banner39

İspanyol göçmeni Castro

Sakalı, Purosu ve Zeytin yeşili üniforması ile Fidel Castro kuşkusuz 20'inci yüzyılın tarihine damgasını vuran başlıca simalardan biri.

Arşiv 20.08.2007, 10:26 20.08.2007, 10:26
İspanyol göçmeni Castro

Sakalı... Purosu... Zeytin yeşili üniforması... Fidel Castro, kuşkusuz 20'inci yüzyılın tarihine damgasını vuran başlıca simalardan biri.

ABD'nin burnunun dibinde, Batı yarıkürenin ilk Marksist-Leninist devletini kurdu, kendisine örnek aldığı tüm Sovyet liderlerinden daha uzun ömürlü oldu ve dünyanın en uzun süre iktidarda kalan komünist lideri ünvanını kazandı.

"Yönetimin bir suçlu veya hırsız tarafından garanti altına alındığı bir cumhuriyette onurlu insanların öldürülmesi veya hapsedilmesi olağandır... Beni lanetleyin. Bunun hiçbir önemi olmayacak, çünkü tarih benim yanımda yer alacak” diyordu Fidel Kastro mahkeme salonundaki yargıçlara.

Küba dendi mi akla ilk gelen puro ile birlikte Fidel Castro’dur kuşkusuz. Aynı zamanda, çok iyi bir espri anlayışına sahip biri olan Castro, Aslen İspanyol Yahudilerinden…

Nâzım Hikmet'in (Ran) 1961 yılında, devrimden sonra Küba'ya yaptığı seyahatinde kaleme aldığı "Havana Röportajı" Küba Devrimi tarihi ve güncelliği üzerine yazılan en etkili metinlerden biridir.

"Küba devrimi" terimi, aynı zamanda kısaca Batista`nın devrilmesi ve Marksist ilkelerin yeni Küba Hükümeti tarafından uygulanmasını da belirtir.

Fidel Alejandro Castro Ruz, 13 Ağustos 1926’da Küba’nın Mayari eyaletinde doğdu. Küba Devrimi'nin önderlerinden olan, Kübalı Marksist devrimci. Devrim sonrası, Küba devlet başkanı oldu.  

Orta hâlli İspanya göçmeni bir toprak sahibi olan Angel Castro y Argiz'in, aşçısı Lina Ruz'dan doğan evlilik dışı beş çocuğundan ikincisi. Çocukluğu yoksul bir yöre olan Mayari'de geçti. Oriente ilinin merkezi Santiago'daki Katolik okullarında ve Havana'daki Cizvit Lisesi Belen İlahiyat Okulu'nda öğrenim gördü. 1950'de Havana Üniversitesi'nden hukuk doktoru olarak mezun oldu.

Öğrenciyken, 1947'de Dominik Cumhuriyeti'ne karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci harekete ve 1948'de Bogota'daki kent ayaklanmalarına katıldı. 1947'de Küba Halk Partisi'ne girdi.

1950-52 arasında avukatlık yaptıktan sonra Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi'nden adaylığını koydu. Ama 10 Mart 1952'de iktidardaki Carlos Prio Socarras hükümetini deviren Küba'nın eski başkanlarından General Fulgencio Batista seçimleri iptal etti.

Fidel Castro da herşeye sırtını dönerek, kendisini Batista'nın kanlı ve yolsuz rejimini devirmeye adadı.

1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Kastro, 26 Temmuz'da Santiago'daki Moncada Kışlasına 125 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenledi ama başarısızlığa uğrayarak tutuklandı. 16 Ekim 1953'te Santiago'daki Küba Yüksek Mahkemesi'nde yapılan yargılamada Tarih beni aklayacaktır (La Historia Me Absolvera) cümlesiyle biten ünlü savunmasını yaptı. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkûm oldu. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra, Batista'nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı.


