banner39

Hukuki ve Ahlaki Yönüyle Yardımcı Üreme Teknikleri

Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Başkanı Orhan Demir ile Tıbbi, "Hukuki ve Ahlaki Yönüyle Yardımcı Üreme Teknikleri" üzerine..

Arşiv 23.03.2010, 03:37 23.03.2010, 03:37
Hukuki ve Ahlaki Yönüyle Yardımcı Üreme Teknikleri


Ömer Faruk Akari / Dünya Bülteni

Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Genel Başkanı Orhan Demir Türkiye’de son dönemde tartışılan yardımcı üreme teknikleri hakkında Dünya Bülteni’nin sorularını yanıtladı. Orhan Demir Bu konunun sosyal hukuksal ve ahlaki olarak hiçbir dayanağının olmadığını söyledi.

Yardımcı üreme teknikleri adıyla bir rapor hazırladınız. Neden böyle bir rapor hazırlama ihtiyacı duydunuz?

 


Türkiye de çocuksuzluk boşanma gerekçesi olarak gözükmektedir. Öte yandan evlilik kurumunun tek ortaya çıkış gerekçesi çocuk sahibi olmak ve böylece soyunu sürdürmek olarak algılanmaktadır. Bu yüzden çeşitli sebepler dolayısı ile çocuk sahibi olamayanlar çocuk sahibi olabilmek için yardımcı üreme teknikleri yöntemlerine başvurmaktadır. Bu yöntemlerle çocuk sahibi olmak yeni alışkanlıklar ve yaklaşımlar getirmiştir. Bu tekniklerin üreme gibi ciddi bir konuyu düzenliyor olması; yapılacak incelemenin tıp alanı dışına taşmasını, toplumun yapısı, gelenek ve inançlar gibi meselelerin hesaba katılmasını mecburî kılmaktadır. Şu anda halkımıza bu yöntemlerin sadece avantajları gösterilmekte, avantajlarından daha çok olan dezavantajları göz ardı edilmektedir. Bu bağlamda Hasta Hakları Aktivistleri Derneği, yardımcı üreme teknikleri hakkında inceleme yapmayı gerekli görmüştür. Bu raporda söz konusu tekniklerin uygulanış biçimi (tıbbi yön), uygulamayı sürdüren ülkelerdeki yasal düzenlemeler (hukuki yön) ve tıp etiği ve toplumsal ahlak açısından (ahlaki yön) inceleme ve değerlendirme yapılarak gerekli bilgiler ve muteber yorumlar sunulmaya çalışılmıştır. Rapor, yardımcı üreme teknikleri doğrultusunda dünyada ve ülkemizde yapılan tıbbi çalışmaları ve hukuki düzenlemelerle ilgili bilgi verme ve görüş bildirme çabasındadır.

Hazırlanan rapor nasıl tepkiler aldı?

Olumsuz herhangi bir tepki şu ana kadar bize iletilmedi.  Rapor kamuoyu ile paylaşıldıktan sonra Başbakanlık Aile ve kadının korunması Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’ a davet edildik. Raporla ilgili bilgi aktardık. Akabinde TBBM Sağlık Komisyonu Başkanı ile konuyu müzakere edip taleplerimizi ilettik. Yardımcı üreme tekniklerinin bir kanunla düzenlenmesi gerektiğini belittik.

Sperm bankası ne demektir?

Spermin donörden alınarak çocuk sahibi olamayan kişi/kişilere verilmesi suretiyle gerçekleşen hukuki işleme sperm bağışı, bu işlemin genel itibariyle gerçekleştirildiği merkezlere sperm bankaları denmektedir.

Türkiye’de sperm bankası açmak mümkün mü? Türkiye’de bu olaya yönelim nasıl?

