banner15

İmam Harun ve Nelson Mandela

Güney Afrikalı Muhammed Harun, Türkiye'de "İmamın Öldürülüşü" adlı kitaptaki hayatıyla tanınan babasını anlattı.

İmam Harun ve Nelson Mandela

Röportaj: Ömer Faruk Tokat / Dünya Bülteni

Dr. Muhammed Harun'la Diyanet İşleri Başkanlığı'nın düzenlediği Afrika Dinî Liderler Toplantısı'na katılmak üzere İstanbul'a geldiğinde görüştük. Mezkur program dahilinde bir taraftan Topkapı Sarayı'nı gezerken bir taraftan da aşağıda okuyacağınız söyleşiyi gerçekleştirdik.

İmam Harun "İmamın Öldürülüşü" adıyla 1980 yılında Türkçeye çevrilen ve son baskısı Özgün Yayıncılık tarafından yapılan biyografisi sebebiyle Türkiye okuyucusunun yakından tanıdığı ve etkilendiği bir isim. Hatta bilge çizer Hasan Aycın, merhum İmam Harun'un anısına bir çizgi de çizerek "Bocurgat"a almış. İmamla ilgili hissiyatını da şu cümlelerle ifade etmiş:

"Abdullah Harun'un biyografisini Türkçede ilk yayınlandığında okumuştum. Beni çok etkilemişti. Hatta ilk oğluma Harun ismini vermiştim. Bir gün bir Afrikalıyla konuşuyorduk. Abdullah Harun'u sorduk, tanımadığını söyledi. Biyografisini anlatmaya kalktığımda boynuma sarılarak: "Sen İmam Harun'dan sözediyorsun. Onu nerden tanıyorsun? O bir efsanedir. Afrikalı anneler çocuklarını onun destansı hayatını anlatarak büyütürler..." dedi, bir süre ağladı... O an, hâlâ gözümün önündedir... İmam Harun'u bir çizgiyle yad etmek istiyordum. Fakat eksik bir şeyler vardı, olmadı... Yıllar sonra bir gece tv'nin düğmesine bastığımda ekranı Güney Afrikalı insanlar doldurdular, Mandela'nın serbest bırakıldığının haberi veriliyordu. Mandela ellerini kaldırmış, gülücükler dağıtıyordu. Bir zamanlar Abdullah Harun'un genç cesedinin çıktığı Güney Afrika hapishanelerinden, Mandela ihtiyar bir delikanlı olarak çıkıyordu. Artık gülümseyebilir, kalabalıklara el sallayabilirdi... Eksiğin tamamlandığını hissettim. Ve "İmam Harun'un Anısına Güney Afrika İçin" çizgimi o gece çizdim."

Hasan Aycın beyin bu çizgisini Muhammed Harun beye gösterdiğimde ve yukarıdaki satırları tercüme ettiğimde çok mutlu oldu. Topkapı Sarayı'nda röportaja devam ederken benim İmam Harun'un oğluyla görüşeceğimi bilen bir dostum arayarak "İmam'ın oğluna benden ve oğlum Abdullah Harun'dan selam iletin. İmam'ın hayatından çok etkilendiğim için oğlumun adını Abdullah Harun koyduğumu da kendisine bildirin" şeklinde bir telefon mesajı geldi. Muhammed Harun beye bu mesajı da tercüme ettim. "Babamın biyografisinin Türkçeye çevrildiğini biliyordum ama doğrusu bu denli bir etki yaptığını tahmin etmiyordum" dedi.

Ömer Faruk Tokat: Öncelikle İstanbul'a hoş geldiniz. Belki biliyorsunuz; babanız İmam Abdullah Harun, Türkiye Müslümanları üzerinde bir dönem önemli etkileri olan bir isim. Babanızın hayatını anlatan "Killing of The Imam" adlı kitap "İmam'ın Öldürülüşü" adıyla seksenli yıllarda Türkiye'de yayınlandığında özellikle genç kesimi önemli oranda etkiledi. Hatta o dönem doğan çocuklara "Abdullah Harun" adını koyanlar oldu. Sizinle bu kitabı ve babanız merhum İmam Abdullah Harun'u konuşmak istiyoruz.

