'Mekke Belgesi'

Bu belgeyi imzalayan alimler, Irak'taki ve Irak dışındaki İslam alimlerini bildirinin içeriğini desteklemeye, ona bağlı kalmaya ve Irak Müslümanlarını buna teşvik etmeye çağırmaktadırlar.

'Mekke Belgesi'

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun girişimiyle biraraya gelen 50'ye yakın Iraklı Şii ve Sünnî liderin Mekke'de Kâbe yakınlarında imzaladıkları 10 maddelik "Mekke Belgesi"nin tam metni aşağıdadır:

 

Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun. Allah'ın Elçisi Muhammed'e, ailesine ve tüm ashabına salât ve selam olsun.

 

Irak'ta durumların ulaştığı noktaya, İslam kisvesine bürünerek -ki İslam bunlardan uzaktır- günlük olarak akıtılan kana ve mallara ve mülklere yapılan saldırılara binaen, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekretedi'nin davetine icabet olarak ve örgüte bağlı Uluslar arası İslam Fıkhı Akademisi şemsiyesi altında, bizler Iraklı Sünni ve Şii alimler olarak hicri 1427 yılı Ramazan ayında Mekke-i Mükerreme'de toplanıp Irak konusunu, Irak halkının içinde bulunduğu sıkıntıları ve yaşadığı felaketleri ele aldık ve aşağıdaki belgeyi yayımladık:

 

1- Müslüman, Allah'ın bir olduğuna ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadet edendir. Bu şehadetle,  -haklı (şer'i) bir gerekçe olmadıkça- onun kanı, malı ve ırzı korunmuştur ve hesabı Allah'a kalmıştır. Tüm Sünniler ve Şiiler de buna dahildir. İki mezhep arasındaki ortak noktalar anlaşmazlık alanlarından ve sebeplerinden kat kat fazladır. İki mezhep arasında görülen anlaşmazlık, nerede görülürse görülsün, bakış açısı ve yorumlama farklılığıdır. İmanın asıllarında ve İslam'ın rükünlerinde bir anlaşmazlık değildir. Bu iki mezhepten birinin diğer mezhepten birini tekfir etmesi/kafir ilan etmesi şeriatça caiz değildir. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Kim kardeşine "Ey kafir!" derse, bu (söz) o ikisinden birine döner." Bazı mensuplarının işlediği suçlar nedeniyle bir mezhebi kınamak da yine şeriatça caiz değildir.

 

2- Müslümanların kanları, malları ve ırzları birbirlerine haramdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Kim bir mü'mini kasıtlı olarak öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır." (4/93)Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurur: "Her Müslümanın kanı, malı ve ırzı Müslümana haramdır." Bu nedenle, Şii veya Sünni hiçbir Müslümanı öldürmek veya ona eziyet etmek, onu korkutmak, malına tecavüz etmek veya bunlardan herhangi birine teşvik etmek, inancı veya mezhebi nedeniyle onu ülkesini veya ikamet ettiği yeri terketmeye zorlamak, onu kaçırmak veya ailesinden birini rehin almak caiz değildir. Kim bunu yaparsa, bütün Müslümanların; dini otoritelerinin, alimlerinin ve genelinin zimmeti/koruması ondan uzak olmuş olur.

 

3- İbadethanelerin kutsallığı vardır ve bu kutsallık camileri/mescitleri, hüseyniyeleri ve gayrımüslimlerin diğer ibadet mekanlarını kapsar. Dolayısıyla onlara saldırmak, onlara el koymak veya onları kanun dışı fiilleri işlemek için sığınak haline getirmek caiz değildir. Bu yerler sahiplerinin elinde kalmalıdır ve işgal edilenler sahiplerine geri verilmelidir. Bütün mezheplerce doğruluğu kabul edilen "Vakıflar sahiplerinin koyduğu şart üzeredir", "Vakfedenin şartı şeriat koyucunun şartı gibidir" ve "Örfen bilinen şart olarak belirlenen gibidir" fıkhi kaideleri gereğince yapılmalıdır.

