banner39

Merve Kavakçı: Fazilet'in içinde derin oluşum vardı

Merve Kavakçı, 1999 yılında Fazilet Partisi'nde ve Meclis'te yaşananları anlattı

Arşiv 23.05.2008, 12:50 23.05.2008, 17:41
Merve Kavakçı: Fazilet'in içinde derin oluşum vardı

 

Türk kamuoyunda Merve Kavakçı adı 1999 genel seçimleri öncesinde duyulmaya başlamışsa da bu ismin asıl gündem oluşu 2 Mayıs 1999 yılındaki meclis yemin töreninde yaşanan protesto hadisesine dayanır. Aradan 9 yıl geçmesine rağmen benzer siyasi krizlerin yaşandığı Türkiye gündemini ve o günlerden bu günlere Merve hanımın neler yaptığını Boyuthaber olarak kendisiyle konuştuk…

Özlem Coşan Erdoğan: Merve Hanım, Türkiye sizi o akıllardan hiç çıkmayan meclis görüntülerinden hatırlıyor; hakkınızda kamuoyunda birçok haber ve iddiaya yer verildi ama sizin bu konudaki görüşlerinize medyada çok az değinildi. O dönemde yaşadıklarınızın siyasi etkilerine birazdan değineceğiz ama müsaade ederseniz ben yaşadığınız o psikolojik taarruzdan şahsınızın ve yakınlarınızın nasıl etkilendiğini ve o zamandan bu zamana hayatınızda nelerin değiştiğini, Merve Kavakçı'nın neler yaptığını sorarak söyleşiye başlamak istiyorum.

Dr. Merve Kavakçı: O günlerden bu güne çok şeyler değişti, bazı şeyler de hiç değişmedi. Değişmeyenler arasında Türkiye'deki başörtüsü yasağı ve siyasi parti kapatma konusunda başörtüsünün merkezileştirilmesi geliyor. Türkiye hiç şüphesiz o zamandan beri demokratikleşme yolunda oldukça mesafe katetti, sivil toplum güçlendi, bunların bedelleri ödendi, ama yine de elitist bürokrasi ve militer yapısından kurtulamadı. Benim kişisel hayatımda da önemli değişiklikler oldu bu süre içinde. Herşeyden önce siyasetçi kimliğinden akademisyen kimliğine geçiş yaptım. Geçmişteki siyasi tecrübemi akademik calışmanın kaynağı, çıkış noktası haline getirdim. Yani yaşananlardan pozitif bir sonuç çıkartma da denebilir buna. Harvard üniversitesi'ne gidişim, sonra Washington'a dönüp Siyasal Bilimler doktoramı tamamlayışım bu geçişle oldu.

Ancak aktivist kimliğimi de hiç yitirmedim. ABD Kongresi ve Dış İşleri Bakanlığı'na İslam dünyası, Türkiye, Türkiye'deki başörtüsü yasağı gibi konularda danışmanlık yapmam da bunun bir tezahürüdür.

Bu dönemde açılan yazarlık penceresi ise en büyük kazançlarım arasındadır. Bu nedenle Vakit Gazetesi'ne minnettarım. Köşem beni Türkiye'ye, seçmenlerime baglayan bir köprü oldu.

Özlem Coşan Erdoğan: Ülke insanlarının medyadan tanıdığı bir Merve Kavakçı portresi var. Ben burada "insan","kadın" ve "anne" olan Merve Kavakçı'yı size sormak istiyorum. Merve hanım nasıl yaşar, nasıl bir annedir, dinlemeyi tercih ettiği müzikler nelerdir, uğraştığı/sevdiği bir spor dalı var mıdır? Bunlardan başlayalım ve gerçekteki Merve hanımı sizden dinleyelim.

