banner15

Merve Kavakçı siyasete dönüyor

Başbakan Köşk'e çıkarsa başörtü yasağının kalkacağını savunan Kavakçı, "Başörtüsü ile Meclis'e girersen partin arkanda durmayabilir" diye uyarıldığını söylüyor.

Merve Kavakçı siyasete dönüyor
Merve Safa Kavakçı, Türkiye’nin ilk başörtülü milletvekili. 28 Şubat’ın, herkesin tanıdığı tartışmalı ismi aynı zamanda. 1999’da Fazilet Partisi’nden milletvekili olarak Meclis’e girince Türkiye’nin gündemine oturdu. Önce tartışmalı bir vekillik yaşadı, ardından Türk vatandaşlığını kaybetti. Bülent Ecevit, belki de ilk defa onun için nezaketini bozarak “Bu kadına haddini bildirin” diye Meclis kürsüsünden bağırdı. Dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Ajan ve provokatör” dedi. DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel de evine iki kez baskın düzenledi. Fakat onun canını en fazla kızlarının okulda yuhalanması acıttı. Aradan geçen yıllara rağmen Kavakçı o günleri hâlâ unutmadığını söylüyor. Kırgın olduğu isimleri Allah’a havale etmiş. Yasaksız bir Türkiye istiyor.

Önümüzdeki günlerde siyaset yasağı sona erecek Kavakçı, politikaya hâlâ sıcak bakıyor. “Milletvekilliği teklifi gelse kabul eder misiniz?” sorusunu “Bir kere siyasetçiyseniz, ömür boyu siyasetçisiniz” şeklinde cevaplıyor. Türkiye’nin büyük bir değişim yaşadığına inanan Kavakçı’ya göre başörtüsü sorunu da artık çözülmeli.

Merve Hanım, şaşırtıcı bir yaklaşımla çözümü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasında görüyor. “Bu ülkenin bir değil, iki başbakanının eşi türbanlıydı. Cumhurbaşkanı eşi de olur.” diyor.

Kavakçı, yaklaşık yedi yıldır Meryem ve Fatıma isimli kızlarıyla ABD’de yaşıyor. George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Merve Safa Kavakçı ile hac yolculuğu öncesi geldiği İstanbul’da konuştuk.

-Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Dinî eğitiminizi nerede aldınız?

Hem anne hem de baba tarafından dindar bir aileden geliyorum. Din eğitimimi babamdan aldım. İmam-hatip okumadım, TED Koleji mezunuyum.


ANNEM, TAYYİP ABİ’NİN ÖĞRETMENİYDİ

-Başınızı ne zaman kapattınız?

İlk 13 yaşımda örttüm. Annemi her zaman model aldım. Ravza ve Elif isimli kız kardeşlerim var, üçümüz de kapalıyız. Elif Amerika’da, daha özgür bir ortamda büyüdüğü için erken örttü başını. Ben de okulda örtme imkânım olmadığı için okul dışında, dershanede örtüyordum.

-Başörtüsü sizin için ne anlam ifade ediyor?

Benim için başörtüsüyle namaz arasında hiçbir fark yok, ikisi de farz. Başörtüsü belki Türkiye’de kullanılan kültürel bir tabir. Kadının örtünmesini ilahi bir emir olarak görüyorum ve bu ilahi emir Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya inen bir emir. Aynı şekilde Peygamberimiz’e de.

-Kolejdeyken ne olmayı hayal ediyordunuz?

Annem gibi Almanca öğretmeni olmak istiyordum önce. O, İstanbul’daki imam-hatip okulunun tek başörtülü öğretmeniydi. Tayyip Abi, Kadir Topbaş dahil birçok bürokrat ve siyasi annemin öğrencisi. Lise yıllarında tıp okumak istedim. Fakat başörtüden dolayı orada okumak mümkün olmadı.

-Tayyip Erdoğan ve Topbaş ile ilgili annenizin size anlattığı hatıralar var mı?

Tayyip Abi’yi çok eskiden tanıyoruz. Okul yıllarındayken de lider ruhlu bir kişiliğe sahip, her zaman öğrenci yönetiminde başkan konumunda olduğundan bahsederdi annem.

-Tayyip Abi diye hitap ediyorsunuz. Ne zamandan beri tanışıyorsunuz?

Belediye başkanı olduğu zamanlarda ilk kıydığı nikah, kardeşimin nikahıydı. Hocamın kızı diyerek tanışmıştık.

