banner39

Kocamustafapaşa'da bir irfan mektebi-FOTO

Kocamustafapaşa'da bulunan Uygulamalı Türk-İslâm Sanatları Kütüphanesi son 10 yılda yüzlerce öğrenci yetiştirdi.

Arşiv 20.04.2010, 17:45 22.04.2010, 14:05
Kocamustafapaşa'da bir irfan mektebi-FOTO

 

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni


Hekimoğlu Alipaşa Camii haziresindeki Uygulamalı Türk-İslâm Sanatları Kütüphanesi geride kalan 10 yıllık hizmet döneminde hamle çapında sanat faaliyetleri gerçekleştirdi. 

hekimoglualipasakutuphanesi.jpg

Sanatkâr dedelerimiz İstanbul’a sanat ve estetik harikası yüzlerce sivil ve dini mimari eseri bıraktı... Çarşının yanında sebil; hastanenin yanında aşevi, caminin yanında kütüphane… Ecdad yadigârı eserler cemiyetteki olanca vurdumduymazlığa rağmen hâlâ dimdik ayakta… 

İstanbul’un hemen her semtinde olduğu gibi, Yahya Kemal’in “ücra ve fakir İstanbul” şeklinde nitelendirdiği Koca Mustafapaşa’da da onlarca Osmanlı eseri günümüz insanının hizmetinde bulunuyor. Bu eserlerden biri de Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Kütüphanesi… Miladi takvimin yaprakları 1734 yılını gösterdiği dönemlerde inşa edilen cami ve kütüphane hâlâ ilk inşâ tarihinde olduğu gibi müminlerin ve karilerin hizmetinde… Bu yazı Hekimoğlu Ali Paşa Camii haziresindeki Uygulamalı Türk İslâm Eserleri Kütüphanesi’ni ve burada yapılan hizmetleri tanıtmayı gaye edinmektedir.

hekimoglualipasakutuphanesihatkursu.jpg

Okuyucularını bekleyen mahzun yapılardır kütüphaneler. Kütüphaneler, cemiyette kitabın gördüğü kadar bir alaka görüyor. Kitap, “oku” emri ile başlıyordu ama insanlarımızın eline verilen ilk kitabın üzerinde ‘Okuma Kitabı’ ibaresi yazıyordu!

Tarih boyunca kitap ve kütüphane aynı kaderi paylaşmış. Kütüphanelerin tozlu raflarına emanet edilen kitaplar aydınlık bir gözün satır aralıklarında gezinmesini bekleyip durmuş. Sayıları günden güne azalan kütüphane müdavimleri buralarda ilmin ve sessizliğin sesini, huzurunu duyarlar. 

hattat-huseyin-kutlu.jpg

Üstad Hüseyin Kutlu

Eşimin de bir dönem tezhip çalışmalarının müdavimi olduğu Uygulamalı Türk-İslâm Sanatları Kütüphanesi ilimle sanatın; hocayla talebenin buluştuğu bir irfan mektebi… 

Osmanlının bilge sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa, İstanbul’un pek çok semtine çeşme, su yolları, tekke ve mescit inşa ettirmiş. Bunların birçoğu şu anda kaderine, daha doğrusu kederine terkedilmiş. Divan edebiyatı aşinalarının Âli mahlasıyla tanıdıkları bu bilge sadrazamın/şairin günümüze kadar heybetle uzanan en önemli sadaka-i cariyesi Koca Mustafapaşa’daki Hekimoğlu Ali Paşa Camii. Burası bir camiden çok, camia hüviyetini taşımakta. Camia ya da külliye; her ne derseniz... Kütüphane, türbe, derviş odaları, sebil, çeşme ve zaviyeden müteşekkil Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi sanat ve estetik değerleri ruhlarının derinliklerinde meczeden ecdadımızın mimari şahikalarından.

