Kadı H. Ahmet'le ÖZEL

Pakistan'ın ve güneydoğu Asya'nın etkin oluşumu Cemaat-i İslam'ın eski lideri Kadı Hüseyin Ahmet, bölgeyi, sorunları ve çözümleri anlattı.

Kadı H. Ahmet'le ÖZEL

Mahmut Osmanoğlu-Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Pakistan’ın önde gelen siyasi liderlerinden, Pakistan Cemaati İslami’nin eski Emiri Kadı Hüseyin Ahmet bazı etkinliklere katılmak üzere geçtiğimiz hafta İstanbul’a geldi. Kendisiyle Dünya Bülteni için Pakistan ve Keşmir’i konuştuk.

M.O: Efendim hoş geldiniz. İsterseniz Pakistan’daki son durumlarla başlayalım: Pakistan’daki son durumları nasıl değerlendiriyorsunuz?. Pakistan’da durumlar daha mı iyiye yoksa daha mı kötüye gidiyor? Perviz Müşerref dönemi ile şu anki hükümet dönemini nasıl mukayese ediyorsunuz?

K.H.A: Bismillahirrahmanirrahim, Perviz Müşerref dönemi politikaları ile şu anki sivil hükümet politikaları arasında bir fark yok. İkisi de aynı. Bir değişiklik olmadı, politikalarda temel bir değişiklik olmadı. Sadece, yeni hükümet sivil bir hükümet ve tüm siyasi partilerle yardımlaşmak ve tüm siyasi partilerin kendisi ile yardımlaşmasını istiyor. Bu tavırları ile kimsenin kendileri aleyhine olmamasını istiyor. Ama Perviz Müşerref’in yürüdüğü çizgide yürüyorlar ve Amerikan politikaları ve menfaatlerini koruyup kolluyorlar. Biz ise sürekli olarak politikaların Pakistan halkı menfaatlerini koruması gerektiğini söylüyoruz. Politikaların Pakistan Hükümeti, Pakistan parlamentosu tarafından yapılamasını gerektiğini, ithal politikalar uygulanmaması gerektiğini savunuyoruz. Biz, içinde bulunduğumuz durumda egemenliğimizi kaybetmiş bulunuyoruz. Politika üretmedeki egemenliğimiz de kaybolmuş durumda. Politikalar başka bir yerde hazırlanıyor ve Pakistan’a dayatılıyor. Özelikle de dış politika…..

osmanoglu-gazi.jpg

M.O: Başka bir yer derken nereyi kastediyorsunuz?

K.H.A: Pakistan politikaları Amerika’da yapılıyor.

M.O: Mevcut sivil hükümetin Binezir Butto’nun dış güçlerle pazarlığı neticesinde geldiğini söyleyebilirmiyiz? Bu konuda Binezir Butto’nun Amerika ile pazarlıklar yaptığı haberleri medya gündemine gelmişti.

K.H.A: Bugün artık bu konu açıklık kazanmıştır. Bu konu Yüksek Mahkemede gündeme getirildi. Binezir Butto’nun ülkeye girişinin bir yerde önünü açan Ulusal Uzlaşı Düzenlemesi’nin uluslar arası garantilerle yürürlüğe girdiği ortaya çıktı. Bu uluslar arası garantiler Amerika tarafından verilmişti. Uzlaşmaya göre onlar Müşerref’le yardımlaşacak, bunun karşılığında devlet başkanlığı Müşerref’e, başbakanlık da Binezir’e verilecekti. İki taraf birbiri ile yardımlaşacaktı. Bütün bunlar ise yabancı garantiler altında, Amerikan garantileri altında sağlanacaktı. Binezir bu garantiler altında Pakistan’a getirildi.

M.O: Haberlerde izlediğimiz ve aldığımız bilgilere göre, Pakistan’ın kabile bölgelerinde, sınır boyunda, Belüçistan Eyaletinde ve Pakistan’ın diğer bölgelerindeki mevcut karışık durumu göz önüne alacak olursak, Pakistan’da yeni bir darbe olma ihtimali var mı?

K.H.A: Aslına bakacak olursak, Perviz Müşerref dönemindeki ordunun, askerin hükümeti halk tarafından reddedilen bir hükümet. Yüzlerini yıkayıp, temizlemek istiyorlar. İmaj tazelemek istiyorlar. Yüzlerini temizleyip, imaj tazeledikten ve halkın kabulüne mazhar olduktan sonra yeniden gelmeyi deneyebilirler. Ama mevcut şartlarda böyle bir durum söz konusu değil.