-Tıp Fakültesi’nde başörtü meselesinden dolayı ayrılıp ABD’ye yerleştiniz. Bilgisayar mühendisliği okuyordunuz, Türkiye’ye dönüp siyasete atıldınız. Nerden çıktı bu?

Kader diyelim. Aklımda olan bir şey değildi. Siyasetçi bir aileden gelmiyorum. Ayrıca aktif siyasete girilmemesini savunan, öğütleyen bir dedenin torunuyum. Fakat Millî Nizam, Millî Selamet çizgisinde olup maddi manevi destek veren bir ailenin çocuğuyum. Destekleyelim ama siyasetin nefse zarar verdiği görüşünden dolayı da uzak duralım diyen büyüklerin arasında yetiştim. Siyasete girmem kaderle ve Türkiye şartlarıyla alakalıdır.

-Nasıl gelişti olaylar?

Kızlarım çok küçüktü. Ailem ABD’de olmasına rağmen Türkiye’ye dönmüştüm. ABD’ye gitme nedenimiz de başörtüsü yasağıydı. Yaşadıklarımız ve eğitimin opsiyonel olmaması bizi ABD’ye gitmek zorunda bıraktı. Fakat çocuklara küçükken dinî, manevî ne verirseniz etkili olacağına inanıyordum. Ben de yeter ki Türkiye’ye geleyim, çocuklarım ilkokul çağındayken dilimizi, örf ve âdetlerimizi görsünler, Amerikalı gibi olmasınlar diye düşündüm. Döndüğümde başörtü yasağı hâlâ devam ediyordu. Bilgisayar mühendisi olarak başörtülü çalışmam söz konusu olmadı. Kendime uygun, kabul görebileceğim bir ortamda çalışmam gerekiyordu.

-Kendinize uygun ve kabul görebileceğiniz yer olarak da siyaseti mi seçtiniz?

Düşünmüyordum ama partiden teklif geldi. “İngilizce biliyorsunuz, böyle bir şey düşünür müsünüz?” diye.

İLK TEKLİF, SEVİNÇ ASİLTÜRK VE NERMİN ERBAKAN’DAN

-Kimden geldi bu teklif?

Dayımlar ve babam Refah Partisi’nde (RP) birçok kişiyi tanıyordu. İlk teklif Cevat Ayhan’ın eşi Nurten teyze, Oğuzhan Asıltürk’ün eşi Sevinç teyze ve rahmetli Nermin teyzeden geldi.

-Teklifi nasıl karşıladınız?

1994’te parlayan bir RP hareketi vardı. Manevi olarak destekliyordum. Teklifi de orada gönüllü görev yapmak gibi düşündüm. Zaten beş kuruş para da almadım.

-Dedenizin “Aktif siyasete atılmayın” öğüdü aklınıza gelmedi mi?

Milletvekilliği dönemimde aklıma geldi. Fakat ailemin tepkisi olmadı. Adaylığım söz konusu olduğunda kızım Fatıma “Anne seni hapse atmazlar mı?” diye sordu. Ben de gülüp geçmiştim.

-Nasıl kabul ettiniz, hiç düşünmediniz mi?

Ailemin görüştüğü insanlardı. Teklif çok hoşuma gitti. Teklifi, kızlarımı yanımda getirmek şartıyla kabul ettim. Çocuklar da zamanla partiyi çok sevdiler, orada büyüdüler.

-Siz sevdiniz mi?

Sevdim. Bir kere siyasetçiyseniz, ömür boyu siyasetçisiniz. Siyaset çok tehlikeli; fakat çok kıymetli bir meslek dalı. Kişisel boyutta insana nefsî anlamda çok büyük zararlar verebilir.

-Peki sizin nefsinize zarar verdi mi?

(Düşünüyor) Vermiştir, tabii vermiştir. Çünkü nefsinizle mücadele ediyorsunuz. Benimki çok farklı boyutlarda bir mücadele oldu. Ama sakin bir siyasi hayat yaşayan kişi de nefsiyle mücadele etmiştir.

-Milletvekilliği nasıl oldu? Kim teklif etti?

İlk teklifi Elif Erbakan getirdi. Kadınlara temsil etme hakkı verilmişti. Siyasi İslam olarak tabir edilen bir hareket, kadınları bu seviyede entegre ediyor. Hatta sadece başörtülü kadınları değil, başı açıkları da... Bugün AKP’nin yaptığı gibi sadece başı açık olanları da tercih edebilirlerdi.

-AK Parti’de başörtülü olmamasını eleştiriyorsunuz...

