İsrail gerilimi artırıyor

Nathan J. Brown, Michele Dunne, Marina Ottaway İsrail'in çıkardığı son krizi değerlendiriyor...

İsrail gerilimi artırıyor

 
İsrail’in Gazze’ye giden insani yardım filosuna şafak vaktinde düzenlediği baskın, uluslararası liderlerin kınamasına yol açtı ve dünyanın pek çok yerinde protesto gösterilerini ateşledi. Haberlere göre en az dokuz kişi hayatını kaybetti. İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu, Salı günü Başkan Obama’yla Washington’da yapacağı görüşmeyi iptal etti ve Kanada’dan İsrail’e döndü.

Carnegie Vakfı’ndan Nathan J. Brown, Michele Dunne, Marina Ottaway bu krizin barış süreci, Türkiye’nin İsrail ve ABD’yle ilişkileri ve Gazze’deki durum hakkında ne anlama geldiğini değerlendiriyor.

Nathan Brown
Obama yönetimi işe başlarken Gazze’de imkansız bir durum vardı: Siyasi bölünme, diplomatik çıkmaz ve insani kriz.

İmkansız bir durumla yüzyüze gelen yönetim, zor görünenin üstesinden gelmeye karar verdi: İki devletli çözüme odaklı bir İsrail-Filistin diplomasisi. Ancak Gazze’yi göz ardı etmek büyük bir hata olmuş olabilir.

Beyaz Saray, bu olay öncesinde, küçük ama gerçek bir kazanım üzerine odaklanmıştı: İsrail ve Filistinliler arasında dolaylı görüşmelerin başlaması. Bu süreç henüz başlamış ve Netanyahu ile Abbas’ın gelecek iki hafta içerisinde Washington’a seyahat etmeleri planlanmışken, Gazze’deki son olaylar Obama diplomasisi için ancak bu kadar zamansız olurdu. Baskının serpintileri, Gazze çevresindeki İsrail ve Mısır ablukasını muhtemelen yeniden şekillendirecek (uluslararası dahlin artması veya bölgeye daha fazla malzeme girişine izin verilmesi için tazyik doğabilir), İsrail-Türkiye ilişkilerinde kriz yaratacak, BM Güvenlik Konseyini tepki vermeye mecbur edecek ve Gazze meselesinin bir an önce ele alınması için Avrupa hükümetlerinin ısrarcı olmalarına yol açacaktır.

Uluslararası câmia İsrail’e karşı saf oluştururken, İsrail’in baskın yüzünden müeyyide gibi somut neticelerle karşılaşması muhtemel değil. Fakat bugünün olayları, İsrail’in uluslararası câmia’daki pek çok aktörle ilişkisini yaralayacak ve İsrail diplomasisini gelecek aylarda zora sokacaktır.

Bu olayın, şu an kendi seyrinde olan dolaylı görüşmeleri nasıl etkileyeceğini söylemek ise güç bir iştir. Görüşmelerde büyük ilerleme sağlanmasını çok az kişi umuyordu. Dolayısıyla, kesintiye uğrayacak olanın hakkıyla yaşayabilir bir barış süreci olup olmadığı belli değildir. Ancak dolaylı görüşmelerin geleceği ne olursa olsun, Washington, İsrail ve Filistin liderleri arasında er geç doğrudan görüşmelere başlama ümidiyle dolaylı görüşmelerin başlamasına siyasi sermaye ve uluslararası sermaye yatırmıştı.

Obama yönetimi, İsrail-Filistin çatışmasında iki devletli çözüme odaklandı ve iki tarafı ileriye doğru taşımak için kayda değer bir ilgi sergiledi. Fakat ABD, Gazze’deki durumu veya el Fetih-Hamas ilişkilerini iyileştirmek için aynı ilgiyi göstermiş değil. Filistinlilerin bölünmesine ve Gazze’deki krize bir çözüm bulmaksızın barış sürecinde gerçek bir devinim olması ihtimal dâhilinde değildir.
 
Michele Dunne
İsrail’in ölümle sonuçlanan baskınının nihâi sonuçlarını anlatmak için vakit çok erken. Olaylar, önümüzdeki birkaç gün içerisinde hızla ortaya çıkacak ve kilit oyuncular tepki verirken neticeleri de belirginleşecektir. Bu acıklı olay, tanınmış bir hükümetin olmadığı Gazze’deki durumun sürdürülebilir olmadığını ve bir tür uzlaşmaya veya en azından Batı Şeria ile Gazze’yi uluslararası tanınmışlığı haiz bir liderlik altında yeniden birleştirecek bir güç paylaşımı projesine ihtiyaç olduğunu göstermiştir.

İsrail-Filistin dolaylı görüşmeleri üzerindeki etkisine gelince, hasar tespiti esastır. İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Ehud Barak hızla hareket etmeli, güvenilirlikleri ve uluslararası saygınlıkları üzerinde oluşan hasarı azaltmak için can kayıplarına ve güç kullanım düzeyine yoğunlaşmalıdırlar. Netanyahu’nun Beyaz Saray ziyaretinin iptal edilmesi, bu yönde atılmış ilk adımdır. Durumu Washington’dan idare etmek imkansız olacaktı ki Netanyahu, meseleyi ele almak için İsrail’e dönme gereği hissetti.

