banner15

İran Planları

Bush, Tahran'ın nükleer bomba yapmasını engellemek için İran'a saldıracak mı?

İran Planları

Bush yönetimi, İran'ın nükleer silah üretme çabasını durdurmanın yolu olarak, açık bir biçimde diplomasiyi savunurken, aynı zamanda İran'daki gizli faaliyetlerini arttırıyor ve gizli haber alma görevlileri, Hava Gücü planlama gruplarının hedef listeleri çıkardıklarını, ve Amerikan askeri birliklerinin, hedefler hakkında veri toplamak ve hükümet karşıtı etnik azınlıklarla ilişki kurmak için, kimliklerini gizleyerek İran'a girdiklerini söylüyorlar. Resmi görevliler, Başkan Bush'un, İran rejiminin uranyum zenginleştirmek için bu baharda başlamayı planladığı pilot programı durdurmak için elinden geleni yapmaya kararlı olduğunu söylüyorlar.

 

Amerikan ve Avrupalı gizli haber alma servisleri, ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA), İran'ın nükleer silah üretmek yeteneğini geliştirme amacında olduğunu kabul ediyorlar, fakat bunun ne kadar zaman alacağı, ve diplomasinin, yaptırımların ya da askeri harekâtın bunu önlemenin en iyi yolu olup olmadığı konusunda oldukça farklı tahminler var. İran, bu araştırmaları, Nükleer Silahsızlanma Anlaşması’na uygun olarak, yalnızca barışçıl amaçlarla yaptığı ve bu araştırmaların ertelenmeyeceği ya da iptal edilmeyeceği konusunda ısrarlı.

ABD ordusu ve uluslararası topluluk, Başkan Bush'un, İran ile nükleer konusunda karşı karşıya gelmesindeki nihai amacının, İran'da bir rejim değişikliği gerçekleşmesi olduğu konusunda giderek daha çok ikna oluyor. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Yahudi soykırımını reddetti ve “İsrail'in haritadan silinmesi gerektiği”ni söyledi. Bush ve Beyaz Saray'daki diğerleri, Ahmedinecad'ı potansiyel bir Adolf Hitler olarak görüyorlar. Emekli bir gizli servis elemanı şöyle söylüyor; "Onların kullandıkları isim bu (Adolf Hitler). Şöyle diyorlar; 'İran, stratejik bir silah üretip, yeni bir dünya savaşı başlatabilir mi?'"

Pentagon'daki sivil liderlik ile yakın bağları olan bir hükümet danışmanı, Bush'un İran'ın nükleer bomba üreteceğine kesinlikle inandığını söyledi. Başkan'ın, gelecekte seçilecek demokrat ya da cumhuriyetçi hiçbir başkanın yapmaya cesaret edemeyeceği şeyi yapmak zorunda olduğuna ve mirasının da İran'ı kurtarmış olmak olduğuna inanıyor.

Hâlâ Bush yönetimi için hassas konularla ilgilenen bir Savunma Bakanlığı eski görevlisi, askeri planlamanın, "sürekli bir bombalamanın dini liderliği küçük düşüreceği ve halkın ayaklanmasına yol açacağı ve böylece hükümetin düşürüleceği” inancına dayandığını söyledi. Ve şöyle devam etti; "bunu duyduğumda çok şaşırdım, ve kendi kendime 'bunların aklı başında mı?' diye sordum."

Rejim değişikliğinin mantığı, Mart ayının başında, Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü'nde araştırmalar konusunda yardımcı yöneticilik yapan bir İran uzmanı olan Patrick Clawson tarafından açıklandı. Clawson, 2 Mart'ta, Senato’daki Uluslararası İlişkiler Komitesi'ne, "İran bir İslam Cumhuriyeti olduğu sürece, en azından gizlice, nükleer silah üretme programına sahip olacaktır. "Dolayısıyla önemli olan nokta şudur: Şu anki İran rejimi ne kadar sürecek?" dedi.

Clawson ile konuştuğumda, bu yönetimin (Bush yönetimi), diplomasi için büyük çaba harcadığını vurguladı. Fakat, İran'ın, Amerika'nın taleplerini kabul etmek ya da askeri bir saldırı ile karşı karşıya kalmaktan başka seçeneği olmadığını da ekledi. Clawson, Ahmedinecad'ın, "Batı'nın korkak ve kendine güvensiz olduğunu ve eninde sonunda teslim olacağımızı" düşünmesinden korktuğunu, krizin artması durumunda İran ile başa çıkmaya hazır olmamız gerektiğini söyledi. İranlıların davranış biçimi göz önüne alındığında, daha geniş çaplı bir savaşa hazırlanmanın akıllıca olacağını, bunun Quebec'i işgal etmeyi planlamak ile aynı şey olmadığını söyledi.

Askeri planlama görevi yapan birisi bana, Beyaz Saray'ın İran'a yönelik eleştirilerinin ve yüksek tempolu planlama faaliyetlerinin ve gizli faaliyetlerin, İran'da amaçlanan ‘baskı’yı yarattığını söyledi. Bu resmi görevli, "İran'a girmeye hazır olmamız gerekiyor, ve buna nasıl yanıt vereceklerini göreceğiz. Ahmedinecad'ın geri adım atmasını sağlamak için, onu gerçekten korkutmanız gerekiyor. İnsanlar, 11 Eylül'den beri Bush'un Saddam Hüseyin'e odaklandığını düşünüyorlar fakat bana göre, bütün bu zaman boyunca aslında onun odaklandığı asıl ülke İran'dı." dedi. :

Beyaz Saray, ayrıntılı bir yorum isteğine yanıt olarak, askeri planlama konusunda bir yorum yapamayacaklarını söyledi, fakat, şöyle ekledi: "Başkan'ın belirttiği gibi, diplomatik bir çözüm bulmaya çalışıyoruz"; ayrıca Savunma Bakanlığı, İran sorununun "diplomatik kanallarla" çözülmeye çalışıldığını fakat bu konuda ayrıntılı bilgi verilemeyeceğini, CIA ise, bu hesapta "yanlışlıkların" olduğunu fakat bunların neler olduğunu açıklayamayacaklarını söyledi.

Viyana'da, oldukça üst düzey bir diplomat bana, "Bu sadece nükleer meselesi değil. Bu sadece bir sıçrama noktası ve hâlâ sorunu çözmek için zaman var. Fakat Bush yönetimi, İranlıların aklını ve kalbini kontrol altına almadan bu sorunun çözülemeyeceğine inanıyor. Gerçek konu, Ortadoğu'yu ve Ortadoğu petrolünü gelecek on yılda kimin kontrol edeceğidir." dedi.

