banner15

Misyonerlerin kurbanı bir ülke: Malavi

Misyonerlerin Hıristiyanlaştırdıkları Malavi, 'Afrika’nın sıcak' kalbi olarak tanınsa da, burada Müslümanlar okullara alınmıyor.

Misyonerlerin kurbanı bir ülke: Malavi

Röportaj: Şeyhmus Nayır / Dünya Bülteni

 

Misyonerlerin yoğun faaliyetleri sonucu toplumun büyük bir kısmı Hıristiyanlaştırılan Malavi'de yeşilin her rengini bulmak mümkün. Dünya turizminde "Afrika’nın sıcak kalbi" olarak tanınsa da, Malavi'de insanlar sırf Müslüman oldukları için, okullara alınmıyor.

 

İHH’nın, Afrika kıtasında kurban organizasyonu düzenlediği bir başka ülke de Malavi. Güney Doğu Afrika’nın çay ve pirinç üreticisi. Yaşadıkları tüm fakirliğe rağmen yüzlerinden tebessümü eksik etmeyen, güler yüzlü insanların bulunduğu bir ülke. Halkın büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşıyor ve dolayısıyla bu bölgelerde feodal bir yapılanma görülüyor. Resmi kayıtlarda halkın %80’i Hıristiyan gibi görünse de, Müslümanlar ise oranlarının bilerek düşük tutulduğunu ve gerçek oranlarının %40 olduğunu söylüyor. Bir zamanlar ülke nüfusun yaklaşık %80’ini Müslümanların oluşturduğu göz önüne alınırsa, ülkedeki misyoner faaliyetlerinin yoğunluğu hakkında bir fikir verebilir.

 

 

Misyonerlerin faaliyeti o kadar etkili boyutlara gelmiş ki, ülkede okutulan tarih kitaplarında Müslümanlar köle ticareti yapan zalimler, misyonerler ise onları kurtaran kahramanlar olarak gösteriliyor. 2020 yılına gelindiğinde ise bu ülkede ki İslâm varlığının silinmesi plânlanıyor. Misyonerlerin yazdığı tarihe göre ülkeye İslam’ın gelişi 16. yüzyılda Arap köle tüccarlarının vasıtasıyla olmuş.

 

 

 

Malavi’de sömürüye karşı ilk ayaklanmayı bir Hıristiyan olan Reverend John Chilembwe başlattığı kaydediliyor. Bu ayaklanma yeteri kadar destek görmeyince sonuçsuz kalmış ve Chilembwe İngiliz sömürge valiliğince daha sonra idam edilmiş. Chilembwe, Malavi’nin milli kahramanıdır ve ülkede bir çok yerde onun adının verildiği yerleri görmek mümkün.

 

 

Malavi’de yaşanan sorunların başında sağlık hizmetlerinin yetersizliği geliyor. Ülke Malarya denilen bir çeşit sıtma hastalığının pençesinde kıvranıyor. Ülke de ortalama yaşam süresi 37 yıl gibi şaşırtıcı bir rakamla ifade ediliyor. Malavi’yi ziyaret eden Ramazan Kayan hoca ile ülkeyi ve sorunlarını Dünya Bülteni okuyucuları için konuştuk:

 

 

malawiSmall.jpg

 

 

Afrika’ya ilk kez mi gidiyorsunuz; yolculuk esnasında neler hissettiniz?

 

Kurban bayramında İHH’nın 100 ülkeye kurban kampanyası çerçevesinde ilk kez Malavi’ye gittim. Önce şunu ifade edeyim: Kurban gibi bir vecibe ve bu vecibe üzerinden dünyada ki aç insanları hatırlamak gerçekten çok farklı bir duygu. İstanbul Havalimanı’ndan hareket ettiğimizde 13 kişilik bir arkadaş gurubuyduk. Biz Afrika’ya gidecektik. Önce Dubai’ye vardık. Dubai’de iken, her birimiz farklı bir ülkeye gideceğimiz için orada vedalaştık. Zihin dünyamda bir an için Asr-ı Saadetten şu kareler şekillenmeye başladı. Rasulullah (sav) Medine’de ashabını etrafına toplamış, seçtiği elçilerin ellerine davet mektupları veriyor, her birini değişik bir ülkeye gönderiyordu.

