banner39

Kudüs'ün Kısa Tarihi ve Hz. Ömer'in Emannamesi

Muhammed Demirci'nin tebliği...

Arşiv 25.04.2009, 12:13 25.04.2009, 12:13
Kudüs'ün Kısa Tarihi ve Hz. Ömer'in Emannamesi

Muhammed Demirci, Mirasımız Derneği

Kudüs, hicri 15, miladi 636 yılında fethedildi. O tarihe kadar kalpler hep bu şehri özlüyordu. Mekke ve Medine bu kutsal şehrin onlara katılmasını bekliyordu. Çünkü ancak o zaman dünyanın üç mescidi bir araya gelecek ve Peyagamberimizin (s.a.v.) vaadi de gerçekleşmiş olacaktı. Zira, Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur; "Yolculuk ancak şu üç mescitten birine olur. Benim şu mescidim, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa. Böylece müminlerin kalpleri ve nefisleri arınmış olur ve yaratan Allah'a temiz, pak bir şekilde yükselir."

Müslümanlar bu fethi "Ömerî Fethi" olarak adlandırmışlardır. Bu fetih sıradan bir fetih olmayıp dünyaya hoşgörü, kerem, barış ve güven konusunda benzersiz bir örnek sunmuştur. Bundan dolayı bu şehir selam (barış) şehri olarak bilinmektedir.
Fethin özel manalarını ve Hz. Ömer'in emannamesini anlatmadan önce şunu bilmemiz gerekmektedir; bu fetih siyasi ve askerî bir sürecin sonucunda değil, sahabenin 23 yıl boyunca Resulullah (s.a.v.)'tan almış olduğu eğitim ve terbiye sonucunda meydana gelmiştir.

Aynı zamanda bu fethin hikâyesi Hz. Ömer zamanında değil, Müslümanların namazlarını Mescid-i Aksa'ya yönelerek kıldıkları andan itibaren başlamıştır. Bilindiği gibi İslam dininin en önemli ibadetlerinin başında namaz gelmektedir. Müslümanlar Mekke'de ve 16 ay boyunca Medine'de namazlarını Mescid-i Aksa'ya yönelerek kılmışlardır. Bu dönem boyunca Müslümanların Mescid-i Aksa'ya olan sevgileri artmış; ve ancak Mescid-i Aksa'ya duyulan sevgi zirveye ulaştığında ve müminlerin içinde sarsılmaz bir hâl aldığında, kıble Kâbe-i Muazzama olmuştur. Mescid-i Aksa yanlızca ilk kıble olmasından değil, yanı sıra İsra ve Miraç hadisesinin de orada yaşanmasından dolayı bir kez daha dinimiz için önem kazanmıştır. İşte tüm bunlar sebebiyle bu şehrin İslam sancağı altında yaşaması gerekmektedir.

Bu şehir o kadar kıymetlidir ki, Efendimiz (s.a.v.) vefat ettiğinde mübarek gözleri o bölgeye bakıyordu. Efendimiz vefatından önce Kudüs'teki Rumlarla savaşmak için Usame (r.a.) önderliğinde bir ordu hazırlattı. Bundan önce yine Kudüs yolunu güvene almak için Hayber, Tebük ve Mute savaşları yapılmıştı. Bu savaşlar sonucunda üç mukaddes yerin birleşmesi hedeflenmişti.

Kudüs'in fethi bilindiği üzere Hz. Ömer İbn-i Hattab (r.a.)'ın döneminde gerçekleşti. Hz. Ömer bizzat kendisi bu fethi gerçekleştirmek için gayret sarfetti. Aslında Hz. Ömer çok sevdiği Resulallah (s.a.v.)'ın mübarek kabrinin bulunduğu Medine şehrinden ayrılmak istemiyordu, fakat Resulullah'ın bu fethe çok sevineceğini bildiği için Kudüs'e gitti. Bu ayrılığın acısını içinde duyarak şehrin kapılarına ulaştı. Orada dünya tarihinde görülmemiş, muazzam bir uzlaşma ve barış sağlandı. Bu barışın adı Hz. Ömer'in Emannamesi'dir. Bu emanname gerçek İslam'ın izlerini taşımaktadır.