‘Teröre karşı savaş’ konusunda danışmanlık yapan, Pentagon'dan emekli bir danışman da buna karşılık bir açıklama yaptı. "Bu Beyaz Saray, sorunu çözmenin tek yolunun İran'daki güç yapısını değiştirmek olduğuna inanıyor ve bu da savaş demek" dedi. Danışman, tehlikenin, "bu durumun, İran'da, ülkeyi savunmanın tek yolunun nükleer yeterliliğe sahip olmak olduğu inancını güçlendirmesi" olduğunu söyledi. Bölgede istikrarsızlık yaratacak askeri bir çatışma, ayrıca terör riskini de arttıracaktır. Aynı danışman, dünyanın en başarılı terör gruplarından birisi sayılan ve şu anda İran ile güçlü bağları olan politik bir partiye gönderme yaparak, "Hizbullah sahneye çıkacaktır" dedi. "Ve tabii ki El Kaide de."

Geçtiğimiz haftalarda Başkan Bush, sessizce, aralarında en az bir demokratın da yer aldığı bazı önemli senato ve kongre üyeleri ile, İran planları konusunda bir dizi görüşme başlattı. Beyaz Saray Tahsisat Komitesi'nin eski üyelerinden olan ve toplantılara katılmayan, fakat toplantıların içeriği hakkında çalışma arkadaşları ile konuşan birisi bana, "resmi bir brifing" olmadığını, çünkü, "azınlığa bilgi verme konusunda gönülsüz olduklarını, sadece Senato'dan seçtikleri kişilere bilgi verdiklerini" söyledi. 

Komite üyesi, toplantılara katılan hiç kimsenin, savaştan bahsetmeye "gerçekten itiraz etmediğini" söyledi. "Bilgi verdikleri insanlar, Irak'ın işgal edilmesine yol açanlar. Sadece şu sorular soruluyor: Bütün alanları bir seferde nasıl vuracaksınız? Yeterince derine nasıl ineceksiniz?" (İran yer altında binalar inşa ediyor.) "Askeri bir operasyon düzenlememe konusunda Kongre’den herhangi bir baskı gelmiyor" diye ekledi komite üyesi. "Tek politik baskı, askeri operasyon düzenlemek isteyenlerin uyguladığı baskı." Bu komite üyesi, Başkan Bush hakkında ise şunu söylüyor; "En endişe verici olan bu adamın ‘Kurtarıcı Mesih’e inanması."

Açık bir şekilde İran'ı yıldırmaya yönelik operasyonlara başlandı bile. Aynı görevli, Umman Denizi'ndeki uçak gemilerinden havalanan, Amerikan Deniz Kuvvetleri’ne ait kısa mesafe uçakların geçen yazdan beri, İran sahilindeki radarların kapsama alanı içerisinde, nükleer silah taşıma manevraları – "omuz üzerinde" bombalaması olarak bilinen, hızlı yükselme manevraları- yaptıklarını söyledi.

Geçen ay, Ortadoğu güvenliği hakkında Berlin'de düzenlenen bir konferansta verilen bir belgede, National War College'da öğretmenlik yapan ve 1987 yılında Hava Kuvvetleri'nden emekli olan bir askeri analizci olan Albay Sam Gardiner, İran'ın nükleer programına son vermek için ne yapılması gerektiğine dair tahminlerde bulunuyor. Gardiner, en az 400 hedefin vurulması gerektiğini tahmin ediyor. Ve şöyle ekliyor:

ABD'li bir askeri plancının burada durmak isteyeceğini sanmıyorum. Büyük olasılıkla İran'ın iki tane kimyasal üretim alanı var. Kısa süre önce Irak'a yakın bir yere taşınan orta boy balistik füzeleri vurmak isteyebiliriz. Sığınaklarında savaş uçakları bulunan on dört havaalanı var… Muhtemelen bu tehditten de kurtulmak isteyeceğiz. Körfez'deki ticari faaliyetleri tehdit etmek için kullanılma ihtimali olan şeyleri de vurmak isteyeceğiz. Bu, kruz füzesi alanlarını ve İran'a ait mazotlu deniz altıları hedef almak anlamına geliyor… Bazı binaları, en zor yerleri bile delip geçen silahlara vurmak çok zor olabilir. ABD Özel Operasyon birimlerini kullanmak zorunda kalacaktır.

Ordunun, birinci sırada gelen askeri planlarından bir tanesi, bu kış Pentagon tarafından Beyaz Saray'a sunulduğu gibi, yer altındaki nükleer alanlara karşı B61-11 gibi, kısa mesafe için yapılmış olan ve sığınakları delen (bunker-buster) bir nükleer silah kullanılmasını öneriyor. Hedeflerden bir tanesi, Tahran'ın yaklaşık 200 mil güneyinde yer alan Natanz'da bulunan ve artık Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun koruması altında olmayan önemli santrifüj alanı. Raporlara göre bu alan, yerin yirmi beş metre* altına gömülmüş elli bin santrifüjü saklayacak kadar bir alana, ve laboratuarlara ve çalışma alanlarına sahip. Elli bin santrifüj, yılda yirmi nükleer başlık üretmeye yetecek miktarda zenginleştirilmiş uranyum sağlayabilir. (İran, ilk başta, uranyum zenginleştirme planını Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu müfettişlerinden sakladığını kabul etti, fakat şu anki faaliyetlerin hiçbirisinin Nükleer Silahsızlanma Anlaşması tarafından yasaklanmadığını iddia etti.) Natanz'daki tesisin ortadan kaldırılması, İran'ın nükleer konusundaki büyük amaçlarını önemli ölçüde geriletebilir, fakat Amerikan silah depolarındaki konvansiyonel silahlar, yeryüzünün ve kayaların yirmi beş metre altındaki binaların, özellikle bu binalar beton ile güçlendirilmiş iseler yok edilmesini garantilemez.

Yerin çok altındaki sığınakları nükleer silahlarla vurma konusunda Soğuk Savaş örneği var. 1980'lerin başlarında, Sovyet hükümeti Moskova'nın dışında devasa bir yer altı kompleksi yapmaya başladığında, Amerikan istihbarat topluluğu sadece izledi. Analizciler, yeraltındaki binanın "hükümetin devamı" için – nükleer bir savaşta politik ve askeri liderliğin hayatta kalması için- planlandığı sonucuna vardılar. Yeraltındaki bu Sovyet binası hâlâ varlığını koruyor, ve Amerika'nın bu bina hakkında sınırlı bilgisi var. Şimdi emekli olmuş eski bir istihbarat görevlisi bana, "Söylenenlere göre bu yer altı binasında, bazıları gizlenmiş olan havalandırma şaftlarının bulunduğunu" söyledi. Fakat, aynı zamanda, "yalnızca nükleer silahların" bu sığınağı yok edebileceğinin kesin olduğunu söyledi. Amerikan istihbaratındaki bazı analizcilerin, Rusların İranlılara yer altında binalar inşa etme konusunda yardım ettiklerine inandıklarını söyledi. "Binaların planlarında benzerlikler görüyoruz, özellikle havalandırma şaftlarında" dedi. 