Muhammed Harun: Kitabı, babamı yakından tanıyan  arkadaşı Barney Desai kaleme aldı. Desai, babamı 1960lı yılların başından itibaren özellikle yoksullara yardım çalışmaları dolayısıyla tanıyordu. Barney Desai ve babamın diğer arkadaşı Cardiff Marney bu kitabı birlikte kaleme aldılar. Çünkü babamı çok yakından tanıyorlardı ve onun yaşadığı, özellikle siyasî alanda karşılaştığı birçok hadiseye tanıklık etmiştiler. Yazarlar siyasetle meşgul olan kimseler değildiler. Müslüman bir aileden gelmekle birlikte yönetimle yakın ilişki içindeydiler. İşlerinin tabiatı gereği İslam'a davet çalışmalarına katılamıyorlardı. Babam yoksul, muhtaç ve mustazafların durumlarıyla çok yakından ilgileniyor ve onlara yardımcı olmak için elinden geleni yapıyordu. Hedefine ulaşmak ve İslam'ı yayma hususunda daha önemli işler yapabilmek için devletle iyi ilişkileri olan bu iki arkadaşıyla çalışmanın iyi bir vesile olabileceğini düşünmüştü. Bilindiği üzere o zaman Güney Afrika'da mustazaf ve muhtaçlara yardım edenlere karşı zorbaca davranan ırkçı ve faşist bir rejim egemendi.

Ömer Faruk Tokat: Siz İmam Abdullah Harun'un oğlu olarak değil de; Güney Afrikalı bir Müslüman entellüktüel ve bir üniversite hocası olarak babanızın faaliyetlerini ve Güney Afrika'da yaptığı davet çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Muhammed Harun: Faaliyetleri önemliydi şüphesiz. İnsanlar için faydalı işler yaptı. O dönem çok mühim işlerdi İmam Abdullah Harun'un yaptıkları. Çünkü Müslümanlardan çok az kişi ezilen, mağdur ve muhtaç kimselere yardım faaliyetleriyle meşgul oluyordu. Özellikle de dinî bir önder olarak bu işleri yapan tek kişiydi. Bazı Müslümanlar da bu işlerle uğraşıyordu ama sayıları çok azdı. İmam Abdullah Harun din ve inanç farkı gözetmeksizin tüm insanlara maruf üzere davranıp yardım elini uzattığı için halklar arasında örnek bir şahsiyet oldu. Vefatından sonra Müslüman ve gayr-i Müslim tüm halk kesimleri kendisini rahmetle ve saygıyla andı.

Ömer Faruk Tokat: İmam Abdullah Harun'un genel yönelimiyle ilgili neler söyleyeceksiniz? İhvan-ı Müslimîn'in etkisinde miydi? Yoksa Sûfî ya da selefî bir yönelimi sözkonusu muydu?

Muhammed Harun: İmam Abdullah Harun Seyyid Kutup ve diğer İhvân mensubu düşünür ve davetçilerin kitaplarını okudu. Dolayısıyla kendisi üzerinde bir İhvân etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Ama diğer taraftan Sûfî yönelimleri de olan biriydi. Evet, bir tasavvuf hareketine bağlı değildi ama sûfîlerden istifade ederdi. Bununla birlikte farklı yönelimlere muttali idi. Sûfî ve İhvânî yaklaşımları mezcederek oluşturduğu bir zemin üzerine kurmuştu çalışmalarını. Tabii ki siyasî düşüncelere de önem verirdi. Böylelikle o, bir Müslüman liderin zor durumlar karşısında ne yapması ve nasıl bir yol izlemesi gerektiğini bilen bir lider prototipi oluşturabildi. Bu yüzden de özellikle seksenli yılların önemli ve örnek bir şahsiyeti oldu.

Gençler Seyyid Kutup ve Mevlânâ Mevdûdî'nin kitaplarını okuduklarında İmam'ın bu şahsiyetlerin fikirlerinden yararlandığını gördüler. Ancak İmam, farklı ülkelerdeki Müslüman düşünürlerin yaklaşımlarını Güney Afrika şartlarına uyarlayarak uygulamıştı.

Ömer Faruk Tokat: Sizin tasavvufla irtibatınız nasıl? Mesela bizde bazı tasavvuf cemaatleri bidat ve hurafeler hususunda çok titiz. Bazıları bidat ve hurafe kabul edilen uygulamaları benimserken diğer bazıları sünnete, hadislere ve şerî ilimlere azami ihtimam gösteriyor. Güney Afrika'da durum nasıl?