Dr. Merve Kavakçı:Zamanımın büyük bölümü üniversite, öğrencilerim ve derslerle dolu geçiyor. Bunun dışında ABD ve Avrupa'da üniversite konferanslarım sık oluyor. Bunlar benim için rutin haline gelmiş meşgaleler. Anne olarak kızlarıma oldukça yakın olduğumu düşünüyorum. Daha çok abla-kardeş gibiyizdir. Ama otoriter bir anne olduğum da doğrudur. Açık iletişim çocuklarımla ilişkimizin en temel özelliğidir. Birbirimizle rahat konuşur, alınma, kırılma gibi endişelerimiz olmadan düşündüklerimizi paylaşırız. Bu da birbirimize olan güveni artırır her zaman için. Ben kızlarımın fikrine çok değer veririm, onlar da bunun karşılığında aynı şeyi yaparlar. Bu sadece bizim üçümüz arasında da geçerli değildir. Yeğenlerimin fikirleri de aynı derecede kıymetlidir benim için, hepimiz icin.

Her türlü müziği dinlemeyi severim. Halet-i ruhiyyeme bağlı olarak karar veririm. Sadece heavy metal, hard rock dinlemeyi sevmem. Rap'i de çok sevdiğim söylenemez. Klasik batı, Türk Sanat müziği en çok sevdiklerimdir. Arya dinlemek ise ayrı bir zevktir benim için.

Spor hayatımın bir parçası. Düzenli olarak koşarım. Tenis de oynarım ama çok sık değil. Benim için spor, koşmak demektir.

Özlem Coşan Erdoğan: Gelelim malum "Yemin Töreni"ne…2 mayıs 1999 günü gerçekte olanları bize kısaca özetler misiniz?

Dr. Merve Kavakçı:And içme törenine girdiğimde zamanın CHP'si denen DSP'li vekiller sıralara vurmaya başladılar. Akıllarınca protesto ettiler. Nazlı Ilıcak ve ben öne doğru ilerleyip ikinci sıraya oturduk. Sonra bu vekiller ayağa kalkarak alkışlamaya basladılar. Yine protesto maksadıyla...Aynı zamanda da dışarı dışarı diye bağırıyorlardı. Rahmetli dönemin Meclis Başkani Septioğlu'nu hatırlıyorum. And içebilmem için bayağı bir mücadele verdi o akşam. Oturduğumuz yerden rahatlıkla görebiliyorduk, DSP'lilere iç tüzüğü gösteriyordu. Ama malum DSP'lilerin kanun anlayışı dilediğine uygulanan türden olduğu için umursamadılar. Sonra Ecevit'in konuşması ve "bu kadına haddini bildirin" startını vermesi!

Bunun ilk tezahürü Demirel'in TRT'de "ajan provakator" sözleri oldu. İkincisi de çocuklarımın okulda yuhalanmasi...

Özlem Coşan Erdoğan:Medyanın o günlerde üzerinde ısrarla durduğu gibi "kriz çıkaran isim" misiniz?

Dr. Merve Kavakçı: Krizi kendileri çıkarttılar, beni suçladılar. Şizofren bir duruçla korkular icat ettiler kendileri için. Sonuç ne oldu? Evet ben ve ailem sıkıntı çektik ama dünya başörtüsü yasağını Türkiye'yle özdeşleştirdi.

Özlem Coşan Erdoğan:Fazilet Partisi'nin seçim kampanyalarında Türkiye sizin Nazlı Ilıcak ile aynı platformlarda tanıtıldığınızı hatırlıyor ve yine sizin İstanbul birinci bölgeden Milletvekili adayı olduğunuz da kamuoyunun malumuydu. Peki sizce seçim sonrasında ne oldu da meclis yemin töreninde size yönelik tepki o denli büyük gösterildi?

Dr. Merve Kavakçı:Bunun seçim öncesi veya sonrasıyla alakası yok. Rejim benim meclise girişimi statükoya, derin devlete, elitist militer ideolojiye bir tehdit addetti. Olan bundan ibarettir. Tabii bu böyle söylenemez. İrtica geldi geliyor diye bağırılır.

