Mescid i Aksa ve Filistin direnişi
Coğrafi konumu sebebiyle Mescid-i Aksa'nın korunması Filistin direnişiyle yakından alakalıdır. Filistin meselesinin çözülmesi Mescid-i Aksa'nın korunması ile ilgili olarak esas meselelerden biridir. Mescidin bulunduğu Kudüs ve Filistin toprakları, işgalci İsrail yönetiminde olduğu müddetçe, Mescid-i Aksa her zaman tehdit altında olacaktır. Yahudilerin, Mescid-i Aksa'nın Tapınak Dağı (Temple Mount) bölgesinde yer aldığı yönündeki iddiaları bilinen bir gerçektir. İşgalci İsrail, bu iddiayı temel alarak Mescid-i Aksa'yı yıkmak için her şeyi yapmaktadır. İşte bu nedenle Mescid-i Aksa'nın muhafaza edilebilmesi için Kudüs ve Filistin topraklarının Filistin halkının yönetimi altında olması elzemdir.

Bangsamoro direnişi
Geleneksel olarak Mindanao, Basilan ve Palawan Adaları'nda ve Filipinler'in güneyindeki Sulu ve Tawi Tawi takımadalarında ikamet eden Müslümanlar, kendilerini Bangsamoro diye adlandırmaktadır. Moro ismi Mindanao'daki Müslümanların İber Yarımadası'nı yüzyıllar boyunca yöneten Kuzey Afrika Müslümanlarıyla aynı din ve yaşam tarzına sahip oluşunu, ulus anlamına gelen bangsa iseulusal olarak farklılığı ortaya koymak için kullanılmıştır.
Filipinler'in sömürgeci yönetimine karşı olan Bangsamoro direnişi, Filistin halkının direnişi ile bazı benzerliklere sahiptir.