Fidel Castro ve Che Guevara

En başarılı gerilla savaşı

1955`te baskılar üzerine Batista Moncada baskıncıları da dâhil bütün politik mahkûmları serbest bıraktı. Castro kardeşler Meksika`ya sürgün edildi, burada sürgün edilmiş diğer Kübalılarla tanışıp daha da güçlendiler. Bu yeniden örgütlenme sürecinde Castro, Arjantinli Doktor Ernesto "Che" Guevara ile tanıştı ve 26 Temmuz Hareketi adlı yeni bir örgüt kurdu. Che de onlara katılmakta gecikmedi. Burada Kübalı eski askeri lider devrimci Alberto Bayo tarafından eğitildiler.

İspanya İç Savaşı'na katılmış olan Kübalı Alberto Bayo'nun yönetiminde gerilla savaşı eğitimi gören örgüt üyeleri, Fidel Castro önderliğinde 2 Aralık 1956'da Granma yatıyla Küba'ya dönerek Oriente'de karaya çıktı.

Planlarına göre Doğu Küba`ya geldikleri zaman Küba`da kalan isyankârlar tarafından genel bir çatışma başlatılacak böylelikle Batista hükümetini çabucak devireceklerdi.

Granma yatı Küba`ya planlanan zamandan daha geç ve planlanan bölgeden daha doğuya vardı. 26 Temmuz Hareketi`ne bağlı olan llano kanadıyla temas etmek zorlaştı ve koordine bir saldırı gerçekleştirilemedi. Varıştan sonra gerillalar Sierra Maestra dağlarına kendi çabalarıyla ilerlemeye başladılar.

Kurtulanlar Arasında Che Guevara da Vardı

Kısa bir süre sonra Küba Hava Kuvvetleri'nin saldırısı sonucu birçok kişi hayatını kaybetti, yüz civarında kişiden geriye 15-20 kişi kalmıştı. Hayatta kalanlar küçük gruplara ayrılıp, dağlarda ilerleyerek hayatta kalan kişilere ulaşmaya çalıştılar. Birbirlerini bulmaları köylü sempatizanlar sayesinde oldu. Bu 12 kişilik küçük grup, Fidel Castro, Raúl Castro, Camilo Cienfuegos ve Che Guevara da buradaydı, gerilla kuvvetinin çekirdek lider grubunu oluşturacaklardı. 12 arkadaşıyla birlikte Oriente'nin güneybatısındaki Maestra Dağlarına çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista'nın kuvvetlerine karşı bir gerilla savaşı yürüttü.

1956`dan 1958`in ortalarına kadar Castro Ramos Latour, Frank País, Huber Matos ve diğerlerinin yardımıyla Sierra Maestra dağlarındaki ufak Batista garnizonlarına başarılı saldırılar düzenledi. Cevap olarak Batista kontrolü kaybetmemek için Küba`daki şehirlerde kanlı tepkiler verdi. Che Guevara ve Raúl Castro da dağlarda Batista yanlılarını ve Castro düşmanlarını idam ederek politik kontrolü sağladı.

Castro Başbakanlığa getirildi

Giderek siyasi desteğini yitiren ve bir dizi askerî yenilgiye uğrayan Batista, 31 Aralık 1958'de Dominik Cumhuriyeti'ne kaçtı. Castro 1959'un ilk günlerinde Havana'ya girdi. Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi.

Castro hükûmeti ilk olarak fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı, 40 hektarı geçen toprak bedelleri 20 yılda ödenmek üzere kamulaştırıldı ve halk çiftlikleri olarak işletilmeye başlandı.

Önceleri Castro'ya karşı çıkmakla beraber 1959'a doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP) Castro ile ilişkilerini geliştirerek etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olan Urrutia'nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine, Castro istifa etti. Ama halkın yoğun tepkisi karşısında Urrutia görevinden çekilmek zorunda kaldı. Yerine Osvaldo Doticos getirilirken Castro yeniden başbakan oldu.