 

Malawi - Lake Malawi

 

Umman’a, Bahreyn’e, San’a’ya, Hadramevt’e, Kayser’e, Kısra’ya doğru davetçiler yola revan oluyorlar. Çileli, belalı, riskli ancak bir o kadar da tatlı huzurlu bir evrensel seferin startı veriliyor. Yeryüzü yıldızları karanlıkları dağıtmak için kıyamet sabahına kadar sürecek bir yürüyüşe çıkmışlardı. Acaba o mübarek seferin bugüne izdüşümü neydi? sorusu ile meşgulken arkadaşlarım Tarık Akcan ve Orhan Şefik ile birlikte önce Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya oradan da Malavi’ye ulaşıyoruz. Özellikle bu, herhangi bir siyasi ve ticari çıkar hesabı yapmaksızın sırf kardeşlerine ulaşmak onlarla tanışmak, onların dertlerini paylaşmak amacına yönelik bir yolculuk olduğu için üzerimdeki etkisi hala üzerimde diyebilirim.

 

Malawi - Chelinda Lodge

Malawi - Mvuu Lodge 

 

Malavi’de ilk hangi şehre gittiniz?

 

Yolculuğumuz biraz uzun sürdü. Önce Dubai’ye, Dubai’den aktarmalı Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya oradan Malavi’nin başkenti Lilongwe’ya vardık. Çünkü doğrudan Türkiye üzerinden Malavi’ye uçuş seferleri bulunmuyordu. Lilongwe’ye vardığımızda bizi ülkenin Spor ve Kültür Bakanı Musa Caferi Bey karşıladı. Bizim esas çalışma alanımız kurban kesiminde yoğunlaşacağımız, ülkenin en gelişmiş ve Müslüman nüfusun yoğun olduğu Blantyre’di. Arkadaşlarımız bizi bu şehirde karşıladılar, tercümanımız da oradaydı. Blantyre az önce ifade ettiğim gibi Müslüman nüfusun yoğun olduğu fakat misyonerlerinde faaliyet içinde olduğu bir yer. 700-800 bin civarında nüfusa sahip. Bu ülkede kaldığımız süre içinde özellikle birçok kişiyle tanıştık. Halkla temaslarımız oldu. Orada faaliyet gösteren İslâmi kuruluşlarla tanışma imkânımız oldu.

malavikurb073SmallSmall.jpg

Malavi’de hangi Müslüman kuruluşlar faaliyet gösteriyor?

 

Malavi Müslümanlar Birliği aklıma ilk gelenlerden biri. Genelde İHH’da Malavi’ye gittiğinde partner kuruluş olarak bunlarla temasta bulunuyor. Malavi Genç Müslümanlar Meclisi diye bir kuruluş daha var ve bunların, özellikle etrafında yoğunlaştıkları “İslamic Center” adında İslam merkezleri bulunuyor. Yeni kurulan bir İslâmi kuruluştan da söz ettiler. Asya Müslümanları Yardımlaşma Ajansı. Ayrıca Hint kökenli, zamanında gelip oraya yerleşmiş, birazda ekonomik durumu iyi olan, İslâmi gayretleri ile takdire şayan güzel hizmetler gerçekleştiren Müslümanları gördük. Bunların bir kısmı Tebliğ Cemaatinden Müslümanlar. Yine Hint kökenli, ticaretle uğraşan, Ebul Hasan en-Nedvi’lerin başlattığı çalışmaları oralara kadar taşıyan kişilerle karşılaştık. Bizim Ehl-i Hadis dediğimiz ekole bağlı Müslümanları daha aktif olarak gördüm. Ekonomik durumları iyi olduğu için İslâmi duyarlılıkları da güçlü. Bu ekonomik imkânlarını oradaki Müslümanların sorunlarını çözmek için tahsis etmiş durumdalar. Ülkede ki Müslümanların gerek sağlık ve eğitim gerekse gıda sorunları olsun bunlarla ciddi şekilde ilgileniyorlar. Bizi çok etkileyen bir faaliyetlerinden söz ettiler.

