banner15

Irak'ın komşuları müdahalede yarışıyor

Brookings Enstitüsü'nün 'Irak'ın komşuları müdahalede yarışıyor' yorumu, Sinn Fein'in Kuzey İrlanda polisini tanıma kararının yankıları, Euro'ya bir türlü ısınayamayan Avrupalılar ve Japon bakanın gafı.

Irak'ın komşuları müdahalede yarışıyor
İngiltere'de tüm gazetelerin en geniş şekilde ele aldığı konu, yıllar boyu Protestan ve Katolikler arasında şiddet olaylarına sahne olan Kuzey İrlanda'da, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein'in bölgeye ait polis ve yargı birimlerine boykotunu kaldırma kararı.
 

Bu yönde adım atılması bölgede beş yıl önce askıya alınan özerk yönetimin yeniden canlandırılması için ön koşuldu.

Guardian tarihi olarak nitelediği oylamayı kazanmak için Sinn Fein siyasetçilerinin "polisin patronu" haline gelmesi gerektiği savını öne sürdüğüne dikkat çekiyor.

Independent, Sinn Fein'in 'İngilizleri denize dökemeyeceğini' anladığını, şimdi birlikçilerin de 'Sinn Fein'i ezemeyeceğini' kabul etmesi gerektiğini belirtiyor.

Times, "Sinn Fein lideri Gerry Adams dün kariyerinin en önemli konuşmasını yaptı" diyor, aynı Adams'ın 20 yıl önce, partisi silahlı mücadeleye destek vermekten vazgeçerse, parti üyeliğinden ayrılacağını söylediğine dikkat çekiyor.

Gazete, başyazısında ise şu satırlara yer vermiş:

"Tarihi, aşındırılımış bir sıfat olsa da, bu atılım 'tarihi'. Pek çok yönden IRA'nın silahlarını bırakma kararından bile daha önemli.

"IRA geçmişte de silah bırakmış sonra yeniden silahlanmıştı. Sinn Fein liderliği ise şimdi, iktidarın küçük ortağı olmak için çok büyük bir ideolojik dönüşüm gerçekleştirdi. Birlikçiler Cumhuriyetçilerle anlaşmayı bu koşullar altında kabul etmeyeceklerse ne zaman edecekler?"

Times bu nedenle Birlikçi siyasetçilere, yakınmadan adım atma telkininde bulunuyor... Taraflar anlaşabilirse 7 Mart'ta seçime gidilmesi 26 Mart'ta yeni hükümetin kurulması öngörülüyor.

Ancak Daily Telegraph, Sinn Fein'in kararına daha eleştirel yaklaşıyor. Haberin manşeti: "Sinn Fein, polisi 86 yıl sonra destekledi:

"Tuhaf olan, Sinn Fein yasalara uyan bir parti olmayı 10 yıl önce kabul etmişti. Ama bu sözünü tutmayarak peş peşe gelen bakanlardan, tavizler kopardı. Acaba verilecek başka ne kaldı?

"Rahatsız edici bir söylentiye göre, Belfast Anlaşması'ndan (Kutsal Cuma) bu yana suç işlenmiş teröristlere af tanınması. Şüphesiz Kuzey İrlanda Bakanı Peter Hain kadar boş biri bile bu kadar mide bulandırıcı bir şey yapmaz.

"Hukukun üstünlüğünü kabul etmek, ödül hak eden bir fedakarlık değildir. Demokrasiye katılmanın bir önkoşuludur.”

Irak'ta dökülen kan

Gazeteler Irak'ta çok sayıda kişinin hayatına mal olan şiddet olaylarını okurlarına aktarmayı sürdürüyor.

Guardian dünkü saldırılar sırasında okulların da hedef alındığına dikkat çekiyor. Kan gölüne dönmüş bir okul kapısından çıkan kız öğrencinin resminin yanında, okula devamın yüzde 60 azaldığı bilgisine yer veriyor.

Financial Times ise ülkenin iç savaşa sürüklendiği uyarılarına bir yenisinin eklendiğini belirtiyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings Institute'un karamsar tablolar çizen raporunda gazetenin sayfalarına yansıyan bazı satırlar şöyle:

"Irak süratle topyekün ve komşularına da sıçrama tehlikesi yaratan bir iç savaşa doğru sürükleniyor, bunun sonucu olarak kitlesel ölümler ve göçler yaşanabilir, Körfez bölgesinden petrol tedariği ciddi şekilde aksayabilir ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki nüfuzu keskin şekilde azalabilir.

"130 sayfalık raporda, diğer iç savaşlardan Afganistan, Kongo, Lübnan Somali ve Yugoslavya vakalarından alınan derslerin özü ortaya konuyor."

Gazete 'işgalin savunucusu' olduğunu söylediği eski CIA uzmanı Kenneth Pollack'ın yazarlarından olduğu raporda, en iyi senaryonun bile yüzbinlerce kişinin ölümünü öngördüğünü kaydediyor. Raporda komşuların ve farklı grupların rollerine de dikkat çekiliyor:

"Raporda Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt ve Türkiye'nin, müdahalelerinde rakipleri İran'a yetişmek için çabaladığı belirtiliyor.