Türkiye sperm bağışı yapmak ve sperm bankası açmak yasal olarak mümkün değil. Ancak, sperm bankası yoluyla çocuk sahibi olmak isteyenler yurtdışına çıkmakta veyahut illegal yollarla yurtiçinde bu işlemi uygulamaktadır. Bu işleme başvuranlara karşı cezai bir müeyyide söz konusu değildir. Yalnızca, işlemi gerçekleştiren kuruma idari yaptırımlar uygulanmaktadır. Sperm bağışı ülkemizde yasaklanmakla beraber, yurtdışında bu işleme başvurmak isteyen kişilere danışmanlık hizmeti verilmekteydi. Fakat son yönetmelik değişikliğiyle buda yasaklamış oldu. Öte yandan ülkemizde illegal sperm bankalarının mevcut olduğu da iddia edilmektedir. Ayrıca İsrail, Yunanistan, Kıbrıs gibi ülkelerden sperm satın alarak çocuk doğuranlar mevcuttur.

Bu bağlamda evlenmesine ve çocuk doğurmasına herhangi bir tıbbı engel olmadığı halde farklı ülkelerden sperm alarak hamile kalan kişilerin bu yaptıklarını anlamak da mümkün değil. Medya da bu konuyu çağdaş bir yöntemmiş gibi sunarak toplumun inanç ve ahlaki sistemini hiçe sayarak bunu özendirmektedir.

 

Yöntem nasıl işliyor? Yani sperm nasıl alınıyor?

Sperm Bankalarına başvuru sürecine bir örnek vermek gerekirse yaptığımız araştırmalarda süreç şöyle işlediğini ifade edebiliriz. Sperm bağışı isteyen kadın veya klinik, bankaya müracaat ediyor. Banka müşteriye tıbbi ve yasal şartları anlatıyor. Müşteri şartları kabul ederse ödemeyi yapıyor. Müşteri, kimliğini gizlemek istemeyen bağışçılar arasında, fotoğraflarına ve tüm kişisel bilgilerine bakarak bir seçim yapıyor. Banka, istenen spermi müşterinin tedavi göreceği kliniğe gönderiyor.

Spermi seçiyor dediniz peki seçim nasıl oluyor?

Seçim kriterleri elbette kişiden kişiye değişebilir. Bu konuda seçim yapanlardan edinilen bilgiler, bağışçının uyruğu, boyu, göz rengi, ten rengi gibi kriterlere göre olduğu gibi,zeka seviyesinin de sperm seçiminde etkili olduğunu göstermektedir. Yani sperm almak isteyenler belirlediği kriterlere göre para ödüyorlar.

Böyle bir soru sormak hiç hoş değil ama ne kadar ödenmektedir? Yani spermlerin değeri ne kadar? Bu yolla dünyaya gelen çocuk sayısı nedir?

Kime ait olduğu belli olmayan veya belirli kriterlere göre seçilen spermlere 40-50 bin dolara kadar ödemeler yapıldığı bilinmektedir. Dünyada 1 milyona yakın çocuğun başkalarına ait spermlerle dünyaya geldiği ifade edilmektedir.

Peki, bu ahlaki açıdan ne kadar doğru? Sanki mal alıyormuş gibi insan satın alınmış olmuyor mu?

Elbette. Zaten bizde raporumuzda bu hususun üstünde duruyoruz. İnsanın, hücrenin, dokunun ticarete konu edilemeyeceğini alınıp satılamayacağını söylüyoruz. Bunun ahlaki dini ve sosyolojik alt yapısının olmadığını vurguluyoruz. Hiçbir ilahi inanç sisteminin insan gametlerinin deneysel amaçlarla kullanılmasını, insan embriyosuna ruhsuz bir obje gibi davranılmasını kabul edemeyeceğini ifa ediyoruz.

Bu durum ne tür sıkıntılara sebep olur?

