi gerekmiyor mu?

Şimdi sadece veren taraf siz olursanız bu anlaşma olmaz. Bugüne kadar devam müzakerelerde Rumlar bir tek şey vermeden hep almaya çalışmışlardır. Gayri fikirler dizisinde almaya çalışmışlardır. Annan planında külliyetli miktarda toprak ve külliyetli miktarda Rum’un içimize gelmesini sağlamışlardır ama buna da “hayır” demişlerdir kampanyada. O bakımdan uzlaşmazlık aslında Rumların marifetidir de biz kendi içimizde bile bazen uzlaşmaz Rumlardır yerine uzlaşmaz Türklerdir, uzlaşmaz Eroğlu’dur veya partisidir gibi sözler söyleniyor. Hâlbuki gördüğünüz gibi bugüne kadar devam eden müzakerelerde uzlaşmaz olan Türklerle anlaşma paylaşma niyetinde olmayan Rum tarafı olmuştur ama suçlanan taraf Türk tarafı olmuştur. Zannederim bu konuda artık hiç olmazsa söz birliği fikir birliği yapma zamanı gelmiştir. Hristofyas en barışçıl insan olarak lanse edildi. Ama hiçbir önerimizi kabul etmemiştir hep müzakere masasında daha ne vereceksiniz Annan planında verdiklerinizi verdiniz bundan sonra ne vereceksiniz zihniyeti anlayışı içine oturmuştur. Bu şartlarda anlaşma olması kolay değil tabii.

Peki geçtiğimiz hafta Yeşilırmak’ta Hristofyas yaptığı açıklamada müzakerelere” 18 Nisan’dan sonra Talat ile devam etmek istiyorum” dedi. Siz ne diyeceksiniz bunun için?

Karşısında Eroğlu’nu bulacak ve ben kendisini müzakere masasına davet edeceğim. Ve ben de müzakere masasından kaçmayacağım. Çünkü haklıyız Kıbrıs Türk halkı haklıdır. Anavatanın bu topraklarda hakkı vardır. Hem anavatanın bu topraklardaki hakkını korumak, hem Kıbrıs Türk halkının hakkını korumak hem de Kıbrıs Türk halkının sesini müzakere masasından dünyaya duyurabilmek için o müzakere masasında oturacağım. Gerektiğinde de dikleşeceğiz tabii ki.

BEN MÜZAKERE MASASINDAN KAÇMAYACAĞIM AMA HRİSTOFYAS KAÇABİLİR

Ama en fazla Eroğlu iki kez gider o masaya üçüncü kez gitmez diye eleştiriler var ne diyeceksiniz?

Belki Hristofyas kaçar masadan ben kaçmam. Haklı insanlar savunduğu haklı davandan vazgeçer mi? Vazgeçmez.

Peki AK Parti hükümetinin tutumunu nasıl buluyorsunuz seçimlerle ilgili?

AK Partinin şu anda devam eden kampanyalarda bir ağırlığını hissetmedim. Sayın Erdoğan tabiî ki tecrübeli bir başbakandır. Ve KKTC de yapılacak seçimlere müdahale etmeyi düşünmeyecek kadar da olgun bir insandır diye düşünüyorum.

Son haftalarda AB’den özellikle KKTC ile doğrudan ticaret anlaşmalarına yönelik bazı açıklamalar geliyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz son dönemde böyle açıklamalar gelmesini AB’ den?

Şimdi AB taraftır biliyorsunuz. Sayın Talat’a destek vermek için bu açıklamayı yapmıştır. Onlar da bilir ki doğrudan ticaret tüzüğü kısa sürede hayata geçirilemez. Bunun bir prosedürü vardır. En erken iki sene belki. Ama seçim arifesinde böyle bir açıklama yapması sayın Talat’a bir destek özelliği taşıyor. Zaten Annan planı tartışmaları içerisinde de Türklerin “evet” demesi için ambargalorı kaldıracağız yalanını ortaya atmıştır. Ama Türkler “evet” demiş, Rumlar da “hayır” demiş olmasına rağmen ambargolar kalkmadı.  Ama Rumlar AB’ de. Dolayısıyla dıştan verilen mesajlara göre biz politika belirlemeyiz kendi insanımızın ve anavatanımızın menfaatlerini düşünerek politika üretiriz.

Özellikle mülkiyet meselesinde şunu sormak istiyorum. Hep güneyden AİHM’e başvurular oluyor mülkiyet davaları ile ilgili. Türklerin hiç Güney’de malları yok mudur, neden hiç AİHM ‘e Türklerin müracaatı olmadı bu zamana kadar?

Hayır öyle bir durum yoktur. Çünkü biz Güney’de mal bırakanların mallarına karşılık Kuzeyde mal verdik. Dolayısıyla vatandaş devlete Rumların bıraktığı  malların tapularını kendisine verirken bize feragatname verdi. Dolayısıyla Güney’deki mallarla ilgili ortaya konacak pozisyonu tabii ki hükümet koyabilir. Ama müzakereler devam ederken Türk tarafı uzlaşma istemez uzlaşmaz damgası yemesin diye bugüne kadar bu yola başvurulmamıştır. Ama Rumlar maalesef müzakereleri istismar ederek Avrupa mahkemelerine dava açmaya başlayınca tabii ki bu konu da gündemimize gelmiştir. Şimdi bu konu da tartışılıyor.

