MÜSİAD 2010 yılı Ekonomik Raporu'nu açıkladı

MÜSİAD bugün açıkladığı 2010 Raporu'yla hükümetten kesintisiz ve kaliteli bir demokrasi ile işsizliği azaltıcı tedbirler istedi.

MÜSİAD 2010 yılı Ekonomik Raporu'nu açıkladı


Dünya Bülteni / Haber Merkezi

MÜSİAD, reel sektörün temsilcilerinden de görüş alarak oluşturduğu ekonomik raporu, 'Ekonomide ve demokraside yükselme zamanı' üst başlığıyla kamuoyuna sundu. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği MÜSİAD'ın yurt çapına dağılmış üç bini aşkın reel sektör temsilcisinden alınan görüşler doğrultusunda ve MÜSİAD Ekonomi Danışma Kurulunun katkılarıyla hazırlanan ‘2010 Yılı Türkiye Ekonomisi Raporu’ MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan tarafından bir basın toplantısı ile açıklandı. Krizin hükümetin öngörüsü doğrultusunda teğet geçtiğini belirten Vardan, kesintisiz ve kaliteli bir demokrasi talep ederken, işsizliğin azaltılması için alınması gerekenleri de hükümete iletti.

Konuşmasına, 2010 yılı Ekonomi Raporu’nun entelektüel temasıyla başlayan Vardan, 2008 yılında “Demokrasi ve İstikrar İçinde Kalınma” ve 2009 yılında “Küresel Kriz-Yeni Dersler” olarak belirledikleri entelektüel temalarını bu yıl “Ekonomide ve Demokraside Yükselme Zamanı” olarak belirlediklerini açıkladı.

MÜSİAD’ın Öngörüleri Tuttu

Kriz döneminde yaptıkları değerlendirmelerin büyük oranda tuttuğunu belirten Vardan, Özellikle IMF ile ilgili öngörümüz, ‘Türkiye’nin IMF’ye üye hiçbir ülkeden daha kötü konumda olmadığı ve bu yüzden IMF ile haksız koşullar içeren yeni bir stand-by anlaşmasının gerekmediği’ idi. Bütün tersi çabalara rağmen bu konuda ne kadar haklı ve isabetli bir noktada olduğumuz, artık tartışma götürmez bir şekilde ortaya çıkmıştır” dedi.

Ömer Cihad Vardan ikinci olarak Türkiye’nin finans sektöründe ve genel olarak mali disiplini koruyarak dünyadan pozitif şekilde ayrıştığı görüşlerinin de kriz döneminde ispatlandığını belirtti. Vardan, “Bilindiği üzere krizin başında ülkeler, ekonomilerin küçülmesini ve işsizlikteki artışı değil, ülkelerin mali açıdan iflas edip etmeyeceklerini konuşuyorlardı. Bu bağlamda, MÜSİAD, ikinci bir tespit olarak da, “Türkiye’de bir finansal krizin çıkma ihtimalinin olmadığını” gerekçeleriyle ortaya koymuştu. Herkesin mali sektörde çöküş beklediği bir ortamda 2009 yılı verileri, korunan mali disiplin sayesinde, finans kuruluşlarının kaydettiği büyüme ve açıkladığı rekor karlara da bakarak, Türkiye’nin finansal kanaldan krizi “teğet geçtiği” söylemini fazlasıyla doğrulamıştır. Bugün geldiğimiz aşamada Türkiye’nin ilk defa kendi ürettiği krizlerin altında ezilmediğini, tersine küresel krizde pozitif yönde ayrıştığını görüyoruz” dedi.

MÜSİAD Başkanı Vardan şirketlere yaptıkları önerileri de hatırlatarak “MÜSİAD, kriz ortamında şirketler için izlemeleri gereken bir yol haritası çıkarmış ve acil, orta ve uzun vadeli tedbirleri kamuoyuyla paylaşmıştır. Bu meyanda MÜSİAD, bankalara dönüp “krizden sonra bu müşterilerin kapısını nasıl çalacaksınız” diyerek şirketlere sahip çıkmaları gerektiğine işaret ederken, firmalara da, “krizden sonra nitelikli beşeri sermaye kritik bir paydaşınız olacak, asla yetişmiş elemanlarınızı ve bu arada müşterilerinizi kaybetmeyin, derhal işçi çıkartmak yerine mevcut imkânlarınızı çalışanlarınızla paylaşın” çağrısını yapmıştı. İşsizliğin %14’leri bulduğu bir ortamda bugün toplumsal ve ekonomik tartışmaların merkezine oturan işsizlik konusunda ne kadar isabetli bir duruş benimsediğimiz şimdi açıkça anlaşılmaktadır. Prensipte işçi çıkartarak bir ekonominin tümü ayakta kalamaz, tam tersine toplam talebi baltalayarak binilen dal kesilmiş olur” dedi.

