banner39

İslamcılar ve ekonomi

İslâmcılar, ekonomik topluluklarının problemlerini çözme noktasında, yapısal değişiklikleri gerçekleştirebilecek programlara ve görüşlere sahip olmamakla eleştiriliyor.

Arşiv 22.08.2007, 14:09 22.08.2007, 14:35
İslamcılar ve ekonomi

Cihâd es-Sadî

 

Siyasî İslâmî hareketlerin ekonomik programlarından her söz edildiğinde sürekli tekrarlanan iddialar var. Bunlardan bazıları, yapıcı eleştirel bir ruhla ve objektif bir bakış açısıyla dile getirilen insaflı iddialardır. Özetle bu iddialar İslâmcıları, ekonomik topluluklarının problemlerini çözme noktasında, yapısal değişiklikleri gerçekleştirebilecek programlara ve görüşlere sahip olmamakla eleştiriyor.

 

İddialardan bir kısmı ise bu meseleyi, yapıcı eleştirel mantıktan uzak bir şekilde, yaralayıcı bir üslupla ve İslâmî hareketlere karşı sergilenen siyasî ve fikrî bir düşmanlık tavrı içinde ele alıyor.

 

İslâmcıların, farklı düşünce ve eleştiri ekollerine mensup düşmanlarından pek çoğu, objektif kriterlerle gözden geçirilmesi gereken bir kanaati benimsiyorlar. Bu kanaat şudur: Ekonomik alan, bu alan hakkında konuşmak, Arap ve İslâm toplumlarındaki ekonomik problemlere çözümler sunmak, yeni ortaya çıkan siyasî İslâmî hareketlerin “yumuşak karnını” oluşturuyor.

 

Bu noktada belki Erdoğan örneği, siyasî İslâmî hareketlerin ekonomik misyonu hakkında kuşku uyandırmaya yönelik soruların çoğuna, İslâmcıların bir deneyimi olarak -tâbi eğer Erdoğan’ın bu şekilde kabul edilmesi uygun olursa- cevap niteliği taşıyor.

 

Türkiye deneyimini –genişletilemeyecek bazı kurallar çerçevesinde- İslâmcıların bir başarısı olarak kabul etmek mümkün olsa da, bu deneyimin kendine özgü hususiyetlerinin olduğunu itiraf etmek ve birçok nesnel sebepten dolayı farklı İslâmcı çevreler için “her şeyiyle hazır bir model” olarak tekrarlanamayacağını da bilmek gerekiyor.

 

Metot ve pratik faaliyetler açısından mutedil bir özelliğe sahip İslâmî hareketlerin, siyasî ve toplumsal alanlarda, aynı şekilde bilinçlendirme ve diğer ıslah çalışmalarında ortaya koyduğu parlak çözümler gibi, ümmetin yaşadığı koyu ekonomik fakirlik problemi konusunda da ikna edici çözümler ortaya koymak zorunluluğu vardır.

 

Her türlü siyasî ve toplumsal ıslah programları ve çalışmalarıyla, halkın eğitilmesi ve kültür seviyesinin yükseltilmesi alanında İslâmcıların çok ileri bir noktada olduklarına şüphe yoktur. Yine bu çerçevede Arap ve İslâm kütüphanesinin zenginleştirilmesine çok önemli katkılar yaptıkları da tartışma götürmez bir gerçektir.

 

Yine İslâmcılar, yaşadıkları acı tecrübelerle, hâkim rejimlere karşı yürütülen siyasî rekabette başı çeker hale geldiler. İnsan kaynakları ve müesseseler noktasında sahip oldukları potansiyel, geride kalan on yıllar içersinde, birçok ülkede büyük kabul gören, ıslahatçı siyasî ve toplumsal görüşler sunmalarına zemin hazırladı.

 

Ancak itiraf etmek gerekir ki ekonomik meseleler, -tıpkı hâkim rejimler ve diğer akımlar için olduğu gibi- bu hareketler için de gerçek ve büyük bir problem olmaya devam ediyor. Ortada, sloganik söylemlerden ve teorik-analitik öngörülerden uzak bir şekilde -ve bazılarının, İslâmcıların binasında boşluk olarak kabul ettiği bu alana köprü olacak şekilde-  cevaplanması gereken pek çok soru bulunuyor.  

 

İslâmcı hareketler siyasî, ahlâkî ve toplumsal alanlarda gittikçe yükselen bir grafiğe sahipler. Aynı şekilde yönetim mekanizmasındaki ve devlet kurumlarındaki varlıkları da gittikçe artıyor. Ancak ekonomik alanda bu yükselişe paralel bir grafik sergilenemiyor. Ve bu durum İslâmcıları eleştirenlerin gözünde, onların (İslâmcıların) kapasiteleri ile ve onlara duyulan beklentiler ile uyuşmuyor.