Kütüphanenin amacı  ve sanat faaliyetleri

Hekimoğlu Ali Paşa’nın 276 yıl önce Mimarbaşı Kayserili Ömer Ağa’ya inşa ettirdiği ve yıllarca ilim sevdalılarına hizmet veren kütüphane, bir dönem asli maksadından uzaklaştırılmış olsa da Alvarlı Efe Hazretleri Vakfı’nın himmet ve gayretleriyle 10 yıl önce aslî hüviyetine kavuştu. Hattat Hüseyin Kutlu’nun uzun yıllar hizmetinde bulunduğu Hekimoğlu Ali Paşa Camii’ne tekrar kazandırdığı kütüphane binası, hem kütüphane; hem de ilim, irfan ve sanat mektebi olarak gönlünde güzelliklere açık kapı bulunanlara hizmet veriyor. Sayıları artık binlerle ifade edilen talebeleri; onlarca hocası ve yüzlerce müdavimi ve okuyucusu var bu kütüphanenin.

kutuphanelogo.jpg

Uygulamalı Türk-İslâm Sanatları Kütüphanesi’nde 10 yıldan bu yana İslâm ve Türk sanatları tatbikî olarak öğretiliyor. Şu an için kütüphanede hat, tezhip, ebru, minyatür, kat’ı, mûsikî ve Osmanlı Türkçesi dersleri ehil hocalar/sanatkârlar tarafından kursiyerlere veriliyor. Hat dersleri Hattat Hüseyin Kutlu’nun gözetiminde Erol Dönmez, Betül ve Feyza Kırkan tarafından öğretiliyor. Ebru dersleri Ebruzen Sadrettin Özçimi nezaretinde gerçekleştiriliyor. Tezhip ve kat’ı sanatında Dürdane Ünver; musikide Ahmet Şahin, sanatlarının inceliklerini talebelerine aktarıyor. 

Kütüphanenin fevkani kitap dolapları İslâm-Türk sanatlarını havi yüzlerce ansiklopedi, atlas, albüm, fotoğraf, kitap, dia, CD ve elyazması eserlerini muhafaza ediyor. Bunlar kursiyerlerin ve araştırmacıların hizmetine sunulmakta.  

Kütüphanede derslere katılan kursiyerlere belgesel niteliğini taşıyacak çalışmalar da yaptırılıyor. Osmanlıca öğrencilerinin kitâbe çalışmaları, tezhip öğrencilerinin süsleme eserleri/çini desenleri dosyalanarak kütüphanenin arşivindeki yerini alıyor. Tüm bu hizmetlerin sanal dünyadaki sanatseverlere aktarılması çalışmaları devam etmekte... Kütüphanede sanatta ilerlemiş olanlara  ihtisas dersleri de veriliyor. 

hattathuseyinkutlufoto2.jpg

Kütüphanenin amaçlarından biri de burada klasik sanatları öğrenen talebelerin ve bu talebelerin ustalarının eserlerinden oluşacak sergilere ev sahipliği yapmak. Sanatkârların ve sanatseverlerin külliye merkezli bir atmosferde buluşturulması oldukça anlamlı. Buna cemiyetimizin ihtiyacı var çünkü. Kütüphane görevlileri her yıl düzenleyecekleri konulu sergilerle Uygulamalı Türk-İslâm Sanatları Kütüphanesi’nin sanat faaliyetlerini sanatseverlerin beğenisine sunmayı ve güzelliklerin paylaşılmasını amaçlamışlar. 

Bir kütüphanenin serencamı

Bundan iki buçuk asır  öncesine uzanan bir yolculuğa çıkarak sözü şimdiki ismiyle Uygulamalı Türk-İslâm Sanatları Kütüphanesine bırakalım. Bakalım yaşadıklarını lisan-ı haliyle bize nasıl anlatacak? Onun başına gelenler size tanıdık gelecektir. Her gün önünden geçtiğiniz inşa gayesinden uzak kullanılan abidevi müesseselerin, tarihi mekanların, imaretlerin, aşevlerinin, camilerin, sebillerin, derviş odalarının, meşrutaların yaşadığı bildik hikayelerden birini yaşamış bu kütüphane.  Bakalım  lisan-ı haliyle neler anlatacak bize:


“Bu satırları okuyanların görmesi mümkün olmayacak kadar eski bir zaman idi. Bundan tam 266 yıl önce... Taşların omuz omuza vermesiyle beni asırlarca üzerinde taşıyacak olan duvarlarım inşa ediliyordu. Mimarbaşı Kayserili Ömer Ağa: “Seni tac eyledim bu külliyeye. Layık olduğun yer burasıdır. Yükseklerden seyreyle âlemi” demişti. Beni, tonozlu ana giriş kapısının üzerine yerleştirmişti. Çünkü külliyenin ilim yuvası olacak idim. İlmin, irfanın en yüce mertebe olduğunu ifade etmek için buradaydım. Kapıdan her giren başını kaldırınca beni görür ve saygıyla selâmlar; başka bir ifadeyle ilmin önünde baş eğerdi. Kur’an-ı Kerim’de kalem üzerine yemin ediliyordu. Yüce kitabın muhatapları kalemin yazdıkları önünde baş eğiyordu. Bana ruh veren, beni daima ayakta tutan bu duygular idi. Benim konuklarım hep ilim sevdalıları olurdu. Şairlerin gönle ferahlık veren aşk dolu, mana yüklü beyitleri, benim derûn-i sînemde okunurdu. İlim sohbetleri yapılır, divanlar yazılır, meseleler burada müzakere edilirdi. Çevremdekiler gösterilen hürmete binaen bana imrenerek bakarlardı. Beş vakit ezan sesinin yükseldiği cami tam karşımda durur, ihtişamı ile herkesi büyülerdi. Külliyenin zarif teşrifatçısı sebil, nazenin bir genç kız edasıyla ikramda bulunurdu misafirlerine. Onun elinden suya kananlar, şerbetinin tadına varanlar bu zerafete hayran olurdu. O, sırmalı giysileri içerisinde her daim misafirlerini karşılar, ikramda kusur etmezdi. Bulunduğum yerden bu manzarayı izler, ben de ona şairlerin şiirlerini, erbab-ı mûsikînin hoş sadalarını dinletirdim.

hat-tahsin-kurt.20100420181249.jpg

Hat: Tahsin Kurt/ Tezhib: Hekimoğlu Alipaşa Girişim Grubu

Günlerimin her zaman böyle güzel geçmeyeceğini bir zaman sonra anladım. Beni şenlendiren ve kendilerini ağırlamaktan zevk aldığım insanlar artık yoktu. O günler çok geride kalmıştı. 

Bir vakit geldi, Nedim’in bir taşına bile değer biçemediği şehr-i İstanbul depremle sarsıldı. Yangınlarla alevler içinde kaldı. Bu felaketlerden ben de nasibimi almıştım. Bu hadiselerden sonra el yazması nadide eserlerimi benden alarak Süleymaniye Kütüphanesi’ne naklettiler. Kendimi hazineleri elinden alınan bir hazine bekçisi gibi hissediyordum. Sonra mahallenin arabacısı zuhur etti. Geldi bana yerleşti. Arabacının hanesiydim ben artık. Tam arabacıdan kurtuldum derken, başkaları musallat oldu bu sefer bana. Uzun bir süre Davutpaşa Spor Kulübü oldum. Bu durum 18 yıl boyunca devam etti; raflarımın üzerlerine formalar asıldı, nadide döşemelerim krampon darbeleriyle ezildi durdu... Bunları hiç unutamıyorum; unutamam da... Neden sonra benim eskiden bir kütüphane olduğumun farkına varıldı. İşte buna pek sevinmiştim doğrusu. Takvim yaprakları 1966’yı gösteriyordu bu sırada. Artık ben halk kütüphanesiydim. Halkla, insanlarla, münevverlerle buluşma vaktim gelmişti. Ama yanıldığımı pek geçmeden anladım. Kütüphane sorumlusunun görev aşkından mı, kitaplarımı herkesten kıskandığından mı bilinmez, kilitli kapılarımı halka açtığı pek görülmezdi. Otuz yılım da böylece geçerken gelen insanların beni eski zamanlarıma kavuşturacağı hayaliyle yaşadım. Tahmin edersiniz ki ilim, irfan ve sohbet meclislerinin yerini, yabancısı olduğum sohbetler almıştı. Ben malayani kelâma yabancıydım. Bu kubbenin altında konuşulan mevzular nasıl oldu da bu hale döndü, bir anlam veremiyordum. Bîçare bir halde âh ile yanmakta idim.

