banner15

'Kerkük'ün geleceği Türkiye'nin müdahalesini zorunlu kılıyor'

"Ankara, bir Kürt devletini emrivaki olarak karşısında bulacağına inanırsa, mutlaka aşiret liderleriyle Sünnilik bağını güçlendirmeyi düşünecektir."

'Kerkük'ün geleceği Türkiye'nin müdahalesini zorunlu kılıyor'

Dünya Bülteni Haber Merkezi

 

 

'Irak: Kerkük'ün geleceği Türkiye'nin müdahalesini zorunlu kılıyor'

 

Iraklı direniş gruplarından Mücahitler Şurası'nın Bağdat, El-Enbar, Diyala, Kerkük ve Selahaddin'i, Ninova ve Vâsıt'ın bir bölümünü içine alacak bölgede "Irak İslam Devleti"ni ilan etmesi, Kerkük tartışmalarına başka bir boyut kattı.

 

Eş-Şarku'l-Evsat gazetesi yazarlarından Hüda El-Hüseyni, bugün yayımlanan ve yukarıdaki başlığı taşıyan makalesini, Kürtler'in Kerkük'ü ele geçirmesine ve radikal Sünnilerin Sünni bölgede kontrolü ellerinde tutmalarına Türkiye'nin izin veremeyeceği ve Sünni aşiretlerle diyaloğa geçerek Irak'a fiili müdahalede bulunacağı senaryosu üzerine kurguluyor.

 

Ve şöyle diyor:

 

"Türkiye'nin kente müdahalesi ve Türkmenlerin çıkarlarını koruma bahanesiyle çözümü engellediği biliniyor. Türkiye, dikkate alınması gereken temel bir etken olduğunu biliyor. Şimdiye kadar Irak Savaşı'na müdahalede bulunmadı. Fakat savaş kızışmış halde. Federalizm oylaması, Türkiye'nin bir çok hassasiyetlerini tahrik etti. Türkiye, daha sonra "Kerkük" petrolüne dayanan bağımsız bir Kürt devletine dönüşmemesi için, bağımsız Irak Kürt bölgesini güçlü görmek istemiyor. Çünkü böyle bir devletin kurulması, Kürt ulusalcılığı rüzgarlarının kendi Kürtleri yönüne doğru esmesini sağlayacaktır. Bu da diğer etnik kökenlerin harekete geçmesine yol açacak ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünün sarsılması anlamına gelecektir. Türkiye, özellikle Bağdat'ın ve merkezi hükümetin çökmesi durumunda federalizmin yol açacağı etkiyi hoş karşılamayacaktır. Bu nedenle Türkiye, Kürtlerin zayıflamasını istemektedir. Çünkü kendisiyle Iraklı Şiilerin arasını ayıran ve Kürtlerin güçlü olmadığı bir ara bölge istemektedir. Bu nedenle ulusal çıkarı, şimdi Sünnilerin güçlendirilmesini gerektirmektedir. Amerika'nın Irak'ı işgalinden önce, Türkiye Irak'a çok müdahalede bulunurdu. Irak içinde askeri alanlara sahipti. Ayrıca, Arap bölgesindeki aşiret liderleriyle de güçlü ilişkileri var.Ankara, bir Kürt devletini emrivaki olarak karşısında bulacağına inanırsa, mutlaka aşiret liderleriyle Sünnilik bağını güçlendirmeyi düşünecektir."

 

El-Hüseyni makalesinde, İran'ın da bu durumdan rahatsız olmayacağını, çünkü İran'da da Kürtlerin olduğunu, ayrıca İran'ın radikal Sünniler yerine Türkiye'nin nüfuzuyla yaşamayı tercih edeceğini öne sürüyor.

 

Gözlerin yakında Bağdat'tan Ankara'ya çevrileceğini söyleyen yazar, son cümlesini ise şu soruyla bağlıyor: "Fakat bu, Irak sorununa çözümde Arap kartının düştüğü anlamına gelmiyor mu?"

 

 

'İstanbul turistleri karşılıyor, Bağdat cesetleri topluyor'

 

Londra'da yayımlanan El-Hayat gazetesinin bugünkü sayısında Ğassan Şerbel imzasıyla çıkan yorumun başlığı böyle..

 

Şerbel, yazısının girişinde İstanbul'a övgüler yağdırıyor:

 

"Gündüzün çarşafını çıkarıp gecenin defterini açan boğazdaki şaşkın kuşlar.. Şansla ve ağla alışılmış oyununu oynayan balıkçı ışıkları.. İstanbul, coğrafyanın baştan çıkarıcı güzellikleriyle tarihin narin bir buluşması.."

 

Övgüler böylece uzayıp gidiyor ve diyor ki: "İstanbul, geçmişin ve bugünün, hatta belki de geleceğin başkenti olduğu intibaını uyandırıyor."

 

Şerbel yazısında; Türkiye-Irak-İran üçgeninden ve yaklaşık son otuz yıldır Bağdat, Tahran ve İstanbul'un farklı yollara koyulduğundan, Tahran'ın Humeyni'nin cübbesine sarıldığından, İstanbul'un Avrupa rüyasıyla ekonomisini düzeltme çabasına daldığından bahsediyor ve ekliyor: "Bağdat ise sorumsuzluk yoluna koyuldu."