Özlem Coşan Erdoğan:Meclis protestosu sırasında Fazilet Partili milletvekillerinin ve özellikle Nazlı hanımın size destek verdiği gözlendi, akıllarda şöyle bir soru uyanıyor acaba buna benzer bir tepki alacağınız daha önce partinizin kurmaylarınca tahmin edilmemiş miydi? Ya da bir diğer ifadeyle olabilecek tepkilere karşı partiniz önceden sizinle görüşüp bir tedbir ya da çare arayışında bulundu mu?

Dr. Merve Kavakçı:Tepki bekleniyordu tabii. Ama bu denlisi kimsenin aklına gelmemişti diyebilirim. Herkesin herkesi sevmesi, beğenmesi, kabullenmesi düşünülemez. Ancak herkesin birbirine demokratik yaptırımlar gereği saygı duyması gerekir. İşte bu noktada sorun yaşandı. Biz sevmediğimize dahi saldırmayız, onun yaşama ve var olma hakkına saygı duyarız. "Onlar" ise böyle bir dertte değiller. Partinin tepkisi ve öncesinde hazırlığı konusuna gelince, bugünün tabiri ile "derin bir parti" vardı o dönemde de. Ancak ben "partiden içeru bu derin parti"nin varlığını daha sonra fark ettim. Fazilet'e sonradan alınan, Fazilet gemisini de ilk terk edenlerden söz ediyorum. Onların hareketlerinin faturası da bize ve milletimize çıkartıldı.

Özlem Coşan Erdoğan:O gün Başbakan Bülent Ecevit, "Cumhuriyete yakışmıyor" ve "Burası devlete meydan okunacak yer değildir" demişti. Siz yemin törenine katılmakla acaba devlete meydan mı okumuş oldunuz?

Dr. Merve Kavakçı:Ben devlete meydan okumadım, ancak Ecevit millete meydan okudu, Allah'ın emri olan tesettüre de. Meclis devletin mekanı değildir; meclis, milletin mekanıdır.

Özlem Coşan Erdoğan:Peki, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in hakkınızda sarfettiği "ajan - provakatör " suçlamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. Merve Kavakçı:Söylediğimi tekrar edeyim: En Yüce Mahkeme'dedir bu dava.

Özlem Coşan Erdoğan:Yaşanılan krizin ardından Milletvekilliğinizin düşürülmesi, vatandaşlıktan çıkarılmanız ve o dönemde Ankara DGM Başsavcısı olan Nuh Mete Yüksel'in sizin hakkınızda çıkardığı suç duyurusuyla evinize bir geceyarısı operasyonuyla baskın düzenlenmesine kadar bir dizi üzücü hadise yaşadınız. Bütün bunlar nasıl gelişti, o günlerin perde arkasını bize özetler misiniz?

Dr. Merve Kavakçı:Hepsi birer sürrealiteydi adeta. İnanılması güç gelişmeler oldu. Zamanla bunlara alıştım. Hayatımın kontrolüm altında olmadığını kabullendim. Tabii bu huzursuz edici bir şeydi. O günleri en yerinde tasvirim şu: hayatımın ardında koşmaya başladım. Senaryolar yazılıyor, uygulamaya konuyor başkaları derin güçler tarafından; ben sadece o planın içinde buluyorum kendimi ve aktör değil bir reaktör konumundayım. Benden bir örnek çıkartılmak istendi, bir çesit hadd bildirmeydi bu kitlelere. "Biz bu ülkenin asıl sahipleriyiz, Kemalistleriz" diyenlerin hadd bildirme kampanyasıydi bu. Nuh Mete Yüksel baskını da bu bağlamda gelişmişti ama ters tepti.