1. Filistinliler gibi Bangsamoro halkı da anavatanları üzerinde sahip oldukları hakları savunmaya devam ediyor
Bangsamoro halkı için sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılama ve siyasi hedeflere ulaşmak açısından anavatanın tesis edilmesi çok önemlidir. Moro halkı, 1946 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nden bağımsızlığını kazandığında topraklarının Filipinler'e ilhak edilmesine karşı mücadele etti. Ancak referandumla halkın onayına başvurulmadan alınan bu ilhak kararı, Birleşmiş Milletler'in pek çok defa garanti altına aldığını belirttiği halkların kendi siyasi kaderini belirleme hakkının apaçık bir ihlali olarak tarihe geçti.
İspanyol sömürgecilerin gelişinden önce Bangsamoro çoktan bir devlet yapısı ve yönetim mekanizması oluşturma süreci içerisine girmişti. Buradaki sultanlıklar Çin de dâhil olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerle ticari ve diplomatik ilişkiler kurmuşlardı. Bu dönemde, İspanyol sömürge güçlerinin sultanlıkları hâkimiyeti altına alma girişimleri hiçbir şekilde başarılı olamamıştı. Bu nedenle Bangsamoro, Müslüman topraklarının 1898 Paris Antlaşması'nda geçtiği gibi İspanya tarafından ABD'ye bırakılan topraklara dâhil olmadığı iddiasında ısrarcıdır; çünkü İspanya hiç bir zaman Müslümanların yaşadığı bu bölgeler üzerinde etkili bir egemenlik kuramamıştır.
ABD işgali döneminde de Bangsamoro halkı, ABD'nin kendilerini hâkimiyet altına alma girişimlerine karşı mücadeleye devam etmiştir. Ayrı ve bağımsız bir devlet için haklarını her zaman aramışlardır. ABD Hükümeti Filipinler'e tam bağımsızlık vermeyi vaat ettiğinde, Bangsamoro liderleri bölgenin Filipinler Cumhuriyeti'nin bir parçası kabul edilmesi ile ilgili olarak ısrarlı itirazlarda bulunmuşlardır. ABD başkanına sunulan 9 Haziran 1921 tarihli dilekçede, Sulu Takımadaları halkı, bağımsız olacak bir Filipin devleti içerisinde yer almaktansa, ABD'nin yönetiminde kalmayı tercih ettiklerini dile getirmiştir.
Bangsamoro liderleri, 1 Şubat 1924'te Zamboanga'da toplanarak ilan ettikleri Haklar ve Hedefler Bildirisi'nde ABD'nin sömürgelerine ve özerk olmayan bölgelere bağımsızlık tanıması halinde Bangsamoro'ya da bağımsızlık vereceği beklentisiyle "Mindanao, Sulu ve Palawan adalarının ABD'nin mandası altında statüsü düzenlenmemiş bir bölge olarak bırakılması"nı önerdiler. Lanao, Dansalan'da (şimdiki adıyla Marawi) 18 Mart 1935'te toplanan Bangsamoro liderleri, ABD hükümeti ve Amerikan halkına Filipinler'in siyasi bir entite olarak oluşturulması aşamasında Mindanao ve Sulu'nun bu entiteye dâhil edilmemesi isteklerini dile getirdiler.
Toprakları Filipinler Cumhuriyeti'nin bir parçası yapıldıktan sonra, Bangsamoro halkı bağımsızlık hakları için mücadele etmeye devam etti. Senatör Ombra Amilbangsa IV. Kongre'nin dördüncü oturumu sırasında kayıtlara geçen 5652 numaralı önergesiyle Sulu'nun bağımsızlığının ilan edilmesi ve tanınması yönünde başvuruda bulundu. Bu önergenin kongre tarafından dikkate alınmadığı ve hasıraltı edildiği fark edilince Kotabato valisi Datu Udtog Matalam, 1 Mayıs 1968'de, Mindanao ve Sulu'nun özgürlüğü için çağrıda bulunan Mindanao Özgürlük Hareketi bildirisini yayımladı.
Bağımsızlık hakkının Filipinler ulusal devlet sistemi çerçevesinde elde edilemeyeceği açıklık kazanınca, mücadeleye silahlı direnişle devam ederek bağımsızlığın kazanılması gayesiyle Moro Ulusal Özgürlük Cephesi (Moro National Liberation Front/MNLF) kuruldu. Ancak daha sonra MNLF Moro'nun Filipinler egemenliği altında özerk olarak kalmasını kabul edince MNLF içinden ayrılan bir grup bağımsızlık için direnişe devam etmek amacıyla Moro İslami Özgürlük Cephesi (Moro Islamic Liberation Front/MILF)'ni oluşturdu.

2. Filistinliler gibi Moro halkı da topraklarını kaybetmeye devam ediyor
Planlı göçler ve yerleşimler, Filistinlileri ve Moro halkını kendi topraklarından mahrum bırakmak için kullanılan ortak stratejilerden biri. Bütün dünyadaki Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerinin teşvik edilmesi gibi, Filipinler'in kuzeyi ve merkezindeki Hristiyanların da Mindanao'ya yerleşmeleri teşvik edilmekte.
Filipinler hükümeti Mindanao'yu yerleşimlere ve ekonomik yatırımlara açtı ve 1903'te Filipinler Komisyonu şöyle bir açıklama yaptı: "Sultanlar, datular ve kabile liderleri gibi geleneksel liderler tarafından yapılan arazi teslimleri eğer hükümetin onayı olmadan yapılmışsa hepsi geçersizdir ve iptal edilmiştir." Bu çerçevede hükümet, Filipinli göçmenler ve ekonomik şirketlerin lehine, Moro halkı ve Mindanao'nun diğer yerli halkları aleyhine olan kamu arazi düzenlemelerini yıllar boyunca yürürlükte tuttu.1
Regalian Doktrini'ni temel alan kamu arazi düzenlemelerinin yürürlüğe konması "Sömürülen kuzey Filipinler elitinin Müslümanların geleneksel topraklarını hem kanuni­ yollarla hem de sistemli bir şekilde gasp etmeleri için bir şans olurken, önemli arazileri kolayca sahiplenmeleri ya da kiralamaları için de bir fırsat oldu."2
Arazi mülkiyeti konusunda Müslümanlara ve yerli halka karşı yapılan sınıf ayrımcılığı çok açıktır. Aşağıdaki tabloda Filipinler kamu arazi hukuku altında insanların ve anonim ticari şirketlerin sahip oldukları hektar miktarları verilmektedir.3
İzin verilen hektarlar


