banner15

İslâm Dünyasında Uyanış Belirtileri

Çöküşün sebepleri tayin edilmedikçe kurtulmak mümkün olmayacağı gibi, yükselmenin anayolu bulunmadıkça da yükselmek ihtimali yoktur.

İslâm Dünyasında Uyanış Belirtileri

Çoklukla acı felaketler ve ümit verici uyanışlarla neticelenir. Müthiş darbeler, birbirini takip eden talihsizlikler ve felaketler milletlerin uyuşuk dimağlarına uyanıklık nurları saçar, donmuş kanlarına deveran kudretleri bahşeder. Acıklı sefaletler devamlı sükûtlar içinde çırpına çırpına yorgun ve halsiz bir millet, sefalet ve sükûtun tabii bir hal olmadığını anlarsa kurtulmaya namzet demektir. Çünkü böyle bir kanaat geldiği günden itibaren kurtuluş yollarını aramaya başlayacaktır. Yaşamak için didinmek, çarpışmak gerektiğine kanaat getiren bir millet, zillet olursa hiç şüphe yok ki kurtulur, kurtulabilir. Zilletten saadete, esaretten şevkete yükselir, yüksele bilir. Yeter ki bu azim geçici olmasın, kurtulmak kanaati esaslı bulunsun, kurtuluş yollarını gösterecek rehberler azim ve irfanla mücehhez olsunlar.

 

Asırlardan beri sefalet çamurlarında sürüklenen, felaket yumrukları altında yıpranan, inkıraz çukurlarına gömülen Müslümanlar, son zamanlarda akıbetin dehşet verici vahametini takdir edecek kadar amansız tekmelere, Cehennemi sadmelere maruz kaldılar.

 

Salip (haç), papalar devrindeki yıllanmış gayz ve şiddetiyle, geçen günler nisbetinde amansızlığı da artmak üzere sürekli hilale hücum etti ve ediyor. Maksadı yalnız hilalin şaşaasını söndürmek değil, onu bütün bütün batırmak yok etmekti. İşlenen yapılan kanlı facialar bu gayenin takip edildiğini pek güzel gösterdi, şu anda da gösteriyor.

 

Son felaket dersi ağır bir bilgisizlik kabusu altında varlığını bile unutan İslam dünyasına pek müthiş bir kıyametin arefesinde bulunduğunu kesin bir surette ihtar etmedi mi?

 

Müslümanların cehalet uykusunda devam etmeleri, bölünme vadilerinde koşup durmaları, beklenen kıyametin kopmasının çabuklaştıracak sebeplerden değil midir? İslamiyet’in payidar olabilmesi için Müslümanların uyanması, Birleşmesi toplanması halifelik arşı etrafında demirden bir kitle teşkil etmesi durumu bu günkü kadar hiçbir zaman his edilmemiştir. Çünkü Müslümanlarla beraber İslamiyet’i de silip süpürecek olan müthiş tufan kopmaya hazır bulunuyor. Balkan faciaları bu kıyametin belirmiş alametleri idi. Müslümanlar uyanmaz sağlam bir birlik kitlesi halini almazlarsa büyük kıyametin kopacağına da şüphe etmemelidir.

 

Emin olmalıdır ki; Hıristiyanlık dünyasının hazırladığı bu müthiş kıyamet yalnız Müslümanların başına kopacaktır.

 

Çünkü işsiz, servetsiz ticaretsiz birlikten yoksun yaşan Müslümanların hali bir kıyametin kendi başlarına kopmasını çabuklaştıran en büyük sebeplerdendir. Müslümanlar ilahi fermana uyarak ilm ve irfan elde etmeye çalışır, ticaret hayatına atılır, servet biriktirmeye gayret eder, Kuvveti doğuran birliğe muvaffak olursa; yine şüphe yoktur ki batının süratlendirmek istediği bu kıyamet hiçbir zaman kopmaz ve kopamaz.

 

Müslümanlar bir devirde ilmen, irfanen cihana medeniyet dersi vermişlerdir. Servette, cesaret ve şecaatta, ticarette dünyanın biricik hâkimi olmuşlardır. Hâlbuki bu gün tarumar olmuş İslam diyarının her tarafında acıklı bir sefalet hüküm sürmektedir. Her yerde Müslümanlar sefalet ve esaret altında inliyorlar.