Ekonomide şu anki olduğumuz noktada MÜSİAD’ın, “Ne büyük başarılar için bir sihirli değnek beklentisi, ne de ortaya çıkan başarısızlıklar için bir günah keçisi arayışında” olmadığını ifade eden Vardan, “Bu yüzden sorunlar karşısında etkin bir paydaşlar analizini öne çıkartmakta ve ‘ekibin’ hangi ayağında nasıl bir aksaklık olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuçta konuyla ilgili dördüncü tespitimiz; Türkiye’nin, kriz olsa da olmasa da iyi bir takım oyunu kurmakta zorlandığıdır” dedi.

Kriz yeni bir düzeni tetiklediğini söyleyen Vardan, “MÜSİAD’ın beşinci tespiti ise, küresel krizin yeni bir küresel ekonomik düzeni tetiklediği söylemidir. Şimdi artık tüm dünya, çeşitli parametrelere göre gerileyen ve yükselen ülkeleri, şehirleri, sektörleri öngörmeye çalışmaktadır ve yenidünya düzeninde nasıl konumlanacaklarını konuşmaktadır” açıklamasında bulundu.

vardan-musiad.jpg

BUNDAN SONRA YAPILMASI GEREKENLER

Vardan, MÜSİAD’ın kriz öncesi ve süresince kamuoyuyla paylaştığı görüşlerini kısaca özetledikten sonra, mevcut durum, hem de bundan sonrası için geleceğe yönelik atılması gereken adımlar konusunda MÜSİAD’ın Görüş ve Önerileri’ni aktardı.

Hükümet politikaları ve alınan tedbirler

Krizin ilk safhasından sonra 2009 yılının başından ortasına kadar reel sektöre kullandırılan destek paketlerinin bir takım sektörlere büyük bir ivme kazandırdığını ifade eden Vardan, “Sonuçta genel anlamda başarılı kabul edilen bu tedbirler sayesinde Türkiye, krizde ayakta kalabilen nadir ülkeler arasında yer almaktadır. Ancak bu tedbirlerin istihdam açısından arzu edilen neticeleri vermediği de bilinmektedir. Türkiye, bu dönemde ağırlıklı olarak yerli girdi kullanan, istihdam yoğun sektörleri ön plana çıkartamamıştır. Piyasayı canlandırmak adına yapılan çalışmalar daha ziyade istihdam katkısı göreceli olarak düşük kalan, ithalat bağımlılığı bir hayli yüksek olan sektörleri hareketlendirmiştir” dedi.

Vardan, yine bu dönemde, kısa çalışma ödeneğinin hem süresinin hem de miktarının artırılması ve sınırlı kaynaklarla KOSGEB ve EXIMBANK üzerinden sürdürülen destek ve teşviklerin yararlı olduğunu ifade ederek, “Bu bağlamda üretici KOBİ’lere ilaveten, hizmet sektörü KOBİ’lerinin de KOSGEB destekleri kapsamına alınmış olması çok isabetli ve büyük bir adımdır. Ancak bundan sonrası için, KOSGEB’in bunun altından kalkacak bir bütçeye, uygulama gücü ve otonomisine, beşeri kadrolara ve kurumsal yapılara kavuşturulması gerekmektedir. Bunun için KOSGEB adına gündeme getirilen yeniden yapılanma çabaları son derece yerinde olup, biran evvel etkinlikle sonuçlandırılmalıdır. Ayrıca EXIMBANK’ın da benzer bir mantıkla ihracat, pazar ve ürün çeşitlendirme, markalaşma önceliklerine göre piyasa koşullarında yeniden yapılandırılması gerekmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomiyi Sürükleyen Dış Politika Çerçevesi