M.O: Gelmeleri bir süreç gerektiriyor o zaman..

K.H.A: Evet, gelmeleri bir süreç gerektiriyor

M.O: Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki hedefleri ile ilgili neler söylersiniz. Amerika, Pakistan – Afganistan sınırının her iki tarafında çok derin faaliyet içerisinde bulunuyor?

K.H.A: Amerika Birleşik devletleri Afganistan ve Pakistan kabile bölgelerinin Elkaide ve bazı diğer bağımsız gruplar tarafından bir güvenli bölge olarak kullanıldığını ve bu grupların Amerikan hegemonyası aleyhine bu bölgeleri kullanılabileceğini düşünüyor. ABD bu bölgelerin söz konusu gruplardan temizlenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu temizleme işinin yapılabilmesi için de Pakistan Hükümeti kullanılıyor. Ayrıca, Amerikalılar tarafından insansız uçak saldırıları yapılıyor. Onlar kabile bölgelerinin, Kuzey Batı Sınır Eyaleti şehirleri Peşaver, Merdan vs. gibi normal bir düzene kavuşmasını istiyorlar. Sivil mahkemelerin, polis düzeninin, hükümet otoritesinin bu bölgelerde de yerleşmesini istiyorlar.

M.O: Pakistan’ın önde gelen ve tecrübeli bir politikacısı olarak Amerikalıların Af – Pak bölgesi olarak niteledikleri Pakistan – Afganistan bölgesi ile ilgili sizin öngördüğünüz çözüm nedir? Çünkü bu bölgenin her iki tarafında da savaş var. Bölgeye istikrar getirmek için ne tür bir çözüm yolu sağlanmalıdır?

K.H.A: Aslında, bölgenin istikrara kavuşturulması için, bölge halkına güvenmemiz gerekir. Bölge halkının güvenini kazanmamız gerekir. Bölge kabile halkı içerisinden seçimle işbaşına gelmiş bir yerel yönetim kurulmalıdır. Bu bölge halkı, tayinle işbaşına gelen, sözde, “Melik” denen kişiler tarafından yönetilmektedir. “Melik”ler tayinle gelmiş kabile büyükleridir. Halk kendilerine güvenmediğinden dolayı bölgeyi yönetememektedirler. Halkın güveni sağlanmalı ve kendi seçimleri olan bir yönetim bu bölgeyi yönetmelidir.

osmanoglu-pakistan-gazi.jpg

M.O: Bu tabi bölgenin Pakistan tarafı ile ilgili bir çözüm önerisi: Daha geniş bir bağlamda, Afganistan – Pakistan bağlamında ne yapılmalıdır?

K.H.A: Afgan halkının tüm kesimlerinin temsilcileri masa başına oturtulmalıdır. Afgan halkının kendi kendilerini yönetmelerine imkân tanınmalıdır. Onlara kimsenin dayatılmaması gerekir. Pakistan dâhil hiçbir ülke hükümeti kendi isteğini Afganlılara dayatmamalıdır. Afganlılardan dışarıdan hiçbir ülkenin hegemonyasını kabul etmez.

M.O: Afganistan ile Pakistan arasında bir konfederasyon düşüncesine nasıl bakarsınız? Bölgenin istikrarı için faydalı olur mu?

K.H.A: İranlılar bunu kabul etmezler…

M.O: Bölgeye barış ve istikrar getirecekse neden karşı çıksınlar?

K.H.A: Böyle bir konfederasyonun tüm Afganlılar tarafından kabul edileceğini de zannetmiyorum. Bu yüzden, Afgan halkının isteği hilafına hiçbir şey yapılmamalıdır. Afganlılar kendi meselelerini düzene sokmak ve yürütmek için rahat bırakılmalıdır. Bunu yapabilmeleri için diğerleri Afganlılara yardımcı olmalıdır. Pakistan devleti içerisindeki bazı unsurlar bir konfederasyon kurulmasını istiyorlar ve böyle bir şey hoşlarına gidecek ama bu sadece bazılarının isteği. Pratikte olacak bir şey değil. Çünkü Afganistan’da çok farklı taraflar var. Rahmetli olmuş bir dostum var; bana 30 yıl önce “Afganistan Zahir Şah’ın elinde toplu halde bulunan kırık bir sürahi gibidir. Bizim başka bir ele değil de bu ellerin bu sürahiyi bütün bir şekilde tutmasına yardım edecek ele ihtiyacımız var” demişti. Afganistan’ın Pakistan’la bir konfederasyon halinde bir arada tutulması mümkün gözükmüyor. Afganistan’da Hazaralar var, Kuzey Afganistan’da Özbekler var, Farsça konuşan insanlar var. Afganistanlı Peştunlar bile Pakistan halkının gölgesi altına girmek istemezler.

