banner15

İdamlık Paşa'dan demokrasi dersi

İdamı istenen genelkurmay Başkanı Orgeneral Erdelhun'un tarihî notları:

İdamlık Paşa'dan demokrasi dersi

Gizliliği 46 yıl sonra kaldırılan Yassıada arşivinde ilk araştırmayı yapan Zaman, yazı dizisinin son gününde yine tarihî nitelikteki belgeler yayınlıyor.

27 Mayıs darbesini gerçekleştiren cunta, sadece siyasîleri değil Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesindeki ismi de yargıladı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun hakkında idam isteniyordu. Suçu, demokrasiden taviz vermemesi idi. Milli Birlik Komitesi son anda cezasını müebbete çevirmese o da Adnan Menderes gibi son nefesini darağacında verecekti.

Tutukluluk döneminde küçük rütbeli subayların bile hakaretine maruz kalan Paşa’nın el yazısıyla tuttuğu notlar da Yassıada belgeleri arasından çıktı. Erdelhun’un evraklarına el koyan Yassıada Mahkemesi, bunları ‘soruşturmaya ışık tutacak belgeler’den saymış. 17 ve 26 Mayıs 1960 tarihli notlar, Erdelhun’un demokrasiye ve sivil otoriteye gösterdiği saygıyı ortaya koyuyor. Paşa, notlarında şöyle diyor: “Türkiye ve Türk milleti Müslüman’dır. Türk askerinin şiarı devletin, hükümetin ve genelkurmayın personeli olmasıdır. Hükümet-i reddiye yapan askerlerin not edilmesi ve hareketlerine mani olunması gerekir.” Paşa’nın görevi başında tuttuğu notlar suç unsuru taşımasa da Genelkurmay Başkanı’nın olaylara yaklaşımını göstermek için Soruşturma Kurulu tarafından belgeler arasına alınmış.

Erdelhun, entelektüel bir askerdi. İngilizce, Fransızca ve Japonca biliyordu. Demokrasiye inanıyordu. Onca sun’î gerilime rağmen görev yaptığı iki yıllık süre içinde siyasi otoriteyi zor durumda bırakacak bir komplonun içinde yer almadı. Bu özelliği, ordu içindeki cuntacıların tepkisini çekmişti. 27 Mayıs darbesinin ardından gözaltına alındı. Evindeki ve makamındaki bütün evraklarına el kondu. Yazılı olarak tuttuğu notlar da alınan evraklar arasındaydı. İşte yıllar sonra Erdelhun’u yakından tanıma imkânı veren notlardan satırbaşları: “Ordunun görevleri hükümetin siyasetini ve mahiyetini temin ve ülkenin huzurunu temindir. Parti mücadelesine ordu karışmamalı. Parti mücadelesinde ordu bitaraf olmalı. Silahlı gruplar millet otoritesi ve esasına dayanan hükümet icraatlarına mani olmamalı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 50 senedir görülmeyen hadiseler var. Silahlı Kuvvetler’in siyasete karıştırılmaması gerektiği bilinmeli ve bu konuda erbaşların kandırılmaması temin edilmeli. Türkiye ve Türk milleti Müslüman’dır. Türk askerinin şiarı devletin, hükümetin ve genelkurmayın personelidir. Hükümeti reddiye yapan askerlerin not edilmesi ve hareketlerine mani olunması gerekir. Ordunun görevleri, hükümetin siyasetini ve mahiyetinin huzurunu temindir. Demokratik memleketlerde gaye ve rejim ne ile değişir? Ordu, memleket ve otoriteye asayişi temininde aciz midir? Katibesi ordunun asayişi ve hükümet otoritesini temin mahiyetindedir. Ne Türk milleti ne de Türk ordusu birbirlerini töhmete layık değildir. Bir memlekette her şey kanun ve adaletle olacak. Ordu birkaç yüz mektep talebesinin veya sokak maiyetinin bir kahramanı olmayacaktır. Siyasete karışmayın. Hükümet aleyhtarlığı beyanında bulunan subay ve erbaşlara ihtar verilmesi gerekir. Ordu ancak hükümetin emrinde devletin nizamını korumaya memurdur.”