Eski bir üst düzey Savunma Bakanlığı görevlisi bana, kendi bakış açısına göre, “sınırlı bir bombalamanın bile, ABD'nin yeraltındaki binalara girmesini ve nükleer altyapısını yavaşlatmaya yetecek kadar zarar vermesini sağlamaya yeteceğini" söyledi –bu mümkün. Eski bir Savunma Bakanlığı görevlisi, "İranlıların dostu yok, ve eğer gerekirse onlara altyapılarını yok etmeye devam edeceğimizi söyleyebiliriz. ABD, her an İran'a girmeye hazırmış gibi davranmalı" dedi ve şöyle ekledi, "bütün hava savunmalarını mahvetmek zorunda değiliz, bizim gizli bombacılarımız ve aynı derecede etkili olan füzelerimiz gerçekten işe yarar, ve sorunu halledebiliriz. Ayrıca karada da bir şeyler yapmalıyız, fakat bu çok zor ve tehlikeli – kötü adamlarını havalandırma şaftlarına koy ve uykuya bırak."

Fakat, şimdi emekli olan eski istihbarat görevlisine göre, Sovyet sığınakları ile aynı olanlara bunu yapma olanağı yok. "Yeraltında ne olduğunu bilmeniz gerekiyor – hangi havalandırmanın, ya da dizel jeneratörlerin insanları beslemek için kullanıldığını, ya da hangilerinin sahte olduğunu bilmeniz gerekiyor. Ve biz bir çoğunu bilmiyoruz." Amacın, alanların tamamının yok edilmesi olduğunu düşündüğünüzde, güvenilir istihbaratın olmayışı, askeri planlamayı yapanlara, kısa mesafe için yapılmış nükleer silah kullanmak dışında fazla seçenek bırakmıyor. Aynı istihbarat görevlisine göre, "nükleer silahçılara göre, diğer bütün seçeneklerde boşluk var." 'Kesinlik' Hava Kuvvetleri'nin planlarındaki anahtar sözcüktür. Bu zor bir karar. Fakat bu kararı Japonya'da vermiştik."

Ve şöyle devam etti, "Nükleer plancılar kapsamlı bir eğitimden geçiyorlar, zarar ve hata konularındaki bütün teknik ayrıntıları öğreniyorlar – mantar bulutlarından, radyasyondan, kitle ölümlerinden ve yıllar boyunca sürecek bir kirlenmeden söz ediyoruz. Bu, bütün gördüğünüzün yeryüzünün biraz yükselmesi olan ve yeraltında yapılan bir nükleer test değil. Bu politikacıların en ufak bir fikri bile yok, ve ne zaman birileri nükleer seçeneğinin gündemden kaldırılmasından söz etse, susturuluyorlar."

Nükleer kullanma seçeneğine gösterilen ilginin, ordu görevlileri arasında ciddi kuşkulara yol açtığını ve bazı görevlilerin istifa etmekten söz ettiğini ekliyor. Geçtiğimiz kış aylarının sonlarında, ordunun nükleer seçeneğini, İran'daki savaş planlarından çıkarmaya çalıştığını, fakat başarılı olamadığını söylüyor. "Beyaz Saray, 'Neden buna karşı çıkıyorsunuz? Bu seçeneği öneren sizdiniz'" dedi.

Teröre karşı savaş konusunda Pentagon'a danışmanlık yapan birisi, yönetimdeki bazılarının, bu seçeneği ciddi olarak düşündüklerini ve buna bağlı olarak Pentagon'daki siviller arasında ve politika çevrelerinde kısa mesafeli nükleer silahlara gösterilen ilginin yeniden canlandığını doğruluyor. Kendisi bunun, "mutlaka durdurulması gereken kör bir inanç" olduğunu söylüyor. Aynı görevli ayrıca, bu konu yüzünden bazı görevlilerin istifa etmeyi düşündüklerini doğruluyor. Danışman bana, "diğer ülkelere karşı nükleer silah kullanma konusunda ordu içinde çok güçlü bir hassasiyet olduğunu" söyledi. "Üstelik bu giderek artıyor." Danışman, bu konu yakında bir kesinliğe kavuşacağını, çünkü, ordu içindeki komutanların Başkan Bush'a, İran'da nükleer silah kullanılmasına kesinlikle karşı olduklarını bildiren resmi bir tavsiye yazısı verme konusunda anlaştıklarını söyledi. "Bu konu hakkındaki iç tartışma geçtiğimiz haftalarda sertleşti" dedi. "Ve, eğer kıdemli Pentagon görevlileri saldırı amaçlı nükleer silah kullanılmasına karşı çıktıklarını açıklarlarsa, o zaman bu nükleer silah kullanılmayacak demektir."

Fakat danışman, bu tür durumlarda, kısa mesafeli nükleer silah kullanma fikrinin, danışma işlevi gören ve üyeleri Savunma Bakanı Donald Rumsfeld tarafından seçilen Savunma Bilimi İdare Heyeti'nden destek gördüğünü ekledi. "Pentagon'a, daha tahrip edici olan ve daha az radyasyon içeren B61 yapabileceğimizi söylüyorlar" dedi.

Savunma Bilimi İdare Heyeti'nin başkanı, Reagan döneminde devlet bakanı müsteşarı olan William Schneider, 2001 yılının Ocak ayında, Başkan Bush başkanlık koltuğuna oturmaya hazırlanırken, sponsorluğunu muhafazakâr bir düşünce üretme kuruluşu olan Ulusal Kamu Politikası Enstitüsü'nün yaptığı, nükleer güçler hakkındaki bir panel için çalıştı. Panel’in raporunda, kısa mesafe nükleer silahların ABD cephaneliğinin çok önemli bir parçası olarak görülmesi gerektiği tavsiye ediliyor ve bu silahların "konvansiyonel silahların yetersiz kaldığı ve yüksek öncelikli hedeflerin kesinlikle yok edilmesinin çok önemli olduğu durumlar için" ne kadar uygun olduklarından söz ediliyordu. Bu raporun imzacılarından bazıları şu anda Bush yönetiminin daimi üyeleri ve bunların arasında Stephen Hadley (Ulusal Güvenlik Danışmanı); Stephen Cambone (Savunma İstihbaratı Bakanlığı Müsteşarı); Robert Joseph (Silah Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı) var.

