Manastır Yolunda- Kemal Kahraman

Kemal Kahraman''ın Batı Trakya'dan Makedonya'ya uzanan Balkan notları

Manastır Yolunda- Kemal Kahraman

Batı Trakya'dan Makedonya'ya Balkan Notları-2

Kemal Kahraman / Dünya Bülteni 

...

MANASTIR YOLUNDA

Bu düşüncelerle üç seyyah, Filorina'dan Makedonya sınırına ulaşıyoruz. Yine sakin bir sınır kapısı. Hiç beklemeden evrakları gösteriyor ve geçiyoruz. Grek harflerini sökmeye çalışırken bu defa Kiril harfleriyle karşılaşıyoruz. İngilizcesi de yazılıysa bu bize Türkçe gibi geliyor. Yunanistan'da Grek harfleri yanında mümkün olduğu kadar AB normlarına göre bir de İngilizcelerini eklemişler. Burada ise henüz AB normları yok. Sınırdan geçer geçmez bir köhnelik göze çarpıyor. Aynı zamanda bize daha çok benzeyen bir bölgede olduğumuzu hissediyoruz. Rastladığımız ilk köyün minaresi dikkatimizi çekiyor. Makedonya'da, Yunanistan'da olduğu gibi bir etnik veya kültürel temizlik yaşanmamış. Belki Tito devrinin özelliği, belki ekonomik durağanlık. Sonuçta daha çok şey korunmuş. Anadolu'ya çok benzeyen bir yoldan ve tarlalar arasından kısa zamanda Bitola'ya yani Manastır'a ulaşıyoruz. Bizi bakımsız bir Osmanlı - Balkan şehri karşılıyor. Aslında Makedonya'nın Üsküp'ten sonra ikinci büyük şehri. Yoğun bir şekilde Türk öğeleri taşıyor. Cumbalı beyaz badanalı, oluklu kiremit çatılı evler, kiliseler ve camiler. Rahat bir küçük kentsel ortamdayız. Sosyalizm devrini simgeleyen yüksek modern yapılarda, devlet yapılarında Saraybosna'yı andıran ve Yugoslavya'yı hatırlatan bir hava göze çarpıyor.

Akşamüzeri olduğundan öncelikle hedefimize ulaşmak istiyoruz. Atatürk'ün de eğitim gördüğü Manastır Askeri İdadisi binasını görmek istiyoruz. Bugün müze haline getirilmiş (Bitola Milli Müzesi). Müzenin müdürü birkaç ay önce İstanbul'a geldiğinde görüşmüştük. Bizi de davet etmişti. Mail yoluyla haberleşiyorduk. Nihayet fırsatı bulmuş ve buralara kadar gelmiştik.

Küçük şehirde müzeyi bulmamız zor olmadı. Bir parka bakan eski bakımsız Osmanlı yapısının önünde durduk. Makedonya bayrağı dalgalanıyordu. Osmanlıca olarak Manastır Askeri İdadisi yazısını görüyoruz. Görevli genç bir adam kapıdaydı. Kendimizi tanıttık. Bizi beklediklerini söyleyerek hemen cep telefonuna sarıldı. Saat akşam 6 civarıydı. Hava iyice kararmadan fotoğraflarımızı çekildik. Kapılar bizim için açıldı. Görevli, İngilizce olarak bize rehberlik yaparak müzeyi gezdireceğini, bu arada müdür beyin geleceğini söyledi. İçeriye girince genel olarak bizim Selimiye kışlasını hatırladım. Tabi çok küçük bir kopyası. Ortada avlu gibi bir açıklık, dikdörtgen biçiminde bir yapı. Dershane, eğitim, yatakhane, büro odaları. Konferans salonunun iki yanında tarihi piyanolar. Ortada sandalyeler. Bugün de seminer ve küçük konserler için kullanılıyormuş.