Yıl

Yerleşimciler

Hristiyan olmayanlar (Morolular ve yerli kabileler)

Ticari şirketler

1903

16 hektar

(koşulsuz)

1024 hektar

1919

24 hektar

10 hektar

1024 hektar

1936

16 hektar

4 hektar

1024 hektar

1954'te Ulusal Yeniden İkame ve Hakların İadesi Ofisi (National Resettlement and Rehabilitation Administration/NARRA) kuruldu. Bu ofisin denetiminde 1954'ten 1958'e kadar yaklaşık 23.400 Filipinli Hristiyan aile Kotabato'ya yerleştirildi.4
Arazi mülkiyeti ve Hristiyan göçmenlerin Mindanao'ya yerleşmelerinin teşvik edilmesi konusundaki devlet politikaları Moro halkının kendi geleneksel toprakları üzerinde azınlık konumuna düşürülmesiyle sonuçlanmaktadır. Moro halkına kalan topraklar sadece Müslüman Mindanao Özerk Bölgesi (Autonomous Region in Muslim Mindanao/ARMM)'ndeki yerler ve diğer illerdeki küçük alanlardır.

3. Gazze ve Batı Şeria gibi Bangsamoro toprakları da fakir kalmaktadır
Fakirlik durumu Filipinler'in geneline oranla, Moro halkının çoğunlukta bulunduğu bölgeleri kapsayan Müslüman Mindanao Özerk Bölgesi'nde en üst seviyededir. 2000 yılında ülke genelinde fakirlik oranı %33,7 iken bu oran Özerk Müslüman Mindanao bölgesinde %66'ydı. Bu rakam 1997'deki %57,3'lük değerle karşılaştırıldığında durumun kötüye gittiği açık bir şekilde görülmektedir.5 Yine, yoksulluk sınırının altındaki aileler Müslüman Mindanao Özerk Bölgesi'nde en yüksek orandaydı. 2000 yılında ülke genelinde ortalama %16,7 olan bu oran Mindanao'da %33,5 idi.6 Bölgedeki yaşam süresi de kadınlar için 59,3, erkekler için 55,5 yıldı.7

4. Filistinliler gibi katliama uğrayan ve malları talan edilen Moro halkına da adaletle davranılmamıştır:
Müslümanların katledildiği ve mallarının talan edildiği birçok hak ihlalinin gerçekleştirildiği Moro'da Filipinler hükümeti Müslümanların korunması ve olayların faillerinin cezalandırılarak adaletin tesis edilmesi noktasında başarısız olmuştur. Bölgede yaşananlarla ilgili hiç bir ciddi inceleme yürütülmemiş ve buradaki hak ihlalleri ile ilgili olayların sorumluları cezalandırılmamıştır. Aşağıda, Moro halkına yönelik olarak gerçekleştirilen insan hakları ihlallerinden sadece birkaçı yer almaktadır. 30 yıl önce yaşanan bu olaylarla ilgili olarak hiçbir araştırma yapılmamış ve kimse sorumlu tutulmamıştır.8
1. 17 Mart 1968'de Corregidor Adası'ndaki askerî eğitim kampında talim yapan Müslüman askerlerin kayboldukları bildirilmiştir.
2. 21 Aralık 1970'te Kotabato Datu Piang bölgesindeki Ahan, Limpugo ve Montid kazalarında 147 ev yakılmış ve üç Müslüman öldürülmüştür.
3. 19 Ocak 1971'de Kotabato Alamada'da 73 Müslüman öldürülmüştür.
4. 19 Haziran 1971'de Kotaboto Carmen'in Manili kazasında bir camide 70 Müslüman öldürülmüş, 17'si de yaralanmıştır.
5. 1971 yılında 6 Nisan-22 Temmuz tarihleri arasında Müslümanlara ait çok sayıda ev yakılmıştır (Kotabato Carmen'de 55 ev, Kotabato Pikit'te 18 ev, Kotabato Kidapawan'da 22 ev, Kotabato Buldon'da 22 ev, Lanao del Sur Wao'da 52 ev.).
6. 8 Eylül 1971'de Lanao del Norte'deki Sapad bölgesinde 10 Müslüman öldürülmüştür.
7. 24 Ekim 1971'de Lanao del Norte'deki Mangsaysay'da 66 Müslüman öldürülmüştür.