Vardan, ekonomiyi sürükleyen dış politika çerçevesine ilişkin ise, “Krizin başlangıcından itibaren oluşan bütün olumsuz koşullara rağmen Türkiye’nin büyük bir pazar kaybına maruz kaldığı Avrupa’nın yerini ikame etmek üzere geliştirdiği alternatif pazar bulma girişimleri, etkisi daha çok uzun vadede ortaya çıkacak büyük bir öngörü ve hamledir. Bilhassa katma değer odaklı yapısal dönüşüm sürecinde büyük rekabet baskısı altındaki yerli şirketlerin biraz olsun nefes alması için yakın komşular başta olmak üzere, geleceğin piyasaları olarak görülen Afro- Avrasya coğrafyası ve Latin Amerika’ya açılma çabaları stratejik değerdedir.Türkiye’nin dış ekonomik ilişkilerdeki açılımına ivme kazandıran bu konu, Hükümetin izlediği kapsamlı dış politika çerçevesidir. Şöyle ki; Türkiye’nin komşularıyla olan bütün sorunlarını soğuk Savaş döneminin müzesine kaldırma ve bunların yerine, güvene, sinerjiye, kardeşliğe ve ortak katma değere dayalı yeni bir “ortak rızık haritasını” ikame etmek konusundaki kazanımları, bölgenin geleceğine yapılan hayati değerde bir katkıdır” ifadelerini kullandı.

“Özellikle Dışişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu’nun da büyük katkılarıyla Türkiye, artık yerel ve bölgesel ölçekleri aşarak “Küresel Beyin Yapıcı” bir lider ülke konumuna yükselmiştir” diyen MÜSİAD Başkanı, konuşmasına şöyle devam etti:

Böylelikle ülkemizin uluslararası toplum nezdinde ulaştığı bu saygınlık, gelecekteki parlak günlerin bir habercisi olarak milletimiz tarafından büyük bir takdirle takip edilmektedir. Yakalanan bu büyük ivme, prestij ve beklenti neticesinde bugün vatandaşlarımız 60’ya yakın ülkeye vizesiz girebilmektedirler. Ayrıca 12 ülke ile de serbest ticaret anlaşması imzalanmıştır. Özellikle komşu ve çevre ülkelerle aramızda ticaretin önündeki yapay engeller bu şekilde kaldırılmıştır.

Yeni Dış Ticaret Strateji Güçlendirilmeli

Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Zafer Çağlayan önderliğinde, DTM, TİM, MÜSİAD ve diğer STK’ların katkısıyla olgunlaştırılmaya çalışılan Yeni Dış Ticaret Stratejisi’nin çok önemli olduğunu vurgulayan Vardan, “Sayın Bakanın da birçok vesileyle belirttiği üzere, bu sürecin henüz yeni başladığını ve sürecin bileşenlerinden üretim, finans, pazarlama ve istihdam ayaklarının geliştirilmesi gerektiğini de özellikle vurgulamalıyız. Bu bağlamda, Türkiye’de hala ikinci nesil reformların tamamlanması gerektiği ortadadır. Biz hala yargı reformunun, kamu yönetimi reformunun gerekliliğini ve insan hak ve hürriyetlerini önceleyen katılımcı, çoğulcu ve demokratik yeni bir anayasanın yapılmasının aciliyetini koruduğunu ifade ediyoruz. Öte yandan Türkiye’nin son yıllarda komşu ve uzak coğrafyadaki alternatif pazarlara yönelik açılım döneminin, Çin-Hindistan kaynaklı rekabet baskısının her yerde ve artan oranlarda karşımıza çıkacağı da hesaba katıldığında, kalıcı ve sürdürülebilir büyüme için yeterli olmayacağını da ifade etmek istiyoruz. Buna göre, bilhassa küçük ve orta boy şirketler, bugün alternatif piyasalarda elde ettikleri kazançlarını yeniden işletmelerine yatırarak verimlilik odaklı dönüşümde, kurumsallaşmada ve yüksek beşeri sermaye tedarikinde kullanmalıdırlar. Ayrıca bu firmalar markalaşma, Ar-Ge ve inovasyon yatırımlarını da öncelemelidirler” dedi.