Marksist-Leninist program

Fidel Castro, mücadelesinin ilk aşamalarında komünist olduğu yönündeki iddiaları reddediyordu.

"Bizim düşüncemizde Komünizm ya da Marksizm yok. Siyasi felsefemiz, temsilci demokrasi ve iyi planlanmış bir ekonomi içinde sosyal adalet" diyordu. Ama Şubat 1959'da Fidel Castro Küba'nın yeni başbakanı olduktan sonra, Marksist-Leninist bir programı kabul etti.

Kendisini destekleyen bazı liberaller ihanete uğradıklarını söylese de, Fidel Castro adım adım programını uygulamaya koydu ve Sovyetler Birliği'ne kucak açtı.

Binlerce Kübalı ABD'ye iltica etti.

Castro hükümetinin ülkedeki Amerikan mülklerini kamulaştırmaya başlaması ardından, ABD ile ilişkiler daha da kötü bir seyir almaya başladı.

1960'da Küba'ya yönelik ekonomik ambargolar uygulamaya konuldu.

Nisan 1961'de Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA, Kübalı mültecilerin ülkeyi işgal etmesini teşvik etti; ancak tarihe Domuzlar Körfezi olarak geçen bu olay, ABD için bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Domuzlar Körfezi, Castro için bir propaganda malzemesi oldu.

ABD’den Ambargo

Küba’daki toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD hükümeti Küba'ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD'ye sattığı şekeri SSCB'ye satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB'den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince, Castro bu rafinerileri devletleştirdi.

Bu gelişme ABD ile Küba'nın arasını daha da açtı. Devrimden sonra ABD'ye kaçan ve John F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan Kübalıların Nisan 1961'de giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkartması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kez, Küba'nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu.

Küba Füze Krizi

Nisan 1962'de ise, Küba iki süpergüç ABD ile Sovyetler Birliği arasında çıkan nükleer bir fırtınanın koptuğu nokta oldu.

Dünya o güne dek nükleer bir savaşa hiç bu kadar yaklaşmamıştı.

SSCB'nin Küba'ya balistik füzeler yerleştirmesi ve John F. Kennedy'nin Küba'yı deniz ablukasına almasıyla dünya bir nükleer savaşın eşiğine geldi.

Fidel Castro Sovyetler Birliği'nin Küba topraklarına gizlice nükleer tesisler inşa etmesine izin vermişti.

ABD Başkanı John F. Kennedy, Amerikan casus uçaklarının bu tesislerin fotoğraflarını çektiğini dünyaya duyurdu. Olay tarihe Küba Füze Krizi olarak geçti.

Bunu takip eden günlerde ilk geri adımı atan Moskova oldu ve Küba'daki füzelerini geri çekti. Buna karşılık olarak da ABD'nin Türkiye'ye konuşlandırdığı silahlarını geri çekmesi istendi.

Fidel Castro halkın gözündeki yerini kuvvetlendirdikçe, Washington'un ondan duyduğu tedirginlik de artıyordu.

Tuhaf suikast girişimleri

Bunalım ancak ABD'nin Küba'da hükümeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi ve SSCB'nin Türkiye'deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığında nükleer silahlarını Küba'dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikte Merkezi Haber Alma Örgütü (CIA) Castro'yu öldürmeye yönelik suikast planları düzenlemeyi sürdürdü.

Fidel Castro’nun her geçen gün daha da güçlenmesi, CIA'in ardı arkası gelmez ve birbirinden tuhaf suikast girişimlerine, darbe planlarına yol açtı.

Castro'ya patlayan bir puro içirme planlarını daha da tuhafları izledi.

Bir CIA çalışanının sözleriyle; "Ona bir pudra vermeyi düşünüyorduk. Bunu sakalına sürer sürmez, sakalları dökülecek, bütün Küba halkı ona gülmekten kırılacak ve böylece halk önünde küçük düşecekti. Bu ne kadar umutsuz bir halde olduğumuzu gösteriyordu."