Böylesine hassas, insan yaşamı, kutsallığı ve dokunulmazlığı ile alakalı bir konunun ticarete dökülmüş olması, gametlerin adeta pazar malına dönüşmesi, para karşılığı satılması ve böyle bir sektörün oluşması nihayetinde bu pazarın günden güne genişliyor olması toplum yapısında, kısa ve uzun vadede ahlaki çöküntüleri de beraberinde getirecektir. Yardımcı üreme tekniklerinden faydalanan merkezlerde ticari kaygıların ağırlık kazanması; hassasiyetlerin göz ardı edilmesine, inanç, ahlak gibi toplum düzenini sağlayan kurallardan bîhaber bir düzene neden olmaktadır.

Sperm bağışı ile ilgili akla gelen sorunlar şu şekilde ifade edilmektedir. Kimler donör olacaktır.? Biyolojik ve genetik açıdan sağlıklı olanlar mı?  Estetik ve sosyal statü açısından "iyi" durumda olanlar mı?"   Biyolojik ve genetik açıdan sağlıklı “donörler "kaç kez verici olabileceklerdir? Bir defadan fazla, verici konumunda olunduğunda, bu aynı ana ya da babaya sahip çocukların sayısında artışa neden olacaktır. Bu ise bireylerin tanımadıkları birçok kardeşleri olmasına hatta ilerde bu kardeşlerin bilmeden evlenmelerine bile neden olabilecektir.

 Ayrıca bu bankalar bireylere istedikleri cinsiyetteki çocuğa sahip olma olanağını da sağlayabilir. Bunun sonucu olarak (özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde) kız/erkek çocuk oranı bozulabilir. Öte yandan bu çocuklar da baba bilinci oluştuktan sonra babalarını aramaları da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çocuklar bağışçıya babalık davası açacaksa sorun nasıl çözülecektir. Bağışçının mirastan pay almak isteyecekler mi vb. sayısız soru cevapsız kalmaktadır.

Peki, bağışlardan yalnızca evli olanlar mı yararlanabilecektir? Yoksa bekâr bayanlar da istedikleri spermi alabilecekler midir?

Eşcinsellerin, evlenmeden çocuk sahibi olmak isteyenlerin, evlilerin bu yolla çocuk sahibi olduğu bilinmektedir. Yani bu konuda herhangi bir sınırlama yoktur.

Bu yolla bekârlar ve eşcinsellerde çocuk sahibi olabilir diyorsunuz. Bu durum nesep sorununu gündeme getirmez mi?

Tabiî ki getirecektir. Bu durum babasız çocukların dünyaya gelmesi toplumdaki aile yapısını etkilediği gibi doğacak çocuk açısından da nesep sorununu ve bireysel olumsuz psikolojik etkileri beraberinde getirmektedir. Oysa Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocuğun soyunu öğrenme, genetik ana-babasını tanıma ve onlarla birlikte bulunma hakkını çocuğun onurlu kişiliğinin ve kimliğinin ayrılmaz bir parçası kabul etmektedir. Bu yolla çocuk sahibi olmak Çocuk hakları sözleşmesine de aykırı davranmak anlamına gelmektedir.

Bakanlığın yaptığı son değişiklik nedir? Basına sperm bankalarından çocuk sahibi olanlar 1 ile 3 yıl hapse mahkûm olacak şeklinde yansıdı. Bu konudaki son durum nedir?

Yardımcı üreme tekniklerine dair yeni yayınlanan yönetmelik basına yansıdığı gibi bir suç ya da ceza getirmemektedir. Çünkü suç ve ceza ancak kanunla konulmaktadır. Bu nedenle yardımcı üreme tekniklerine dair yönetmelikte getirilen müeyyideler yalnızca idari müeyyidelerdir ve bunun dışında bir yaptırım getirilmemiştir. 