 

Bugünkü sükûtun sebeplerini araştırmak ne kadar lazımsa önceki yükselmenin anayolunu bulmaya çalışmakta o derce lüzumludur. Çöküşün sebepleri tayin edilmedikçe kurtulmak mümkün olmayacağı gibi, yükselmenin anayolu bulunmadıkça da yükselmek ihtimali yoktur.

 

II

 

Önceki makalemin sonlarında bugünkü sükûtun sebeplerini araştırmak ne kadar lazımsa önceki yükselmenin anayolunu bulmaya çalışmakta o derecede lüzumludur demiştim. Gerçekten ben buna kaniyim. Fakat bu kanaat konusunda ben Cemaleddin Afgani hazretlerinin talebesiyim. Çünkü bu hakikati ilk önce o anlamıştı. Merhum üstat bu meselenin ilmi bir şekilde tetkiki için İslam dünyasını baştan başa dolaştı. İslam dünyasının her köşesine bucağına sokuldu, girdi; İslam dünyasının her tarafından kaşaneler yerine harabeler gördü. Kaybolmuş saadetlere karşılık felaketlerle karşılaştı. Semerkand medreseleri kapanmış buhara dershanelerinde örümcek ağ germiş, Merağa rasathanesi yıkılmış, Gazne camii harap olmuş, Hint Müslümanları esarete düşmüş, İran baştan başa cehalet kabusu ile kaplanmış melikşah medreselerinin temelleri kaybolmuş, Ezher’in şaşaası yok olmaya yüz tutmuş. Fas inkıraza sürükleyen bir anarşiye mahkûm olmuş, Afrika’da İslamiyet salibin esaret boyunduruğuna girmişti.

 

Afganistan’da, Türkistan’da, Hindistan’da, Çin’de, cava ve Filipin’de,  Afrika’da ilim yerine cehalet, nura karşılık zulmet hüküm sürüyordu. Her adımda bin türlü feci levhalar görülüyordu.

 

Cemalettin bu halin sebeplerini araştırdı ve buldu; Müslümanlar İslâmiyeti kaybetmiş din adına hurafelerin esiri olmuşlardı.

 

Türk dahisi İbn Sina İslam felsefesinin esaslarını kurduğu gibi onun ırkına mensup olan Cemalettin’de İstanbul’da İslâmiyeti ihya etmeye kalkıştı. Koca dahi, İslam dünyasına saçılacak uyanış nurunun hilafet merkezinden başka bir yerden parlayamayacağına kani olmuştu. Bu kanaatle hilafet kapısına koştu.

 

İslam ufuklarını kaplayan hurafe bulutlarını dağıtacak, hakiki dini bütün şaşaasıyla meydana çıkaracak nurlu dimağları İstanbul’da bulabileceğini zannediyordu. Bunlarla birleşerek hilafet arşından İslam dünyasının felaket yağdıran ufuklarına bir hayat nuru saçabileceğini umut ediyordu.

 

İstanbul’a geldi. Fakat maatteessüf umduğunu bulamadı. Aksine tahkire, tezyife, hatta tekfire maruz kaldı. Dinden habersiz kara cahiller, Ebu Cehil’in Peygamberi tahkire yeltenmesi şeytanın âdemi tezyife kalkışması gibi, İslam Dünyasının bu büyük dahisini tekfir etmek cesaretini gösterdiler.

 

Dinin yüce esasların bigâne olan bu bedbahtlar Cemaleddin’in irfan dehasını takdir edememiş, ruhunu inleten dertleri duyamamış, hissedebilecek seviyeye yükselememişlerdi.

 

Cemaleddin hilafet merkezinde derdini anlatacak, fikrini keşfedecek bir fert bulamamıştı. İlimsiz, idraksiz bir sürü mahlûkat görmüştü. Gazallilerin, İbn Kemallerin, Molla Hüsrevlerin makamlarını gasp eden âlim kıyafetli cahiller, halka hurafeleri din, meskeneti iman salâbeti, zillet ve sefaleti de kaderin icablarından diye telkin ediyorlardı. Cemaleddin bu hal muavacehesinde titredi, köpürdü. Çünkü beslediği tatlı ümitler esasında yıkılmıştı. Hilafet merkezi bu halde olunca İslam dünyası için kurtulmak ümidi beslemek muhal bir şey istemek demekti.

