İslam'da Aşk Tasavvuru

Joseph Norment Bell İslâm'da Aşk Tasavvuru kitabıyla özellikle Hanbeli ekolünün estetik anlayışını değerlendiriyor.

İslam'da Aşk Tasavvuru

 

Asım  Öz/Dünya Bülteni

Tarih boyunca filozoflar, bilginler, edebiyatçılar sevgi üzerine düşünmüş ve yazmışlar; bu konuda sayısız teoriler ve fikirler öne sürmüşler ve eşsiz bir literatür oluşturmuşlardır. İslâm alimleri, filozofları ve edebiyatçıları da sevgi üzerine dokuzuncu ve onuncu yüzyıldan başlayarak binlerce eser ortaya koymuşlardır.Bu eserler de çeşitli kültürel bağlamlarda ortaya çıkmışlardır: İlahiyat çalışmaları alanında el-Câhız'ın (ö. 255/868) cariyeler üzerine yazdığı Kiyân'ı, ve Sevgi ve Kadınlar Hakkında Risâle'si gibi ahlâk ve sosyoloji alanındaki edebî eserler ; el-Muhâsibî'nin (ö. 243/837) "Sevgiye Dair Bölüm”ü  gibi ilk tasavvuf metinleri ve son olarak da edebiyat antolojileri kümesi. Bu konudaki esas literatür ise mutasavvıflar tarafından oluşturulmuştur.

Oryantalist çalışmalarda İslâm'ın katı bir yorumunu savunmakla nitelenen, mensuplarına entelektüel uğraşlarda sıkıntı çıkardığı varsayılan ama öyle olmayan ve daha çok nakli bilgiyi esas alarak İslam düşüncesinin gerek klasik döneminde gerekse çağdaş döneminde büyük düşünürler yetiştiren Hanbelîler aynı zamanda tasavvufa mesafeli oluşlarından ya da İbn Arabi ekolüne eleştirel bakmalarından dolayı onlara uzak olduğu düşünülen sevgiyi ele alan Arapça literatüre önemli katkılarda bulunmuşlardır. Hanbelîlerdeki sevgi geleneğinin hangi edebî anlayışa ait olduğu ve bu anlayış içinde öne çıkan isimlere odaklanan önemli bir çalışma yayımlandı.

Uhrevî  ve Dünyevî Sevgi

İslâm’da Aşk Tasavvuru adıyla yayımlanan çalışmanın yazarı Joseph Norment Bell.Yazar sevgi üstüne yazılan Hanbelî külliyatın büyük kısmının, mezhebin tipik dogmatik ve ahlakî kaygılarını yansıttığını ifade ediyor. Bunun yanında Hanbelîler hakkındaki yaygın klişeleri de masaya yatırıyor: “ Hanbelî mezhebinin takipçileri uhrevî (sacred) ve dünyevî (profane) sevgiyi ele alan Arapça literatüre önemli katkılarda bulundu. Hanbelîler hak¬kında yaygın kabul gören önyargıların etkisindeki modern Orta Doğulular ve oryantalistler, bu gerçeği bir aykırılık gibi görme eğilimindedir. Günümüzde, bazı Arap ülkelerinde bir kişiyi, en iyimser ifadeyle düşüncelerinde ve davranışlarında kaba olmakla itham etmek için, onu Hanbelî olarak vasıflandırmak yeterlidir. Hanbelîlerin sevgiyle ne gibi bir ilişkileri olabileceği sıklıkla sorulur. Bu yaygın kanı, şüphesiz, adil değil” Pek çok açıdan bir ilk olan  çalışmanın amacı da, temsil gücü yüksek dört Hanbelî yazarın; Ebu'l-Ferec İbnül-Cevzî.

Ahmed İbn Teymiyye ve onun bu literatüre katkılarını olgunlaştıran öğrencisi İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye ve Merî İbn Yûsuf el-Kermî'nin sevgi hakkında ortaya koydukları çalışmaların ortak hususiyetlerini yansıtacak biçimde, her birini tek tek incelemektir. Yazar, ele aldığı bu dört Hanbelî yazarın sevgi hakkında ortaya koydukları çalışmaların ortak yönlerini yansıtmakta, her birini tek tek değerlendirmektedir.

Bu değerlendirmeler yapılırken, diğer kelâm okullarının ve sûfîlerin de görüşleri ortaya konmakta, böylece İslâm'ın sevgi  tasavvuru hakkında genel bir tablo da çizilmektedir. Böylece yazarların/alimlerin sevgi veya “eş anlamlı” sözcüklerle ifade etmiş oldukları herhangi  ayrıntı gözden kaçmamış.Hem genetik hem de motif yaklaşımlarını nerede uygun gördüyse kullanmaktan çekinmeyen yazar yöntem konusunda   nihai olarak metinlere bağlı kalmış.

