İstanbul'un fethinin arkasındaki sır neydi?

Devşirme devlet adamlarının kendisine verdiği destekle fethi gerçekleştiren padişah, daha sonra devlet adamlarını Anadolu kökenlilerden değil devşirme kökenlilerden seçmeye başlayacaktır.

İstanbul'un fethinin arkasındaki sır neydi?

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

Osmanlı tarihine bakıldığında tarih sahnesine çıkmaya başladığında Avrupalı devletlerin kendi içerlerinde dini ve siyasi karışıklıklar içerisinde olduğu görülür. Osmanlı Devleti’nin izlediği diplomatik siyaset hem Anadolu’da hem Balkanlarda güçlü bir devlet haline getirecektir. Anadolu’da birliği sağlarken karışıklıklardan faydalanarak Balkanlarda genişleme siyasetinin temelinde güvenlik ve adalet anlayışı vardır. Çünkü Avrupalı toplulukların en fazla ihtiyaç duydukları güvenlik içinde yaşamak ve başlarındaki hükümdarın kendilerine adaletli davranmasıdır.

Bizans tarihçisi Dukas’ın Apodeiksis İstorion adlı eserinden öğrendiğimize göre aynı zamanda kendisi bir parik olan Aristotelesçi Georgios Skholarios’un İstanbul halkının güvenliğinin kiliselerin birleştirilmesinde bir Haçlı ittifakı kurulmasından daha öncelikli olduğunu söylediğini, Latinlerin dördüncü Haçlı seferinde yaptıklarını unutmadıklarını söylemesi dikkat çekicidir. Bu görüşte patrik yalnız değildir, onu Megadük Lukas Notaras’ta desteklemektedir. Bu görüşte olanlar 1452’de Ayasofya’da bir konsül toplarlar, iki papalık elçisinin de katıldığı konsül, Bizans İmparatorunun müdahale etmesiyle Kilislerin birleştirilmesi kararı alır.

12 Aralık’ta Kiliselerin birleştirildiği kararı halka ilan edilir ve Ayasofya’da görkemli bir tören düzenlenir.Fakat bu törene halk ilgi göstermez ve yeni patrik dinden çıkmış olarak itham edilerek, Ayasofya’ya girmek reddedilir.
İstanbul kuşatmasına Venediklilerden Osmanlılara karşı bir yedi yüz Ceneviz askeri yardıma geldi. Galata Cenevizlileri ise daha öne Osmanlı Devleti ile bir saldırmazlık antlaşması olduğu için yardımda bulunmayı reddettiler.
Osmanlı ordusunun sayıca üstünlüğüne rağmen Bizans’ın elindeki asker sayısı on bin askerle sınırlıydı. Papalığın İngiliz, Fransız, Napoli ve İskoç krallıklarına çağrısı cevap bulmamış Bizans ordusu birkaç dışarıdan yardımla kendini savunmak zorunda kalmıştı.

Fatih’in 1452’den sonra güçlü bir diplomasi atağı ile Erdel voyvodası, Macar krallığı ile ateşkes antlaşması imzaladığı görülmektedir. Venediklilerle ticari bir antlaşma imzalanarak onların da yardımları önlenmiştir. Bizans’ı dış dünyada yalnız bırakmanın fetih için şart olduğunu anlayan genç padişah, Çandarlı’nın telkinlerine rağmen fetihten vaaz geçmemiştir. Fatih kurduğu diplomatik ilişkiler sayesinde fethin gerçekleşmesini sağlamıştır. Çünkü Vezir, Çandarlı’nın fethe karşı çıkmasının en önemli nedeni Avrupalıların İslam dünyasına karşı birleşebileceği endişesidir.

Fatih’in Avrupa devletleri ile diplomatik ilişkilerini yürüten devşirme kökenli Mahmut Paşa’dır. Devşirme devlet adamlarının kendisine verdiği destekle fethi gerçekleştiren padişah, daha sonra devlet adamlarını Anadolu kökenlilerden değil devşirme kökenlilerden seçmeye başlayacaktır.

Fethin arkasındaki diğer sır ise Fatih’in Rumelihisarını yaptırarak topçular sayesinde Karadeniz’den Bizans’a Buğday getiren gemileri bastırmasıdır. Osmanlı karşıtı Dukas’ın anlattıklarına göre İstanbul halkı fethin bir an önce gerçekleşmesi için dua ediyordu.

Padişah birlikleri ve topları Topkapı, Silivirikapı ve Edirnekapı arasına yerleştirmiş, diğer birlikleri ise Galata, Beşiktaş ve Pera’nın tepeliklerine yerleştirmişlerdi. Surlara top atışları 7 Nisan 1453’de başlamış 28 Nisan’a kadar sürmüştü. Bizans kaynaklarına göre Pera sırtlarından Haliç’e donanma indirirdi ve Haliç’i koruyan büyük demir zincir kırıldı.
Padişahın 23 Mayıs’ta imparatora şehrin teslim edilmesi ve barış yapılması yönünde bir çağrısını Dukas, bize bildiriyor. Fakat imparator bu teklifi reddetmiş, Ayasofya’da bir ayin düzenlenmesi talimatını vermiştir. Ayine katılanların az olması İstanbul halkının imparatorla aynı düşüncede olmadığını göstermektedir. Edirnekapı’dan giren yeniçeri askerleri surları denetim altına başardılar, daha sonra İstanbul’un diğer yerleri ele geçirildi.

İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya’ya sığınanların öldürülmemesi Fatih’in nasıl bir siyaset izleyeceğini de gösterdi. Çünkü artık o sadece Müslümanların padişahı değil aynı zamanda Ortodoks Hıristiyanlarında kralı olacaktı ve Ortodoks Rumlar 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasına kadar Osmanlı padişahlarına “yüce kral” diyeceklerdi.
 

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2010, 17:56
banner53
YORUM EKLE

banner39