Muhammed Harun: Bizde birçok tarikat var. Çiştî tarikatı, Kâdirî tarikatı ve Nakşibendîlik bunlardan bazıları. Ama önemli olan, hangi tarikat olursa olsun bidat ve hurafelerden uzak durmalı, tevhid inancına aykırı davranmamalıdır. Ben sûfî ve sûfî olmayan bütün oluşumları İslâm şeriatına bağlı kaldıkları sürece benimsiyor ve destekliyorum.

Ömer Faruk Tokat: Mesele Güney Afrika'da yeni bir sûfî yapılanma var. Ülkenize sonradan taşınan bir hareket. Şeyh Abdülkâdir es-Sûfî ve cemaatini kastediyorum.

Muhammed Harun: Murâbıtlar'ın şeyhi, Şeyh Abdülkâdir'i kastediyorsunuz. Bizde bir de Tîcânî Tarîkatı var. Senegal'den gelen kardeşlerden oluşuyor. Tîcânîliği Güney Afrika'ya taşıdılar ve tabii ki halkalar vb. platformlar oluşturdular. Şimdi de Şeyh Abdülkadir; Şu an Cape Town'da yaşıyor ve çalışmalarına devam ediyor.

Ömer Faruk Tokat: Şeyh Abdülkadir'in cemaatinde ülke yerlileri de var mı yoksa cemaat Şeyh'le birlikte ülke dışından gelen cemaat mensuplarından mı oluşuyor?

Muhammed Harun: Hayır, kendisi Güney Afrika'ya gelmeden önce burada müritleri vardı. Benim arkadaşlarım içinde de Şeyh Abdülkadir'e mürit olanlar vardı. Daha sonra Şeyh buraya gelince doğal olarak cemaate katıldılar. Şimdi cemaat olarak Güney Afrika'da faaliyetlerini ve fikirlerini yaygınlaştırıyorlar.

Ömer Faruk Tokat: Sizin Abdülkadir es-Sûfî ile irtibatınız oldu mu, hiç görüştünüz mü?

Muhammed Harun: Bir kere görüştüm.

Ömer Faruk Tokat: Şeyh Abdülkadir'in entelektüel bir şahsiyet olduğu kesin. Ancak şerî ilimlerle irtibatı hususunda bir bilginiz var mı?

Muhammed Harun: Allah bilir… Bu konuda konuşmam çok doğru olmaz. Ancak onlarda gördüğüm bir sorun, yalnızca kendilerinin doğru olduğunu düşünmeleri ve kendilerinin dışındakilere itibar etmemeleridir.

Ömer Faruk Tokat: Bizde de bir yapılanma var ve bu yapı toplumun elit ve zengin kesimleriyle alâkadar. Ayrıca belki duymuşsunuzdur Harun Yahya ve grubu var.

Muhammed Harun: Tabii ki duydum. Bizde İslam Tv adında bir kanal var. Harun Yahya'nın bütün belgesellerini satın aldılar. Böylece Güney Afrika'da insanlar Harun Yahya'nın düşüncelerini öğreniyorlar. Ayrıca yine Türkiye'den bir tarikat cemaati var: Nur Cemaati. Cape Town'da özel halkaları ve faaliyetleri var.

Ömer Faruk Tokat: Bu cemaatin faaliyetlerini nasıl buluyorsunuz?

Muhammed Harun: Her İslam toplumu için mühim olan iyi faaliyetlerde bulunuyorlar.

Ömer Faruk Tokat: Siz farklı dinlerin tabiilerinden oluşan bir toplumda yaşıyorsunuz. Bizde ise nüfusun yüzde doksan dokuzu Müslüman. Burada bazı cemaatler ve entellektüeller dinlerarası diyaloğu savunuyorlar. Hatta bazıları daha da ileri giderek dinlerin birliğinden felan sözediyor. Siz farklı din mensuplarının arasında yaşayan biri olarak bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