5. Filistin'de tecrübe edildiği gibi, Filipinler hükümeti ve Bangsamoro halkı arasında devam eden çatışmayı sona erdirmek için yapılan görüşmeler sonuç vermemektedir
Filipinler Hükümet Kuvvetleri ve Moro Millî Özgürlük Cephesi arasında savaş patlak verince, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ara buluculuk çalışmalarına başladı. İki taraf ilk defa 1975'te Suudi Arabistan'ın Cidde şehrinde toplandı. Libya ve İKÖ'nün etkin rolüyle, 1976'da Filipinler'in toprak bütünlüğü ve egemenliği çerçevesinde Güney Filipinler'deki Müslümanların özerk yönetiminin temelinin atıldığı Trablus Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın detayları üzerine yapılan görüşmeler 20 yıl sürdü. 2 Eylül 1996'da, 1976 Tripoli Antlaşması'nın yürürlüğe konulması üzerine bölgenin durumuyla ilgili son karara varıldı. Ancak Moro Millî Özgürlük Cephesi, 1996'daki barış uzlaşmasının pek çok koşulunun uygulanmadığından şikâyetçiydi. Sadece bu değil, Filipinler ve MNLF arasındaki barış antlaşmaları da Bangsamoro halkının sıkıntılarını giderme konusunda maalesef başarısız oldu. İşte bu sebeple günümüzde iki taraf arasındaki savaş zaman zaman hâlâ alevlenmektedir.
MNLF ve Filipinler Hükümeti tarafından onaylanan barış antlaşmalarının başarısız olması nedeniyle, Bangsamoro probleminin çözümü konusunda özerkliği kabul ettiği için MNLF'den ayrılan bir grup olan Moro İslami Özgürlük Cephesi, Filipinler Hükümeti'nin teklifini uzlaşmaya varmak için kabul etti. İki taraf, Ocak 1997'den başlayarak barış görüşmeleri sırasındaki güvenlik problemini, çatışmanın etkilediği bölgelerin kalkınması ve hakların iadesini ve Filipinler'le MNLF arasındaki hiçbir antlaşmada uygun bir şekilde belirtilmeyen toprak haklarının egemenlik meselesini tartıştı.
11 yıldan daha fazla süren barış görüşmeleri sonucunda, hükümet ile MILF'nin uzlaşmacı heyetleri arasında toprak haklarının egemenliği (MOA-AD) üzerine antlaşmaya (Memorandum of Agreement on Ancestral Domain) varıldı. İki heyet, 28 Temmuz 2008'de belgeyi imzaladılar ve 4 Ağustos 2008'de Malezya'nın Kuala Lumpur şehrinde antlaşmanın resmî olarak imzalanmasını planladılar. Ancak Filipinler Yüksek Mahkemesi 3 Ağustos 2008'de antlaşmanın imzalanmasını geçici olarak durdurdu, iki ay sonra da bu antlaşmanın anayasaya uygun olmadığını bildirdi.
Bangsamoro ve Filistin halkları, barış müzakereleri sırasında pek çok ödün vermelerine rağmen sıra uygulamaya geldiğinde muhataplarının hiç bir zaman sözlerinde durmamasıyla benzer tecrübeleri paylaşmaktadır.