"Tavsiyelerden biri ise, maşalar çoğu zaman sonunda efendilerine cephe aldığından "kazanacak tarafa oynamaya çalışmamak", bölünmeye aktif destek vermemek, sorunu BM'in kucağına atmamak, kalabalık merkezlerden çekilmek, İsrail Filistin barış sürecini canlandırmak, Suriye ve İran'ı kapsayacak bir bölgesel temas grubu kurmak ve Irak'ın sınırları boyunda mülteciler için güvenli bölgeler oluşturmak..."

Avrupalılar Euro'ya ısınamadı

Financial Times, ilk sayfasında ise Avrupa Birliği'nde ortak para birimi Euro'ya yaklaşıma yönelik olarak yaptırdığı bir anketin sonuçlarına yer veriyor.

Gazete, sonuçları Avrupalıların aradan geçen sekiz yılda Euro'ya hala pek ısınamadığı şeklinde yorumluyor:

"Katılımcıların büyük bölümü, Euro'nun ulusal ekonomilerine olumsuz etki yaptığını düşünüyor. Fransız İtalyan ve İspanyolların üçte ikisi
Almanların yarısı Euro'nun etkisi olumsuz oldu diyor. Fransa'da Euro'nun etkisini olumlu bulanların oranı sadece yüzde 5.

"Bu sonuç, Fransa'da cumhurbaşkanlığının başlıca adayları Nicolas Sarkozy ve Segolene Royal'den büyümeyi engellediği yolunda sert eleştiriler gören Avrupa Merkez Bankası'nı rahatsız edecektir.

"Banka kendisinin ve Euro'nun kredibilitesini enflasyonla mücadele, dolayısıyla büyümeyi sağlama çabaları için önemli bir önkoşul olarak görüyor.

"Euro kullananlar, ülkelerinde değilse de Avrupa ekonomisinin genelinde, Euro'nun olumlu etki yaptığı görüşündeler. Bu kendilerinin değilse de başkalarının bundan fayda gördüğü kanısı olduğunu düşündürüyor. Ankete katılanların çoğu ulusal para birimlerini de özlediklerini söylüyor."

Genç Müslümanlardan şeriata destek

İngiltere'de sağ görüşlü bir düşünce kuruluşu olan "Policy Exchange" ülkede yaşayan genç Müslümanlar arasında şeriata desteğin arttığını belirtiyor. Tüm gazetelerde yer alan bu anketi Daily Telegraph manşetine taşımış:

"16-24 yaş arasındaki Müslüman gençlerin yüzde 40'ı İngiltere'de şeriat hukukuna göre yaşamak istediklerini söyledi. 55 yaşın üzerindekiler arasında bu oran sadece yüzde 17. Anket her sekiz gençten birinin de El Kaide ve batıyla savaşmaya hazır gruplara hayranlık duyduğunu ortaya çıkardı. Gençlerin dörtte üçü Müslüman kadınların başörtüsü takmasını tercih ettiğini söylerken, 55 yaş üstü grupta bu oran dörtte bir."

Ana muhalefetteki Muhafazakar Parti'nin lideri David Cameron bugün yapacağı bir konuşmada, hükümeti, azınlıkları kendilerini zorla İngiliz hissetmeleri için baskıya tabi tutmakla eleştiriyor, "zorlama yerine bu yönde iham vermeliyiz" diyor...

Cameron Müslümanlara da seslenerek, kadınlara toplumsal yaşamda daha fazla hak tanınması ihtiyacına dikkat çekecek.

Independent'ta yazan Yasmin Alibhai-Brown, "bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi ama" diyerek, konuşmada yer alan unsurları son derece yerinde bulduğunu söylüyor. Tüm partilerin ölçüyü kaybettiği bir zamanda, hayati bir müdahale olarak ifade ediyor...

"Cameron'un İngiliz olma kavramına dair fikirleri kayda değer, İşçi Partisi bunları çalmazsa aptallık etmiş olur."

Reid: İstifa etmeyeceğim

İngiltere iç siyasetine ilişkin bir diğer tartışma da kapasitesini doldurmuş olan cezaevleri ve yeni hükümlülerin nereye konulacağı sorusu...

Daily Telegraph, İngiltere'nin Avrupa'nın cezaevi başkenti olduğunu; Lüksemburg hariç, nüfusa oranla cezaevinde en fazla kişinin burada bulunduğunu belirtiyor.

Bu rakam 10 yıl önce İşçi Partisi iktidara geldiğinden 100 binde 120 iken, şimdi 100 binde 148 olmuş.

Gelişmeler dolayısıyla yoğun baskı altındaki İçişleri Bakanı John Reid, Guardian gazetesi için kaleme aldığı makalede, bakanlık içinde yeni kriz ve skandallar patlak verebileceğini kabul ediyor "hatta henüz en kötü günleri görmedik, ama istifa etmeyeceğim" diyor:

"Bakanlıktaki reform çalışmalarını savunan Reid, 'Bir evi yenilerken önce duvar kağıdını sökersiniz, Ancak o zaman sorunlar ortaya çıkar. Bizim bakanlıkta yaşadığımız da bunun gibi bir şey. Bazıları en önemli hedeflerinin içişleri bakanını değiştirmek olduğunu düşünüyorlar, ben en önemli işimin içişleri bakanlığını değiştirmek olduğunu düşünüyorum.' diyor.