 

malaviimaj01012007145Small.jpg

 

Üç yüz varlıklı Müslüman aile bir araya gelerek imkânlarını bir çatı altında birleştiriyor. Kurumsal bir yapı oluşturuyorlar. Sekiz bin civarında insanı organize ediyorlar ve bunların aracılığıyla ülkede ki 4 milyon Müslümanın sorunlarıyla ilgilenmek ve çözüm üretmek için çok yoğun bir çaba içine giriyorlar. Yıllarca misyonerlerin yoğun bir faaliyet gösterdikleri bir ortamda bu Müslümanların yaptığı çabalar bizi çok duygulandırdı. Biz oralara bir takım mesajlar vermek, Türkiye’de ki bir takım tecrübeleri onlara taşımak için gitmiş iken, orada ki Müslümanların mesajlarını ve tecrübelerini taşımak imkânına sahip olduk. Bunu da şahsen ciddi bir kazanım olarak görüyorum.

 

DİKTATÖRLR VE MİSYONERLER

 

Özelde Blantyre olmak üzere genel anlamda Malavi Müslümanlarının durumu hakkında başka neler söyleyebilirsiniz?

 

Biraz geriye giderek şunu belirtmek istiyorum, Malavi eski bir İngiliz sömürgesi. Ve ülke 1907’de başlayan İngiliz sömürge yönetimi altında yılarca eziliyor. Bu durum 1964’e kadar devam ediyor. İngiliz sömürgeciliği boyunca özellikle misyonerlik faaliyetleri çok etkili bir şekilde yapılıyor. İngiliz sömürgesi başlamadan önce ülke nüfusunun %80 Müslüman, ancak %20’si Hıristiyanken, bu fakir ülkede misyonerlerin, kiliselerin yoğun faaliyetleri neticesinde durum şuan tam tersine dönmüş durumda. Resmi makamların ifade ettiği rakamlara göre %80 Hıristiyan, %20 Müslüman oranı bulunmaktadır.

 

 

Malavi Müslümanları bu istatistikî sonuca itiraz edip, resmi makamların kendilerini kasıtlı olarak az gösterme çabası içinde olduklarını belirtiyorlar. Müslüman nüfusun oranı ne kadar diye sorduğumuzda  %40 Müslüman, %60 oranında Hıristiyan bulunduğunu söylediler. Aslında böylesine bir durum bile bizi çok ciddi bir sorunla karşı karşıya getiriyor. Hızla Hıristiyanlaştırılan bir toplum görmekteyiz Malavi’de. Dolayısıyla bu durum dengeleri Müslümanların aleyhine değiştiriyor ve Hıristiyanların lehine olan bu yoğunluğu Blantyre’de de görmek mümkün. Ama diğer bölgelere kıyaslandığında, bu şehirde Müslümanların varlığı, camilerin sayısı, medreselerin etkinliğini biraz daha fazla görmek mümkün.