 

4- Irak'ta olduğu gibi mezhebi kimliğe bakarak cinayet işlemek yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktır. Oysa Allah bunu yasaklamış ve "O dönüp gitti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekinleri ve nesilleri helak etmek için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez." (2/205) buyurarak haram kılmıştır. Hangi mezhep olursa olsun bir mezhebi benimsemek, o mezhebe mensup bazı kişiler cezayı gerektirecek suçlar işlese bile, öldürmeye veya düşmanlık etmeye gerekçe olamaz. Çünkü, "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez." (6/164)

 

5- Mezhepsel, etnik, coğrafi ve dile dayalı hassasiyetleri ve farklılıkları kaşımaktan/tahrik etmekten kaçınılmalıdır. Yine, her bir tarafın diğerine kötü sıfatlarla hitap etmesinden ve karşılıklı kötü lakap takmalardan uzak durmak gerekir. Kur'an-ı Kerim bu tür davranışları fasıklık olarak niteler. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Kendi kendinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse, işte onlar zalimlerdir." (49/11)

 

6- Birlik ve bütünlük, iyilik ve takvâda yardımlaşmak sımsıkı tutunulması ve ihmal edilmemesi gereken şeylerdendir. Bu da, birlik ve bütünlüğü bozmaya yönelik her türlü çabaya karşı koymayı gerektirir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Mü'minler ancak kardeştirler." (49/10) Ve şöyle buyurur: "Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız benden korkun." (23/52) Bu; bütün Müslümanların, aralarını bozmak ve birliklerini dağıtmayı, birbirlerine karşı kin duymalarını sağlayacak fitneler çıkarmayı hedefleyen çabalardan sakınmalarını gerektirmektedir.

 

7- Sünni ve Şii tüm Müslümanlar, zulme uğrayana yardım etmeli, zalime karşı tek yumruk olmalı ve Allah Teâlâ'nın şu buyruğuna uygun davranmalıdırlar: "Şüphesiz ki Allah adaleti, ihsanı ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Çürkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir." (16/90) Bu nedenle, işlenen zulümlerin sona erdirilmesi gerekmektedir. Bunların başında da, Müslümanlardan ve gayrımüslimlerden kaçırılan suçsuz insanların ve rehin alınanların serbest bırakılmaları ve zorla göç ettirilenlerin önceki yerlerine dönmeleri sağlanmalıdır.

 

8- Alimler, Irak Hükümeti'ne, güvenliği sağlama ve Irak halkını koruma, Irak halkını oluşturan bütün gruplara ve taifelere onurlu bir yaşam imkanı sağlama ve vatandaşları arasında adaleti ikame etme görevini hatırlatmaktadır. Bunu sağlamanın en önemli yollarından biri de, gözaltına alınan suçsuz kişilerin serbest bırakılması ve hakkında suç delilleri bulunanların kısa sürede adil bir yargılamaya tabi tutularak yargı kararının uygulanması, vatandaşlar arasında eşitlik ilkesinin en hassas şekilde uygulanmasıdır.

 

9- Sünni ve Şii alimler, Allah Teâlâ'nın "Sulh/uzlaşı daha hayırlıdır" (4/128) ve "İyilik ve takvâ üzere yardımlaşın" (5/2) buyrukları doğrultusunda, Irak'ta kapsamlı bir ulusal uzlaşının sağlanmasını hedefleyen tüm çabaları ve girişimleri desteklemektedirler.

 

10- Sünni ve Şii Müslümanlar böylece, Irak'ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak ve halkının özgür iradesinin gerçekleşmesini sağlamak için birlikte hareket etmelidirler. Askeri, ekonomik ve siyasi güçlerinin inşasına katkıda bulunmalı, işgalin sona ermesi ve Irak'ın Arap, İslam ve insan kültür ve uygarlığındaki rolünü yeniden kazanması için çalışmalıdırlar.

 

Bu belgeyi imzalayan alimler, Irak'taki ve Irak dışındaki İslam alimlerini bildirinin içeriğini desteklemeye, ona bağlı kalmaya ve Irak Müslümanlarını buna teşvik etmeye çağırmaktadırlar. Allah'ın haram kıldığı kutsal beldede Allah'tan, bütün Müslümanların dinlerini korumasını ve vatanlarını güvelikte kılmasını, Müslüman Irak'ı içinde bulunduğu sıkıntıdan çıkarmasını ve Irak halkının fitnelerle imtihan edildiği günlere son vermesini, Irak'ı düşmanlarına karşı İslam Ümmeti'nin koruyucu zırhı kılmasını dilemektedirler.

 

Davamızın sonu, Alemlerin Rabbi Allah'a hamdetmektir.

 

 

Mekke Belgesi'nin tam metni İsmail Yaşa tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.

 

 

İKÖ tarafından dağıtılan orjinal Belgenin Birinci Sahifesi

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37