Mali kural ve Hükümetin Mali Disiplin Arayışı İsabetlidir

“Bu çalışmalarla beraber bilhassa içinden geçtiğimiz kriz dönemlerinde ekonomik büyüme ve istihdam artışını temel alan bütçe politikaları önem arz etmektedir” değerlendirmesinde bulunan Vardan, “Özellikle OVP’ın açıklanmasının ardından, kamu harcamalarının dağılımını ve verimliliğini ele alan politikaların geliştirildiği ve 2002-2007 yılları arasındaki ülkemizin mali performansına geri dönülmesi için geliştirilen Mali Kural yerinde ve isabetli bir karar olmuştur. Krizde göreceli olarak bozulan mali yapıların hangi takvim ve modele göre telafi edileceğini açıkça ortaya koyan mali kural ile birlikte, ekonomik büyümenin belli bir sınırın altına düşmesi engellenebilecektir. Ancak, unutmamak gerekir ki, %5’lik büyüme oranları ancak zor dönemler için kabul edilebilir. Yapısal dönüşümleri gerçekleştirmeyi amaçlayan ve gelişmiş ülkeler sınıfına terfi etme hedefindeki Türkiye için bu oran yeterli değildir” dedi.

Kriz tedbirleri kısa vadeli taleplere değil, uzun soluklu dönüşüme odaklı olmalıdır
Hükümetin 2009 yılında açıkladığı Yeni Yatırım ve Teşvik Paketi, geçen ay açıklanan esnafı odaklı “destek, değişim ve dönüşüm” paketi ve buna ek olarak geçen hafta Sanayi Bakanlığı’nın KOSGEB üzerinden uygulamaya koyduğu KOBİ’lere yönelik 6 unsuru içeren yeni destekler ekonominin geliştirilmesinin adına oldukça önemli hamleler olduğunu söyleyen Vardan, “Yeni dönemde destekler, daha çok oy baskısı olana ya da etkin lobicilik yapanlara değil, değişimin farkında olan, bu doğrultuda bir projesi ve planı olan, bunu da ikna edici bir şekilde savunabilen, kısaca yeni döneme uygun olarak “kredi alma kapasitesi olan girişimcilere” verilecek gözükmektedir. Bu davranış, siyaset sahnesinde pek görmediğimiz oy fırsatçılığından uzak, kararlı bir duruşu temsil etmektedir. Ancak MÜSİAD öteden beri KOBİ’lerin kredi alma kapasitesi kadar, Hükümetin KOSGEB, EXIMBANK ve diğer kamu bankaları üzerinden kullandırdığı destek ve kredilerin de “verilebilme kapasitesinin” ölçülmesi gerektiğini bu bağlamda KOSGEB ve Kamu Bankaları bünyesinde şirketlere danışmanlık hizmeti verilmesi ihtiyacını belirtmiştik. KOSGEB’in bu yönde adımlar atmış olması ilgi uyandırmıştır. Aynı sürece bankaların bünyesinde gerekli birimleri oluşturarak Kamu Bankaları da girmelidirler” değerlendirmesinde bulundu.

KÜRESEL KRİZİN 2.DALGASININ AVRUPA KITASINDAN GELME İHTİMALİ VARDIR

Küresel kriz aktörleri, büyümenin faktörlerini ve pazarlarını değiştiriyor
“Küresel krizin 2.dalgasının Avrupa kıtasından gelme ihtimali vardır” diyen MÜSİAD Başkanı konuşmasına şöyle devam etti:

Esasen krizin ilk dalgaları önlenmiş olsa da, krizin bozduğu diğer yapılar risk teşkil etmeye devam etmekte olup krize neden olan sisteme ise henüz istenen düzeyde dokunulmuş değildir. Bu bağlamda gerekli kurumsal düzenlemeler yapılmadığı gibi, sistemin arkasında yatan fikri ve felsefi düzeydeki düşünce iflası ile de yüzleşilmiş değildir.

Bu meyanda, (i) Avrupa Birliği başta olmak üzere bozulan mali yapılar, (ii) büyümenin harekete geçmesiyle beraber gelecek enflasyonist baskılar ve (iii) kalıcı hale geldiği anlaşılan küresel mevcut işsizlik dalgası nedeniyle 2010 yılında yakalanan dünya genelindeki büyüme ivmesinin sağlam iktisadi temellere dayanmadığını, yani geçici olma riski taşıdığını ifade etmemiz gerekiyor.