Motif araştırması  metodunu benimserken İsveçli Piskopos Anders Nygren’den hareketle üç temel kavramı istihdam eder yazar. İlki insanlar arasında vuku bulması mümkün olmayan ve yalnızca Tanrı'nın rızası için karşılık beklemeksizin tümüyle benliğinden sıyrılmaktan ibaret olan ilkel Hıristiyan sevgisi yani agape. İkincisi ise Eflâtun'un ruhî olgunluğun en yüksek mertebesi, insanı kâmil olma arayışında ifadesini bulan semavî sevgisi yani  eros.  Üçüncüsü ise ilâhî yasa çerçevesinde oluşan ve bu yasaya itaat etmekle ifade edilen sevgiyi  yani nomos’u  incelemelerinin kurucu çerçevesi olarak yerleştirir.

Yazar bu değerlendirmeler içinde en olgun kitap olarak İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye’nin Ravdatü’l Muhibbîn’i ağırlıklı olarak Ebu'l-Ferec İbnül-Cevzî Zemmü’l Hevâ adlı öncü eserine dayandırır. Bu eserdeki en ilginç yanlardan biri şudur: Allah kştabında hevâdan bahsettiği hiçbir yerde,onu ayıplamaktan geri durmaz. Daha sonra yazılmış olan Merî İbn Yûsuf el-Kermî'nin Munyetü’l-Muhibbin eserinin ise hem Zemmü’l Hevâ’yı hem de Ravdatü’l Muhibbîn’i izlediğini belirterek aynı anlayışı benimseyen alimlerin aynı konuyu nasıl tasavvur ettiklerini ortaya koyar: “es-Serrâc'ın gelişi güzel hazırladığı Mesâri' el-uşşak da, bu türün üzerinde kendi izini bıraktı. Daha sonraki yazarlar, sürekli onun kitabındaki malzemeye başvurdular. Bunlar arasında en ileri gidenler İbnül-Cevzî ve onun vasıtasıyla İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye’ydi. Mesâri’in, Hanbelî sevgi teorisi üzerine etkileri açıktır. Bununla birlikte es-Serrâc'ın öncelikli etkisinin edebiyat üzerinde olduğu ve malzemesinin çok büyük bir kısmının Ahmed'in ekolünde yer alan takipçilerinin ahlâk öğretileriyle çok az ilişkiye sahip olduğu görülür.

Daha önceki yorumlara dayanarak ana sorularımızın ilkine sınırlı bir cevap vermemiz mümkün. Es-Serrâc'ın Mesâri'ini bir yana bırakırsak, Hanbelî sevgi incelemeleri, yapısı itibariyle ve bir dereceye kadar muhtevasıyla konularına göre düzenlenmiş antolojilerin belirgin bir örneğidir. İkinci soruya cevap verirken, bu incelemelerin tür içindeki farklı konumlarına dair birkaç ön izlenim şu an için yeterli olmalıdır. Zemmul-Hevâ ve Ravdatü'l-Mııhibbîn, her türlü kıstasa göre, dünyevî sevgi üzerine Arapça tasvir külliyâtında büyük bir başarıdır. Mer'î b. Yûsuf'un Munye'si ise daha aşağı düzeyde bir eserdir. Ayrıca ilk iki çalışma, edebî kaygının dinî olana göre geriye itilmesi açısından da kendi türlerindeki antolojilerden de farklılık gösterirler. Sık sık sûfî karşıtı bir tartışmanın eşlik ettiği sıkı bir ahlâk vurgusu metni kaplar ve Ravda'da konular teolojik bir yapıya bürünür. Her iki kitap da, geniş bir okuyucu topluluğunun ilgisini çekecek bir şekilde sunulmuş, Selefi İslâm'ın birer savunması olarak anlaşılmalıdır.

Bir yandan dünyevî sefahate saldırırken, diğer yandan da Nygren'in eros dini dediği şeyi hedef alırlar. İlginç bir şekilde, Munye-tul-Muhibbîn, bu yaklaşımdan keskin kopuşları da içinde barındırır.”

İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye’de Ortaçağ İslam düşüncesinde sevgi üzerine gerçekleşen tartışmaların üç halkasını oluşturan edebî,mistik ve kelâmî yönler iç içe geçerek ona kendi rengini vermiştir. Bu nedenle çağdaş İslam düşüncesinin önemli isimlerinden Reşid Rıza İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye’nin Medâric es-Sâlikîn eserini tasavvuf ve ahlak konusunda bildiği en iyi kitap olarak niteler. Tabi bu eserin yapısı ve konuları alışılmış Sûfî yaklaşımın genel konularını yansıtmakla birlikte içerik büyük oranda Hanbelî ahlak vurgusu etrafında biçimlenmiştir. Onun bütün metinleri içinde sevgi incelemeleri bakımından üzerinde durulması gereken klasik eseri Ravdatü'l-Mııhibbîn’dir.Erken dönemde kaleme alınan bu eserinde yazarı hem dünyevî hem de uhrevî sevgi konusundaki görüşlerini kapsamlı bir biçimde işlemiştir. Eser şu bakımdan kayda değerdir: Sevgi bahsinde Hanbelî düşüncesini sentezleme başarısını üst düzeyde ortaya koymuştur. Bu nedenle kitapta en geniş yer bu eserin irdelenmesine ayrılmıştır.