 

malaviimaj01012007336Small.jpg

 

Orada şuna çokça şahit olduk vakit namazlarına ailecek gidiyorlar. Kadınlar, çocuklar, erkekler… Bayram namazına gittiğimizde erkek cemaat sayısı kadar hanımlarında çocukların da geldiğini gördük. Müslümanların orada cami merkezli bir yaşamları var. Bu hassasiyetleri onları gerçekten diri tutuyor. Ve son dönemlerde, demin bahsettiğim Hindistan kökenli Müslümanların medrese açma konusunda ki yoğun çabaları da İslamsızlaştırma politikalarına karşı güzel bir direnç ve alternatif eğitim çalışmasını beraberinde getiriyor. Yine oradaki Müslümanlardan dinledik İngilizlerin döneminde ve daha sonra İngilizler çekilirken yerlerine bıraktıkları diktatörler, bunlardan Dr. Hasting Kamuzo (1964-1994) ülkeyi uzun süre yönettiği baskıcı dönemde Müslümanlara yönelik İslâmsızlaştırma politikalarını yoğun bir şekilde uygulamaya devam ediyor. Bunun sonucu olarak insanı ürküten demin bahsettiğim tablo (Müslüman nüfusun hızla Hıristiyanlaştırılması) ile karşılaşıyoruz. Hatta iş öyle bir noktaya gelmiş ki Müslümanlar iki arada bir derede kalmışlar. Bir kısmı çocuklarını okullara göndermek isterken, bir kısmı da çocuklarımızı bunların okullarına göndersek iyice İslâm’dan, dinden uzaklaşırlar, onların kültürü etkisi altına girer diye göndermiyorlar. Göndermek isteyenler ise bu okullara gittiğinde, Müslüman oldukları için okullara kayıt edilmiyorlar.

 

malaviimaj01012007280Small.jpg

 

 

Bazı aileler sırf çocukları okusun diye çocuklarının isimlerini değiştirmek zorunda kalıyor. Başta ismini değiştirenler, o okullarda öğretilen kültüre, Batı kültürüne, Hıristiyan kültürüne yoğun bir şekilde maruz kaldıkları için zamanla kimlikleri, zihinleri ve kişilikleri de değişmeye başlıyor. Bunları dinlerken derin derin düşündüm; biz dünya Müslümanları yıllarca medyanın dezenformasyonu ile nasıl avutulmuşuz? Batılı birkaç ünlü ismin İslâmı seçmesi ile teselli bulurken, nesillerimize yönelik İslâmsızlaştırma operasyonlarına nasıl da bigane kalmışız? Malcom X’in, Cat Stevans’ın ihtidası büyütülürken sırf  Malavi’de yüzbinlerce insan nasıl Hıristiyanlaştırıldığından haberimiz bile olmamış… Peki, bu nasıl başarmışlar? İlki fakirleştirerek, ikincisi cahil bırakarak. Yoksul ve eğitimsiz kalan toplumlar önce duyarlılıklarını, sonra değerlerini kaybederler…  Peygamber (sav)’in şu hayati tespitini orada hatırladım; “Fakirlik neredeyse küfür olacaktı” bu acı gerçek karşısında irkildim.

 

malaviimaj01012007138Small.jpg

 

 Peki, misyonerlerin bunun dışında ne gibi faaliyetleri var?

 

Görebildiğimiz kadarıyla üç alanda yoğun bir çalışma içindeler: İlki kilise inşasına yönelik. Rahatlıkla şunu iddia edebilirim ki Avrupa’nın herhangi bir ülkedesinde bile Malavi’de ki kadar çok kiliseyle karşılaşmak mümkün değil. Kiliselere ait kültür merkezleri, kiliselere ait evler gençlere cazip gelecek şekilde donatılmış. İkincisi eğitim kurumları açmaya yönelik. Kiliseler üzerinden gelen yardımlarla eğitim kurumları açma gayreti içindeler. Üçüncüsü de ülkedeki sağlık sorununa yönelik. Malavi’de çok yoğun bulaşıcı hastalıklar görüldüğü için klinik açıyorlar. Yani toplumun ihtiyaç duyduğu temel ihtiyaçları görüp ona göre faaliyet gösteriyorlar. Kilise; eğitim, sağlık ve dini ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tüm imkânlarını seferber etmiş durumdadır.