Geçtiğimiz haftalarda Ankara’ya bazı bakan ziyaretlerinin özellikle maliye bakanının ziyaretinin ertelendiğini biliyoruz.  Bu durum Türk hükümetinin desteği azaldığı şeklinde yorumlandı bunu nasıl karşılıyorsunuz?

Şimdi benim uzun yıllardan beri aktif politikada olduğumu biliyorsunuz. Dolayısıyla benim kurmuş  olduğum bütün hükümetler Türkiye ile ilişkileri hep en sıcak noktaya taşımış hükümetler olmuştur. Benim esas görevlerimden bir tanesi de Türkiye ile ilişkileri de sıcak noktaya taşımak olmuştur. Ve biz 5 yıl muhalefette kaldık aslında yıllarca askersizleştirilmiş  Türkiyesiz Kıbrıs diyenler hükümete gelmişlerdir. Hasbelkader bu Annan planı tartışmaları içerisinde iktidarın yolunu bulmuşlardır. Ama onların politikası hükümetteyken değişmiş  gibi görünse de bana göre takiyeydi yaptıkları. Sayın Talat’ın da Türkiye ile işbirliği yapma mecburiyetini hissettiği için Türkiye’ye yakınlaşmış gibi görünmesi.. Bence bu da takiyyedir. Çünkü onun esas misyonu Kıbrıs Kıbrıslılarından Kıbrıs’ta tek halk oluşturmaktır, askersizleştirilmiş ve Türkiyesiz Kıbrıs… Bunlar sayın Talat’ın mensubu bulunduğu CTP’nin esas sloganlarıdır. O bakımından “iktidara geldik Türkiye’nin desteğine ihtiyacımız vardır” gibi davranışları sergilerken bana göre takiyye yaparak bu davranışları sergilemişlerdir. Yani canı gönülden Türkiye’ye karşı samimi bir davranış değildir.

HRİSTOFYAS’A “SEN NE VERDİN Kİ BİR ŞEY İSTEYECEKSİN?” DİYE SORACAĞIM

Benim şimdi bu röportajda en çok dikkatimi çeken şu oldu. Siz müzakere masasından kaçmayacağınızı  söylediniz. Peki nasıl olacak yani müzakerelerde siz direteceksiniz, Hristofyas diretecek nasıl bir çözüm ortaya çıkar bu durumda sizce?

Şimdi Hristofyas istemeye alıştı. Hâlbuki “müzakere masasında sen ne verdin ki bir şey isteyeceksin?” bu sorular sorulacak. “Sen benden toprak isteyeceksin peki benim avantajım, benim karım ne olacak sen bana ne vereceksin?” ben de ona bu soruyu soracağım. Uzlaşmaya niyeti varsa uzlaşılır, ama ben samimiyetle inanıyorum ki Rumların bizle uzlaşma ve paylaşma niyetleri yok. Niye olsun dünyanın tanıdığı bir devlet. AB’ye girmiş, ekonomileri bizden daha güçlü, nüfusu bizden güçlü dolayısıyla bir anlaşma ihtiyacı içerisinde değil. Ama biz zorlayacağız neticede dünyanın istediği anavatan Türkiye’nin istediği de Kıbrıs’ta bir anlaşmadır. Ama Kıbrıs’ta yüz sene müzakereler devam edecek ve Türkler müzakere masasında çakılı oturacak Rum’un keyfi olsun ve yıllar sonra “evet” desin diye. Bunu da Türkiye kabul etmez diye düşünüyorum, düşünüyorum değil biliyorum tabii. Neticede sabrın da bir sonu var. Ben sayın Erdoğan’ı ki taktir ettiğim bir liderdir kendisi. Kurultayda Kıbrıs’la ilgili 20-25 dakikalık konuşmasını izledim. Orda söylediği bir cümle vardı: “Sonsuza kadar müzakere masasına oturacak değiliz bizim de bir sabrımız vardır” Eh ben de bu cümleyi beğendim, benimsiyorum.

Siyasi gözlemciler “siyasi eşitlik istiyorsan biraz toprak vereceksin” diyor…

Siyasi eşitlik acaba Rumların düşündüğü ne şekil bir siyasi eşitliktir. Rumların siyasi eşitlik anlayışı anayasa önünde bireylerin eşitliğidir. Benim ise siyasi eşitlik anlayışım halkların iki halkın hak eşitliğidir. Kıbrıs Rum halkının ne hakkı varsa benim de öyle hakkım olacak. Dolayısıyla burada da değişik noktalardayız. Onun için siyasi eşitlik diyerek dünyayı aldatabilir ama beni aldatamaz.

İlgili röportaj- Talat: Eroğlu bize uymaz

banner53
Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?