Pentagon danışmanı, hava saldırılarının önemini sorguladı; "İranlılar nükleer faaliyetlerini ülkeye çok iyi dağıtmışlar, ve bazı önemli maddelerin nerede olduğuna dair en ufak bir fikrimiz yok. Ülkenin dışında bile olabilir" dedi. Bir çok başka insanın yaptığı gibi, İran'ı bombalamanın, dünya çapında Amerikan binalarına ve vatandaşlarına yönelik "zincirleme bir reaksiyon" yaratabileceği konusunda uyardı: "İran'a saldırdığımız gün, dünyadaki 1.2 milyar Müslüman ne yapacak?" 

Nükleer silah kullanılsa da kullanılmasa da, hedeflerin listesi kaçınılmaz olarak genişleyecek. Bush yönetimi içindeki üst düzeyde görevli olan ancak kısa süre önce emekli olan ve savaş planlaması konusunda uzman olan biri bana, İran'a yönelik bir hava saldırısına kesinlikle karşı çıktığını söyledi. "Çünkü, İran Irak'tan çok daha zor bir hedef" dedi. Fakat şunu ekledi, "Eğer nükleeri durdurmak için bombalayacaksınız, bütün sınır boyunca yayılabilirsiniz. Bazı eğitim kamplarını vurabilir ve başka bir çok sorunu ortadan kaldırabilirsiniz."

 

Pentagon danışmanı, bir saldırı durumunda, Hava Kuvvetleri'nin, İran'daki yüzlerce hedefi vurmayı amaçladığını, fakat bu hedeflerin yüzde doksan dokuzunun nükleer silahlanma ile hiçbir ilgisi olmadığını söyledi. Yapılması gerekenin bu olduğunu, Amerikan yönetiminin İran'daki politik amaçlarına bir bombalama saldırısıyla ulaşabileceğini düşünen insanlar var ve bu fikir neoconlar (yeni muhafazakârlar) tarafından destekleniyor.  

Eğer saldırı emri verilecek olursa, şu anda İran'da bulunan Amerikan askerleri, bombaların tam olarak hedeflenen yerlere atılmasını ve sivil ölümlerini en aza indirilmesini sağlamak için, kritik hedefleri lazer ışınları ile işaretlemek durumunda kalacaklar. Geçtiğimiz kış aylarının başlarında, Pentagon'daki sivillerle yakın bağları olan bir hükümet danışmanı bana, bu birimlerin ayrıca İran'daki azınlık grupları (kuzeyde Azeriler, güneydoğuda Balohlar, kuzeydoğuda Kürtler) ile çalıştığını söyledi. Askerlerin "savunma için uygun alan araştırması yaptıklarını, bunun etnik grupların liderlerine para verdiklerini, yerel gruplardan ve çobanlardan gözcüler aldıklarını" ekledi. Amaçlardan bir tanesi "karada gözümüzün olmasını sağlamak" – Othello'dan bir alıntı yapacak olursak, "Bana gözle görülür bir kanıt göster." Uzmanın söylediğine göre, daha geniş çaplı amaç ise, "etnik gerilimi artırmak" ve rejimin altını kazmak.

İran'da bulunan askerlerin yeni görevi, Savunma Bakanı Rumsfeld'in, gizli operasyonlarda ordunun rolünü artırmak yönündeki amacının ürünüdür ve bu Pentagon'un Şubat ayında yayınlanan Quadrennial Defense Review adlı yayınında resmi politika olarak anlatılmıştı. Bu tür faaliyetler, eğer CIA'nin önderliğinde yapılıyorsa, Başkan'ın kararını gerektirir ve önemli Kongre üyelerine bildirilmesi gerekir. 

Emekli olmuş eski bir istihbarat görevlisi, herkesin dilinde dolaşan yeni söz, "güç koruması" dedi. Kendisi bunu söylerken, Pentagon'un gizli faaliyetler içindeki pozisyonundan söz ediyordu. Bu pozisyon, en geniş anlamıyla şöyle tanımlanabilir; savaş alanını hazırlamak ya da askerleri korumak, istihbaratın değil, ordunun işidir ve bu nedenle Kongre’nin idaresinde değildir. Bu görevli "Ordu içindeki komutanlar İran'da birçok belirsizliğin olduğunu söylediler" dedi. "Irak konusunda bildiklerimizden çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Şu anda istediğimiz her şeyi yapmamızı sağlayacak yeşil ışığa sahibiz."

 

Başkan Bush'un, Ahmedinecad'a duyduğu derin güvensizlik, onun, İran'a askeri bir müdahalede bulunma amacını güçlendiriyor. Bu görüş, 1986'da Devrim Muhafızları'nın özel güçlerine katılan Ahmedinecad'ın, 80'lerin sonunda terörist faaliyetlere katılmış olabileceği suçlamaları ile daha da güçlendi. (Bu dönemde Ahmedinecad'ın resmi biyografisinde boşluklar var.) Ahmedinecad'ın kesinlikle, adı 1983'te Beyrut'taki Amerikan donanması kışlalarına ve Amerikan Büyükelçiliği'ne düzenlenen bombaları saldırılarda geçen Imad Mughniyeh ile bağlantısı var. Mughniyeh, bu saldırılardan sonra Hizbullah'ın güvenlik şefi oldu ve kendisi FBI'ın en çok aranan teröristler listesinde bulunuyor.

Ortadoğu'da ve başka yerlerde yirmi yıl boyunca CIA görevlisi olarak çalışan Robert Baer bana, Ahmedinecad ve onun İran hükümetindeki Devrim Muhafızları içindeki çalışma arkadaşlarının "bomba yapabilme, bu bombayı saklayabilme ve İsrail'e atabilme yeteneğine sahip olduklarını" söyledi. "Vahi’ye inanan Şiiler var. Eğer Tel Aviv'de oturuyorsanız ve onların nükleer silahlara ve füzelere sahip olduğuna inanıyorsanız, onları saf dışı bırakmak zorundasınız. Bu adamlar çetin ceviz ve geri adım atmaları için hiçbir neden yok."