Bangsamoro ve Mescid-i Aksa'nın korunması
Bangsamoro halkı, çoğunluğunun Hristiyan olduğu bir ülkede azınlık konumundadır. Maruz kaldıkları baskı ve adaletsizlikler Filistin halkıyla benzerlikler arz eder ve bu durum karşısında Mescid-i Aksa'yı korumak için yapabilecekleri çok az şey vardır.
Bangsamoro halkı kendi yurtlarını Filipinler yönetiminin pençesinden kurtarmak için iki kat çaba göstermek zorundadır. Eğer onlar Kudüs'ün İsrail işgalinden kurtuluşundan daha önce özgürleşirse -inşallah- Filistinli kardeşlerine daha fazla destek olabileceklerdir. Bangsamoro halkı, özellikle gençler ve öğrenciler, Mescid-i Aksa için İsrail işgalini protesto etmenin, kendi yurtlarını yabancı hâkimiyetinden kurtarmak için bir özgürlük hareketi oluşturmada onlara ilham veren tetikleyici bir unsur olduğunu unutmayacaktır.
Filistin ve Bangsamoro direnişlerindeki benzerlikler sebebiyle bu iki halkın, kendilerine uygulanan baskı, zulüm ve haksızlıklara bir çözüm bulmak için güçlerini birleştirerek iş birliği yapmaları faydalı olacaktır. Bangsamoro direnişi süresince yaşanan bazı gelişmelerden Filistinlilerin istifade edebileceği gibi Bangsamoro'nun da Filistin direnişinden öğreneceği çok şey vardır.

Uluslararası toplumun rolü

Mescid-i Aksa'yı korumak uluslararası bir mesele hâline geldiğinden bu konuda herkese büyük görevler düşmektedir. Filistin meselesinin ortaya çıkışından bu yana Mescid-i Aksa'nın korunması uluslararası toplumun sorumluluğunda çözülmesi gereken hayati bir sorundur. Bunun için yapılması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Mescid-i Aksa'nın korunması için, bulunduğu toprak parçasının özelde Kudüs, genelde de tüm Filistin'in mülkiyeti, kontrolü ve yönetimi Filistin halkına bırakılmalıdır.
  2. Başkenti Kudüs olarak belirlenecek bir Filistin Devleti'nin kurulması desteklenmelidir.
  3. İsrail'e nükleer silahlardan arınması için baskı yapılarak Ortadoğu'nun nükleer güçlerden kurtulması sağlanmalıdır.
  4. İşgalci İsrail'i, işlediği bütün uluslararası insan hakları hukuku ihlalleri ve Filistinli Müslümanlara yönelik gerçekleştirdiği hak ihlallerinden sorumlu tutarak, özellikle de Gazze saldırılarında yaşanan mezalimin savaş suçu olarak belgelenmesi için gerekli uluslararası desteği sağlayarak İsrailli liderlerin savaş suçlusu olarak belgelenmesi konusunda çalışmalar yapılmalıdır.
  5. Hür ve demokratik yollardan seçilmiş, Filistin halkının meşru temsilcisi olan Filistinli liderlerin tanınması için her türlü destek sağlanmalıdır.
  6. İşgalci İsrail'e, Filistin toprakları ile komşuları arasındaki sınırları açması için baskı yapılmalıdır.
  7. Gazze'nin yeniden inşası için gereken desteği sağlamak ve İsrail'e bu topraklarda sebep olduğu tahribat için tazminat ödetme yolları aranmalıdır.

Sonnotlar
Bkz. Rudy B. Rodil, "Philippine Government Policies on the Indigenous Peoples," paper presented during the Workshop on Multi-Ethnic Asia: Peace and Sustainable Development, Ho Chi Minh City, 16-20 Nisan 2007.
2 Myrthena L. Fianza, "Contesting Land and Identity In The Periphery: The Moro Indigenous People of Southern Philippines". Working paper prepared for the 10th Biennial Conference of the International Association for the Study of Common Property held at Oaxaca, Mexico 9-13 Ağustos 2004, s. 5.
3 Rodil, a.g.e.
4 Michael O. Mastura, Muslim Filipino Experience. (Manila: Ministry of Muslim Affairs, 1984), s. 245.
5 http://www.census.gov.ph/data/sectordata/2000/ie00p02f.htm
6 http://www.census.gov.ph/data/sectordata/2000/ie00p06f.htm
7 World Bank, Human Development for Peace and Prosperity in the Autonomous Region in Muslim Mindanao. Manila: World Bank, 2003, s. 17.
8 Bkz. Magsaysay S. Werble, "The Mindanao Peace Process: Chronology of Events from Tripoli to Jakarta 1976-1996.", Master's thesis submitted to the Institute of Islamic Studies, University of the Philippines Diliman, 1996.