banner27

Mezhep savaşı gerçekleşebilir mi?

Hilal TV’de biraraya gelen Adnan İnanç, Ali Bulaç ve Abdurrahman Arslan Şii-Sünni ihtilaflarını ve bu ihtilaflardan doğabilecek sonuçları tartıştılar.

Mezhep savaşı gerçekleşebilir mi?

Mehmet Ali Kaçmaz / Dünya Bülteni

 

Günümüzdeki olguları anlayabilmek için geçmişin analizi ve kavramların bilinmesi gerektiği düşüncesiyle geçmişte mezhep veya din savaşı diye bir olgunun olup olmadığı sorusuyla başlayan düşünce gündemi, Şii-Sünni gerginliği değerlendirilerek son buldu.

 

Din savaşı nedir, geçmişte yaşanmış mıdır?

 

Birlikteliliğin önemimden bahsederek programın açılışını yapan Adnan İnanç, mezhep ve din savaşı denen kavramların tanımının yapılması yönünde sorularla tartışmaya başlattı. Gündem de yer tutan mezhep ve din savaşları kavramları nelerdir ve geçmişte bunun örnekleri nelerdir, tarzındaki soruya cevaplar şöyleydi:

 

A. Bulaç din savaşı kavramını şöyle açıkladı: “Bir dinin diğer dini meşru görmemesi sonucu onun din adamlarını ve takipçilerini tümüyle ortadan kaldırma isteğine din savaşları denir. Fakat İslam böyle bir savaşı bile tasvip etmez, buna izin vermez. Buna Yezidilerle savaşmak bile dahildir”  diye açıklama yaptı.

 

A.Bulaç’ın bu açıklamalarını A. Arslan şu cümle ile özetledi: “İslam, meşru olarak kabul etmediği dinlere bile hukuki yaşama hakkı sağlamaktadır“

 

Din savaşlarının tarihi gelişimine de değinen araştırmacı yazar A. Bulaç, Hıristiyanların kendi aralarındaki savaşlardan örnek vererek,  Hıristiyanların savaşma sebeplerinin özde yani temel konularda olduğunu ama Müslümanların temel konularda hiçbir zaman problemlerinin olmadığını, sadece uygulamada bazı farklılıklar olduğunu söyledi.

 

Bölgemize ekilmek istenen fitne tohumları

 

A. Arslan’ın eklemesinden sonra konuya devam eden A. Bulaç, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Ksinger’in tek cümlesi ile bölgemizdeki oluşumları ve beklenen ihtimalleri şöyle özetledi:

 

“Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Ksinger, İran-ırak savaşı döneminde ‘amacımız onları birbirine öldürtmekti ve amacımıza ulaştık’ demişti ve bugünde aynı şey Irak’ta devam etmekte. Bölgemizde gerçekleştirilmeye çalışılan stratejiler 3 bölüme ayrılabilir.

 

Birincisi ülkeler arası savaş çıkarma çabası (Türkiye-İran, Suriye-İran vs),

İkincisi etnik gruplar arsında çatışma (Kürt-Türkmen, Kürt-Arap vs)

Üçüncü olarak mezhep çatışması (özellikle Şii-Sünni)

 

Tabiî ki bu potansiyel güçler durup dururken birbirleriyle savaş ortamına düşmezler. Ama dış faktörler olaya müdahale etimi bu savaş için gerekli görülmeyen potansiyel dengeler savaş ortamı oluşturulabilir ve bugün Ortadoğu’da yapılmak istenen budur”

 

Şii-Sünni ihtilafları

Düşünce Gündemi programının bir sonraki başlığı Şii-Sünni ihtilaflarıydı. A. Bulaç günümüzdeki Şii ve Sünni ihtilaflarını net biçimde şöyle sıraladı:

 

İmamet konusundaki ihtilaflar: Şii ve Sünnilerin ihtilafa düştüğü en önemli konu imamettir. A. Bulaç imamet konusunda 3 ayrı hususun var olduğunu belirterek, hususları şöyle açıkladı:

 

1. Şiilerde Kuran’ın manevi yorumu sadece İmamlara açıktır ama Sünnilere göre Kuran’ın manevi yorumu herkese açıktır, sadece İmamlara değildir. Burada tek otorite peygamberdir ama Şiilerde 12 İmam’da bunu temsil etmektedirler.