Çalışma genel olarak geleneğin gerekliliklerini yansıtmasına karşın Yeni Hanbelî düşüncesinin yeni unsurlarını açıklamak üzere kaleme alınması bakımından öncülü sayılan Zemmü’l Hevâ’dan farklılaşır.

Yazar bu eserinin girişinde sevginin yani muhabbetin yaratılışın nihai anlamı ve ruhun kurtuluş yolu olduğunu ortaya koyar. Çalışmanın amacı İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye hocası İbn Teymiyye’nin öğretisiyle uygunluk içinde; inananları tüm ikincil sevgilerden öteye geçerek bu sevgilerini, tümüyle Allah’a ait olan üst düzeydeki sevgiyle nasıl uyumlu kılacaklarını göstermeye çalışır. İbn Teymiyye’nin ihmal ettiği dünyevî sevgiyi ve daha ayrıntılı olmak üzere dini konuları ele alması onun farklılığını da belirginleştirmektedir.

İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye sevgi teorisinin dünyevî,ilâhî ve mistik yönlerini ele alarak bu üç yönün de birbirine bağlı olduğuna içtenlikle inanır. Yazar teorik tartışmalarını hevâ ve akıl arasındaki savaşım yanında insan fıtratında yer alan fıtri eğilimleri dizginleyerek insanın kendisiyle barışık biçimde yaşamını sürdürmesini ve süflî arzularından arınmanın nasıl sağlanacağı üzerinde ayrıntılı olarak dururken kendi özgünlüğünü de ortaya koymuş olur. 

Sevgide Aşırılık

Sevgide aşırılık olarak görebileceğimiz ve paketlenmiş ve metaya dönüşmüş kültür endüstrisinin önemli unsurlarından aşk kavramının ilk dönem İslam bilginlerince nasıl ele alındığını da görme imkanı sunuyor yazar.

Bu kavramın İslam’ın temel metinlerinde yer almamasından ayrıca kavramsal olarak kıyısızlığından dolayı tanımlanamamasından dolayı İnsan ve Allah arasındaki sevgiye uygulanamazdı. İlk dönem otoriteleri ışk tabirinin sevgide aşırılığı hatırlatması nedeniyle ve Allah’ın sevgisinde aşırılık olamayacağı için bu kavramı reddetmişlerdir.Bu yüzden ışk kavramını insanın Allah’a olan sevgisi için uygun görmediler.Onlara göre bu düşünce yani ışk düşüncesi sadece sevilenin yanlış biçimde tasavvur edilmesi neticesinde ortaya çıkabilirdi. Oysa Allah’ın böyle tasavvur edilmesi yasaklanmıştı.

Yazar ayrıca şunu da tespit  eder: “Bugüne kadar şiir ve tasavvuf dışındaki alanlarda, İslâm sevgi kuramı meseleleri, öğrenciler için ikinci derecede öneme sahip oldu; muhtemelen kaçınılmaz bir şekilde konu hakkındaki Hanbelî bakış açısı da yanlış anlaşıldı”

Yazar kitabının sonuna koyduğu Ortaçağ Avrupa edebiyatındaki sevgi tasavvuru üzerinde Arap etkisi teorisine de değiniyor. Endülüs yoluyla Güney Fransa'ya geçen oradan da Avrupa'nın kalanına yayılmış olan romans şiiri üzerinden uygarlıklar arasındaki etkileşimlere de kapı aralıyor. Bu nedenle bu kitabı sadece olduğu şekliyle, basitçe bir mezhebi inceleme kitabı olarak görmeyi değil, onu farklı bağlamlara oturtarak sevgiye dair Avrupa literatürünün bir kısmının, nasıl ortaya çıktığını anlamak noktasında katkı sağlamayı amaçlayan bir kitap olarak da görülebileceğini fazlasıyla düşündürtüyor. Yazardan öğrendiğim bir şeyde bilgi ve okumanın her zaman için bitimsiz bir serüven olduğu. Bilgi ve okuma hep sürer çünkü. Dolayısıyla, bitmez tükenmez ölçüde bir sorgulama, keşif ve meydan okuma duygusu da gerektirirler.

Kendi payıma düşündüğümde, bir öğretim üyesi olarak Joseph Norment Bell  söz konusu kitabıyla  her şeyden önce okurlarına bilgi aktarmak, onları daha önce bilgi sahibi olmadıkları alanlara yöneltmeyi başarıyor. farklı bir yönde hiçbir zaman katışıksız tek bir yapı arz etmeyen Hanbelî dini tecrübesini tanımak adına çok değerli katkılar sağlar. Bununla birlikte İslam düşüncesinin spesifik meselelerini öğrenmekten geri kalmama tohumları da ekebiliyor.

hanbeli.jpg

Joseph Norment Bell,  İslâm’da Aşk Tasavvuru-Hanbelîlik Örneği-,İnsan Yayınları,2010,342 sayfa

Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2010, 16:01
YORUM EKLE

banner33

banner37