Huzura mani olan hareketlerin analizi bölümünde ise Erdelhun’un notlarında şunlar yazılı: “İstanbul ve Ankara’da cereyan eden hadiseler. Eskişehir’de hava subayları meseleleri, hadiselerin analizi, toplantılar, nümayişler, hükümet aleyhtarlığı, hükümet darbesi rejim değişikliği ve bunu yapanların konumları.”

Org. Rüştü Erdelhun, memleketin huzuru için gerekirse kendisinin değiştirilmesinin bile düşünülebileceğini ifade etmiş. Her ne kadar ihtilal düşüncesi olanlardan bahsetse de bunun gerçekleşebileceğine inanmamış: “Bir avuç mektep talebesinin 7 subay ve 60 subaydan oluşan oldukça mühim ve her türlü imkâna malik bir gaziyi hiçe sayarak hükümet otoritesini şahsi ilkelerine meydan verilmeyeceğini katiyetle esef ederim.”

Cunta rütbelerini söktü Genelkurmay törenle defnetti

Org. Rüştü Erdelhun, Kayseri Cezaevi’nde 1 yıl kaldıktan sonra afla özgürlüğüne kavuştu. Ölümüne kadar hiç konuşmadı. Cunta, rütbelerini söküp er statüsünde yargılamıştı Rüştü Paşa’yı. Ancak bu yanlışı TSK kabullenmedi. 1983’te vefat ettiğinde Genelkurmay Başkanlığı önünde devlet töreni düzenlendi. Törene zamanın Genelkurmay Başkanı Nurettin Ersin ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun katıldı. Şehitlerin ve diğer askerlerin gömülü bulunduğu Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Genelkurmay’ın resmi internet sitesinde ismi geçmiş genelkurmay başkanları arasında bulunuyor. Er statüsüne sokulduğu döneme saygı gereği hiç değinilmiyor.


Avukatlarımla görüşmeye ne kadar muhtacım...

Yassıada’da tutuklu bulunan siyasilere inanılmaz suçlamalar yöneltiliyordu. Avukatlarıyla birlikte savunma hazırlamaları en doğal haklarıydı. Ancak bu bile engelleniyordu. Yassıada belgeleri arasında Menderes’in kendi el yazısıyla yaptığı serzenişler dikkat çekiyor. Menderes, Yassıada Komutanlığı’na yazdığı yazıda, “Avukatlarımla görüştürülmeye ne kadar muhtacım” diyor. 4 Aralık 1960 tarihli mektupta şu satırlar yer alıyor: “Bendeniz 6 ayı geçen uzun bir müddet tam tecrit halinde bulundum. Meseleleri ve hadiseleri hatırlamakta hatalı vaziyetlerde kalmam tabii. Dosyaları tetkik ise ancak avukatlarca mümkün. Bu hususlar nazar-ı itibare alınınca avukatlarla görüşmenin ne kadar zaruri olduğu takdir buyurulur. Bu vaziyetin bendenizi nasıl bir imkânsızlık içinde bıraktığını izahla tasdîden içtinab ederim. Duruşma olduğu gün ve arada öğle tatillerinde avukatlarımla görüşebilmek imkânının bahşolunması bendeniz için büyük bir lütuf olabileceği gibi durumumuzda bir icab-ı telakki olunarak ve bu dilekçe ile müracaatımın mazur görülmesini ve mazuratımın hüsn-ü kabulünün ve salahiyetli yüksek makamlara arz eylerim.” Menderes’in bu mektubunun altına, “Kanuni imkânı yoktur.” şeklinde bir not düşülmüş.