M.O: Ben konfederasyonla Pakistan halkının gölgesi altına girilmesini kastetmedim. İki ülke tarafından eşit yönetilen bir konfederasyonu kastettim.

K.H.A: Bu her iki taraf için de iyi olur..

M.O: Ama pratikte uygulanabilir değil…

K.H.A: Her şuurlu Müslüman tüm Müslüman ülkelerin tek bir federasyon altında birleşmesini arzu eder, ister. Ama bu henüz erken, bu düşünce henüz olgunlaşmış değil.

M.O: Efendim, Pakistan nükleer programı yakın bir gelecekte Batı’nın hedefi haline gelebilir mi? Abdulkadir Han’ın hayatı veya Batı’ya iadesiyle ilgili bir endişe var mı?

K.H.A: Pakistan’ın nükleer programı Batılı ülkeler tarafından istenmiyor. Bunun sebebi ise çok açıktır: Onlar herhangi bir Müslüman ülkenin güçlü olmasını kendi sınırlarını kendilerinin savunabilecek imkânlara sahip olmasını istemezler. Kendi istediklerini dikte edebilmek için Müslümanların hep korku, endişe içinde olmasını isterler. Bizim, Pakistan’ın Hindistan hegemonyası altında olmamızı istiyorlar. Problemlerimizi Hindistan’ın arzularına göre çözmeyi isterler ki bu bizce mümkün değildir. Dolayısıyla bizim nükleer programımız olmasını istemezler. Bizim üzerimize doğrudan gelemedikleri için Pakistan önüne sorunlar çıkarıyorlar. Bizim nükleer kabiliyetlerimizi sınırlamaya çalışıyorlar.

Pakistan nükleer programının babası Abdulkadir Han konusuna gelince: Abdulkadir Han görevini yerine getirdi; Şu an, Pakistan’da bu sahada görev yapan bine yakın bilim adamı var.

gazi-osmanoglu.jpg

M.O: Benim sorum Batılıların Abdulkadir Han’ın sorgulanmasına yol bulmaları ve Pakistan nükleer programının sırlarını elde etmeleri üzerine idi.

K.H.A: Her şeyin Abdulkadir Han’ın elinde olduğunu düşünmüyorum. Bunun onlara bir faydası olmaz. Abdulkadir Han uzun bir süre önce bizim nükleer programımızdan çıkarıldı.

M.O: Gitgide kötüleşen durumlar göz önüne alındığında Pakistan’ın parçalanma ihtimali var mı sizce?

K.H.A: Evet bizim Pakistan’da sorunlarımız olduğu doğrudur. Ama Pakistan’ı parçalamak veya Pakistan’dan ayrılmak isteyecek çok az kimse vardır. Halkın çoğu hükümetin aleyhine olsa da, devlet aleyhine değillerdir.

M.O: Yani Pakistan Federal yapısına karşı değillerdir. Taliban ile ilgili de sormak istiyorum: Taliban’ın hedefi nedir? Pakistan’ın istikrarsızlaştırılması için bazı gizli servislerin enstrümanı olarak mı kullanılıyorlar yoksa?

K.H.A: Aslında, eğilimleri dolayısıyla kullanılabilirler, ama niyetleri itibariyle kimsenin aleti değiller. Saf insanlar, ayrıca İslam yönünden bilgili insanlar da değiller. İsimleri Taliban, yani öğrenciler demek.

M.O: Ben Pakistan Taliban’ını kastediyorum.

K.H.A: Pakistan Taliban’ı da ne âlim ne de o kadar akıllı kimseler. Diğer unsurlar tarafından kullanılabilecek vasıfta sıradan insanlar. Ancak hepsi zayıf iradeli insanlar değil. Niyetleri kötü değil ama eğilimleri dolayısıyla başkaları tarafından kullanılmaya müsaitler.