Ahmedinecad yönetimi altında, Devrim Muhafızları İran bürokrasisi içindeki güçlerini arttırdılar; Ocak sonunda, bürokrasi içindeki yüzlerce görevlinin yerine kendi üyelerini geçirdiler. Şimdi emekli olmuş ve İran konusunda çok deneyimli olan eski bir Birleşmiş Milletler görevlisi, bu görev değişimini, “Batı'ya uğursuz ipuçları veren  ‘beyaz bir darbe” olarak tanımladı. "(İran) Dışişleri Bakanlığı'ndaki profesyoneller işten çıkarıldı, diğerleri de kovulmayı bekliyorlar" dedi. "Çok geç kalmış olabiliriz. Bu adamlar şu anda İran Devrimi'nden bu yana, en güçlü dönemlerinde olduklarına inanıyorlar." Aynı görevli, “Çin'in bir süper güç olarak ortaya çıkması göz önüne alındığında, İran'ın tutumu ‘Batı'yı boş ver. Ben istediğimi istediğim kadar yaparım’ anlamına geliyor” dedi.

Birçok uzman, İran'ın dini lideri, Ayetullah Hamaney'in, Ahmedinecad'tan daha güçlü olduğunu düşünüyor. Avrupalı bir diplomat bana, "Kontrol Ahmedinecad'ın elinde değil" dedi. "İran'da güç, dağılmış durumda. Devrim Muhafızları nükleer programın arkasındaki temel güçler arasında bulunuyor, fakat, nihai olarak, onların bu programın başında bulunduklarını sanmıyorum. Nükleer program hakkındaki son söz dini liderin, ve Devrim Muhafızları onun onayı olmadan harekete geçmeyeceklerdir."

Teröre karşı savaş konusundaki Pentagon danışmanı, "İran'ın nükleer bombaya sahip olmasına izin vermek gibi bir seçenek yok. Nükleer silahların terörist ağlar arasında yayılmasına izin veremeyiz. Bu çok tehlikeli" dedi ve şunu ekledi; "Bütün iç tartışma, İran'ın nükleer planlarını durdurmak için nasıl hareket edilmesi gerektiği konusu üzerinde dönüyor." Uzman, İran'ın tek taraflı olarak nükleer planlarından vazgeçmesinin ve böylece Amerika'dan önce harekete geçmesinin mümkün olduğunu söyledi. "Tanrı bize gülebilir, fakat sanmıyorum. Son söz şu ki, İran nükleer silaha sahip bir devlet haline gelemez. Sorun şu; İranlılar sadece nükleer silaha sahip bir devlet haline gelerek kendilerini ABD'ye karşı savunabileceklerini gördüler. Önümüzdeki günlerde kötü şeyler olacak."

Herkes İran'ın nükleer amaçlarını tartışmasız kabul ederken, İran'ın nükleer bombayı üretmesinin ne kadar zaman alacağı ve bu bomba ile ne yapacağı konusunda yoğun bir tartışma var. Nükleer silahsızlanma konusunda eski bir hükümet uzmanı olan ve şu anda Georgetown'daki School of Foreign Service'in dekânı olan Robert Galluci bana, "benim bilgilerime göre, İran'ın nükleer bomba üretmesine sekiz ya da on yıl gibi bir zaman var" dedi. Galucci şunu ekledi, "Eğer İran'ın gizli bir nükleer planı varsa, ve bunu kanıtlayabilirsek, ve bu programı görüşmeler, diplomasi ya da yaptırımlar yoluyla durduramazsak, İran'a askeri bir operasyon düzenlenmesi taraftarıyım. Fakat eğer İran'ı, gizli bir nükleer program olduğunu kanıtlamadan bombalarsanız, başınız belada demektir."

İsrail'in istihbarat örgütü Mossad'ın başkanı, Meir Dagan, geçtiğimiz Aralık ayında Knesset'e, "İran'ın zenginleştirilmiş uranyuma sahip olmasına bir ya da iki yıl var. Bu noktadan baktığımızda, İran'ın nükleer silah üretmesi sadece teknik bir mesele." Şimdi emekli olmuş İsrailli bir istihbarat görevlisi, bir sohbetimiz sırasında bana, İran'ın iki yüzlülüğünden söz etti: İran'ın içinde, "birbirine paralel iki nükleer program var" – Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Kurumu'na bildirilen program ve bir de bundan ayrı olarak ordu ve Devrim Muhafızları tarafından yürütülen bir program. İsrailli görevliler, bu iddiayı tekrar tekrar öne sürdüler, fakat İsrail bunu destekleyecek bir kanıt bulamadı. Bush'un ilk döneminde devlet bakanı yardımcılığı yapan Richard Armitage bana, "Bence İran'ın gizli bir nükleer silah programı var – buna inanıyorum, fakat kesin olarak bilmiyorum" dedi.

Geçtiğimiz aylarda Pakistan hükümeti, ABD'nin, Pakistan'ın atom bombasının babası sayılan A.Q. Khan ile görüşmesine izin verdi. Şu anda İslamabat’ta ev hapsinde yaşayan Khan, nükleer silah üretmek için gerekli olan maddeleri başka yerlere yasa dışı olarak satmakla suçlanıyor; Khan, 1980'lerin sonunda, Tahran'a en az bir kez gizli bir ziyaret düzenledi. Kısa süre önce yapılan sorgulamada Khan, İran'ın nükleer silah planları ve nükleer bomba yapma takvimi konusunda çeşitli bilgiler verdi. Eski bir istihbarat görevlisi, "büyük bir tehlikenin olduğuna dair hiçbir kuşku yok" dedi. (Ayrıca, Pentagon danışmanı, Khan'ın ‘bülbül gibi öttüğünü’ doğruladı.) Aynı görevli, "sorun şu ki, Khan'ın güvenilirlik sorunu var, kendisi kolaylıkla etki altında kalan birisi ve neoconların duymak istediklerini ya da, şu anda teröre karşı savaşta yardımcı olma konusunda Washington'un baskısı altında olan Pakistan Başbakanı Pervez Müşerref'in işine yarayacak olan şeyi anlatıyor."

Eski istihbarat görevlisi şöyle diyor; "bence Khan bizi kışkırtıyor" dedi. "Hiç kimse 'işte silah burada' demiyor. Fakat ışıklar yanıp sönmeye başladı. Khan bize takvim konusunda bilgi veriyor, ve hedefler konusundaki bilgiler bizim kendi kaynaklarımızdan –alıcılar ve gizli birlikler- geliyor. Irak'taki kitle imha silahları konusunda başı çok ağrıyan CIA, Pentagon'a ve Başkan Yardımcısı’na giderek, 'Bunların hepsi yeni bilgiler' dedi. Amerikan yönetimi içindekiler ise, 'Elimizde yeterince bilgi var' dediler”

Amerikan yönetiminin İran'a karşı tutumu, Irak'ta kitle imha silahları olduğu yönündeki yanlış istihbarat nedeniyle tehlikeye düşüyor. Kısa süre önce, Foreign Policy web sitesinde yayınlanan Fool Me Twice (Ben İki Kere Aldattın) başlıklı bir makalede, Carnegie Uluslararası Barış İçin Yardım Enstitüsü'nden nükleer silahsızlanma konusunda çalışan bir yönetici olan Joseph Cirincione şöyle yazıyor; "yönetimin açıklanmış olan stratejisi, başarılı Irak savaşı kampanyasını tekrarlama çabası gibi görünüyor." Bıu makale, İran ile Irak'ın durumu arasındaki paralelliklere işaret ediyor.