Özlem Coşan Erdoğan:Nuh Mete Yüksel'in sizin meclise girişiniz ve hakkınızda Cumhurbaşkanı'nın sarfettiği sözleri esas alarak şahsınız ve FP hakkında yapmış olduğu bir suç duyurusu vardı. Yine aynı Savcı 5 maddelik bir iddianameyle mensubu olduğunuz Fazilet Partisi'nin kapatılması yönünde girişimde bulunmuş ve yargı süreci partinin kapatılmasıyla son bulmuştu. Merve Hanım, 2008 Türkiyesi'nde bu defa da benzer sebepler öne sürülerek iktidar partisinin kapatılması istemiyle dava açıldığını görüyoruz. 1999 geriliminin en yakın şahidi olarak yaşadığımız bu günleri nasıl yorumluyorsunuz? Geçmiş tecrübelerinizden yola çıkarak davanın sonucuna dair bir öngörünüz var mı?

Dr. Merve Kavakçı:Maalesef aradan gecen yıllara, ülkemizin bata çıka da olsa ilerlediği demokratikleşme yolunda yine karşımıza parti kapatmak gibi arkaik bir durumun çıkması çok üzücü. Parti kapatmak kafaları, beyinleri, akılları, düşünceyi kapatmak demektir oysa ki. Yine aradan geçen bunca yıla rağmen parti kapatmanın merkezine başörtüsünün oturtulması daha da manidar. Başta da ifade ettiğim gibi statüko had bildirme prosedürünü bu sefer de yapıyor. Başörtüsüne özgürlük şeffaflaşmayı, çoğulculuğu, çoksesli bir sivil toplumu ve değişimi simgeliyor. Bu da bazılarını rahatsız ediyor. Başörtülü bir kadın olarak yine başörtüsünün gündeme bu şekilde oturması beni üzüyor. Bu durum çaresiz olan başörtülü kadını daha da çaresizleştiriyor, ona çalınacak kapı bırakmıyor.

Özlem Coşan Erdoğan:Türkiye'de seküler çevrelerin özellikle The Economist dergisinin Türkiye ve iktidar partisi hakkındaki görüşlerine yer vererek ve dış dünya böyle diyor diyerek kapatma davasına bir tür meşruiyet kazandırma gayesi içinde oldukları gözleniyor. Uzun yıllardır yurtdışında yaşayan ve özgürlükler konusunda dış dünyada yaptığınız aktivist çalışmalar ışığında sormak istiyorum: Dış dünya, kapatma davası ve özgürlükler konusunda Türkiye panoramasını nasıl değerlendiriyor?

Dr. Merve Kavakçı:Batı dünyası Türkiye'yi son yıllardaki AKP yönetimiyle daha da iyi tanıdı. Saflar onlar için de daha barizleşti; Kemalistlerin, seküler fundamentalist oldukları ve Türkiye'nin AB'ye entegrasyonunda en önemli sorun olduğunun farkına onlar da nihayet vardılar. Bu bağlamda parti kapatma davası Batı dünyasında şok tesiri uyandırdı.

Özgürlükler konusuna gelince, Batı Türkiye çoğunluğunun dini konulardaki özgürlüklerini desteklemeyerek açık bir çifte standart uyguluyor. Bundan da hiç bir utanç duymuyor. Türkiye'ye tamamiyle bir Oryantalist yaklaşımıyla bakıyor. Başörtüsü konusunda da çoğu kez bunda sessiz kalıyor veya çok çelimsiz tepki gösteriyor yasağa.

Özlem Coşan Erdoğan:ABD'de geçtiğimiz günlerde yaptığınız bir konuşmada "Seküler Radikalizm" ifadesine yer vererek bunun yükselen bir tehlike olduğunu vurguladınız. Aşırıcı Laisizm olarak da anlayabileceğimiz bu durumun ne tür tehlikeler doğurabileceğini açıklar mısınız?

Dr. Merve Kavakçı:Seküler radikalizm veya fundamentalizm özellikle Türkiye çerçevesinde geçerli bir kavram. Laikliğin tabulaşmasına ve sorgulanamaz bir din haline getirilmesine işaret ediyor. Bu insanoğlunun yaptığı bir modern çağ dinidir. Türkiye'de ilahi dinin yok edilmesi, köşeye hapsedilmesi için araç olarak kullanılıyor, ben bu konuya dikkat çektim.