 

İDEALİST BİR ADAM



Misyonerlerin bu kadar yoğun faaliyet gösterdiği, Malavi’de, başka coğrafya dan Müslümanlarla karşılaştınız mı?

 

Öncelikle şunu belirtiyim, Malavi’ye İslâm ilk 16. asırda Arap tüccarlar kanalıyla gelmiş. Daha sonra ki çağlarda ağırlıklı olarak Hintli Müslümanlar önce ticaret amaçlı geliyorlar, zamanla o toprakların verimliliğini görüyorlar, doğal güzelliği çok olan bu ülkeye yerleşiyorlar. Tebliğ cemaatinden gelip, oraya zamanla yerleşenler var. Onların evlerine misafir olduk. Hasa el-Nedvi’nin başlattığı çalışmaların oralardaki uzantılarıyla karşılaştık. Özellikle bir gece evine misafir olduğumuz Hindistanlı Müslümanlardan birinin anlattıkları gerçekten çok, ilgimizi çekti ve çokta etkilendik. Faysal isminde yaşı 32 olan bir kardeşimizdi. Ama alabildiğine dinamik, şuurlu ve meselelere vukufiyeti gerçekten takdire şayan bir insandı. Ve bize 40 yaşına kadar çalışıp, belli bir sermaye edindikten sonra hedeflediği İslâmi projeleri hayata geçirmek için İslâmi çalışmalara yoğunlaşacağını anlattı.

 

 

Bu ifade beni oldukça etkiledi doğrusu. Türkiye’de gördüğümüz ticaret anlayışında ticarete bulaşan, işadamı olan biri ikinci, üçüncü yatırım olanaklarını arayıp işini büyütme arayışına girer. Ama o, öyle değil, kendine bir hedef seçmiş; dur diyeceği zamanı belirleyip esas sorumluluk alanına dönmeyi hedefliyor. Ne yapıyorsunuz diye sorduğumda; özellikle 2 alandaki faaliyetlerinden bahsetti. Birincisi halkın yoksulluğunu, işsizliğini, açlığını gidermek amacıyla neler yapılması gerektiği konusunda. İkincisi İslâmi eğitim alanına yönelik. Bu insanların aslında İslâm’dan uzaklaştırılsalar bile temel de köklerinin İslâm’a dayandığını ve bu bilinci yeniden kazandırmak gerektiğini belirtiyor. Halkın yoksulluğuna yönelik ise şöyle bir projeyi hayata geçirdiğini anlatıyor. Ülkede terzilik diye bir mesleğin bilinmediğini tespit edince, tüm imkânlarını birleştirip dışarıdan dikiş makineleri getirtilmiş. Bu makineler yoksul ailelere hediye edilerek, terzilik mesleği öğretilmiş. Şimdilerde yüzlerce aile bu meslekten geçimini sağlıyor. İkinci olarak İslâmi eğitim konusunda şöyle bir projesini anlattı.

 

 

 

Ülkede özellikle kırsal kesimde feodal bir yapı bulunuyor. Toplum üzerinde etkili olan kabile şefleri var. Bir de onların alt birimi olan “Tie” denilen kişiler söz sahibi. Onlarda bizdeki muhtar yetkisindeki insanlar. Ancak bunlar seçimle değil babadan-oğul a geçen bir yapılanma içindeler. Bunlar ziyaret edilip onlara Hacca gönderme teklifinde bulunulmuş. Ve bu teklifi seve seve kabul etmişler. Bunların masrafları karşılanıp birçoğu Hacca gönderilmiş. Dönüşte şeflerde ki İslâmi şuurun arttığı görülmüş. Hacca giden şefler; İslâm için neler yapabileceklerini bu organizasyonu gerçekleştiren kişilere sormuşlar. Toplum içinde sözleri dinlenen itibarlı kişiler oldukları için onlardan her birine bulundukları köye, mahalleye birer medrese yapılması yönünde teklifte bulunulmuş. Bu şekilde nesillerin cehaletten kurtulacağı söylenmiş. Ve bu öneriler geri çevrilmemiş, bu yolla şu ana kadar 550 tane medrese açılmış. Bu proje bizi çok etkiledi. Malavi gibi toplumun hızlı bir biçimde Hıristiyanlaştırdığı bir ülkede, Müslümanlar gayrete geçtikleri zaman Allah onlara ne kapılar açıyor. Bir sonraki projelerinde toplum içinde söz sahibi olan aileleri deniz yoluyla, Hacca göndererek, onların birbirleriyle kaynaşmalarını sağlamayı hedefliyorlar. Devreye sokacakları alimler yardımıyla da onların eğitimini sağlayacaklar.