Hz. Ömer'in Emannamesi

Hz. Ömer'in genel olarak Kudüs ahalisine verdiği sulh anlaşması şöyledir:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
Bu sözleşme, müminlerin emiri ve Allah'ın kulu Ömer tarafından İliya halkına verilen bir emandır. Onların canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe olan bütün fertlerine verilen bir teminattır.
Kiliseleri mesken yapılmayacak, yıkılmayacak ve kısmen dahi olsa işgal edilmeyecektir. İçindeki kutsal eşyalara dokunulmayacaktır.
Mallarına el sürülmeyecektir.
Kimse dinî inançlarından dolayı zorlanmayacak, kendilerine asla zarar gelmeyecek ve yurtlarına Yahudiler iskân olunmayacaktır.
Buna karşılık onlar da cizye vereceklerdir.
Bunlardan kim yurdunu terk etmek isterse, gideceği yere kadar mal ve can emniyeti sağlanacaktır. Yurdunda kalmak isteyenler ise, güvende olacaklardır ve cizye vereceklerdir. Dileyen Rumlarla gidecek, dileyen de toprağına dönecektir.
Hasat elde edinceye kadar onlardan bir şey istenmeyecektir.
Bu, Allah'ın Resulü'nün, halifelerin ve müminlerin Kudüs halkına verdiği güvenlik ahdidir. Cizye ödedikleri müddetçe geçerlidir.
Şahitler: Halid bin Velid, Amr bin As, Abdurrahman bin Avf ve Mu'aviye bin Ebi Süfyan, hicri 15 yılında hazırlandı ve yazıldı."

Kudüs halkı fethin hemen akabinde İslam hâkimiyeti altına girmeye kendileri karar vermiştir. Sonrasında Hz. Ömer (r.a.) şehirde birtakım icraatlarda bulunmuştur. Takdir edersiniz ki, Hz. Ömer feraset sahibiydi. Yaptığı icraatlar zahirde idari bir uygulama idi, ancak hakikatte ileriye dönük siyasi boyutlar taşıyan şer'i bir karardı.

Bu şehrin dinimizde çok özel bir yeri olduğu için Hz. Ömer, şehrin vakıf olduğunu ve hiç kimsenin burada toprak alıp satamayacağını, hibe edemeyeceğini ilan etti. O, Mescid-i Aksa'ya İsra ve Miraç hadisesinde olduğu gibi Peygamberimizin girdiği yerden girmeyi tercih etti ve Mescid-i Aksa'nın içinde tahıyyetu'l-mescit namazı kıldı. Öğlen namazı vakti geldiğinde ise herkes Efendimizin müezzinine baktı. O eski günleri tekrar yaşamak istiyorlardı. Fakat Bilal (r.a.), Efendimiz (s.a.v.)'in vefatından sonra hiç ezan okumamıştı, ancak bu an farklıydı. Efendimiz (s.a.v.) bu anı sahabeye anlatmıştı. Ve Bilal (r.a.) kalkıp ezan okudu, bütün gözlerden aşk ile yaşlar süzüldü.
"Sen bu fethi istiyordun Ya Resulallah! Ve işte biz şehri fethettik. Kudüs kardeşlerine kavuştu."

Bu kutsal şehir, despotizm yönetiminden kurtulup güven ve barış içine girdi. Kısa fetih tarihçesini verdiğimiz şehrin bugünkü hâline baktığımızda Hz. Ömer'in fethinden önceki dönemi görüyoruz. Bugün şehrin üzerinde oynanan oyunlar eskisinden daha fazladır. Bu şehrin önemi yanlızca kutsallığından ileri gelmiyor; tarihe bakıldığında Kudüs ümmetin gücünü ve izzetini göstermektedir.

Hz. Ömer döneminde Kudüs'ün fethi yeni bir dönemin başlangıcıdır ve bu fetih, ümmetin zaferine işaret ederken İslam dininin de bir çıp gibi yayılmasına vesile olmuştur. Bu şehri kaybetmek, ümmetin tehlikede ve zayıf olduğunu gösteriyordu. Şehrin hüküm süreçlerine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Kudüs şehri Eyyübi döneminde ümmetin izzetinin, kerametinin ve güçlülüğünün tacı olmuştur. Fakat şehir kaybedilince ümmetin içine zayıflık girmiştir.

Osmanlı dönemine gelindiğinde, Osmanlı Kudüs'e 400 yıl hâkim olmuştur. Bu dönemlerde Osmanlı Devleti dünyadaki en büyük güçtü; zayıflama döneminde ise gücünü, hâkimiyeti altında bulunan Kudüs şehrinden alıyordu. Osmanlı düşmanları, Osmanlının elindeki bu gücün farkında oldukları için saygı ve korku içindeydiler. Bundan dolayı Sultan Abdülhamid Han bütün baskılara rağmen bu şehirden vazgeçmedi. Abdülhamid Han, bu şehrin öneminin surlar, evler ve camilerden ibaret olmadığının farkındaydı. Bu şehri kaybettiği zaman devletin tamamını kaybedeceğini biliyordu.

Hz. Ömer'in emannamesini anlamak için İslam dinindeki Kudüs tarihini bütün olarak incelemeliyiz ki, bu eşsiz emannameyi anlayabilelim…

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?