Muhammed Harun: Diğer dinlerin mensuplarıyla olan ilişkilerimizi şeriatın bakış açısıyla düşünmemiz lazım. Güney Afrika'da ırkçılığın egemen olduğu dönemde biz Müslümanlar olarak ırkçılığa karşı, gayr-i Müslimlerle beraber hareket ediyorduk. Demokrasiye geçiş döneminde de bu irtibat sürdü. Ancak sorun İsrail'i destekleyen Siyonist Yahudilerle.  Kimileri onların da Güney Afrika'daki değişimi savunduğunu söylüyor. Ancak burada şöyle bir soru gündeme geliyor: Güney Afrika'da değişim için Müslümanların Siyonist Yahudilerle birlikte çalışmaları mümkün müdür? Bu sorunun cevabı doğal olarak "kesinlikle hayır" olacaktır. Yani Güney Afrika'da Siyonist Yahudilerle birlikte hareket edemeyiz. Çünkü onlar Filistinli kardeşlerimize karşı İsrail'i destekliyorlar. Bu tür diyalog faaliyetlerine katılan kardeşler Hıristiyanlarla ve İsrail'i desteklemeyen Musevilerle diyaloğa açık oldukları halde Siyonistlerle herhangi bir diyalog içinde olmak istemiyorlar. Çünkü onlarla diyalog konusunda aramızda ciddi yaklaşım farklılıkları var.

Ömer Faruk Tokat: Güney Afrika Müslümanlarının Nelson Mandela ile ilişkilerine gelirsek…

Muhammed Harun: Müslümanlar, Nelson Mandela'nın liderliğini yaptığı Afrika Ulusal Kongresi (ANC) de dahil olmak üzere bütün özgürlük hareketlerini destekliyorlardı. Nelson Mandela'nın ciddi bir saygınlığı vardır. Çünkü kendisi de başkalarına karşı saygılıdır. Sözgelimi devlet başkanı olduğunda Müslümanlardan dua etmek üzer birini tayin etmelerini istemişti. Bu, onun başkalarına karşı saygılı ve açık olduğunu göstermektedir. Müslümanları saygıyla karşılayan ve toplumun her kesimine yararlı olma derdinde bir adamdır Nelson Mandela.

Ömer Faruk Tokat: Medyadan takip edebildiğimiz kadarıyla Mandela'yı bazen Müslümanların organize ettiği toplantılara ve programlara katıldığını hatta dualarına iştirak ettiğini görüyoruz.

Muhammed Harun: Evet, bu doğru. Mevcut başkan Thabo Mbeki de aynı yolu izlemekte. O da Müslümanlara saygılı olduğunu göstermek ve hükümetle Müslümanların  ilişkileri güçlendirmek amacıyla zaman zaman Müslümanların merasimlerine katılmaktadır. Mesela yerel bir İslâmî kurum ile IRCICA'nın Eylül 2006'da Johannesburg Üniversitesi'nde ortaklaşa düzenlediği "Güney Afrika’da İslam Medeniyeti Milletlerarası Sempozyumu" başkan Thabo Mbeki himayesinde gerçekleşmiştir. Kendisi program tarihinde rahatsız olduğu için programa katılamamış ancak Bakan Essop Pahad'ı kendisini temsil etmesi için görevlendirmiştir. 

Ömer Faruk Tokat: Hocam hangi üniversitede öğretim görevlisiydiniz?

Muhammed Harun: Botswana Üniversitesinde'yim. Daha önce Cape Town'da Westen Cape Üniversitesindeydim. Ancak şimdi Güney Afrika'ya komşu olan Botswana Cumhuriyeti'nde Botswana Üniversitesinde'yim.

Ömer Faruk Tokat: Dinler Tarihi hocası mıydınız?

Muhammed Harun: Evet dinler tarihiyle birlikte Din Felsefesi, Din Sosyolojisi, Din ve Siyaset, "Siyaset ve İlerleme" konularında dersler veriyorum.

Ömer Faruk Tokat: Herhangi bir gazete ya da dergide yazıyor musunuz?

Muhammed Harun: Bazı dergilerde makalelerim yayınlandı. Mesela "The Muslim World"da yazıyorum. Az önce sorduğunuz soruyla ilgili bir makalem de yayınlandı. "Güney Afrika'da Müslüman  ve Hıristiyanlar Arasında Diyalog" başlıklı bir yazı yazdım.

Ömer Faruk Tokat: Bu yazınız derginin hangi sayısında?

Muhammed Harun: Temmuz 2006 sayısında. Ayrıca "Sûfîler ve Davet Faaliyetleri" başlıklı bir makale yazdım. GIMMA (General Institution of Muslim Minorities)in  Eylül 2005 sayısında yayınlandı. Bu dergiyi biliyor musunuz?

Ömer Faruk Tokat: Hayır bilmiyorum.

Muhammed Harun: Dün ziyaret ettiğimiz İslam Ansiklopedisi'nin kütüphanesinde var bu dergi.

Ömer Faruk Tokat: Hocam çok teşekkür ederiz.

 

http://www.darulhikme.org/

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35