Krizle mücadelede Obama yönetimi mali sektöre yönelik bir takım tedbirleri yoğun direniş ve lobiciliğe karşı almaya çalışırken, IMF de yine benzer regülasyon ve düzenlemelerin yapılması gerektiği yolunda bir raporu daha geçen ay kamuoyu ile paylaşmıştır. Buna rağmen, AB ülkeleri krizden hangi politikalarla çıkacağına dair güven veren bir adımı ortaklaşa atabilmiş değildir. İhmal, inkar, erteleme, bencillik, liderlik eksikliği, ülkeler arası kısır çekişme gibi nedenlerle daha az bedel ödenerek sürece müdahale edilme şansı büyük bir oranda kaybedilmiştir. Keza, İkinci Dünya Savaşından beri büyük krizler ve istikrarsızlıklar yaşamayan, tersine bir refah devleti sendromu yaşayan yaşlı kıta Avrupa’nın krizler karşısında nasıl davranacağını beceremediği ve Avrupa halkının elde ettiği refahtan geriye adım atmaktan kaçınarak krize müdahaleyi çok zor hale getirdiği görülmektedir.

Bu şartlar altında, hem mevcut krizin ölçeği ve mahiyeti hem de bu krizin tetiklediği kurulacak yenidünyanın niteliği bireysel çözümlere değil, kolektif ve küresel çözümlere odaklanılması gerektiğini göstermektedir. Aşağıda açıklanan nedenlerle bireysel çözümler yerine, küresel çözümler için G-20 türü mekanizmaların sadece yangın anında başvurulacak söndürme cihazı şeklinde düşünülmeyip, kalıcı, katılımcı, adil ve şeffaf küresel yönetişim platformu haline getirilmelidir.

Hangi sektörler ve güçler yükselecek?

“Kesin tarihi belli olmamakla birlikte, geçmiş tecrübeler göstermektedir ki, bu son kriz dalgası konjonktürel değildir ve dünya ekonomisi en az 10-15 sene yüksek ve geniş bir kriz dalgası üzerinde hareket edecek” gibi görünmektedir diyen Vardan, “Yeni dönemin de beraberinde yeni kuralları ve oyunun başlıca aktörlerini belirleyecek olan sektörleri ve teknolojileri getirmesi beklenmektedir. Bir başka ifadeyle kriz, mevcudun tasfiyesini ve yeni bir düzenin kurulmasını gerektiren “yaratıcı yıkımı” tetiklemiştir. Kapitalizmin bu yeni dalgasıyla küresel rızk haritasının Batı’dan Doğu’ya kaydığı, Türkiye’nin ise “Doğu’nun en Batısı”, Batı’nın ise “En doğusu” olarak bu yenidünyanın kapsama alanı içinde ve çok kritik bir konumda olduğu anlaşılmaktadır” dedi.

“Yeniçağın sektörleri enerji, çevre, biyo-teknolojiler, nano tekonolojiler, bilgi ve enformasyon teknolojileri ve gıda alanında yoğunlaşacak” diyen Vardan “Bu süreçlerde kaynaklara yakın olan, demografik yapısı dinamik, eğitimli ve üretken olan, pazarı genç, büyüme potansiyeli ve alım gücü yüksek, kısaca jeo-stratejik konumu uygun olan ülkelerin yükselen aktörler olacağı tahmin edilebilir” dedi.

Vardan konuşmasına şöyle devam etti:
Ülkemiz açısından bu gelişmeler değerlendirildiğinde, 2010 yılında kıt kaynakları kullanarak ekonomik büyümeyi ve istihdamı artırmak üzere seçilecek sektörlerin;
• İstihdam deposu,
• Yerli girdi kullanımını destekleyen, dış ticaret açığına neden olmayacak,
• Lokomotif nitelikteki sektörler olması gerekmektedir.

Bu meyanda inşaat, makine, tarım, gıda, turizm, sağlık, bilişim ve güncelliği nedeniyle de madencilik sektörlerinin mevcut durumu analiz edilmeli, belirlenen gelecek projeksiyonlarına göre pozisyon alınmalı ve desteklenmelidir. Özellikle, enerji sektörü gibi çok kapsamlı bir alanda başlatılan özelleştirme çalışmaları sürecinde yerli girdi kullanımı konusunda bazı şartların dikkatlice konulması, yerli yan sanayi ve “know-how” becerisinin oluşturulması gerekmektedir.