 

İslâmcıların hasımları, kendileriyle yapılan röportajlarda ve tartışmalarda sürekli olarak bazı şüpheleri gündeme getiriyorlar ki, bunların İslâmcılar tarafından geçersiz kılınıp ortadan kaldırılması gerekiyor.

 

Bu kimseler İslâmcıların siyasî programlarının ve görüşlerinin, bulundukları ülkelerdeki yapısal ekonomik problemlerle mücadele edebilecek gerçekçi bir ekonomik görüşe sahip olmadığını söylüyorlar. Yine bu kimseler sürekli olarak İslâmcıların, farklı ekonomik kesimlerin gelişmesini sağlayacak bilimsel ve sağlam bir kalkınma projesine sahip olmadığını seslendiriyorlar.

 

Hatta bu kimseler daha da ileri giderek İslâmcıların programlarında ekonomik meselelerin aslında hiç yer almadığını ileri sürüyorlar. Onlara göre İslâmcılar bu konuyu, herhangi bir stratejik yaklaşıma veya gerçekten alternatif olabilecek görüşlere dayanmadan, sadece göstermelik olarak ve siyasî kazanımlar elde etmek için gündeme getiriyorlar.

 

Ancak siyasî İslâmcı hareketlerin, hareket alanlarının karakterine bakıldığında, onların fiilen uygulanma şansı bulacak ekonomik görüşler sunmalarının önünde nesnel ve gerçekçi engellerin olduğu görülür. Çünkü bu hareketler, aşmalarına imkân olmayan bir zorlamalar seliyle boğuşuyorlar. Bu durum onların, ıslah edici ekonomik görüşlerini, fiili uygulamalardan yoksun bir şekilde ve sadece “teoriler” olarak sunmalarına yol açıyor.

 

Ekonomik sahadaki siyasî İslâmcı söylemin, uygulamadan çok, teoriye yakın olmasına yol açan sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz:

 

Bir: Arap rejimlerinin, mutedil İslâmî hareketler hakkında, kökleşmiş yasakçı bir anlayışa sahip olmaları. Bu durum İslâmcı hareketlerin, ekonomik görüşlerini deneme fırsatı bulmalarına ve gerçekçi çözümler üretmek için bu görüşleri geliştirmelerine engel teşkil ediyor. Evet, onlarca senedir aralıksız bir şekilde Arap rejimleri bu hareketlere karşı göz açtırmayan bir baskı uygularken, bu hareketlerin ekonomik teorilerinin başarısız olduğu hakkında nasıl objektif bir hüküm verilebilir?

 

İki: Bulundukları ülkelerdeki rejimler, sürekli olarak bu hareketlerin karşısına krizler ve problemler çıkartıyor. Bu durumda, bu hareketler için öncelikli ve aslî mesele, varlıklarını ve kazanımlarını korumaya çalışmak oluyor. Bu yüzden ekonomi ve kalkınma ile ilgili meselelerin önem derecesi ise programlarında daha geri sıralarda yer alıyor.

 

Üçüncüsü: Bugün İhvan-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) cemaati, “siyasî İslâm” olarak bilinen hareketler içindeki en büyük hareketi oluşturuyor. Ancak gerek yayıldığı coğrafya, gerekse sahip olduğu taban açısından son derece büyük olan bu cemaat, birçok ülkede kanunen yasak, birçoğunda da büyük bir baskı altında bulunuyor. Bütün bunlar bu cemaatin ekonomik faaliyetlerini, “öğretileri belli, düzeltilmeye, deneyime ve objektif eleştiriye açık” bir şekilde yürütmesine “kanunî, örgütsel, güvenlik ve diğer taktiksel nedenler” ile engel oluyor.

 

Dört: Bulundukları devletlerde, devlet mekanizmasına ve kurumlarına, -örneğin hükümet ve parlamenter olarak- siyasî katılım sağlayabilen İslâmî hareketler, devletin ekonomik temelini oluşturan fikrî ve kanunî yapısından dolayı, genellikle “(yürürlükteki düzene) tâbi olma” konumunda bulunmanın zorluğunu yaşıyorlar. Bunun sebebi bazen IMF’nin (Uluslararası Para Fonu’nun) direktifleri, bazen kurtulup kopmanın mümkün olmadığı siyasî şartlar, bazen donuk ekonomik kalıplara ve fikirlere boyun eğmek, bazen de kapitalizm veya sosyalizm olabiliyor.

 

Bütün bunlar söz konusu kanunlarda ve siyasetlerde köklü değişiklikler yapmaksızın, İslâmî hareketlerin kendi ekonomik görüşlerini ve programlarını sunmalarının son derece zor olduğu anlamına geliyor. Böyle bir değişiklik ise, çoksesli demokratik bir anayasal hayatı gerektiriyor.