 

İslamiyetin inkıraza, Müslümanların bu umumiyetle esarete mahkum olmaları faciası, bütün dehşetiyle koca dahinin gözü önünde şekle bürünmüştü. Cemaleddin beyhude yere çırpındı durdu: ulemaya başvurdu, vüzeraya tehlikeyi anlattı. Halifenin huzuruna kadar çıktı. Fakat heyhat! Cahiller topluluğu Cemaleddin’i çekememişlerdi. Zamanının şeyhülislam’ı makamını kaybetmek vesvesesine düştü, entrikalar başladı, nihayet yegane emeli, İslamiyet’i yüceltmek, Müslümanları uyarmaktan ibaret olan Cemaleddin İstanbul’u terk etmeye mecbur kaldı.

 

Cemaleddin meramına nail olmadan Müslümanların son zamanlarındaki felaketlerini görmeden Allah’ına kavuştu. Fakat korktuğu tehlikelerin kısmen ortaya çıkmasıyla birlikte ektiği tohumlar da filizlenmeye başlamıştı. Seller gibi akan Müslüman kanları uyanış zemini aralıksız suluyordu. Fikirlere bir uyanış ruhları bir nefha (?),  kollara bir kudret geldi. Hurafeleri görecek, hurafeperestleri susturacak, hakiki dini meydana çıkarmak lüzumunu idrak edecek nurlu dimağlar yetişti. Bu alimler arasında Mısır müftüsü Şeyh Muhammed Abduh ilk safta bulunuyordu.

 

Felaketler ard arda geldikçe uyanış izleri de derinleşiyordu. Balkan faciaları da Trablus felaketleri kesinlikle ispatladı ki Müslümanlıkta kati ve hakiki bir inkılâp yapılmadıkça Müslümanlar yaşayamayacaklardır.

 

Din adına ortaya atılan hurafeler Müslümanları ezdikçe onlar için hayat hakkı yoktur, beka ve devamlılık hakkı kaybedilmiştir. Çünkü hurafeler yaşatmaz, öldürür. Bu iddiayı kuvvetlendirmek için Çin’de, Hind’de, Afrika’da, Avrupa’da can çekişen Müslümanların yürekleri parçalayan perişan hallerini tasvir etmeye bilmem ki lüzum var mıdır?

 

Evet Müslümanlar için dini bir inkılaba kati bir ihtiyaç vardır. Fakat bu inkılâp bir kısım sivri kafalıların zan ettiği gibi herkesin keyfine göre dini konularda tasarrufta bulunması, yeni bir din icadına kalkışması demek değildir. Bu inkılâp; hurafelerden hakikatte koşmak, dini hakikatler arasından yosunlu kafaların tortu hayallerini ayıklamak, asr-ı saadetteki Müslümanlığa dönmek, Ashab-ı Kiram-ın gittiği yola gitmek demektir.

 

Çünkü bugünün Müslümanlarını hazreti Peygamber’in getirdiği dinin esaslarını unutmuş, din adına mitolojik devin hurafelerine sarılmış olduklarından şüphe yoktur. Bu gibi hurafeleri birer birer ayıklamak, esassızlıklarını meydana çıkarmak, hakiki dinin ulvi esaslarını ihya etmek, Müslümanlara feyizli yüce bir yol açmak kesinlikle lazımdır.

 

İslam’ın maruz kaldığı müthiş felaketler dolayısıyla bizde ve bütün İslam dünyasında bu yolda bir cereyan açılmış olduğunu görmek ne kadar tatlı ümitlere düşüyoruz. Fakat bu cereyanı makul bir tarzda idare etmek icap ettiğini de umuyoruz.

 

Son felaketlerin bize telkin ettiği acı derslerden biri de, dinsiz bir milletin, rabıtasız bir topluluk yığınından farklı olmayacağını ispat etmiş olması değil midir? Dini rabıtadan mahrum olan bir cemiyet müthiş sadmelere karşı mukavemet gösterebilmek salâbetine hiçbir zaman sahip olamaz. Birden bire zuhur eden şiddetli bir felaket rüzgârı o cemiyetin parçalarını ve fertlerini bir anda tarumar eder.