Bu olay, Netanyahu’nun ABD için sağlam bir ortak olup olamayacağı ve İsrail-Filistin meselesinde ilerleme sağlanmasına yardım edip edemeyeceği gibi sorulara yol açacaktır – ve bu bir ilk değildir. Başkan yardımcısı Joe Biden’ın Mart ayında İsrail’i ziyareti sırasında Doğu Kudüs’te büyük yerleşim projelerinin onaylanması, Netanyahu’nun kendi hükümeti üzerindeki kontrolü hakkında sorulara yol açmıştı ve bu çok daha ciddi olay bir kez daha aynı şeye yol açıyor.

İsrail’in diğer oyuncularla – özellikle Türkiye ve Avrupa Birliği’yle – ilişkilerinin yara alması muhtemeldir. Ülkeler, gemiye yapılan baskın hakkında bir açıklama talep ediyorlar ve Türkiye, İsrail saldırısını görüşmek amacıyla BM Güvenlik Konseyini Pazartesi günü acil toplantıya çağırdı. ABD, nasıl tepki verilmesi gerektiğiyle ilgili olarak zorlu seçeneklerle yüz yüze geldi.

Bu olayın Mahmud Abbas’ın gelecek hafta Washington’a düzenleyeceği planlı ziyareti nasıl etkileyeceği belli değil. Filistinlilerin öfke dolu oldukları açıktır ve Abbas, dolaylı görüşmeleri sonlandırması ve Beyaz Saray ziyaretini iptal etmesi için baskıyla karşılaşacaktır. Böyle yapıp yapmaması, kısmen de ABD ve İsrail’in tepkilerinin öfkenin bir kısmını dindirmeye yeterli gelip gelmeyeceğine ve diplomatik krizi asgariye indirip indirmeyeceğine bağlıdır.

Marina Ottaway
İsrail’in Gazze yolundaki filoyu durdurma kararı, yakın gelecekte ABD’yi aşırı derecede zor bir duruma/açmaza itiyor.

İsrail yalnızca Türkiye ve Arap dünyasında değil çoğu Avrupa ülkesinde de güçlü bir şekilde kınandı. Beyaz Saray’ın ilk tepkisi ise hepten yetersizdi ve Başkan Obama, tercihini kuvvetli bir tepkiden yana kullanma ihtiyacı duyacaktır. Obama, İsrail’i kibarca azarlama geleneğini sürdürmek adına bölgedeki itibarını feda edip etmeyeceğine veya eski tas eski hamam politikalardan uzaklaşarak İsrail’in eylemini kınayıp kınamayacağına karar vermelidir.

Bu olay, ABD’nin nasıl bir tepki vereceğine bağlı olmaksızın, barış müzakerelerini yakın gelecekte daha da zorlaştıracak. Fakat bugünün olaylarının uzun vadeli sonuçları çok daha önemlidir. Tahmin edilebilir Arap tepkisine ilave olarak, bâriz iki şey daha var. Birincisi, Avrupa ülkelerinden, normalde beklenenden daha sert tepki geldi. Bu durum, ABD’nin Avrupa’yla Irak savaşı sırasında gerilen ama Obama yönetimi sırasında şifa bulan ilişkilerini yeniden gerileme teslim etme potansiyeli taşımaktadır. ABD dış politikası için iyi değildir bu  ancak Avrupa-ABD arasında ortaya çıkabilecek gerilimler er geç dinecek ve diplomatik bağlar normale dönecektir.

İkincisi, en nazik konu, bu olayın Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkileyeceğidir. Türkiye, birkaç yıldan beri ABD ve Avrupa’dan uzaklaşıyor. Ankara, Avrupa ve NATO’nun çevre ülkesi olmayı seçmeyip kendi bölgesinin merkezinde olmayı tercih ediyor; Ortadoğu’ya batının gözlüğünden değil de kendi çıkarlarını merkeze alarak bakıyor. Uygulamada, Türkiye bunları “komşularla sıfır sorun” gerektiren çıkarlar olarak tanımlamıştır.

Bu politika, ABD veya İsrail’e karşı yöneltilmediği halde ciddi gerilimlere yol açtı çünkü Türkiye, İran’la veya Filistin’de Hamas’la sorun yaşamak istemiyor. Bugün yaşanan olaylar, Türkiye kendisini bu krizde doğrudan muhatap olarak hissettiğinden dolayı durumu daha da kötüleştirecektir. İsraillilerin saldırdığı gemi, Türkiye’den hareket etti ve Türkiye, gemi ayrılmadan evvel silah aramasının eksiksiz bir şekilde yapıldığını iddia ediyor. Dolayısıyla Türkiye, İsrail’in yönelttiği gemide silah bulunduğu suçlamasını Türkiye’ye yapılmış bir suçlama olarak algılıyor. Ayrıca kurbanların pek çoğu anlaşıldığı kadarıyla Türk vatandaşıydı.  Türkiye-İsrail ilişkileri belirli bir dönemeçten geçerek kötüleşti ve kısa bir zaman zarfında iyileşmesine şu an imkan yok.

Türkiye-ABD ilişkileri de kritik bir aralıkta çünkü Türkiye ve Brezilya’nın İran’la müzakere ettiği takas anlaşmasını Washington’ın düşünmeden reddetmesi Türkiye’yi rencide etti. ABD, Türkiye’ye Amerika’nın İsrail’in hareketlerine göz yumduğu hükmünü verdirtecek şekilde tepki verirse, ilişkiler daha da kötüleşecektir. Washington, vereceği tepkinin uzun vadeli sonuçlarını dikkatlice düşünmelidir.

Kaynak: Carnegie Vakfı

Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2010, 11:56
banner53
YORUM EKLE

banner39