 

DSC_0735Small-1.jpg

 

Ayrıca son dönemlerde Sudanlı Müslümanların Malavi’ye geldiklerini görüyoruz. Zekât ismi altında bir fon oluşturup, varlıklı olan Müslümanlar yardımlarını bu fon aracığıyla ulaştırıyorlar. Demin ifade ettiğim Asya Müslümanları Yardımlaşma Ajansı diye yeni bir organizasyondan gelen yardımlar var. Ayrıca Türkiye’den İHH, Kimse Yok mu, Deniz Feneri gibi yardım kuruluşları oralara kadar uzanabilmiş durumdalar.

 

YAĞMUR ÜLKESİ

 

Malavi’de toplumsal yapı nasıl bir görünüm içinde, halk nasıl yaşıyor?

 

Şöyle ifade edeyim: Aslında Malavi fakir bir ülke değil. Müthiş zenginlikleri ve güzellikleri olan bir ülke. Ama aynı zamanda dünyada zengin ve fakir arasında ki uçurumun en fazla olduğu ikinci ülke. Zengini alabildiğine zengin, fakiri alabildiğine fakir. Böyle bir tablo var. Ülkede çay üretimi oldukça yaygın. Çay üretilen bölgeleri gezdik, uçsuz bucaksız yerler. Sonradan öğrendik ki ülkenin tüm çay üretim alanları dört kişinin elinde. Kabile şefi durumda olan dört ailenin mülkiyetinde. Tarım ülkesi olan Malavi’de, günlerce gezdik çok verimli toprakları var ama bir tane bile traktöre rastlamadık. İlkel usullerle tarım yapıyorlar. Her taraf alabildiğine yemyeşil, ormancılık faaliyetleri açısından potansiyele sahip fakat bu toprakları değerlendirebilecek alt yapı mevcut değil.

 

malaviimaj01012007106Small.jpg

 

 

Orman var hala Malavi’de marangozluk diye bir meslek bilinmiyor. O Hindistanlı Müslüman bize şunu önerdi: “Siz eğer buralarda kalıcı hizmetler yapmak istiyorsanız kurban getirip, birkaç günlük ihtiyaçlarını karşılamak la sorun çözülmez. Bu ülkeye marangozluğu getirebilirsiniz, atölyeler kurabilirsiniz. İnsanların sorunlarına kalıcı çözümler getirebilirsiniz” diye bir teklifte bulundu. Halk gerçekten korkunç bir yoksulluk ve sefalet içerisinde. Bu sefalet imkânsızlıklardan gelen bir şey değil, var olan imkânları kullanamamaktan kaynaklanıyor. Özellikle; Batılı insanın, beyaz insanın oraları yağmalaması, talan etmesi ve işkâl etmesi neticesinde çıkan bir yoksulluk. Alt yapı yeterli olsa hem kendilerine yeterli olabilecek hem de dünyanın başka bölgelerine çok ciddi ihracatta bulunabilecek potansiyele sahipler.

 

Beyaz olduğunuz herhangi bir önyargıyla karşılaştınız mı?