Türkiye’nin riski hala içeride

Vardan, “Türkiye’nin, bahsettiğimiz tüm faktörler açısından ya fiili olarak ya da potansiyel olarak geleceğin yükselen güçleri arasında yer almaya namzet olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Türkiye’nin halen sürüp gitmekte olan yegane ve en büyük riski, temel ve milli meselelerde mutabakat oluşturamamasıdır. Bunun arkasındaki temel neden; yasama-yürütme-yargı şeklinde güçler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasimizin bilhassa Meclis’te temsil edilen Millet Hakimiyeti ayağının çalıştırılmamasıdır. Açıkçası Türkiye’de geleceğe yönelik her hamle, ömrü dolmuş bir anayasanın mutabakat kanallarını tıkamasıyla sonuçsuz kalmakta ve bu şekilde Türkiye’nin yeni bir çağın eşiğinde kendisini konumlandırması engellenmektedir” dedi.

Vardan konuşmasına şöyle devam etti: "Herkesin net bir şekilde şahit olduğu gibi, temsili demokrasimiz müteaddit defalar atanmış bürokratlarca milli irade aleyhine budanırken, bu sürece birtakım aydınların, üniversitenin, medyanın, hatta milletin reyi ile Meclise giren bazı siyasetçilerin de aktif bir şekilde çanak tutması, başka iki sorunun daha konuşulması gerektiğine işaret etmektedir.

Bunlardan birincisi; büyük oranda miadını doldurmuş olan ve geçmiş çağa ait olan aşırı Batı yanlısı, tek tip modernite kıskacında büyütülen nesillerin milli ve manevi değerlerden kopmuş olması, bu değerleri düşman bellemesi, gelişmenin önünde engelmiş gibi mütalaa etmiş olmasıdır. Bu nedenle, sayısal olarak küçük, ancak anti-demokratik yöntemlerle sistemin kritik noktalarında güçlü bir şekilde örgütlenmiş bu zümre, Mili Hakimiyet kavramından aslında kaygı duymakta, eli sopalı birilerinin halkın başında muhakkak surette vasi olarak beklemesini istemektedir. Bu meyanda Türkiye’de bu kesimlerdeki “millet ve medeniyet korkusunu” gidermek üzere herkese görevler düşmektedir. Türkiye’yi “yaşamaya çalışan mazi ile doğmaya çalışan istikbal” arasındaki bir çatışmadan ancak bu şekilde kurtarmak mümkün olacaktır.

İkinci olarak da kartelleşen, rekabet dışı düzenden nemalananlar bu yapının değişmesini istemediklerinden güçlü çevrelerle işbirliği yapıp, bir ahbap çavuş kapitalizmine destek vermektedirler.

Ancak Türkiye’de milletin kazandığı bilinç, dünyadan gelen baskılar, artan beklentiler, ortaya çıkan yeni toplumsal aktörler ve paydaşlar, artık sistemin direnme imkanını tümüyle yok etmiştir. Bundan böyle biran evvel toplumsal beklentilere dayalı, tarihe ve geleneğe saygıyı elden bırakmayan, insanlığın evrensel değerlerinden istifade eden bir toplumsal mutabakat kurulup katılımcı ve sivil bir anayasa hazırlanmadığı sürece iktisadi kalkınmanın daha fazla devam etmesi mümkün olamaz, aksi takdirde Türkiye’nin yeniden kurulan bir çağı daha sektirme tehdidi baş gösterir.

Toplumun bütün kesimlerini her zaman olduğundan daha çok beraber çalışmaya davet ediyoruz. Bu şekilde zamanın; Ekonomi Raporumuzun temasında da söylendiği gibi; “Ekonomide ve Demokraside Yükselme Zamanı” olduğunu belirtiyor ve ekonomik refahımızı artırmak, demokrasimizi geliştirmek ve ülkemizi daha da ileriye taşımak için MÜSİAD olarak toplumun bütün kesimlerini her zaman olduğundan daha çok beraber çalışmaya davet ediyoruz."


 
 

MÜSİAD’IN 2010 TAHMİNLERİ

Büyüme Hedefi % 4-5
TÜFE %  8-8,5
Bütçe Dengesinin GSYH’ye Oranı % -3
Cari Açık Beklentisi 25-30 Milyar Dolar
Cari Açığın GSYH’ye Oranı % 3-3,5
İşsizlik Oranı % 13




 

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2010, 16:15
banner53
YORUM EKLE

banner39