M.O: Keşmir’le ilgili bir soru sormak istiyorum; Ben Keşmir’i 11 Eylül hadiselerinin bir kurbanı olarak değerlendiriyorum. Keşmir unutulmuş ve halk tarafından değilse bile, Pakistan Hükümeti tarafından terk edilmiş gibi bir durum arz ediyor. Yorumunuz nedir.


K.H.A: Ben hiçbir Pakistan Hükümetinin Keşmir sorununu kendi haline bırakabileceğini zannetmem. Keşmir meselesi Pakistan dış politikasının temel direklerinden birisidir. Keşmir politikası ile ilgili iniş çıkışlar olabilir. Zaman zaman inişler olsa da bütün bunlar geçicidir. Keşmir halkı yeniden konuyu yeniden diriltir. Dışarıdan değil, Keşmir halkı kendisi diriltir. Bir yazarımız çok haklı olarak şöyle demişti: “Pakistan Hükümeti Taşkent anlaşmasıyla Keşmir meselesini tabuta koydu. Şemle anlaşmasıyla tabutun çivileri de çakıldı. Ama Keşmirli gençler ayağa kalktı ve bu tabutu parçaladı. Bugün her Keşmirlinin evinde şehit var. Her evde bir kayıp var. Her tarafta cihad yapan gençler var. Keşmirlilerin tüm bu fedakârlıkları unutmaları mümkün olmaz. Fedakârlıklar bu sorunu canlı tutacaktır. Hiçbir Pakistan Hükümet bu sorunu bırakıp görmezlikten gelemez. Çünkü bu sadece Pakistan Hükümetinin sorunu değildir. Pakistan halkı da Keşmirlilerle birliktedir.

Keşmir’de yaşayan Müslümanlar Hindistanlı olduklarını hiçbir zaman kabul etmezler. Her zaman biz “Keşmirli Müslümanız” derler. Bunu her zaman derler. Bu onların doğasında vardır. Keşmirli bir Müslüman’ın ben Hindistanlıyım demesi mümkün değildir. Hindistan’ın diğer bölgelerinde yaşayan Müslümanlar da iyi durumda değiller. Hükümet nüfus verilerine göre Hindistan nüfusunun yüzde öndördü Müslüman’dır. Ama devlet dairelerinde sadece yüzde iki Müslüman memur vardır. Müslümanların ekonomik şartları çok kötüdür. Hindistanlı Müslümanlar Hindistan’ın şartlarından hep şikâyetçidir. Hindistan Müslümanları da Hindistan’la işbirliği yapmamaktadır. Onlar da bir gün Hindistan’a karşı ayağa kalkabilirler. Hindistan’da Brahmanlar nüfusun sadece yüzde ikisini oluşturmakla birlikte Hindistan’ın tüm gücü bu Brahmanların elindedir. Diğer alt kastlar bunların aleyhinedir. Diğer taraftan Hindistan devleti de oldukça kırılgandır. Hindistan’da birçok etnik grup vardır: Birçok ayrılıkçı hareket vardır.

M.O: Son sorum güncel bir konu ile ilgili: Bölgedeki nehirlerin sularının paylaşımı Hindistan ile Pakistan arasında yeni bir savaşın nedeni olabilir mi?

K.H.A: Evet olabilir, çünkü bu oldukça önemli bir konudur: Pakistan’ın nehirleri ve Pakistan nehirlerinin tüm suları Hindistan denetimi altındaki Keşmir’den gelmektedir. Keşmir’in tüm vadilerinin akıntıları Pakistan’a doğrudur. Hindistan bu nehirler üzerinde barajlar kurmaktadır. Bunun Pakistan’daki ziraat alanları üzerinde büyük etkisi olacaktır, ekilen alanlar çoraklaşma ve zamanla çölleşme tehdidi altındadır. Dolayısıyla, eğer sorun barışçıl yolla çözülmezse bir savaş kaçınılmaz olacaktır.

M.O: Efendim bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.

 

osmanoglu-gazi.jpg

 

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2010, 10:54
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
b.aydın
b.aydın - 11 yıl Önce

sayın kadı hüseyin ahmet esam ın davelisi olarak müslüman topluluklar birliği toplantısı için ülkemize geldiler . MAHMUT bey in taktimi bu şekilde yapsı icab ederdi bazı etkinliklere

banner39