 

Tabi siyah insanın tarihten gelen ezilmişliğin, horlanmışlığın, dışlanmışlığın verdiği bir psikolojisi var. Ama bizden önce Hindistanlı Müslümanların oralara gitmiş olmaları, bunu kısmen yumuşatmış durumda. Onlara iş imkânı hazırlamışlar. Zaten oralarda gittiğimizde şu duyguları yaşadık: Bizim buradan götüreceğimiz bir parça et çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Onlar için en önemli olan şuydu; hatırlanıyor olmak. Dünyanın diğer yerlerinde ki Müslümanlar tarafından gündeme alınmış ve bizi kendi yanlarında bulmuş olmaları, dünyalara bedel bir şeydi. Bu sevinç yüzlerinden okunabiliyordu. Dünyanın diğer ucundaki bir Müslümanın onları hatırlayıp, durumlarını sorması karşısında şunu diyorlardı: Artık kiliseye karşı, misyonerlere karşı kendimizi savunacak bir gücümüz var. Müslümanlar da gelip bize yardım ediyorlar ve bizi yalnız bırakmıyorlar. Şimdiye kadar bizi şunun la suçluyorlardı: Dünya da şu kadar caminiz, insanınız ve İslâm ülkeniz var. Hangi biri bir gün gelip kapınızı çaldı yanınızda bulundu. İşte sizin gelmeniz bu propagandanın önünü aldı ve beyaz Müslümanların yanı başımızda bulunması başlı başına yeter diyorlar. Hatta onlar için siyah bir Müslümanın, beyaz bir Müslümandan selam almış olması bile büyük bir olay. Birlikte aynı sofrada oturup yemek yemek onların pek alışık olduğu bir şey değil. Ama bunu gördükleri zaman, İslâm’ın yalnız siyahların dini olmadığını, evrensel bir din olduğunu yaşayarak görüyorlar.

 

MALARYANIN PENÇESİNDE

 

İHH ekibi olarak yardım dağıttığınızda sizi nasıl karşıladılar?

 

Şunu hissetim onların arasındayken. Kurban etinden bir parçaya sahip olmak aslında çok ta büyük bir olay değil. Hatırlanmak, yalnız olmadıklarını hissetmek, dünyanın bir ucundan gelen diğer Müslümanların kendilerini sahiplenmesi, dertlerini dinleyen birilerini yanı başlarında bulabilmeleri her şeyden önemli onlar için. Halkta, idareci kesimde bunu çok önemsiyor. Bayramın, ikinci ya da üçüncü günüydü bir köye gittik. Tüm köylü alana dökülmüş, bir tarafta kadınlar bir tarafta erkekler ve orta yerde çocuklar. Özellikle kadınlar biz köye yaklaşınca ayağa kalktılar; ilahilerle, kasidelerle coşkulu şekilde bizi karşıladılar. Bu durum saatlerce sürdü. Bayramın bayram olduğunu, bayramın nasıl yaşanacağını orada öğrendim. O yoksulluk içinde, insanlar mutluydu, yüzleri gülüyordu. Ama burada varlık içinde ki insanlarımızın yüzleri bir türlü gülmüyor, tebessüm edemiyorlar. Saatlerce, biz alanı terk edinceye kadar onlar yerlerinden ayrılmadılar. Özellikle yalın ayak çocukların, o yaşlıların verdiğimiz yardımları alırken yüzlerinde beliren mutluluğunu unutmak mümkün değil. Zihnimize işlenen çok önemli bir kare olarak etkisi hale devam ediyor. Yani İslâm kardeşliğinin evrensel boyutlarda ki havasını orada teneffüs ettik. Ve bunun bizim de kendimizi yenilememiz açısından çok önemli etkisi oldu.