Küba halkı Fidel Castro'yu bağrına basmayı sürdürdü. Birçok Kübalı, Fidel Castro'nun yönetimi sırasında sunulan parasız eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlandı.

1976'da Fidel Castro Küba'nın cumhurbaşkanlığına seçildi.

1970'li ve 80'li yıllar boyunca Castro, Sovyetler Birliği'yle olan yakın bağlarına rağmen Bağlantısızlar Hareketi'nin başlıca liderlerinden, Üçüncü Dünya ülkelerinin yılmaz savunucularından biri oldu.

Karşısına çıkan en büyük tehdit ise yıllarca kendisine karşı mücadele eden CIA'den değil, en yakın dostu Sovyetler Birliği'nden geldi.

1991 yılında Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyle Küba başlıca ekonomik desteğini yitirdi ve halen ABD ambargosu altında olduğundan, ekonomik bir yıkımla karşı karşıya kaldı.

Özellikle turizm alanında bazı yabancı yatırımlara izin verildi.

En uzun iktidar

Fidel Castro, 80'inci yaş gününü kutlamaya birkaç gün kala, Ağustos 2006'da bağırsak kanaması geçirerek ameliyat oldu.

Castro, öldüğü yönündeki söylentiler nedeniyle hastayken kameralar karşısına geçmişti

Ve 1959 yılında başbakanlık koltuğuna oturmasından beri geçen 47 yıl zarfında ilk kez yetkilerini geçici olarak birine devretti. Bu kişi, başkan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olan kardeşi Raul Castro'ydu. Fidel Castro, kardeşi Raul'u 'Benden sonra en deneyimli lider' diye tanımlıyor.

Raul Castro'nun, Fidel'e bir şey olması halinde yönetimi devralacağı uzun süre önce açıklanmıştı. Ama Raul hâlâ Kübalılar için bile gizemli bir karakter.

Kimilerine göre, 75 yaşındaki Savunma Bakanı, kardeşinden çok daha sert bir çizgide. Kimileri ise, "Raul pragmatik bir adamdır, aslında Fidel'in arkasındaki esas güçlü yönetici odur" diyor.

Bundan beş yıl önce Fidel Castro, kardeşi hakkında ilginç yorumlar yapmış. Raul'un niçin kendisinden sonra Küba'nın lideri olması gerektiğini açıklarken "Bir kere sağlığı iyi. Ayrıca benden sonra en deneyimli lider... En önemli özellikleri ayrıntılara verdiği önem, titizliği ve dürüstlüğüdür" demişti.

Küba'nın geçici başkanı Raul Castro'nun işi kolay değil. Büyük güçlüklerle karşılaşabilir. En önemlisi ise belki kamuoyundaki imajı… Çünkü birçok Kübalının gönlünde yalnızca tek bir 'başkan Castro' var.

 Küba'da genel hava: Vamos bien

Küba devriminin lideri ve dünyanın en uzun süre iktidarda kalan devlet adamlarından olan Fidel Castro, bağırsak kanaması nedeniyle yetkilerini geçici olarak kardeşi Raul Castro'ya devretmesi Kübalılar arasında sükûnetle karşılandı.


Fidel Castor ve kardeşi Raul Castro

Castro'nun başkentin dört bir yanına yapıştırılan büyük posterlerden gülümseyen resminin yanında "Vamos bien" yazıyor. Türkçesi, işler yolunda anlamında, "İyiyiz".

Çoğu Kübalı,  Castro'nun sonsuza kadar değilse de yakın bir gelecekte görevi sürdüreceğini düşünüyor: "İyileşmesi lazım" diyor. "Liderimiz o bizim. Liderlerin en şahanesi, en iyisi…"

Ama Fidel'e geçmiş olsun demeye dili varmayan bir kaç Kübalı da var: "Bence ölmüştür o" diyor. "Ama söylemiyorlar. Baskıcı bir hükümet var. Hiç bir zaman gerçeği söylemiyorlar."