 

Asırlardan beri din duygusu ile terbiye edilmiş. Dini Saiklerle yürümüş olan kitlede bu rabıtaya lüzumu kadar ehemmiyet verilmez, aksine ihmali yoluna gidilirse tabiidir ki, parçalarını birbirine bağlayan kuvvetin çözülmesi ile bir cisim nasıl dağılırsa, o kitlede bir sadme ile öylece tarumar olur. Hâlbuki dini duyguları yosunlanmış olan milletler dış hücumlar önünde demir gibi sağlam ve yekpare bir kale gibi mukavemet gösterirler. Senusiler Afrika çöllerine cehennemler yağdıran düşman toplarına karşı, en sağlam zırhlardan daha kuvvetli bir imanla hala mukavemet göstermiyorlar mı?

 

Bir millet için nura, irfana, fazilete götürücü bir din ne kadar lazımsa hurafelere, cehalete ,sefalete sürükleyen bir akide de o kadar zararlıdır, geçmiş milletlerin hurafeleri ile karışan  bu günkü Müslümanlığın müntesiplerinin ne derekelere sürüklendiğini görüp duruyoruz.

 

Hz. Peygamberin devri ile onu takip eden asırlarda Müslümanları şandan şana zulmetten nura, cehaletten irfanın en üst noktasına yücelten hakiki Müslümanlığın kalıcı izleri için de tarihin azametli sayfalarına müracaat edebiliriz.

 

İslamiyet’i asr-ı saadetteki sadeliğine döndürmedikçe Müslümanlar için ilerleme (terakki) kapılarının açılması mümkün değildir. Bu husus için yayılacak ilk nur huzmesi hilafet merkezinden parlamalıdır. İslam dünyası büyük bir sabırsızlıkla bu nurun şaşaa saçmaya başlamasını bekliyor. Çünkü bu nur yayılmadıkça Müslümanların yaşayabilmeleri imkân haricindedir. İslam’ın ilk saf haline dönmek lüzumu İslam dünyasının her tarafında pek derin bir şekilde hissedilmektedir.

 

Her taraftan duyulan uyanış âvazesi nur ve irfan ihtiyacının ne kadar şümullü olduğunu pek güzel gösteriyor.

 

Bu hayırlı ve ümit verici belirtilerden istifade edebilmek maharetini göstermekte hilafet merkezinin büyük mütefekkirlerine ait mukaddes ve reddedilmez bir vazifedir.

 

M. Şemseddin, ”Müslümanlık aleminde intibah emareleri”. İslâm mecmuası, sayı :1 (12 rebiülevvel 1332) ve sayı 4 (28 rebiülahir1332). 

 

-----------------------------------------------

 

M. Şemseddin Günaltay Kimdir? (1883-1961)

 

M. Şemseddin Günaltay 1883’te KemaliyeErzincan’da doğdu. Babası müderris İbrahim efendi, annesi Saliha hanımdır. Üsküdar Ravza-yı Terakki ve Vefa İdadisi’ni bitirdi.

Dâru’l-Muallimîn-i Âliye’nin fen şubesinden mezun oldu. Özel olarak Arapça, Farsça, dini ilimler okudu, icazet aldı: Fransa’ya gitti, Lozan’da fizik ilimleri sahasında tahsilini sürdürdü.

 

Dönüsünde Kıbrıs İdadîsi’nde öğretmenlik, Midilli İdadisi ve İzmir Gelenbevi lisesi’nde müdürlük yaptı. Midilli’de iken Sırat-ı Müstakim - Sebilürreşad ekibine yazar olarak katıldı. İlk yazıları felsefe ağırlıklı idi, daha sonra sosyal konulara yöneldi. 1911’de kurulan Türk ocağında tarih dersleri ve konferanslar verdi. İslam mecmuası’nın çıkmaya başlaması ile (1913) İslamcı-Türkçü diye adlandırılan ekibe katıldı.

 

1914’te Darülfünun edebiyat fakültesinde Türk tarihi ve İslam kavimleri tarihi müderrisi oldu, Süleymaniye medresesinde dinler tarihi ve İslam felsefesi okuttu. Darülfünun ilahiyat fakültesinde dersler verdi ve bu fakültesinde reisliğine(dekanlık) getirildi. 1915’te İttihat ve Terakki fırkasından Ertuğrul Bilecik mebusu oldu ve görevi Meclis-i Mebusan’ın dağılışına kadar devam etti(1920), Darülfünun’daki derslerini de sürdürdü. 1918 İttihat ve Terakki Kongresinde 2. reislik yaptı. 1918’te kurulan teceddüt fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Mütarekeden sonra kurulan Divan-ı Harb’de harp sorumlusu olarak ittihat terakki ileri gelenlerini sorgulayan komisyonda bulundu(1918).