 

 

'Mekke Belgesi Irak'ta uzlaşının başlangıcı olacak mı?!'

 

Irak'taki mezhep çatışmalarına nokta koymayı amaçlayan konferans bugün ve yarın Mekke'de toplanıyor. Konferansa katılan Sünni ve Şii din adamları, mezhep çatışmalarını haram kılan Mekke Belgesi isimli bir bildiriye imza koyacaklar.

 

Er-Riyad gazetesinin bugünkü başyazısı, yukarıdaki soruyu başlığına taşımış.  

 

Suudi Arabistan'ın daha önce Sovyetler Birliği ve Afganlı mücahitler arasındaki savaşı bitiren başarılı bir anlaşmaya ve Lübnan iç savaşını bitiren Taif Anlaşması'na ev sahipliği yaptığı hatırlatılan başyazıda, Irak'ın tarihinin en zor döneminden geçmekte olduğu belirtiliyor ve protokol gereği sadece kağıt üzerinde anlaşmanın şiddeti durdurmayacağına dikkat çekiliyor.

 

Yazıda ayrıca, Iraklı liderlere aralarında uzlaşma sağlayıp bunu korumanın veya ateşi herkesi yakacak uzun bir savaşa dönmenin kendi ellerinde olduğu hatırlatılarak, belgenin ilanının, gerçekleşmemiş büyük bir hedef için düzenlenen küçük bir törene dönüşmemesi uyarısı yapılıyor.

 

----------------------------------------------

 

Avrupa Basınında Bugün

 

Alman basını Guantanamo'da yaklaşık beş yıl geçirdikten sonra geçen yaz Almanya'ya iade edilen Murat Kurnaz'la ilgili son gelişmelere geniş yer ayırıyor.

Murat Kurnaz uzun zamandır yaşamakta olduğu Almanya'ya dönüşünde, Afganistan'da tutuklu olduğu sırada orada görev yapan Alman askerleri tarafından dövüldüğünü öne sürmüştü.

Almanya Savunma Bakanlığı dün özel operasyon birimi KSK'dan askerlerin Kurnaz'la Afganistan'da 'sözlü teması olduğunu' kabul etti -- ancak kötü muamele iddialarını yalanladı.

Süddeutsche gazetesi yetkililere çağrıda bulunuyor:

"Murat Kurnaz'ın iddiaları çok ciddi. Bu yüzden olayların açıklığa kavuşturulması büyük önem taşıyor.

"Ordunun zarar görmesini engellemek ve KSK'nın meclisin ve halkın güvenini kötüye kullandığı şüphesini ortadan kaldırmak, ancak kapsamlı bir açıklamayla mümkündür.

"KSK tabii gizli operasyonlar yapabilir ama denetimlere ve hukuk devletine tabi olması da şarttır. Sözkonusu olaylar uzun süre önce yaşandığı ve halen süren operasyonlara zarar gelmeyeceği için gizliliğe gerek yoktur."

Die Welt ise 2001'de geçen bir olaydan milletvekillerinin ancak şimdi haberdar edilmesini 'skandal' diye niteliyor.

"Hükümet seçkin birliklerinin Afganistan'da ne yaptığından tam olarak haberdar görünmüyor" diyen gazeteye göre asıl skandal, meclisin olaydan hiçbir şekilde haberdar olmaması.

Öte yandan Frankfurter Rundschau, Murat Kurnaz'ın maruz kaldığı yasadışı şiddeti araştırmak için soruşturma komisyonu kurulmasını istiyor.

Berliner gazetesiyse hem şimdiki hem bir önceki hükümeti eleştiriyor. Gazeteye göre:

"Hem eski Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyonu, hem de şimdiki sağ-sol iktidar Almanya'nın terörle mücadele savaşındaki rolü konusunda yalan söyledi.

"KSK birlikleri Afganistan'daki görevlerine Savunma Bakanlığı'nın milletvekillerine bildirdiği tarihten en az bir ay önce başlamış.

"Murat Kurnaz vakası, geçmişte ısrarla reddedilen olaylarda ardı ardına kanıtlar ortaya çıkınca yapılan itiraflar ve ardından gelen 'Alt kademelerdeki yetkililer hata yapmış' açıklamalarının son örneği oldu."

Fransa'ya 'Bravo'

Guardian gazetesinin yorum sayfalarındaysa Avrupa'nın yakın tarihi konusunda uzman olan yazar Timothy Garton Ash, Fransa meclisinde geçen hafta kabul edilen ve Ermenilere soykırım yapıldığını inkar edenlere ceza öngören yasayı sert bir dille eleştiriyor.

Yazar, "Kendimiz ifade özgürlüğünü giderek daha fazla kısıtlarken, Türkiye'yi, Mısır'ı ya da diğer devletleri nasıl eleştirebiliriz?" diye soruyor.