 

2. Biz (Sünniler) sadece Hz. Muhammed’i masum kabul ederiz, ama Şiiler 12 İmam’ıda masum kabul ederler. A. Bulaç, masumluk konusunda Sünnilerin, “Şii alimler de masumdur” tarzındaki bilgilerinin de yanlış olduğunu belirterek, Şii alimlerin bu konudaki fetvalarından örnekler verdi.

 

3. Beklenen mehdi ihtilafı. İki tarafta da Mehdi inancı vardır. Ama Şiilere göre Mehdi 12. imamdır, Sünnilere göre öyle değildir.

Programın her üç konuşmacısı da imamet ile ilgili konuşulan ihtilafların bir savaşı ortaya çıkaracak gerekçeler içermediğini dile getirdiler.

Halifelik konusundaki ihtilaf: Bir diğer ihtilaf konusu Peygamberden sonraki İmam. Peygamberden sonraki İmam konusundaki ihtilafı A. Bulaç şöyle değerlendirdi: “Peygamberden sonra İmam Hz Ali mi olmalıydı yoksa gerçekleşen sıralamamı doğruydu? Bu konunun bizim dünyamıza bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Ve biliyoruz ki Hz Ali diğer 3 halifeye de biat etmiştir. Biat etmek onların meşruiyetini kabul etmek demektir”

 

Hadis konusundaki ihtilaf: İki mezhep arasındaki bir diğer ihtilaf hadis konusundadır. A. Bulaç bu ihtilafında bir mezhep savaşı gerekçesi olmadığını şöyle açıkladı: “Şiilerde 12 imamdan gelen her hadis doğrudur anlayışı vardır. Bizde (Sünnilerde) ise 12 imamdan gelenler hadis olarak kabul edilmiyor ama onlara sonsuz saygı duyuluyor. Ki zaten onlar Peygamberin torunudur. Bunun yanı sıra Şiilerdeki ve Sünnilerdeki rivayet edilen hadisler arasında %90-95 oranında benzerlik vardır. Görüldüğü gibi bu ihtilafta bir savaş malzemesi değildir ”

 

Ezana ekleme konusundaki ihtilaf: Son olarak ezandaki ekleme konusuna değinildi. Şiilerin ezana “Ali Allah’ın velisidir” tarzındaki eklemelerinin hiçbir zararının olmadığını dile getiren A. Bulaç’a, Hz Ömer’in de bir dönem ezana ek olarak “namaz uykudan daha önemlidir” diye ekleme yaptığını söyledi. A. İnanç’ta Hasan el Benna’nın bu konudaki bir olayını aktardı.

 

İhtilaflar konusundaki sonuç:

 

İhtilafların açık bir şekilde anlatılmasından sonra varılan sonuç sade ve çok gerçekçiydi. Sonuç olarak yukarıda sayılan ve namazın 3 veya 5 rekât kılınması ya da Şiilerin başlarını temiz bir taşa bırakmaları gibi ihtilaf konularının hiçbirinin mezhepsel bir çatışmaya sebep açamayacağı düşüncesi ortaya çıktı.

 

A. Bulaç konuyu İmam Humeyni’nin sözleri ile bitirdi: “Müslümanların bir kısmı Şii-Sünni veya başka mezhepler veya gruplar içerisinde yer almaktadırlar. Fakat bu hiçbir zaman parçalanma sebebi değildir. Müslümanlar bu konu üzerinde durmamalıdırlar, esas üzerinde durulması ve konuşulması gereken konu Şii-Sünni olmayanlar yani Müslüman olmayanlar hakkındadır.”

 

Peki neden böyle bir kanlı ortam oluştu?