 

Ankara hükümeti kurulduktan sonra İstanbul belediyesi meclisi üyeliğine ve reis vekilliğine seçildi. Anadolu ve Rumeli müdafaa-i hukuk cemiyetinin İstanbul şubesinde görev aldı. Atatürk’ün İstanbul CHP teşkilatını kurmaya memur edildi.

 

2. devre TBMM’de Sivas mebusu olarak girdi (1923). Sivas ve ardından Erzincan mebusluğu 1954 yılına kadar devam etti, meclis başkan vekilliği yaptı. Türk Tarih Kurumunun kurucu  üyeleri arasında yer alan (1930) Günaltay, 1941 yılından itibaren vefatı tarihi olan 1961’e kadar bu kurumun başkanlığını da yaptı. Tarih kongrelerine katıldı, tebliğler sundu. İstanbul ve Ankara üniversitelerinde profesörlük yaptı. Türk tarih tezinin geliştirilmesinde ve resmi tarih kitaplarının yazılmasında etkin görevler aldı.

 

TC’nin 14. başbakanı sıfatıyla tek parti devri halk partisinin son hükümet başkanı oldu (15.01.1949 - 22.05.1950). 1954 seçimlerinde milletvekili seçilemedi. 1958-59 yıllarında CHP İstanbul il başkanlığı yaptı. 27 Mayıs ihtilalinden sonra temsilciler meclisi üyeliğine atandı. 1961 seçimlerinde İstanbul senatörü seçildi. Bu görevde iken 19 Ekim 1961 günü İstanbul’da vefat etti, Vasiyeti üzerine Ankara’ya götürüldü ve Cebeci Asrî mezarlığına defnedildi.

 

Günaltay Arapça, Farsça ve Fransızca bilmekteydi.

 

ESERLERİ

Eski Türk Harfleriyle:

Fennin En Son Keşfiyatından. İstanbul 1912 Matbaa-i Ahmed İhsan ve Şürekâsı 192 s.
Zulmetten Nura. İstanbul 1915 Tevsi-i Tıbaat Matbaası. 405 s. (2. bsm. 1915, 3.bsm. 1925)
Hurafattan Hakikata. (İstanbul) 1916 Tevsi-i Tıbaat Matbaası. 368 s.
İslâm Tarihi. I.k. İstanbul 1922-1925 Evkaf-ı İslâmiyye Matbaası. 416 s.
Mufassal Türk Tarihi. 5. c. İstanbul 1922-1924 Evkaf Matbaası - Matbaa-i Âmire.
Tarih-i Edyan. I. c. İstanbul 1922 Kanaat Matbaası. 320 s.
Felsefe-i Ulâ. İsbat-ı Vacib ve Ruh Nazariyeleri. (İstanbul) 1923 Evkaf-ı İslâmiyye Matbaası. 582 s.
İslâmda Tarih ve Müverrihler. İstanbul 1923-1926 Evkaf-ı İslâmiyye Matbaası. 464 s.
Maziden Âtiye. İstanbul 1923 Kanaat Kütüphanesi. 316+4 s.
Müntehap Kıraat. (Darülhilâfe medreseleriyle bilûmum medaris-i ilmiyede tedrisi kabul edilmiştir). I. k. (İstanbul) 1923 Kanaat Matbaası. 160 s.
İslâm Dini Tarihi. İstanbul 1924 Darülfünun Matbaası. 296 s.
Mufassal Türk Tarihi. 6. k., 2. bsm. İstanbul 1925 Matbaa-i Âmire.