Artık umudumu rüzgarın  önüne katmış uzak diyarlara göndermiştim. Camiden gelen salâ sesi sanki benim içindi. Sebilin akıttığı her damla su benim gözyaşım olmuştu. Sonunda feryadımı duyarlar oldu. Bütün içtenlikleriyle, zerafetleriyle geldiler... Benim halimi görüp,  onlar da yandı, beni yeni baştan imar ettiler, yaralarıma ilaç, dertlerime derman oldular. Çehremdeki acı ve hüzün, yerini neşe ve sevince bıraktı.

Şimdi bahtiyar bir hane, ma’mur bir yapıyım. Sedirimde oturan nur yüzlü delikanlının kamış kaleminden süzülen ‘bu da geçer ya hû’ sülüs istifi benim önceki yıllarda yaşadığım ümitvar bekleyişimi ifade ederken;  “Fiha kütübün kayyimeh” kelâmının derununda barındırdığı mana ise  şüphesiz ehlince malumdur.  Malum olan bir başka hakikat de artık kitaplara, okuyuculara, sanatkârlara kavuşmuş olmamdır.

Sanat gergefinde ruhumu dokuyan bu insanları hayranlıkla izliyorum. Her geçen gün sayıları artıyor. Bu birliktelik büyüdükçe başımın göklere doğru uzandığını, enginlere kanat açtığını hissediyorum.

Sanatın uzandığı  tüm gönüllere kapımı sonuna kadar açarak ‘merhaba’ diyor; eline fırçayı, kamış kalemi, mansuru* alanları Kocamustafapaşa’daki haneme bekliyorum. Bu sesi duyanlara selâm olsun.”


* Bir ney çeşidi
 

banner53
Yorumlar (5)
mahmut Şahin 11 yıl önce
Nezlinizde Hattat Hüseyin Kutlu Hocamın ellerinden öperim ...1970 lerde ektiği ağaç şimdilerde meyvesini veriyor...hem de çınar gibi Türkiye nin üstünü kapladı..ve kökleri de derinlerde...
Hüseyin Avni Kabaçalı 11 yıl önce
böyle sanatkar ve sanat sevenlerin istifade ettiği bir mekanı gezmek şerefine elhamdülillah bizlerde nail olduk galiba bu ziyaret neticesi rabbim de bursaya buradan mezun olan hocamız mahmud şahini gönderdi..hüseyin kutlu hocamızı ve kendisini rabbi teala hz.leri hayırlara nail eylesin......
ismail 11 yıl önce
Subhanallah, ne kadar tatli, faydaki bir yazi/mulakat olmus, masallah.
Hayriye GÜLAY 11 yıl önce
Bîçare bir halde âh ile yanmakta idim...
Daha ne nadide yerler var biçare bir halde âh ile yamakta olan.. Ya da yanmış, bitmiş, kül olmuş, külleri havaya savrulmuş, dünyanın dört bir yanında yok olmuş.. Şimdilerde bul bulabilirsen o nedideleri, o hoş sohbetleri...
Daha niceleri kül olmadan onları görebilme, âhlarını işitebilme duyarlılığına sahip olan üstâdlarımızdan Allah razı ola inşaallah..
Bu dünyada bizlere en güzel hali ile düzenleyip yeniden sunduları yapıların nicelerini ve daha güzellerini Mevlâ Teâlâ hazretleri cennette zat-ı şerîflerine nasip eyleye inşaallah...
Selamlar ola.
muharrem gökşen 11 yıl önce
hz Allah hocalarımızın eksikliğini göstermesin, hepsine uzun ömürler versin ,mekanları cennet olsun
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?