 

DSC_0496Small.jpg

 

Ama size önemli başka bir konudan söz etmek istiyorum. Malarya denilen sivrisineklerden bulaşan bir hastalık, ülkede yüzlerce, binlerce çocuk o hastalıktan ölüyor. Tedavi masrafı ise sadece beş dolar. Bizim burada, çocuk bezine verdiğimiz para ile Afrika da binlerce çocuğun tedavisini yaptırabiliriz. Devlet bir şey yapamaz diye sorduğumuzda, sivrisineklere karşı koruyucu perde yardımı dışında bir şey yapıyor. Malavi’de iken rehberimiz bize şunu tembihliyordu. İkindiden sonra sakın kırsal kesimde kalmayalım, çünkü sivrisineklerin harekete geçtiği saatlerdi. Bunlar ümmetin çocukları; unutmamak lazım. Çocuk ölümlerinde rakamların en yüksek olduğu ülkelerden biri Malavi. Bize ülke de ki yaşam ortalamasının da 37 olduğunu söylediler. AIDS hastalığı da çok yaygın. Resmi rakamlara göre ülkenin %17’si bu hastalığın pençesinde. Sanırım bu tesadüfî bir durum değil. Özellikle sömürgeci ülkeler uzun vade de kendileri için tehlike oluşturabilecek ülkeleri kontrol altına almanın hesaplarını yapmışlar ve onları bu şekilde kendi kaderlerine ve ölüme terk etmişler. 

 

DSC_0007Small.jpg

 

Yani Afrika genelinde ve Malavi’de bu tür ölümcül hastalıkların görülmesi sömürgecilerin bir başka sömürüsü mü?

 

Malavi dünyanın en yoksul 10’uncu ülkesi. Ama dediğim gibi insan bunların tesadüfî olmadığını düşünüyor. Sömürgeci güçler çekilirken, yerlerine kendileriyle iş birliği halinde olan diktatörleri bırakmışlar. Ayrıca bu insanların Amerika ve Batı Avrupa ülkelerine toplu göç dalgaları oluşturmalarına engel olmak amacıyla, yardımlarda bulunmuşlar. Ancak bu defa da şöyle bir sorunla karşılaşıyoruz. Gelen yardımların kimin eliyle nereye gittiği bilinmiyor. Bir kısmı hortumcular aracılığıyla iç ediliyor, bir kısmı kiliseler üzerinden yapılıyor. Yardım ve misyonerlik faaliyetleri paralellik arz ediyor. Bu yolla kilise kurtarıcı olarak gösteriliyor. Yardım organizasyonları ile kitleleri dönüştürmek sistematik olarak uygulanıyor. Batının asıl politikası o nüfusu o kıtada tutmak.

 

DSC_0279Small.jpg

 

Malavi’den hangi duygular içinde ayrıldınız?

 

Biz Türkiye’ye döndük ama yüreğimiz, ruhumuz orada kaldı. O insanların sıcak, samimi, sevecen, içten tavırlarını unutabilmiş değilim. Oraya gidince şunu fark ettim, biz kul olarak sorumluluğumuzu mahallemizle sınırlandırmıştık. Ama şimdi ta Malavi’ye kadar uzanan bir sorumluluğun altında olduğumuzu görüyorum. Küreselleşen bir dünya da, mesafelerin anlamı kalmıyor. 12 saat sonra kendinizi Malavi’de bulabiliyorsunuz. Ve orada yapılacak çok şeyler olduğunu görüyorsunuz. Genç yaşında da İHH’nın omuzlarına çok ciddi sorunlar bindiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Ama bunlar altından kalkılmayacak sorunlar değil. Ben orada kurbanın bereketini gördüm.

 

malaviimaj0101200754Small.jpg

 

 

Kurbanın bir yakınlaşma olduğunu biliyordum, ancak bu kadar güçlü bir yakınlaştırıcı boyutunun olduğuna, Malavi’de yaşayarak tanıklık ettim. Kesilen kurbanların kanı evrensel İslâm kardeşliğine ruh veriyordu. Bizi oralara taşıyan kurbandı. Kurban vesilesiyle, İslâmi bir atmosferin, İslâmi bir heyecan dalgasının nasıl estiğini gördüm. Özellikle bu türden açılımları daha fazla önemsememiz gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35