Yeni Türk Harfleriyle:

Müslümanlığın Çıktığı ve Yayıldığı Zamanlarda Orta Asya'nın Umumî Vaziyeti. Ankara 193? Başvekâlet Müdevvenat Basımevi. 89 s.
Mezopotamya-Sumerler, Akatlar, Gutîler, Amürüler, Kassitler, Asurlular, Mitannîler; İkinci Babil İmparatorluğu. İstanbul 1934 Akşam Basımevi 52 s.
Suriye ve Palestin. İstanbul 1934 Akşam Basımevi. 52 s.
Türk Tarihinin Ana Hatları Eserinin Müsveddeleri. İstanbul 1934 Akşam basımevi. 208 s.
İbranîler. İstanbul 1936 Akşam Matbaası. 62 s.
La décadence du monde Musulman est-elle due â l'invansion des Seldjoucides? İstanbul 1937 Devlet Basımevi. 16 s.
İslâm Dünyasının İnhitatı Sebebi Selçuk İstilâsı Mıdır? İstanbul 1937, 2. Türk Tarih Kongresi. 15 s. (Yeni basım: 1938).
Türk Tarihinin İlk Devirleri Uzak Şark, Kadim Çin ve Hind. İstanbul 1937 Millî Mecmua Basımevi. 309 s.
Türk Tarihinin İlk Devirlerinden Yakın Şark, Elâm ve Mezopotamya. 1937 Devlet Basımevi. 307 s. Türk Tarih Kurumu Yayınlarından. VIII. Seri No. 3
Türk Tarih Tezi Hakkındaki İntikatların Mahiyeti ve Tezin Kat'i Zaferi. (Ayrıbasım). İstanbul 1938 Devlet basımevi. 337-365 s.
Atatürk'ün Tarihçiliği ve Fahri Profesörlüğü Hakkında Bir Hâtıra. (Ayrıbasım). İstanbul 1959 Maarif basımevi. 2.s.
Tarih. Lise I. İstanbul 1939 Maarif Basımevi XX + 426 s.(2. bsm. 1941).
İbni Sina'nın Şahsiyeti ve Milliyeti Meselesi (Ayrıbasım) İstanbul 1940 Maarif basımevi 37 s. Not: Belleten 23 / 24 ten ayrıbasım.
Abbas Oğulları İmparatorluğunun Kuruluş ve Yükselişinde Türklerin Rolü. (Ayrıbasım) Ankara 1942 Türk Tarih Kurumu Basımevi. I77 + 205 s. Not: Belleten 23 / 24 ten ayrıbasım.
Selçukluların Horasan'a İndikleri Zaman İslâm Dünyasının Siyasal, Sosyal, Ekonomik ve Dinî Durumu. (Ayrıbasım). Ankara 1943 Türk Tarih Kurumu Basımevi. 60-99 s. Not: Belleten 25 ten ayrıbasım.
Yakın Şark II. Anadolu. En Eski çağlardan Akamenişler İstilâsına Kadar. Ankara 1946 Türk Tarih Kurumu Basımevi. XIX + 384 s. Türk Tarih Kurumu Yayınlarından. VIII. seri, No. 3
Yakın Şark III. Suriye ve Filistin. Ankara 1947 Türk Tarih Kurumu Basımevi, XVIII + 468 s. Türk Tarih Kurumu Yayınlarından. VIII. Seri, No. 3-III
İran Tarihi. I. c. En Eski çağlardan İskender'in Asya Seferine Kadar. Ankara 1948 Türk Tarih Kurumu Basımevi. XIX + 344 s.
Farâbi'nin Şahsiyeti, Eserleri ve Tesirleri. (Ayrıbasım) Ankara 1951 Türk Tarih Kurumu Basımevi. 423-436 s. Not: A. Ü. Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Dergisi VIII /4 ten ayrıbasım.
İslâmdan Önce Araplar Arasında Kadının Durumu, Aile ve Türlü Nikâh Şekilleri. (Ayrıbasım) Ankara 1951 Türk Tarih Kurumu Basımevi. 691-707 s.
Yakınşark IV, 2 bl. Ankara 1951 Türk Tarih Kurumu Basımevi. XIII + 654 s.
Hürriyet Mücadeleleri. Haz.: Sabahat Erdemir. (İstanbul 1958 Gün Matbaası). 118 s.
Perslerden Romalılara Kadar: Selevkoslar, ,Nabatiler, Galatlar, Bitinya ve Bergama Kırallıkları. Ankara 1951 T.T.K. Basımevi 253 s.

Günaltay Sebilürreşad, Terbiye mecmuası ve İslam mecmuası’ndan başka Darülfünun İlahiyat, TTK – Belleten, DTCF dergilerinde de makaleleri yayımlanmıştır.

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35