"Reid'in meydan okur açıklamaları hafta sonu, 147 uyuşturucu kaçakçısının seyahat yasaklarının uygulanmadığı ve polisin cinsel suçlardan hüküm giymiş 322 kişinin izini kaybettiğinin ortaya çıkmasını izliyor...

İklim raporu 'korkutucu'

Independent manşetini cuma günü açıklanacak iklim değişimi raporuna ayırmış.

Bu alandaki en iyi iki bin bilimadamının hazırladığı BM raporunun, şimdiye kadarkilerin en korkutucusu olduğunu belirtiyor gazete:

"Independent'ın ulaştığı taslak raporda, bu yüzyılda küresel olarak sıcaklığın 2 ile 4,5 derece arasında artmasının kaçınılmaz olduğu, etkilerinin somut yan etkilerle iyice şiddetlenebileceği belirtiliyor.

"Dünya ısındıkça, okyanuslarda artan buharlaşma, atmosferdeki su buharı oranını artıyor, Bu da ısınma etkisini güçlendiriyor. Tüm iklim modellemelerinde, yükselen sıcaklığın, gezegenin insan eliyle üretilmiş karbon dioksiti etkisiz hale getirme özelliğini de azaltacağını gösteriyor."

"Tüm bu döngü ısınmayı daha da hızlandırabilir." diyen Independent, raporda küresel ısınmaya insan faaliyetlerinin yol açtığının da açık şekilde ifade edileceğini ekliyor.

Clinton kampanyasını başlattı

Amerika Birleşik Devletleri'nde Senatör Hillary Clinton'ın Demokrat Parti'nin başkan adayı olmak için kampanyasını başlatması, tüm gazetelerde yer bulmuş.

Times, Clinton'ın kampanyasının ilk adımı olarak Iowa'yı seçmesini doğal karşılıyor:

"Orta Batı'nın çiftçi eyaleti "başkan adaylarını seçmek için ilk sırada olma" statüsünü çok ciddiye alıyor. Beyaz Saray'ı kazanmak isteyen adayın Iowa'daki seçimi de kazanması gerekiyor.

"John Edwards son bir kaç yılda 17 kez eyaleti ziyaret etti. O burada ilk sırada, 2003'ten bu yana gelmemiş olan Bayan Clinton ise 4. sırada... Hillary Clinton, ülkenin muhtemelen en tanınmış kadını olmanın yanı sıra kutuplaştırma etkisi olan bir isim. Kamuoyunun sadece yüzde 3'ünün onun hakkında bir görüşü yok. Çoğunluk ona oy veririm derken, yüzde 40 asla olmaz diye yanıt veriyor..."

Independent'ta yazan Andreas Whittam Smith, Fransa'da Segolene Royal'in, ABD'de Hillary Clinton'ın 'konuşarak görüşleri paylaşmak'tan bahsettiğine dikkat çekiyor. Her ikisinin de internet sayfalarında seçmenlerden görüş istediğini belirtiyor... Whittam Smith özellikle Royal'den söz ederken soruyor:

"Ancak istişare için bu kadar istekli olmak, seçmenlerde acaba kendisine ait görüşü olmadığı kanısını yaratır mı? Seçmenler liderlerinin kendi kendine karar verebiliyor olmasını istemez mi? Bu Fransız seçimlerinin en çarpıcı kısmı. Bayan Royal başarılı olursa, zirveye giden yeni bir yol açmış olacak..."

Guardian'da yazan Peter Preston ise, 2008'deki ABD başkanlık seçimlerinin soru işaretleri ile dolu olduğunun altını çiziyor:

"Şimdiye dek hep bir başkanın ardından gelecek isim için tercihlerin ağır bastığı bir aday vardı. Şimdi her iki tarafta da bariz bir siyasi varis yok. Görüşlerin devamlılığı diye bir şey de ... Alan tüm yarışmacılara açık, seçmenlerin ilgisini çekebilecek her tema serbest... Bu boşluk kaygı yaratıyor. Karşımızda koca bir güç var ve kimse bundan sonra ne geleceğini bilmiyor."

Çocuk doğurma makineleri

Japonya'da sağlık bakanının kadınları çocuk yapma makineleri olarak niteleyip "ülkede azalan doğum oranlarını azaltmak için ellerinden geleni yapmalarını" istemesi ülkede büyük bir gürültü koparmış.

Guardian, parti üyelerine hitap ederken, "kadınların kamuya bu şekilde hizmet etmelerini" isteyen bakanın sözlerinin fazla medeni olmadığını sonradan kabul etmesine rağmen, gerek kadınların gerekse muhalefetin eleştirilerine hedef olduğunu aktarıyor.

Gazete Japonya'da halihazırda kadın başına doğum oranının 1,26 olduğunu nüfusun azalmaması için bunun 2,1'e yükselmesi gerektiğini de ekliyor...

 

Kaynak: BBC

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35