Özlem Coşan Erdoğan:AKP ve MHP uzlaşmasıyla meclisten geçen ve Yüksek Öğrenim Kurumları'nda başörtülü öğrencilere getirilen serbestiyet daha gün ışığı görmeden askıya alınmışa benziyor. Bu yasa değişikliği etrafında kopan fırtınayı ve konunun kapatma davasına manşet yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dr. Merve Kavakçı:Bunu da ülkemizdeki bir çok şey gibi demogojiye alet edilmiş olarak görüyorum. Bir kaşık suda ne fırtınalar kopartıldı; ilkesiz, şahsiyetsiz siyasetçiler: "yok biz başörtüsüne karşı değiliz, türbana karşıyız" dediler, sonunda hepsi de Allah'ın emrine karşı olduklarını açıkça ortaya koydular. Çözüm başlamadan bitti, kabak yine biz kadınların başına patladı.

Çetin Altan'ın gerilen gündem karşısında sıkça söylediği bir söz vardır: "Enseyi karartmayalım!"

Özlem Coşan Erdoğan:Sayın Kavakçı, son olarak bu yoğun ve gergin günleri ülkenin geleceği adına yara almadan atlatmanın yolu sizce nasıl bulunur?

Dr. Merve Kavakçı:Önce ülkenin geleceğinin ne olduğuna karar vermek gerekir. Bu ülke kimindir, geleceğini kim temsil edecektir buna karar vermek lazım. Eğer olması gerektiği gibi "Millet" ise o zaman milletin önünde duran engeller kaldırılmalıdır. Bu engelin başında da egemen elit ve kullandığı operator olan derin devlet gelir. Öyle ise bunların üzerine korkmadan gitmek gerekir. Gitmeye devam edilmelidir.

Kaynak: Özlem Coşan Erdoğan - ABD / Boyuthaber

Dr. Merve Kavakçı kimdir?

1968'de Ankara'da doğdu. TED Ankara Koleji'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde iki sene okuduktan sonra, başörtüsü yasağı sebebiyle tıp egitimini bırakmak zorunda kaldı. Ailesiyle birlikte ABD'ye giderek Texas Üniversitesi'nde Bilgisayar Mühendisliği öğrenimini tamamladı ve Türkiye'ye döndü. Hafızlığını yaparken, önce Refah Partisi, sonra da Fazilet Partisi Hanımlar Komisyonu Genel Merkezi'nde Dış İlişkiler Başkanı olarak görev aldı. 1999 Genel Seçimleri'nde Fazilet Partisi'nden İstanbul milletvekili seçildi. 2 Mayıs 1999'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki yemin töreninde Demokratik Sol Parti mensupları tarafindan and içmesi engellendi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartıldı, Fazilet Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Kavakçı beş sene siyasetten yasaklandı.

Siyasi mücadelesinin kesintiye uğramasından sonra yurt dışı faaliyetlerine hız verdi. Washington'a yerleşti. ABD ve Avrupa üniversitelerinde, İngiliz Parlementosu'nda, Amerikan Kongresi'nde ve aralarında Birlesmis Milletler, Dünya Bankası, Parlementolararasi Birlik'in bulundugu uluslararasi organizasyonlarda konferans verdi. Harvard Üniversitesi'nde Kennedy School of Goverment'ta Türkiye'yi temsilen Edward M. Fellow programına seçildi. Burada Kamu Yönetimi yüksek lisansı yaptı. Howard Üniversitesi'nden Siyaset Bilimi doktorasını aldı. Halen Washington'da George ashington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde milletvekilliğinin engellenmesi konusunda açtığı davayı 2007'de kazandı. Anadolu'da Vakit Gazetesi'nde de köşe yazarlığı yapan Kavakçı'nın siyasi hayatını konu alan Başörtüsüz Demokrasi-Tarih içinde Tarih isimli kitabı Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızcaya çevrildi.

banner53
Yorumlar (0)
31
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?