Manastır Askeri İdadisi öğrencilerinin dolaştığı salonlarda ve odalarda yürüyoruz. Gri devlet rengi hakim. Bir bölümü Bitola Arkeoloji Müzesi olarak ayırmışlar, bölgede bulunan arkeolojik eserleri sergiliyorlar. Antik Makedonya'ya kadar uzanıyoruz. Tarih boyu sürekli işgallere maruz kaldıklarını, Yugoslavya'nın dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuştuklarını vurguluyor. Fakat aynı zamanda bütün dönemlerden kalan eserleri korumaya büyük özen gösterdiklerini belirtiyor. Bu arada yeni Makedonya devletini ilk tanıyan ülkenin Türkiye olduğunu hatırlatıyor. Türk diplomasisinin ilginç bir atağı olmuş.

Bu arada Müze müdürü (Zoran Nikolovsi) ve yardımcısı (bayan İrena Ruzin) geliyorlar. Bizim için sıcak bir karşılama oluyor. Kalan kısmı birlikte geziyoruz. Müzenin bir bölümü tümüyle Atatürk'e ayrılmış. Sürekli ödenek yetersizliğini dile getiriyorlar. Atatürk bölümünde ise böyle bir sorun yok. Çünkü Türkiye Kültür Bakanlığı bu bölümde ne gerekiyorsa yapmış. Atatürk'ün buraya ait resimleri, kıyafetleri, mumyası, plazma Tvde sürekli Atatürk'ün tanıtımı, broşürler. Kısacası bu bölümün bir eksiği yok. Kendimizi varlıklı, himaye edici bir ülkenin temsilcileri olarak görüyoruz.

Gezimiz bir saat kadar sürüyor. Ve müzeden ayrılarak Manastır'a geçiyoruz. Kent merkezinde bir yere arabalarımızı park ediyoruz. Plaza anlamında bir meydanın bir yanında park var. Öte yanında ortada tipik bir büyük Türk evi yapısı. Zamanında kent yönetim merkezi olduğu söylenen bina şimdi Rusya elçilik ofisi olmuş. Berlin'de de Brandenburg kapısından Doğuya geçince karşınıza çıkan ilk görkemli yapılar Rusya elçiliğine aittir. Elçilik binaları ülkenin o devletle ilişkilerini yansıtıyor. Rusya buralarda sadece elçilik bulundurmuyor. Bir de Rusça eğitim veren üniversite açmış. Kültürel ve siyasi bağlantıyı sürdürmek istiyor. Kiril alfabesi bağlantının önemli bir simgesi. Öte yandan devlet politikası olarak Makedonya Batı blokuna girmeye yönelmiş durumda.

En önemli meydana hakim olan dört yapı, sözünü ettiğim büyük Türk evi, hemen yanında halen kullanılan, ibadete açık Manastır Kadısı İshak Çelebi Cami (1506), yanında Bezistan adı verilen kapalı çarşı, ve biraz ileride Sinan eseri Yeni Cami (1559). Her iki cami klasik dönem Osmanlı mimarisi örneği. Yeni Cami müze olmuş. Giriyoruz. İçeriden zemini kazmışlar, aşağıda eski temeller bulmuşlar. Daha önce caminin olduğu yerde kilise olduğunu, fakat bunun kendileri için önemli olmadığını her iki yapıyı koruyarak sergilemek istediklerini söylüyorlar.

Cami'nin mihrabı, minberi, duvarlarındaki tavandaki süslemeler, duvarlarda asılı hat yazıları harap durumda. Muhammed Aleyhisselam, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali yazıları iyice yıpranmış, çerçeveleri kaymış. Bıraktığımız yerde duruyor. Ama geçen zamanın izleri her yerde. Çok hüzünlü ve etkileyici bir manzara. Turistler gibi resim çekmek tuhafıma gidiyor. Kim bilir bu camide ne namazlar, teravihler kılındı, ne dualar edildi. Müezzin bütün o Bursa, Amasya, İstanbul camilerinde olduğu gibi Allahüekber derken bir gün gelip bu mahfilin böyle viraneye döneceğini belki hiç aklından geçirmedi. Hüzünlü bir sorumluluk duygusuyla doluyoruz.