Ben sadece AK Parti’de değil, başörtülü kadının siyasetin her alanında olması gerektiğine inanıyorum. O partinin kendi görüşü sonuçta.

-Böyle bir teklif gelmeseydi de milletvekilli ğini düşünür müydünüz?

Yaptığım işten memnun olduğum için düşünmezdim. Ama belki başörtülü aday çıksa ve seçilse ben de olabilirim diye düşünürdüm.

-Bu teklifin büyük anlamlar taşıyacağını bilmiyor muydunuz?

Kadının siyasete katılımı için büyük bir şerefti. Fakat benim için başörtülü milletvekili olmak daha büyük onur. Tamam ortada bir yasak var. Öğretmene, memurlara, öğrencilere var; ama “Köylü, şapkasıyla Meclis’e girecek” diyen Atatürk’ün kurduğu TBMM’de başörtüsü yasağı yok.

ONLARIN DEMOKRATLIĞINA ÇOK GÜVENDİM

-Siz sorun olacağını tahmin etmiyor muydunuz?

Tabii ki ediyordum. Tıpta okurken, 17 yaşında Ankara sokaklarında araba kullanırken ne kadar hakaretlere maruz kaldım. Başörtünün maalesef bir sorun olduğunu kabul etmiş, onun sıkıntısına razı olmuş bir mantalitem var. Yolda bile bu kadar hakarete maruz kalmış biri olarak tepki göreceğimi elbette ki biliyordum. Fakat bu derece bir tepki ve hak ihlalini beklemiyordum. Tamam sevmeyecekler, istemeyecekler; ama kabul edecekler zannediyordum. Bir yerde de normal karşılıyordum. En çok da onların demokratlığına güveniyordum.

-Meclis’te size ‘dışarı dışarı’ diye bağırıldığında ne hissetiniz?

Hayal kırıklığı ve şok. CHP ve DSP’den tepki bekliyordum; ama erkeklerin kontrol ettiği hazırlanmış bir kurguda kadıncıkların rol alması beni son derece üzdü.

-Meclis’e gitmeden bir gece önce ne düşündünüz? Aklınıza gelen en kötü senaryo neydi?

Meclis’in bahçesinde protesto edileceğim, basından kulağıma geliyordu. Hikmet Uluğbay ve Hikmet Sami Türk’ün eşleri Meclis’te protesto pankartları açtılar. Haberler geldiği için acaba nasıl bir tepki gelecek diye düşünüyordum.

ERBAKAN’DAN DESTEK GÖRDÜM; ECEVİT ŞOKE ETTİ

-Destekleyenler var mıydı?

Halkın ve Erbakan hocanın büyük bir manevi desteği vardı. Tayyip Erdoğan “Başörtüyle girersen partin arkanda durmayabilir”, Abdullah Gül de “Çenenin altından bağlarsan iyi olur” tavsiyesinde bulundu.

-Siz bu teklifi nasıl karşıladınız?

Abdullah Abi bu teklifi getirdiğinde bana çok komik geldi. “Olmaz abi. Çok çirkin, peruk takmak gibi bir şey” dedim. Ama tabii onun endişesi de, böyle olursa daha çok kabul görür diyeydi.

-Başınızı açmayı veya peruk takmayı hiç düşündünüz mü?

Açmayı değil; ama peruk takmayı düşündüm ve birkaç defa tıp fakültesindeyken denedim. Ama peruk çirkin bir şey.

-Erbakan ailesiyle görüşüyor musunuz?

Elif Erbakan’la en son Nermin teyzenin vefatında telefonda görüştük. Nermin teyze partinin annesiydi. Her zaman bize destek oldu.

-O zamanlar yanınızda Nazlı Ilıcak ve Mukadder Başeğmez vardı. Onlarla görüşüyor musunuz?

Mukadder Bey’le fazla bir tanışıklığım yok. Nazlı Ilıcak’la da dostluğumuz devam ediyor.

-Meclis’e girmeden önce ve girdikten sonra Erbakan’ın tavsiyesi oldu mu?

Hayır; ama Nermin teyzenin oldu. Siyasetin sıkıntılı ve meşakkatli bir yol olduğunu söylemişti.

-Meclis’ten çıktığınızda aradı mı?

Hayır. Ben aradım. Uzun uzun görüştük. Böyle bir tepki beklemediğini söyledi. Aslında bu tepkiyi kimse beklemiyordu. Ecevit bile kendinden bu tepkiyi beklemiyordu.

