banner15

'Müşerref müttefiklerini mahçup etti'

İngiltere gazetelerinde bu sabah, bugün Manchester kentinde başlayan İşçi Partisi konferansına ilişkin haber ve yorumlar geniş yer alıyor.

'Müşerref müttefiklerini mahçup etti'

Başbakan Tony Blair'in ayrılması ardından İşçi Partisi liderliğinin en şanslı ismi olarak görülen Maliye Bakanı Gordon Brown bugün kürsüde olacak ve Financial Times'a göre hayatının konuşmasını yapacak.

Konferansın İşçi Partisi içinde yaşanan liderlik çekişmesinin gölgesinde yapıldığına dikkat çeken Financial Times, Brown'un partililere; ''İngiltere'nin yönetiliş biçimini değiştirmek istediği'' mesajını vereceğini aktarıyor.

Independent gazetesi ise, basındaki genel kanının aksine Manchester'de yapılan konferansın İşçi Partisi açısından bir tiyatro gösterisinden öteye gitmeyeceği görüşünde.

Bir yıl içinde ayrılacağını açıklayan Blair'in partinin geleceğine yön verecek güce sahip olmadığının altını çizen Independent, tuhaf olarak nitelediği konferans tartışmalarına ilişkin şu yorumu yapıyor:

''İşçi Partisi, Blair sonrası dönemi ancak Blair gittikten sonra şekillendirebilecektir. Yeni liderin Brown olacağı hemen hemen kesin gibi. Ama kendisi de, Blair hükümetinde resmen görev almaya devam ettiği sürece hareket alanı daralmış kalmaya devam edecektir.''

''Siyasi manzara sisli. Kamuoyu yoklamaları da, gelecek seçimlerde ne olacağını görmek için yetersiz. İşçi Partisi yeni liderini, muhafazakarlar da yeni icraat programı bekliyor. Gelecek yılki İşçi partisi konferansı, bu hafta Manchester'deki tiyatro gösterisinden çok daha önemli olacak.''

'Amerikan istihbaratından Bush'a darbe'

Amerikan istihbarat birimlerinin hazırladıkları ve Irak savaşının terör tehdidini arttırdığı saptamasını içeren rapor da gazetelerde geniş yer buluyor. Independent, ayrıntıları şöyle aktarıyor:

''Rapor Bush yönetimi açısından daha hassas bir dönemde gelemezdi. Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerine kısa süre kala Başkan Bush, ana temasını ülkeyi daha güvenli bir hale getirdiği vurgusu üzerine kurmayı umuyordu.''

''Rapor, Başkan Bush'un 11 Eylül'ün yıldönümünde öne sürdüğü Saddam Hüseyin'in devrilmesinin 'terörle savaşı kazanmak için hayati önemde olduğu' iddiasıyla da çelişiyor. İstihbarat birimlerininin yönetime sundukları analize göre, Irak savaşı radikal İslam ideolojisinin küresel düzeyde yayılmasına neden oldu.''

''El Kaide 2001'e göre zayıflamış olabilir, ama terör hareketi Usame bin Ladin'den ilham alan, ama örgütle doğrudan bir bağı olmayan ve kendi kendilerine çoğalan gruplara dönüştü. Rapor, Irak'ta savaşan militanların daha sonra ülkelerine dönerek iç çatışmaları şiddetlendirebilecekleri ve radikal ideolojileri kışkırtabilecekleri uyarısında da bulunuyor.''

'Terörle savaş Bush ve Blair'le kazanılmaz'

Guardian yazarı Max Hastings de bugünkü yazısını Amerikan Başkanı'nın terörle küresel savaşına ayırmış.

''Bush ve Blair işbaşındayken terörle savaş kazanılamaz'' diyen Hastings, Beyaz Saray'ın izlediği stratejinin sonuçlarını şöyle irdeliyor:

''Hiç düşünülmeyecek ülkelerde Usame bin Ladin'in bir kahraman olarak görülmesine neden olmak Bush'un başarısıdır. Malezyalı bir akademisyenin Tayland'da geçenlerde yaşadığı bir olayı dinledim.''

''Taylandlı genç Bangkok'ta üzerinde Usame bin Ladin baskılı t-shirtler satıyormuş. Bu t-shirtlerden birini de giymiş. Usame bin Ladin'in kim olduğunu zar zor biliyor, ama bin Ladin'in, nefret ettiği Tayland hükümetinin müttefiki George Bush'un düşmanı olması kendisi için yeterli.''