ABD Başkan Yardımcısı, Ortadoğu'daki petrol zengini bir ülkeden gelen tehdide odaklanan önemli bir konuşma yaptı. ABD Devlet Bakanı, Kongre’ye, aynı ülkenin, küresel düzeyde ABD'ye en ciddi şekilde meydan okuyan ülke olduğunu söyledi. Savunma Bakanı, bu ulusun küresel terörizmi desteklediğini söyledi.

Cirincione, Amerikan yönetimindeki bazı kişilerin İran konusundaki iddialarının "şüpheli" olduğunu ya da kanıtlara dayanmadığını söyledi. Onunla konuştuğumda, "Ne biliyoruz? Tehdit ne? Soru şu: Bütün bunlar ne kadar acil?" diye sordu ve cevabın istihbarat birimlerinde ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nda olduğunu söyledi. (Ağustos ayında, Washington Post, en yakın zamandaki en kapsamlı Ulusal İstihbarat Tahmini Raporu’nun, İran'ın nükleer güç haline gelmesine en az on yıl olduğunu öngördüğünü yazdı.)

Geçen yıl, Bush yönetimi, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu görevlilerine, İran'ın nükleer silah programı hakkında yeni olduğu söylenen bilgileri kapsayan ve bir İranlının dizüstü bilgisayarından elde edilen bir brifing verdi. Bu bilgisayardan elde edilen yeni veri, silah sistemleri hakkında binlerce sayfalık çizimlerden oluşuyor. Washington Post, bu çizimlerde, uranyum zenginleştirme süreci için kullanılabilecek küçük bir binaya ait çizimler de olduğunu yazdı. Bilgisayardan elde edilen bilgiler, Times'da ve başka yerlerde yayınlanan hikâyelerin odak noktası durumuna geldi. Bu hikâyelerde genellikle bu parçaların henüz üretilmediğinin ve emekli bir Amerikan görevlisinin söylediği gibi, yasal gibi göründüklerinin belirtilmesine dikkat ediliyor. Times'ın başlığı şöyle, "ABD İran'ın Nükleer Amaçlarını Bir Bilgisayara Dayanarak Kanıtlamaya Çalışıyor."

Fakat, Amerikan ve Avrupalı istihbarat görevlileri bana, bu bilgisayarın çok şüpheli olduğunu ve anlatılandan daha az şey gösterdiğini söylediler. Bilgisayarın sahibi olan İranlı, daha önce, Alman ve Amerikan istihbaratı ile birlikte çalışmış birisi. Daha sonra Amerikalılar bu kişiyle olan ilişkilerini kesmişler, fakat Almanlar onunla çalışmaya devam etmişler. Fakat, bu İranlı, İran istihbarat güçleri tarafından yakalanmış. Şu anda nerede olduğu bilinmiyor. Bu İranlının ailesine mensup bazı kişiler, bilgisayar ile birlikte İran'dan ayrılmayı başarmışlar ve görünüşe bakılırsa Avrupa'da bu bilgisayarı ABD Büyükelçiliği görevlilerine ulaştırmışlar. 

Avrupalı bir istihbarat görevlisi, "Bizim tarafımızda, hangi materyallerin kanıtlandığı konusunda bazı tereddütler var ve hâlâ ikna olmuş değiliz. Gazetelerde de yazıldığı gibi, çizimler ayrıntılı değil, daha çok karalama şeklinde. Çizimlerde 'işte bu' dedirten bir silah yok" dedi.

Amerikan askeri harekâtı, Viyana'daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu başkanları arasında endişe yaratıyor. Üst düzey bir diplomat, “kurumun görevlileri, İran'ın nükleer silah yapma yeteneğine sahip olmak istediğine inanıyorlar, fakat İran'da buna paralel bir nükleer silah programının varlığına dair bir kanıta kimsenin sahip olmadığını söylüyorlar. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun en iyi tahminine göre, İranlıların nükleer bomba yapmasına beş yıl var. Fakat Amerika askeri bir operasyon düzenlerse, o zaman İranlılar için nükleer bomba yapmak ulusal bir onur meselesi haline gelecek" diyor.

Bu yılın başında, Viyana'da, geçen yıl Nobel Barış Ödülü'nü kazanan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed El Baradei ile ABD'de Silahlanmadan Sorumlu Devlet Bakanı Müsteşarı olan Robert Joseph arasında çok gergin geçen bir toplantı yapıldığı söyleniyor. Bir diplomatın hatırladığına göre Joseph'in mesajı çok kesindi: "İran'da tek bir santrifüje bile izin veremeyiz. İran, ABD'nin ve ittifaklarının ulusal güvenliklerine yönelik doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır, ve buna izin vermeyeceğiz. Sizden, bizi zayıf düşürecek herhangi bir açıklama yapmayacağınız konusunda bize güvence vermenizi istiyoruz."

Diplomat, Joseph'in, bu sert açıklamasının gereksiz olduğunu, çünkü zaten Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun, İran'a karşı sert bir tutum alma eğiliminde olduğunu söyledi. "Bütün diplomatlar İran tarafından yanlış yönlendirildikleri için çok kızgınlar ve bazıları İran liderliğinin deli olduğunu düşünüyor" dedi. El Baradei'nin asıl kaygısının, tıpkı Washington'daki neoconlar gibi, askeri bir çatışma istemesi olduğunu ekledi. "Günün sonunda, sorunu çözecek olan, ABD'nin, İranlılar ile görüşmeyi kabul etmesidir."

Şu anda Birleşmiş Milletler'in önündeki temel sorun –İran, uranyum zenginleştirme planını uygulamayı başarsa da başarmasa da- Rusya ve Çin'in İran'a yaptırım uygulama konusunda gönülsüz olmasıdır. İran konusunda umutsuz olan eski bir Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu görevlisi, Mart ayının sonlarında bana, İranlıların, yaptıkları hiçbir şeyin olumlu bir sonuç doğurmayacağını söyledi; "Amerikan diplomasisi buna izin vermeyecektir. Uranyum zenginleştirme programlarını durdurduklarını ilan etseler bile, hiç kimse onlara inanmayacaktır. Bu çıkmaz bir sokak." dedi.