-Nezaketi ile anılan Ecevit bile çileden çıkıp ‘Bu kadına haddini bildiriniz’ dediğinde ne hissettiniz?

Meclis’e girdiğimde gururla karışık bir stres hali vardı. Kadının temsil oranının düşük olduğu bir ülkede hele başörtüsüyle Meclis’e girmek gurur vericiydi. Ecevit’in o sözleri beni şoke etti.

-Ecevit’le ilgili ne düşündünüz?

Müminler başlarına bir şey geldiğinde “Hasbunallah ve ni’me’l-vekil.” (Allah onlara yeter, o ne güzel vekildir) derler. Ben de bunu söyledim ve Allah’a havale ettim.

-Beddua etmediniz mi hiç?

(Düşünüyor) İlahi adalete havale ettim. Yükü kalbimden attım; ama beddua etmedim.

-Ölüm haberini duyduğunuzda neler hissettiniz?

Yorum yapmak istemiyorum.

-Neden?

Dava en yüce mahkemede çünkü.

-Dua ettiniz mi peki?

Hayır.

-Şu anki Merve Kavakçı olsaydınız yine siyasete girer miydiniz?

Evet. Çok gurur duyuyorum.

-Yedi yıldır ABD’de yaşıyorsunuz. En çok neyi özlüyorsunuz Türkiye’de?

Kendi dilimi konuşarak muhabbet etmeyi özlüyorum.

-Türkiye’de kırgın olduklarınız var mı?

Var. Fakat isim veremem. Geçmiş insanların arkasından konuşmayacağım. Onları da zaten Allah’a havale ettim.

-Hayat hikayenize baktığımızda anneniz de üniversiteden başörtüsü yüzünden ayrılmış. Tıp fakültesinden ayrılıyorsunuz, ABD’den döndüğünüzde milletvekilli oluyorsunuz fakat vekilliğiniz de vatandaşlığınız da engelleniyor. İki evlilik yapıyorsunuz ve hüsranla bitiyor. Mutlu bir hayat mı sizinki?

Kiminki mutlu ki! Allah-u Tealâ Kur’an-ı Kerim’de “Dünya hayatı boştur ve imtihanlarla doludur.” buyurur. Benimkisi herkesinkine benzemeyen bir hayat. Çünkü bir Merve Kavakçı daha yok.

-Hayatınızdaki yasak ve engeller içinde canımızı en canınızı acıtan neydi?

Kızlarımın okulda yuhalanmasıydı. Başka şeylerle kıyas bile kabul etmez. Meclis’teki tepkilerinden sonra bu kadarla sınırlı kalır ve devamı gelmez sanmıştım. Ama bugüne kadar uzanan bir karalamayla karşılaştım. Bir çamur atılıyor ve kolay kolay temizleyemiyorsunuz. Bana da ajan ve provokatör diye çamur attılar.

DEMİREL, BABAMI HER SENE KÖŞK’E DAVET EDERDİ

-Kim attı size bu çamuru? Gerçekten ajan veya provokatör müsünüz?

Bunu Demirel söyledi. Kesinlikle böyle biri değilim. Aslında ajan olmadığımı kendisi de biliyor. Çünkü ailemi tanıyor. Annem Ispartalı kendisi de Ispartalı. Babamı her sene Köşk’e yemeğe davet ediyordu. Dayımlara “Turancım nasılsın, Osmancım nasılsın” diye hitap eden yakınlıkta bir kişiydi.

-Çok ağır bir itham ajanlık, niye böyle söylemiştir sizce?

Bunu ona sormak lazım. Kendisine ertesi gün “Elinizde belge mi var, neden bunu savunuyorsunuz?” denildiğinde sadece bir duyum aldım demiş. Demirel için üzücü bir durum. Ecevit’ten sonra ikinci darbeydi bu. Fakat bununla da yaşamayı öğreniyorsunuz. Bazı şeylerle mücadele edemeyeceğinizi görüyorsunuz.

-Mücadeleyi bıraktınız mı yani?

Belli bir noktaya kadar mücadele edebilirim. Gazetelerde montajlı fotoğraflarınızı gördükçe, onunla hukuki bir savaş verdikçe ve bu savaşları kaybettikçe öğreniyorsunuz. O dönem zaten basın tarafından müthiş bir baskı vardı. Ailemden uzak bir yerde altı ay yaşadım. Telefonlarım dinleniyor, evime baskın yapılıyordu.

-Nuh Mete Yüksel’in baskını nasıl oldu?