Müze müdürü şehirdeki tüm tarihi eserlerden sorumlu. Özellikle Osmanlı eserleri için bizden çok beklentileri var. Bu caminin de restorasyonu için destek bekliyorlar. Osmanlı dönemi ve öncesine ait her şeyi aynı titizlikle korumak istediklerini söylüyorlar. İlgili makamlara ileteceğimizi belirtiyoruz. Rusya ve Amerika burada nüfuz için rekabet yapıyor. Oysa bizim önceliğimiz var. Nüfuz demeyelim ama kültürel ve sosyal açıdan bizim için her şey hazır. Yeni bir başlangıç değil bir hatırlama olacak. Hafızamızı kullansak yeter.

Şehirde Balkan havası var. Bu bir Osmanlı şehri. Caminin karşısındaki parktan davul zurna sesleri geliyor. Bildiğimiz davul zurna. Bir iki gelin var, etrafında kalabalık insanlar. Gelinlerin bu parka gelip kendi davul zurnacılarını tutmaları adetmiş. Tam bir Anadolu manzarası. Davulcu milleti de demek ki birbirine çok benziyor.

Bize en önemli Osmanlı eserlerini gösteriyorlar. Sonra sıra akşam yemeğine geliyor. İki yanında mağazaların yer aldığı yaya bölgesi olan bir caddede yürüyoruz. Kafeleri ve mağazalarıyla hoş bir kentsel ortam. Bizi en gösterişli lokantaya götürmek istiyor. Açık bölümlerine oturuyoruz. Yurt dışında olduğunuzu en çok iş yemeğe gelince anlıyorsunuz. Et, içecek gibi konularda insanlar daha dikkatli olarak kendi tercihlerini yapıyor. Biz de en güvenli menüyü balıklarda buluyoruz. Levrek ısmarlıyoruz. Deniz levreğiymiş ve Yunanistan'dan geliyormuş. Gerçekten çok lezzetliydi, çiftlik ürünlerine benzemiyordu.

Hemen karşımızda köşe bir ev var. İki katlı. Alt katında mağaza var. Üst katı ise ofis görünümünde. İşte bu gördüğümüz üst katta Atatürk öğrenciliği sırasında kalmış. Ama sadece bu yönüyle hatırlanmıyor. İşte şu pencereden aşağıya bakarken Eleni adlı bir Makedon kızı görmüş ve aşık olmuş. Kız da onu sevmiş. Atatürk'ün ilk aşkı. Evlenmek istemişler. Fakat kızın annesi bu işi onaylamamış. Apar topar bir başkasını bulup evlendirmiş. Manastırlılar bu evin hikayesini biliyor. Geleceğin bu büyük devlet adamının hatırasını da özenle koruyorlar. Gelecekte Anadolu'ya geçip kurtuluş savaşı başlatan, yürüten ve yeni Türk devletini kuran bir insanın hatıralarının bulunduğu bölgede dolaşmak ayrı bir anlam taşıyor. Selanik'i teğet geçmiştik. Daha önce gördüğümüz için. Oradan Balkan toprakları boyunca gelerek Manastır'ı gördük. II. Abdülhamid'e meydan okuyan ve son dönemde çok etkili olan Jön Türkleri, İttihatçıları, Komitacıları besleyen bu toprakları ilgiyle inceledik. Mustafa Kemal'in yetiştiği atmosferi algılamaya çalıştık.

Akşam yemeği sonrası kararmakta olan havada Manastır'da kalmayacağımızı, bu akşamı Ohri'de geçirmek istediğimiz söylüyoruz. Bizi Manastır'ın çıkışına kadar uğurluyorlar.

Manastır'ın son evlerini geçiyoruz. Karadeniz karakterinde bol yeşilli dağlık bir yola giriyoruz. Yeşil giderek kararıyor. Kendimizi karanlıkta dağlar arasında buluyoruz. Coğrafyanın son dönemde etkili olan komitacılar için ne kadar uygun olduğunu daha iyi anlıyoruz.



Devam edecek....

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2008, 16:26
YORUM EKLE

banner33

banner37