''Dünyanın Amerika'nın pek de sevilmediği bölgelerinde bin Ladin 'düşmanımın düşmanı'', dolayısıyla da 'dostum' hatta, 'silah arkadaşım' olarak görülüyor.''

Müslüman toplumlara da bir uyarıda bulunan Guardian yazarı, kendilerini yabancılaşmış hisseden müslümanların er ya da geç yaşadıkları toplumlara ait olduklarını seçmeleri durumunda; bütün kusurlarıyla birlikte bu toplumlarda yaşamayı kabul etmeleri ve muhalefetlerini seçim sandıklarıyla sınırlı tutmaları gerektiğini vurguluyor.

Max Hasting, işbaşındaki liderler kaldığı sürece müslüman olan ya da olmayanların Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin politikalarına güvenmelerini sağlamanın pek de mümkün olmadığı görüşünü dile getiriyor ve şöyle devam ediyor:

''Biz bir şekilde Tony Blair'in son aylarını ve daha endişe verici olan George Bush'un kalan iki yılını sağ salim geçirmeliyiz. Arkalarından gelecek liderlerin en başta gelen görevlerinden biri, güven kazanmak ve Batı'nın İslamcı köktenciliğe karşı mücadeleyi kazanmasını sağlamaktır.''

''Blair'in yerine gelecek liderin Bush yönetimiyle kavgaya girişmesi için bir neden yok. Ama her ülkenin kendi işine baktığı konusunda bir uluslararası izlenim vermek zaruri hale gelmiştir. Vizyonu, vahşi, ilkel ve sosyal sistemi yıkmak olan fanatiklerle mücadele halindeyiz. Bu fanatikler, ancak Batı'nın karşı vizyonu, makul insanlar tarafından haklı görülüp ve çıkarcı olarak değerlendirilmediği zaman yenilgiye uğratılabilir. Bu Bush ve Blair yönetiminde olmaz, olmayacaktır da.''

'Müşerref'in müttefiklerini mahçup etti'

Times gazetesi Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in bugün piyasaya çıkacak olan ''Ateş hattında'' adlı kitabından bir dizi yazı hazırlamış.

Anılarını anlattığı kitabında Müşerref, Washington'un Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkiları CIA'ne teslim ettikleri 369 El Kaide üyesine karşılık Pakistan'a para ödediğini yazıyor, ama miktar belirtmiyor.

Times'ın haberine göre, CIA ödenen miktara ilişkin sorulara, ''uluslararası liderlerle ilişkilerimiz konusunda açıklama yapmayız'' yanıtını veriyor. Bir başka CIA yetkilisi de, ''Aynı tavrı liderlerin de göstermesini bekleriz'' diyor.

Gazete, ''Müşerref'in Beyaz Saray'ı mahçup eden açıklamaları ülkesinde de hayretle karşılandı'' diyor.

Anlaşılan hükümet üyelerinin ve önde gelen diplomatların Pakistan liderinin kitap yazdığından haberi yokmuş.

Müşerref, anılarında İngiliz istihbarat servisini de rahatsız edecek bazı ayrıntılara da yer veriyor. Pakistan liderine göre, terör suçundan mahkum bir kişi bir zamanlar İngiliz istihbarat servisinin muhbiriymiş.

Pakistan liderine göre, gazeteci Daniel Pearl'in kaçırılıp öldürülmesinden sorumlu tutulan Ömer Şeyh, Londra'da üniversitede okurken, İngiliz istihbarat servisince devşirilmiş ve cihad operasyonlarında görev almak üzere Balkanlar'a gönderilmiş, ama sonra da istihbaratçıları atlatmış.

Müşerref, Ömer Şeyh için ''ya sonradan karşı tarafa geçti, ya da ikili oynuyordu'' yorumunu yapıyor.

Times'ın haberine göre, Müşerref'in anılarında dikkat çeken bir başka ayrıntı ise, Pakistan silahlı kuvvetlerine Amerikan ordusuna karşı ne kadar karşı koyabileceklerini araştırmaları talimatı vermesi olmuş..

Müşerref, ''Amerikalıların kendilerini desteklememiz için bize karşı kabadayı tavırlarına o kadar sinirlendim ki, bizden izinsiz operasyonlar düzenlerlerse Amerikalılara karşı koyabilir miyiz diye komutanlarıma tatbikat emri verdim'' diyor.

Müşerref, sonunda Amerika'ya yılgınlığa uğradıkları için değil, Pakistan'ın çıkarları için destek verdiklerini söylüyor.

Kaynak: BBC

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48