Kennedy suikastini 'Küba planladı' iddiası

John F. Kennedy suikastinin araştırıldığı belgeselde Küba gizli servisinin sorumlu olduğu iddia ediliyor.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Küba Lideri

'Ölüm ile Randevu' başlığını taşıyan belgesel Rusya, Küba ve Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı yeni bulguları ele alarak üç yılda hazırlandı.

Belgeselin iddiaları dayandırdığı kişilerden biri, eski bir Küba ajanı olduğu söylenen Oscar Marino.

Marino, Kennedy'yi öldürmekle suçlanan Lee Harvey Oswald'ın Havana tarafından kullanıldığı düşünülüyor. Suikast ardından tutuklanan Oswald, mahkemeye çıkarılamadan vurularak öldürülmüştü. Kennedy suikastinde Rusya, Küba ya da Amerikan yönetiminin parmağı olduğunun iddia edildiği çok sayıda komplo teorisi var.

Oscar Marino'ya göre, Küba devrimine karşı olan ve Fidel Castro'yu öldürtmeyi planladığı öne sürülen John F. Kennedy, Küba hükümeti tarafından yok edildi.

Yönetmen Wilfried Huismann tarafından çekilen belgesel filmde Oscar Marino, Kennedy suikastini Küba gizli servisi G2'nin planlandığından kesinlikle emin olduğunu söylemekle beraber, suikast emrinin doğrudan Fidel Castro tarafından verilip verilmediği sorusunu yorumsuz bırakıyor.

Bahsi geçen Küba ve Rus kaynaklarına göre, üç yıl Sovyetler Birliği'nde yaşadıktan sonra ülkesi Amerika Birleşik Devletleri'ne 1962 yılında geri dönen Lee Harvey Oswald'ın Küba istihbaratıyla temas kurmasına Sovyet gizli servisi KGB aracı oldu. Oscar Marino, ''Oswald Amerika'ya nefret dolu bir kişiydi, onu kullandık'' diyor.

Johnson'ın 'sırrı'

Kennedy'nin ölümü ardından Amerika'da olası Küba bağlantısı hakkında bir soruşturma başlatılmıştı. Fakat belgesele göre Oswald'ın gittiği yerlerde inceleme yapması istenen FBI görevlisi Meksika'ya gönderildikten üç gün sonra Washington'a geri çağrılıyor ve soruşturma yarıda kesiliyor.

Şimdilerde 80 yaşını aşmış olan eski FBI görevlisi Laurence Keenan, ''FBI'ın belki de en kötü soruşturmasıydı'' diye yorumluyor bu olayı.

Belgeselde görüşleri alınan eski Amerikalı dışişleri bakanlarından Alexander Haig, Kennedy'nin yerine geçen Başkan Lyndon B. Johnson'ın sorumlunun Küba olduğunu bildiğini, ama saklı tuttuğunu söylüyor.

Belgeseldeki iddiaya göre Johnson, gerçeğin ortaya çıkması durumunda Amerikan kamuoyunun aşırı biçimde sağa kayacağından ve bunun da Demokratlara büyük zarar vereceğinden korkuyordu.

Alexander Haig'in aktardığına göre Başkan Johnson, ''Amerikan kamuoyu Fidel Castro'nun Kennedy'yi öldürdürtmüş olabileceğine asla inanmamalı'' dedi.

Olay mahalinin karşısındaki bir depoda çalışan eski deniz piyadesi ve keskin nişancı Lee Harvey Oswald suikastten sorumlu tutularak tutuklanmış, ama Oswald, tutuklandıktan kısa süre sonra öldürüldü.

Castro: CIA aynı CIA
 
Küba lideri Fidel Castro, 1950-1970 yılları arasında suikast ve darbe girişimlerine ilişkin belgeleri açıklayan Amerikan Merkez Haberalma Teşkilatı CIA'nin aynı acımasız taktikleri hala uygulamakta. 