 

Yukarıda vurgulanan ihtilaflara ve İslami temellere inildiğinde Şii ve Sünni savaşı gibi bir olayın gerçekleşebilme ihtimalinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Fakat programın başında değinilen fitne tohumları devreye girince her şey alt üst oluyor.

 

A.Arslan tarafından, Irak’taki kaosun genel olarak sebebinin baasçılar olduğu görüşü dile getirildi. Çünkü basçılar Saddam’ın devrilmesinin hemen akabinde iktidardan ve onun nimetlerinden de oldular. Daha açık bir ifade ile baasçılar iktidardan atılmayı hazmedememekteler. Herhangi bir bölgedeki bu tarz kurucu ideolojilerin kolay kolay iktidarları başkalarına bırakamadıkları anlatıldı.

 

A. Arslan Sünnilerin Saddam dönemine değinerek eleştrilerde bulundu. Arslan; “Sünniler Saddam’ın döneminde de, önceden de pastadan büyük pay almaktaydılar. Sünniler Saddam dönemimde Kürtlerle ve Şiilerle seslerini yükseltebilirlerdi ama bence fazla ses çıkarmadılar. Özellikle İran-Irak savaşında Sünni kesim oldukça pasifti” didi.

 

A. Arslan bulunulan ortamı da şu şekilde açıkladı: “Batı 21.yy’da “yaratıcı kaos”lar oluşturmakta. Batılılar tarafında oluşturulan bu kaos, bizzat toplumların içerisinden çıkartılmaktadır. Bu kaoslar sayesinde toplumun her noktadan parçalanması sağlanmaktadır. Parçalanan bir toplum her şeye açık demektir. Bu yaratıcı kaoslar, Dışarıdan gelecek her türlü değere karşı açık toplumlar oluşturmaktadır” diye konuştu.

 

Bilindiği gibi “açık toplum” terimi batılılar tarafından son dönemler sıkça kullanılmakta. Anlam olarak ta, her türlü yozlaşmaya, kendine ait olmayanı hemen benimseme dinamiğine sahip toplum denmekte.

 

Peki mezhep savaşı İslam dünyasında olabilir mi, sorusuna? A.Arslan “olmayacaktır” diye cevapladı.

 

"Biz dışarıdaki Müslümanların görevleri nelerdir?"

 

Soruya A. Bulaç şöyle cevap verdi:

 

 "Öncelikle İslami kanunlar unutulmamalıdır ve ona uygun davranılmalı ve taviz verilmemelidir. Bu kanunlar konusunda Şii-Sünni arasında da bir ihtilaf yoktur. Buradaki yeni düzeni kim kuracak, dışardan gelenlermi yoksa içtekiler ve bizmi? Eğer biz yaparsak en başta, Şiilik ile Sünnilik arasında uzlaşılması lazım. Çünkü bunların hepsi İslam dairesi içerindedirler. İslam dairesindekiler birbirlerini tekfir etmemeleridirler. Allah’ta bunu emreder, ehli kitabı tekfir etmek bize düşmez. Hepimiz daire içerisindeyiz kimimiz merkeze kimimiz dışa yakın olabiliriz ama sonuçta bizleri ödüllendirecek olan Allah’tır.

 

Reel politik açıdan bile bakarsak bu çemberin içerisindekilerin hepsinin birbirine ihtiyacı vardır ve işbirliği yapmak zorundalar. Bu da kendi geleceklerinin refahı için lazımdır. Özellikle İran, Türkiye ve Mısır bu işbirliğini daha fazla güçlendirmelidirler…"

 

Sonuç olarak...

 

Başta da değinildiği gibi Müslümanların ihtilafa düştüğü mezhebi konular hiç bir zaman savaşa neden olabilecek kadar sivri değildir. Müslümanların amacı bu ihtilafları büyütmekten öte kendilerini düşman olarak gören ABD, İsrail gibi yapılara karşı tek yumruk olmaktır. Şii-Sünni veya Kürt-Türk tarzı ayrımcılıkları ortaya atıp genelde insanları özelde Müslümanları birbirlerine düşürmeyi planlayan senaryolara kanılmamalıdır...

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25