Viyana'daki bir başka diplomat bana, "Batı neden, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun doğrulaması olmadan, böyle bir hedefle savaşma riskini alsın? Bizim ödeyeceğimiz bedel daha az ve biz İran'ın kartlarını masaya açmasını sağlayacak bir program yaratabiliriz" dedi. Viyana'daki Batılı bir büyükelçi, Beyaz Saray'ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun izni hakkındaki tutumu konusunda benzer bir sıkıntıyı dile getirdi ve, "Eğer Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun bir denetim sistemi oluşturabileceğine inanmıyorsanız, eğer onlara güvenmiyorsanız, yapacağınız tek şey İran'ı bombalamaktır." dedi.

 

Bush yönetimi ya da onun Avrupalı ittifakları, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'ndan pek hoşlanmıyorlar. Avrupalı bir diplomat bana, "Kurumun başkanı bizi hayal kırıklığına uğrattı" dedi. "Onun temel yaklaşımı, bu durumu, eşit güce sahip iki taraf arasında bir anlaşmazlık olarak tanımlamak biçiminde. Fakat öyle değil. Bizler iyi olan tarafız! El Baradei, İran'ın küçük bir uranyum zenginleştirme programına sahip olmasına izin vermeye çalışıyor. Bu gerçekten çok komik. Ciddi bir nükleer silahlanma riski doğuran fikirleri desteklemek onun işi değil."  

Avrupalıların kafası karışık, Başkan Bush ve Başkan yardımcısı Dick Cheney'nin asıl amaçlarının rejim değişikliği olduğunun giderek daha çok farkına varıyorlar. Avrupalı bir diplomatik danışman bana, "herkes İran'ın bombalanması konusunda aynı şeyi düşünüyor, fakat ABD rejim değişikliği istiyor." Ve şunu ekledi, "Ruslar ve Çinliler ya da Washington arasında, istemedikleri bir şeyi yapmak üzere seçim yapmak zorunda kalmadıkça, Avrupalıların bir rolü olacaktır. Avrupalıların politikası, Amerikalıları, kendilerinin de içinde yer alabileceği bir pozisyonda tutmak. Bunun savunulması mümkün olmayabilir."

Eski bir Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan ve şu anda Brookings Enstitüsü'nün Saban Merkezi'nin kıdemli bir üyesi olan Flynt Leverett bana, "İngilizler bunun çok kötü bir fikir olduğunu düşünüyorlar, fakat bu bombalamayı yapacağımızdan çok endişeleniyorlar. Avrupalı bir diplomatik danışman, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın Washington'daki savaş planını bildiğini kabul etti, fakat, "İran'da gerçekten nükleer silah olmadan, Avrupalıları İran konusunda ikna etmenin çok zor olacağını" söyledi. Kendisi İngilizlerin, "Amerikalıların, hiçbir uzlaşmaya yanaşmadan, İranlılar üzerine bomba yağdıracağı konusunda" diken üstünde olduklarını söyledi.

Avrupalı diplomat, “geçmiş düşünüldüğünde, İran'ın yapıyor olduğu her şeyi kabul edeceği konusunda şüphelerim var, fakat, elimizdeki bilgilere göre, İran'ın yeterli miktarda uranyum zenginleştirmek için gereken santrifüjleri başarılı bir şekilde çalıştıracak yeterliliğe sahip değil." dedi. Diplomatik çözüm yöntemini izlemenin nedenlerinden bir tanesinin, İran'ın pragmatizmi olduğunu söyledi. "İran rejimi kendi çıkarlarına en uygun olacak şekilde davranıyor" dedi. İran'ın liderleri, "nükleer konusunda sert bir tutum alıyorlar ve ne kadar sert olurlarsa Batı'nın o kadar kolay boyun eğeceğine inanarak, Amerika'nın blöfüne meydan okuyorlar; fakat İran'a baktığımızda şunu görüyoruz, İranlılar, geri çekildikleri ana kadar kendilerine çok güvenli gibi görünecekler."

Diplomat şöyle devam etti, "Kötü davranışı hiçbir zaman ödüllendirmezsiniz, ve şimdi teslim olmayı önermenin zamanı değil. İran rejiminin aklını başına getirmek için, onu yeterince bedel ödemeye zorlamanın yollarını bulmalıyız. Paçayı zor kurtarabiliriz, fakat eğer muhalefet birlik olabilirse, ve yaptırımlar yoluyla İran'ın yeterince bedel ödemesi sağlanırsa, geri adım atabilirler. Birleşmiş Milletler'in yolundan çıkmak için henüz çok erken." Ve şunu ekledi, "Eğer diplomatik süreç işe yaramazsa, askeri bir 'çözüm' yok. Askeri güç kullanma seçeneği olabilir, fakat bunun yaratacağı etki çok yıkıcı olacaktır."

İngiltere Başabakanı Tony Blair, 2003 yılında gerçekleşen Irak işgalini izleyen yıllarda, George Bush'un en güvendiği müttefiki oldu. Fakat Blair ve partisi, bir dizi mali skandal ile sarsıldı ve şu anda Blair'in popülerliği en alt düzeyde. Dışişleri Bakanı Jack Straw, geçen sene, İran'a karşı askeri bir operasyonun 'anlaşılamaz' olduğunu söyledi. Blair, hiç kimsenin masadaki seçenekleri göz ardı etmemesi gerektiğini söyleyerek bu sefer daha dikkatli davrandı.

Avrupalı diğer görevliler, Amerika'nın bombalama kampanyası konusunda, aynı şüpheli bakış açısını sergileyen açıklamalar yaptılar. Avrupalı bir istihbarat görevlisi bana, "İran ekonomisi kötü durumda, ve Ahmedinecad da politik olarak kötü durumda. Eğer Amerika İran'ı bombalarsa, bu Ahmedinecad'ın işine yarayacaktır. İran'ı bombalayabilirsiniz, fakat sonuç daha kötü olacaktır." dedi. Bir Amerikan saldırısının, ABD'ye sempati duyanlar da dahil olmak üzere, sıradan İranlıları soğutacağını söyledi. "İran artık taş devrinde yaşamıyor, ve burada yaşayan gençler Amerikan filmlerine ve kitaplarına ulaşma şansına sahipler ve bunları çok seviyorlar" dedi. "Eğer İran'a karşı, sert olmayan ve İranlıları kazanmaya yönelik bir saldırı taktiği izlenirse, bu uzun vadede mollaların başı derde sokabilir."