Fidel Castro, CIA'nin ''aile mücevherleri'' olarak adlandırılan belgeleri açıklamasının, Amerikan hükümetinin ''bu tür faaliyetler geride kalmış bir dönemin ürünü'' izlenimi verme amacı taşıdığı görüşünde.

CİA tarafından açıklanan 693 sayfalık gizli belgelerde, aralarında Küba lideri Fidel Castro da olmak üzere, bazı yabancı liderlere suikast düzenlenmesi yolundaki girişimlerin ayrıntılarını ortaya koyuyor.

Küba lideri, belgelerde anlatılanların bugün de uygulanmakta olduğunu, ancak geçmişten farklı olarak daha vahşi bir biçimde ve gezegenin tamamına yayılmış bir halde yaşandığını savunuyor.

CIA'nin açıkladığı belgelerdeki kilit bilgilerden biri; örgütün Johnny Roselli adlı bir mafya liderini, 1960 yılında Castro'yu öldürmek için ikna etmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Ancak belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, yemeğine zehir koyarak Castro'yu öldürme planı, başarısız Domuzlar Körfezi çıkarması ardından rafa kaldırıldı.

Küba lideri, George Bush da dahil olmak üzere Amerikan yönetimlerini kendisini öldürmeye çalışmakla suçluyor.  Castro, devlete ait bir yayın organında yer alan "Cinayet Makinası" adlı başyazısında, John F Kennedy suikastına da gönderme yapıyor ve 1963 yılında Dallas'ta öldürülen Amerikan Başkanı'nın CIA ve Amerika'da yaşayan Castro karşıtı Kübalıların kurbanı olduklarını savunuyor.

'Che Küba'da Castro'dan Sonra En Önemli Kişiydi'

Ernesto Che Guevara'nın, bir dönem İngiliz yetkililerce, Küba'da Fidel Castro'dan sonra en önemli kişi olarak görüldü.



İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın 1967'de yayımladığı "Küba'nın Önde Gelen Kişileri" isimli raporda ismi geçen 61 kişi arasında, Erneste Che Guevara ismi de geçiyordu. Ancak rapordan çok kısa bir süre sonra öldürüldü.

Raporda İngiltere'nin Havana Büyükelçiliği yetkilileri, Che Guevara'nın 1964'ten sonra Küba'da, Fidel Castro'dan sonra belki de en önemli kişi olduğunu belirtiyor.

Che'nin, Castro'nun yakın çevresi içindekilerin belki de en akıllısı olduğu ve çok çalışkan bu kişinin, zaman zaman sosyal çevresinde kültürünü gösterdi.

Küba lideri Fidel Castro'nun, Guevara'nın, ülkesindeki devrimi Latin Amerika'ya yayma gibi fikirlerine pek sıcak bakmıyordu.

Che Guevara'nın 1965'de Küba'dan ayrılmasını ise "esrarengiz" bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Castro’nun Ülkesinde Dolarla Alışverişi Yasak
 
Küba'da, alışverişte ve diğer ticari işlemlerde dolar değil, sadece peso kullanılması gerekiyor.

Amerikan doları komünist Küba'da ilk defa 1993 yılında, Sovyetler Birliği'nin çöküşü ardından ekonominin girdiği darboğazı kırmak üzere kullanıma sokulmuştu. Ancak Küba lideri Fidel Castro, Amerika Birleşik Devletleri'nin Küba'ya uyguladığı yaptırımları sıkılaştırılmasına karşılık olarak doları tedavülden kaldırmaya karar verdi.

Kübalılar ve ülkeyi ziyaret eden yabancılar, ellerindeki doları, Küba pesosuna çevirebilmek için yüzde 10 oranında komisyon ödemek durumunda.

Castro’nun ülkesinde, yurtdışından İngiliz sterlini, İsviçre frangı gibi diğer birimlerle para geçerli…

 

 

Hazırlayan: Bilal Öylek

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?