Elbisesi Kızılay’a verilecekmiş

Yassıada belgeleri arasından çıkan en ilginç vesikalardan biri Adnan Menderes’in elbisesi ile ilgili. Yassıada yönetimi, Menderes’in elbisesini Kızılay’a vermeyi planlamış. Bu karardan son anda vazgeçilmiş. İstanbul Örfi İdare Kurulu ile Marmara Deniz Kumandanlığı arasındaki 15 Temmuz 1960 tarihli yazışma şöyle: “Adnan Menderes’in elbisesinin Kızılay’a verilmesi, durum icabı uygun görülmemiştir. Elbisenin Menderes’e teslim edilmesini arz ederim.”


Berin Hanım’a gitmeyen mektup

Belgeler arasında Adnan Menderes’in, eşi Berin Hanım’a yazdığı ancak ulaştırılmayan bir mektup da bulunuyor. Darbeden sonra Harp Okulu’nda tutulan daha sonra Yassıada’ya gönderilen Adnan Menderes, adaya varır varmaz eşine bir not yazmış. Ancak bu not Yassıada yönetimi tarafından muhatabına gönderilmemiş. Yazı şöyle: “Yassıada’dayım, istersen İstanbul’a gel. Her ikinize hasret, sevgiler iyiyim.”


Kendisine ait Kur’an-ı Kerim’i bile almışlar

Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Kumandanlığı Karargahı’ndan Yassıada Garnizon Kumandanlığı’na gelen 2 Temmuz 1960 tarihli bir yazı Menderes’in odasındaki Kur’an’ın alınmasını emrediyor. Gerekçe ‘Menderes’in Kur’an’ı okuyamaması ve kendisini zehirlemek maksadıyla kullanmayı düşünmesi.’ Oğlu Aydın Menderes böyle bir hadiseyi şu ana kadar duymadığını söylüyor. Kur’an’ı okuyamadığı iddiasını kabul etmeyen Aydın Menderes, “Bu yapılan Yassıada’da uygulanan keyfiliklere bir örnektir.” diyor. Belgede şu ifadeler yer alıyor: “İstanbul Valiliği’nden alınan bir yazıda Adnan Menderes’in elinde bir Kur’an bulunduğu, bunu okuyamadığı, kendisini zehirlemek gibi bir maksat için kullanabileceği bildirilmekte ve bunun bir başkası ile değiştirilmesi istenmektedir. Bu sebepten Kur’an’ın münasip bir şekilde bilahare iade edilmek üzere alınması ve tedarik edilecek diğer bir Kur’an’ın kendisine verilmesini rica ederim.”


Son savunma: Ortada ne diktatörlük var, ne diktatör

54 oturumluk maratonda sona yaklaşılmıştı. Eski başbakan, son savunmasını el yazısıyla kaleme aldı. Menderes’in idamdan önceki son sözleri özetle şöyle: “Dikta rejimi kurmak maksadını gütmediğimizi hadiseler bugün daha açık göstermektedir. Ortada ne diktatörlük vardı ne de diktatör. Muhayyel diktatör hangi kuvvete dayanıyordu. Kabineye mi? Meclis grubuna mı? Kabineye veya hükümet azalarına karşı elinde hangi zorlayıcı kuvvet ve imkânı vardı? Değil gruba karşı, grubun herhangi bir azasına, bir milletvekiline karşı kullanabileceği herhangi bir cebir vasıtasına mı sahipti? Muhalefetin her ağız açışta ateşler püskürdüğü gayelerinin en acı dille hücumda olduğu bir hengamede her milletvekilinin genel kurul üyelerinin grup idare heyeti azalarının veya topyekûn grubumun çekinecek korkacak hiçbir şeyle karşı karşıya bulunmadığı bir âlemde diktatörlükten bahse imkan var mıdır? Hakikat şudur ki dikta rejimine gidilmek istenirse en evvel bir silaha, bir silahlı kuvvete dayanmak ihtiyacı duyulur. Halbuki Silahlı Kuvvetlerimizin en küçük birliğinin başında bulunan subayından en büyük kumandanlara kadar hiçbirisine bu zeminde bir anlaşma dahi hazırlayacak en ufak bir temas ve teşebbüs dahi olmamıştır...”

YARIN: BELGELER İÇİN NE DEDİLER?

Kaynak: Zaman

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48