O olay da ayrı bir şoktu. Aradan iki ay geçmişti. Ankara’da Mebus Evleri’nde oturuyordum. Nuh Mete Yüksel ‘derin devleti’ memnun etmek pahasına basına haber veriyor. “Merve Kavakçı’yı şimdi yakalayacağım ve hapse atacağım” diye. Ben de evimdeki televizyonda alt yazıları okuyorum, Merve Kavakçı tutuklandı diye. Nuh Mete Yüksel iki defa geldi evime. Akrabam evdeydi ve o açtı kapıyı. Hâlâ benim konferanslarımda notlar alınır ve gerekli yerlere bildirilir. Telefonlarım dinlenir. Alıştım artık bunlara.

- ‘Keşke’niz var mı?

Müslüman’ın keşkesi olmaz. Hata yapar, tövbe eder. Elbette ki hatalarım var; ama keşke yok.

BAŞÖRTÜ YASAĞI KALKMAK ZORUNDA

- Ocak 2007’de siyasi yasağınız bitiyor? Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

(Gülümsüyor. Ocak’ın 5’inde olduğunu hatırlatıyoruz) Öyle bir şey duydum. Mehmet Sılay Bey birkaç hafta önce Amerika’ya geldi, o söylemişti. Ben şu anda AİHM’in sonucunu bekliyorum. Milletvekilliği ve vatandaşlıktan dolayı süren bir dava. 2007 diye biliyordum; ama Ocak olduğunu bilmiyordum, çok yakınmış.

-Niye çok şaşırdınız?

Türkiye büyük değişimlerin eşiğinde, son dört senedir çok büyük değişiklikler oldu. Açıkçası bir tahmin yapamıyorum ne olacağı konusunda.

ÖMÜR BOYU SİYASET...

-Fakat siyasete sıcak bakıyorsunuz...

Bir defa siyasetçiyseniz ömür boyu siyasetçisiniz bence.

-Türkiye büyük bir değişim süreci içine girdi dediniz. Başörtüsü yasağı da kalkar mı sizce?

Kalkmak mecburiyetinde. Bunu biz kadınlar yapmak zorundayız.

-Hangi hükümet kaldırabilir bunu?

Benim ümidim Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı, Abdullah Gül’ün de başbakan olması. Bununla birlikte de başörtü yasağının kalkması.

-Ancak Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olursa bu yasak kalkar öyle mi?

Evet.

-Milletvekilliği teklifi gelse kabul eder misiniz? Aynı olayları yaşayacağınızı bilseniz?

(Uzun süre düşünüyor) Çok yönlü, karışık bir soru olduğunu düşünüyorum. Siyasetin içindeyim zaten. Meclis’in içinde çalışırım diye düşündüm; ama olmadı. Seçmen kitlem İstanbul halkı değil, başörtüsü mağdurları oldu. Başımın üstünde yeri var. Aslında benim fahri milletvekilliğim o kadar şerefli ki yani onun ille de fahriliğini düşürmeye gerek yok.

-Siz milletvekili olsaydınız ne yapardınız?

Teşekkür ederim. En sonunda bana bu soruyu biri sordu. Çünkü hiçbir zaman bu kısma gelememiştik. Aslında ben kadın alanını çok seviyorum; ama kadınların ille de kadınla ilgili bakanlık yapmasına karşıyım. Herhalde dış ilişkiler ilgi alanım olurdu.


MERVE KAVAKÇI KİMDİR?

Merve Safa Kavakçı, Yusuf Ziya ve Gülhan Kavakçı çiftinin en büyük kızı olarak 1968’de Ankara’da dünyaya gelir. Babası İslam Hukuku profesörü, annesi de Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı okutmanıdır. Çocukluğu Erzurum ve İstanbul’da geçer. Ortaokulu Ankara TED Koleji’nde okur. Önce Almanca öğretmeni olmak ister, sonra doktor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iki sene öğrenim görür; ancak başörtüsü yasağı sebebiyle okulunu bırakmak zorunda kalır. ABD Texas Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği öğrenimi görür. Türkiye’ye döndükten sonra Refah Partisi ve Fazilet Partisi Hanımlar Komisyonu Genel Merkezi’nde Dış İşleri Başkanı olarak görev yapar. 1999 genel seçimlerinde İstanbul 1. Bölge’den milletvekili olur. Siyasi mücadelesinin kesintiye uğramasından sonra ABD’ye yerleşir. Başından iki evlilik geçen Kavakçı, iki kız çocuğu sahibi. Halen George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde öğretim üyeliği ve Vakit Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyor.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35