Özetle bir bölüm aktaralım:

"Fransız meclisi gerçeğe, adalete ve insanlığa nasıl da muhteşem bir darbe vurdu! Bravo! Şapkalarımızı çıkaralım! Yaşasın Fransa! Ancak bu, Avrupa'nın tarihinde cesur bir sayfanın başlangıcı olsun sadece.

"İngiliz meclisi de 1940'da Katyn ormanlarında Polonyalı subayları Rusların öldürdüğünü inkar etmeyi suç saysın. Türk meclisiyse Fransa'nın Cezayirli isyancılara işkence ettiğini reddetmeyi suç ilan etsin.

"Almanlar, Sovyetler'de Gulag toplama kamplarının varlığını inkar etmeyi suç sayan bir yasa çıkarsın. İrlanda meclisi İspanyol engizisyonunun işlediği suçları inkar edenleri cezalandırsın.

"İspanyollar da Sırpların Kosovalı Arnavutlara soykırım girişiminde bulunmadığını söyleyenlere en az 10 yıl hapis cezası versin. Avrupa Parlamentosu'ysa Amerikalıların Kızılderililere yaptığına soykırım demeyi zorunlu kılan bir yasa çıkarsın.

"Ne yazık ki bizler Avrupa Birliği'nde bu tür iğrenç düşünce suçlarına idam cezası veremiyoruz. Ama belki zamanla bunu da değiştirebiliriz."

Timothy Garton Ash, Guardian'daki yazısının devamında Fransa'daki yasayı, hatta bu yasa hakkında Guardian'da yazılanları eleştiriyor ve "Yeni tabular yaratacağımıza, yasalarımızdaki tabuları temizlemeli ve yalnızca dine hakaretle ilgili maddeleri değil, Yahudi soykırımını inkarla ilgili maddeleri de kaldırmalı, çifte standartlardan kurtulmalıyız" görüşünü savunuyor.

El Kaide'nin 1 numaralı hedefi

Guardian'ın yorum sayfalarından manşetine geçiyoruz, buradaki başlık: "Terörle mücadele yetkililerine göre İngiltere artık el Kaide'nin 1 numaralı hedefi" diyor.

Buna göre İngiliz yetkililer yeniden toparlanmayı başaran el Kaide'nin şimdi eskisinden de büyük bir tehdit oluşturduğuna inanıyor.

Örgütün özellikle Pakistan'da toparlanıp çok daha tutarlı bir yapıya kavuştuğunu, güçlü çekirdek kadroyu ardı arkası kesilmeyen gönüllülerin desteklediğini belirtiyorlar.

İngiltere'deyse yeni teknikler geliştiren el Kaide, eski Geçici IRA hücrelerine benzer bir örgüt yapısını benimsedi; yani bir lider, bir teminatçı/eğitimci ve birkaç gönüllüden oluşan, kendi başına hareket edebilen hücreler.

Bu grupların yolsuzluk, para toplama, kuryelik ve eylem planlama görevlerini birarada yürüttüğü sanılıyor.

İzlendiklerini bilen hücre üyeleri, önemli konuşmaları parklar ve başka kamuya açık alanlarda yapıyor.

Üst düzey bir istihbarat uzmanına göre el Kaide için 7 Temmuz'daki Londra saldırıları sadece bir başlangıçtı.

"İngiltere'yi başlıca hedef yapansa, her yıl 10 binlerce göçmen kökenli vatandaşının Pakistan'ı ziyaret etmesi," diyor bu yetkililer.

Verheugen'den intikam mı?

Daily Telegraph gazetesiyse Türkiye'nin de yakından tanıdığı bir ismin, eskiden Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu yetkilisi olan Günter Verheugen'in karıştığı skandalı değerlendiriyor.

Şimdi komisyonda sanayiden sorumlu olan Verheugen'in, yanında çalışan Petra Erler'le elele çekilmiş fotoğrafları haftasonunda yayımlanmıştı.

Verheugen sadece dost olduklarına dair yemin etti, karısı bu tatilden haberi olduğunu söyledi ama Verheugen personelinde yer verdiği sevgilisini haksız şekilde terfi ettirdiği iddialarından kurtulamadı.

Daily Telegraph'a göre bu haberlerin zamanlaması, intikam şüphesini beraberinde getirdi.

Brüksel'de özel hayatla ilgili dedikoduların tabu sayıldığına dikkat çeken gazete, Verheugen'in geçen ay Avrupalı bürokratları 'fazlasıyla güçlü, kibirli ve aşağılayıcı' bulduğunu söylediğine ve bürokraside verimsizliğe savaş açtığına dikkat çekiyor.

Bizans koleksiyonu

Ve kısaca son bir haber, Times gazetesinden. Haberde, Berlin'de açılan yeni Bode Müzesi anlatılıyor.

Berlin'in 'Paristeki Louvre Müzesine yanıtı' diye nitelenen bu müzedeki Bizans bölümünün, dünyada İstanbul Arkeoloji Müzesi'nden sonraki en büyük Bizans koleksiyonu olduğu belirtiliyor.

 

Kaynak: Dünya Bülteni ve BBC

 
Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48