Söz konusu yönetmelik sadece evli çiftler arasında sağlık ve tedavi hizmetlerine yöneliktir.  Bunun aksine hareket TCK maddelerinin ihlalini oluşturabilir. TCK madde 91/3 Organ ve doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar ceza öngörülmektedir. Benzer düzenlemeler başka ülkelerde de bulunmaktadır. Örneğin İsviçre’de de organ, doku ve hücre ticareti yasaktır. Böyle bir hükmün konulmasındaki amaç insan varlığının haysiyetini ve onurunu korumak yani insanı şeyler kategorisine indirgememektir ve ayrıca insanların organ, doku ve hücre ticareti sebebiyle vücut bütünlüğünün korunmasını sağlamaktır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde tedavi amaçlı yapılmayan biyobankalardan sperm ya da yumurta alınması ve nakledilmesi sadece ticari nitelik taşıyacağından bu yola başvuranlar suçun faillerinden olmaktadır.

 Yine TCK madde 231 Bir kimsenin soy bağının değiştirilmesi ve gizlenmesi durumunda 1 yıl ile 3 yıl arasında ceza öngörmektedir. Bu madde çocuğun geleceğini ve ailesini ve özellikle ebeveynlerini bilme hakkını korumaktadır. Ayrıca bu koruma ile ilerde aynı anne ve babaya sahip kişilerin fücuratta bulunmasını ve evlenmesi yasak olanların evlenmelerinin önlenmesini sağlamış bulunmaktır.

Öte yandan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi 21. Madde gereğince insanın vücudu ve onun parçaları bu nitelikleri dolayısı ile ticarete konu olamaz denilmektedir.

 

Rapor hazırlanırken diyanetten de görüş aldığınızı söylediniz. Diyanet işleri başkanlığı bu konuda neler söyledi?

Rapor hazırlanırken diyanete bu konuda görüşü soruldu verilen cevap uzun ben kısaca olarak özetlememeye çalışayım.   Diyanete Yardımcı üreme tekniklerine mensup bulunan sperm bağışı yani evli bir kadının yumurtalarının bilinmeyen bir erkeğin spermiyle döllenip kadının rahmine yerleştirilmesi sonucu gebelik sorulmuştur. Diyanet ise “Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanması veya taşıyıcı annelik ise caiz değildir” demiştir. Bu konuyla ilgili cevap uzundur. Cevabın tamamı için rapora bakmakta yarar var.

 Son olarak neler söyleyeceksiniz?

Üremeye yardımcı teknikler batı kökenli tekniklerdir. Dolayısıyla içinde doğdukları toplumun niteliklerine uygundur. Bu konuda sağlam bir toplumbilim araştırması yapılmalıdır. Bu yöntemle Çocuğun babalı büyüme hakkı bu konuda ciddi şekilde ihlal edilmektedir. Kadının anne olma hakkıyla çocuğun menfaatleri çatışmaktadır. Netice itibariyle sperm bağışı yoluyla dünyaya gelen çocukları ilgilendiren hukukî sorunların henüz gündeme gelmemiş olması, ileride de gelmeyeceği anlamına gelmez. Acilen bu konuda yasal düzenlemeler yapılmalı ve sperm bankaları bir yönetmelikle değil, kanunla yasaklanmalıdır. Bu kadar hassas bir konuda hukuki boşluğun hâkimin yarattığı hukuka göre çözümlenmesi uygun ve yeterli değildir.

 

 

Yorumlar (3)
osman 13 yıl önce
Çocuk özlemi çoçuk sahibi olamama hoş bir duygu değil. ancak illa çocuk sahibi olacağım diye günaha girmek gerekmez. Birbaşkasının spermiyle hamile kalmak zinaya eşdeğerdir demektedirler.
suna eri 13 yıl önce
pes duğrusu. yapılandan bir kadın olarak utandım..
onurozen 13 yıl önce
gerçekten midem bulandı..(yanlış anlaşılmasın yazarla ilgili değil konunun muhtevası ve kartelin bu iğrençliği çağdaşlık diye yutturması gerçekten iğrenç..yıllarca millete tek çocuk yok isede köpek besleyin dediler şimdi de gayri meşru çocuk sahibi olun boyunu kilosunu siz belirleyin deniyor...tek kelimeyle iğrennnnnnçççççç!!!!!!!!!!)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?