Başka bir Avrupalı görevli bana, Washington'da askeri harekât düzenlemek isteyen pek çok kişi bildiğini söyledi. Kabullenmiş bir şekilde omuz silkerek, "Bunlar her zaman aynı insanlar" dedi. "Diplomasinin başarısız olmasının kaçınılmaz olduğu yönünde bir inanç var. Zaman çok kısa."

Bu tartışmada önemli bir sese sahip olan ve kilit noktada bulunan ittifak ise İsrail. İsrail liderliği, yıllardan beri, İran'ın uranyum zenginleştirmeye başlama girişimini dönüşü olmayan bir nokta olarak gördüğünü söylüyor. Bazı görevliler bana, Beyaz Saray'ın İsrail'in Müslüman bir ülkeye saldırmasını (ki bu tüm bölgede büyük bir tepkinin ortaya çıkmasına neden olabilir) engellemekteki çıkarının, şu anki operasyon planına başlama kararındaki bir unsur olduğunu söylediler. Başkan Bush, 20 Mart'ta, Cleveland'da yaptığı bir konuşmada, Ahmedinecad'ın İsrail'e yönelik düşmanlığını, "dünya barışına yönelik ciddi bir tehdit" olarak tanımladı ve şunu ekledi, "Açıkça söyledim, yine söyleyeceğim, ittifakımız olan İsrail'i korumak için askeri güç kullanacağız."

Richard Armitage, Amerika'nın düzenleyeceği bir bombalama saldırısının, şu soruları göz önünde bulundurması gerektiğini söyledi: "Diğer Müslüman ülkelerde ne olacak? İran'ın, küresel düzeyde bize ulaşmasını ve dokunmasını sağlayacak nasıl bir yeteneği var – bu yetenek terörizm midir? Suriye ve Lübnan İsrail'e baskı uygulayacaklar mı? Bu saldırının, zaten zayıflamış olan uluslararası duruşumuza nasıl bir etkisi olacak? Ve böyle bir saldırı, Rusya, Çin ve BM Güvenlik Konseyi için ne anlama gelecek?"

Şu anda günde dört milyon varil petrol üreten İran, dünyadaki petrol pazarını kesintiye uğratmak için, üretimi azaltmak zorunda kalmayabilir. Ortadoğu petrolünün Hint Okyanusu'na ulaşmasını sağlayan 44 mil genişliğindeki Hürmüz Boğazı'nı kapatabilir ya da buraya mayın döşeyebilir. Bununla birlikte, Savunma Bakanlığı’ndan kısa süre önce emekli olan bir görevli, “böyle bir eylemin stratejik sonuçlarının böyle olmayabileceğini, Amerikan donanmasının, kurtarma operasyonları düzenleyerek ve mayın temizleyiciler koyarak boğazdan geçişi sağlayabileceğini” söyledi. "Geçişi kapatmak imkânsız." dedi. Ayrıca, Pentagon ile bağları olan bir hükümet danışmanı, Amerika'nın, stratejik rezervlerinde, kendisini 60 gün idare edecek kadar petrol bulunduğunu belirterek, petrol sorunun çözülebileceğini söyledi. Fakat, petrol işi içinde olan benim konuştuğum kişiler, bu kadar iyimser değillerdi; petrol sanayisi konusunda uzman olan birisi, varil başına düşen petrol fiyatının, çatışmanın süresine ve yayıldığı alanın genişliğine bağlı olarak, 90 ya da 100 dolara ve hatta daha yükseğe fırlayabileceğini belirtti.

Lübnanalı Hıristiyan bir politikacı olan ve Beyrut'ta önceki hükümet kabinesinde bakan olarak görev yapan Michel Samara, İran'ın misilleme olarak, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki korunmasız petrol alanlarına odaklanabileceğini söyledi. "Bu alanlar risk altında olabilir ve İran'ın Batı'ya karşı gerçek bir cihat başlatması anlamına gelecektir. İşte o zaman dünya karmakarışık olacak."

Ayrıca İran, Hizbullah'ın yardımıyla, Irak'ta ve başka yerlerde terörist saldırılar başlatabilir. 2 Nisan'da, Washington Post, “bu tür saldırılara karşılık verme konusundaki planların, Amerikan istihbarat servislerinin ‘zamanının büyük bölümü’nü aldığını” yazdı. ‘Teröre karşı savaş’ konusunda Pentogan'a danışmanlık yapan birisi, Hizbullah hakkında, "Dünyadaki en iyi terör ağı son birkaç yılda, terör savaşında tarafsız kaldı" dedi. "Bu onları harekete geçirecektir ve bizi İsrail'i Güney Lübnan'dan atan grup ile karşı karşıya getirecektir. Eğer İsrail onları atmazsa, bize karşı harekete geçecekler." Hükümet danışmanına bunun ne kadar olası olduğunu sorduğumda bana, eğer Hizbullah kKuzey İsrail'e roket atarsa, İsrail ve yeni Lübnan hükümetinin Hizbullah'ı bitireceğini söyledi.

Danışman şöyle devam etti; "Eğer İran'a girersek, güneyde yaşayan Iraklıların yarısı bir fitil gibi ateş alacaktır." İran askerlerinin ya da İran'dan gelen talimatlar doğrultusunda hareket eden Şii militanların, Irak'taki, Amerikalı, İngiliz ve diğer koalisyon güçlerine saldırma riski artacaktır. Şiilerin hakimiyeti altında olan İran, Irak'taki Şii partileriyle yakın bağlara sahip. Şimdi emekli olmuş dört yıldızlı bir general bana, bölgede bulunan sekiz bin İngiliz askerine rağmen, İranlıların Basra'yı on tane molla ve iyi donanımlı bir kamyonetle alabileceklerini söyledi.

Viyana'da, üst düzey bir diplomatdiyor ki; "Eğer saldırırsanız, Ahmedinecad Arap dünyasının yeni Saddam Hüseyin'i olacaktır. Fakat Ahmedinecad, Saddam'dan daha güvenilir ve daha güçlü olacaktır. Kurşunu ısırmak ve İranlılarla masaya oturmak zorundasınız. Bir çözüm bulduğumuzda, Washington'da, bundan mutlu olmayacak insanlar var. Onlar hâlâ İran'ın yalnızlaştırılmasını ya da İran'da bir rejim değişikliğinin gerçekleşmesini istiyorlar. Onlar, bunun olmasını umut ediyorlar ve şimdi bu fırsat ellerinde."

 

----------------------

The New Yorker

 

Kaynak: Açık Radyo

 

* Metnin orijinalinde bu ölçü 75 feet olarak belirtilmiştir, Türkçe çeviride ise metre olarak kullanılmıştır. 1 metre yaklaşık olarak 3 feet olarak kabul edilmiştir.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48