 

Yukarıdaki tespitler, İslâmcılar için gerçek engelleri oluşturduğuna göre, bazılarının nazarında bu durum, hasımlarının İslâmcılara insaflı olmalarını sağlayabilir. Ancak böyle olması, İslâmcıların bu hassas meselede, programlarını gözden geçirip düzeltmeler yapma gayretlerine girmemelerine mazeret teşkil etmez. Çünkü günümüzde bu mesele, insanların iç veya dış siyasî meselelere verdiği önemi de aşan toplumsal bir endişe kaynağını oluşturuyor.

 

Mutedil İslâmcılar, hem teorik hem de pratik olarak ekonomik seviyelerini yükseltecek pek çok faktöre sahipler. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

 

Birincisi: Sayı ve çeşit (nicelik ve nitelik) yönünden sahip oldukları beşerî unsur (insan kaynağı). “Genç” olma özelliğine de sahip olan bu unsurun çoğu, her türlü fedakârlık ve çalışma ile gerçek değişimleri gerçekleştirme ve ekonomik ıslahatları icra etme gücüne de sahiptir.

 

İkincisi: “Temiz el” kavramına sahip olmaları. Bu kavram İslâmcılara, -mevcut rejimlerin çoğunun ayrılmaz bir parçası olan- ihanet ve yolsuzluk söylemlerinden uzak bir şekilde, üreticilerin ve kendi projelerini destekleyenlerin güven duymalarını sağlıyor.

 

Üçüncüsü: Hayır işlerinin ve küçük ekonomik faaliyetlerin idaresindeki dikkat çeken başarıları. Bu başarılar bir taraftan insanların gönüllerini okşayıp ihtiyaçlarını karşılarken, diğer taraftan da büyük ekonomik projelerin idaresinde de uygulanabilecek modellerin küçültülmüş halini sunmuştur.

 

Dördüncüsü: Ekonomik görüşlerinde, -çözümü çok zor ekonomik problemler için nesnel çözüm yolları sunan- İslâm şeriatının esaslarına dayanmaları.

 

Beşincisi: Gerçek değişimi yönetmeye; uluslararası malî kurumların ezici kurallarını reddetmeye; ve basiretsizce küreselliğe tâbi olmayı ve onun, sanayileşmiş büyük güçler lehine fakir devletlerin haklarını ortadan kaldıran şartlarını reddetmeye malik olmaları.

 

Altıncısı: Siyasî İslâmî hareketler -tabir yerindeyse- dinamik iç araçlardan biri olarak “düzenleyici” (örgütleyici) yönlendirme unsuruna sahipler. Bu özellik onlara, iç araçların hepsini, bütün unsurları ve ihtiyaçları ile birlikte ekonomik yönün düzeltilmesine ve beslenmesine yönlendirme imkânı veriyor. Üstelik parayı ve iktidarı elinde bulunduran hâkim düzenlerin gücünü de aşan bir şekilde.

 

Yedincisi: Bu hareketlerin mutedil ve barışçı metotları; bütün yönleri ve gerektirdikleriyle İslâm’ı anlamalarındaki kuşatıcı bakış açıları; ve karşılıklı saygı ilkesine dayanarak başkalarının haklarını kabul etmeleri, yardımlaşma noktasında, herhangi bir korku ve endişe duymadan, verimli ve cesaretlendirici bir ortam oluşturuyor.

 

Sekizincisi: Mutedil İslâmcıların hareketli-pragmatist düşünceden yararlanıyor olmaları, onlara, İslâmcıların dışındaki başarılı ekonomi okulları ile kolay bir şekilde ilişkiye girme imkânı sağlıyor. Bundaki amaç, bu okulların deneyimlerinden yararlanmak ve onlarla, problemlerini teşhis edip, bu problemlere ciddi ve eleştirel çözüm yolları bulmak için gerçek bir ortaklık kurmak.

 

Dokuzuncusu: İslâmcılar, Arap ve İslâm âlemi içinde geniş bir coğrafyada hareket eden (ekonomik faaliyetlerde bulunan) insan kaynaklarına sahipler. Bu kişiler hakkında olumlu kanaat ve beğeni oluşuyor ve bu durum, gerek şahıslar, gerekse hükümetler bazında büyük proje sahiplerini, onlarla ortaklık kurmaya ve birleşmeye teşvik ediyor. Bunlar yakın ve uzak vadede gerçek ve güvenilir ekonomik fırsatlardır.

 

Cihâd es-Sadî: Filistinli gazeteci - yazar.

 

 

Bu makale Halil Kendir tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.

 

 

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?