banner15

OPEC'in fakir ülkesi Nijerya

Petrol ihraç eden ülkelerin başında yer alan Nijerya'da insanlar ilaç parası bulamadığı için ölüyor. Yıllardır sömürülen bu ülkede neler oluyor?

OPEC'in fakir ülkesi Nijerya

Röportaj: Şeyhmus Nayır / Dünya Bülteni

 

Nijerya adını ülkemizde top koşturan futbolcuları sayesinde az çok biliyoruz. Dünya kupalarına katıldıklarında ise çoğumuzun gönlünü kazanan bir ekip. Ama Nijerya hakkında bunların dışında neler biliyoruz.

 

Nijerya Federal bir Cumhuriyet olarak yönetiliyor. Devletin genel anlamda resmi bir dini bulunmamaktadır. 150 Milyon nüfusa sahip Nijerya'nın %51’i Müslüman ve %33’ü Hıristiyan Ülke ekonomisinde birici sırada yer alan petrol; en önemli yer altı zenginliğini oluşturuyor. Petrol İhraç Eden Ülkeler (OPEC) birliğinin üyelerinden. Ve birliğe üye tek Afrika ülkesidir. Buna rağmen tarımın gayri safi yurt içi hasıla oranı % 40 seviyesindedir. İngiltere’den 1 Ekim 1960’da bağımsızlığını kazanan Nijerya’da çok partili demokratik rejime 1994 yılında geçilebildi. Devlet başkanı halk tarafından seçilmektedir.

 

 

 

BM, Afrika Birliği Örgütü, İngiliz Uluslar Topluluğu gibi birçok uluslarası kuruluşa üye olan Nijerya 1986 yılında İslam Konferansı Örgütüne (İKÖ) üye olmuşsa da Hıristiyan azınlığın baskılarına dayanamayarak, bu örgütten ayrılmıştır. Başkenti Lagos olan Nijerya’da federe devlet statüsünde 30 eyalet bulunuyor ve resmi dili İngilizcedir. Kara para aklama operasyonların yapıldığı birkaç ülkeden biri.

 

 

 

250 farklı kabilenin yaşadığı Nijerya’da ülke nüfusunun çoğunluğunu Hausa, Yoruba, İgbo ve Fulaniler oluşturuyor. Avrupa'da ya da başka hiçbir Hıristiyan ülkesinde görülmeyecek sıklıkta kilise inşa edilmiş. Dolayısıyla misyonerlerin cirit attığı bir ülke.

 

 

Nijerya'daki en önemli iç sorunlardan biri Hıristiyanların ülke yönetimde söz sahibi olmak amacıyla Müslümanlara yaptıkları baskılardır. Bu nedenle devlet İslami amaçlı örgütlenmelere ve siyasi faaliyetlere fırsat vermemektedir. İlginç olan bir başka nokta da potansiyel petrol rezervi olarak OPEC ülkeleri arasında 4. sıraya alabilecek olan Nijerya'da ciddi sağlık problemleri yaşanıyor.

 

İHH’a ekibiyle beraber Nijerya’ya giden gazeteci-yazar Yusuf Armağan ile ülkenin sosyal ve ekonomik yapısıyla ilgili bilgilendirici olduğunu umduğumuz bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

 

Nijerya hakkında bize kısa bir bilgi verebilir misiniz?

 

Nijerya, Orta Batı Afrika’da yer alan, 924 bin kilometre karelik bir alana sahip, güneyden Atlas Okyanusuna kıyısı olan, Kamerun, Nijer, Benin, Çad’la komşuluğu bulunan bir ülke. Afrika geneline bakıldığında, Güney Afrika’dan sonra potansiyel zenginlik ve ticari anlamda, Afrika’nın ikinci büyük ülkesi. Nüfus olarak değerlendirdiğimiz de Afrika’nın en kalabalık ülkesi, yaklaşık olarak 150 milyon civarında nüfusu var. Afrika Birliği’nin en etkin ülkelerinden birisi. Aynı zamanda da D-8 üyesi. Nijerya 1960’a kadar önce Portekizlilerin sömürgesine maruz kalmış, ardından uzun yıllar boyunca İngiltere sömürüsü altında ezilmiş. Nijerya’yı ‘varlık içinde yoksulluk paradoksu’ ile özetlersek sanırımyanılmış olmayız.

 

 

Nijerya 1 Ekim 1960’da bağımsızlığına kavuşuyor. Bu tarihten sonra ülke ekonomisi ve  asayişi, sık yaşanan askeri darbelerle sürekli sarsıntı yaşıyor. Askeri darbelerle iktidar olan diktatörler ülkenin zenginliklerini her defasında yurt dışına kaçırmışlar. Ülkeleri adına herhangi bir faydalı işe imza atmamışlar. 1960’da sömürgeden kurtulan Njerya bu sefer sömürgenin bir başka şekliyni yaşamış. Bu da oldukça düşündürücüdür. Bana kalırsa, bu daha az masraflı, daha az maliyetli bir sömürge biçimidir. Siz orada değilsiniz ama orayı hala sömürebiliyorsunuz. Bir anlamda sömürge mantığı, bu defa yerli yöneticilerin eliyle uygulanmaya koyulmuş. Bugün Nijerya’ya baktığınızda, Nijerya ekonomisini büyük global şirketler yönetmektedir.

 

Yönetim yapısı federaldir. Her eyaletin ayrı meclisi, ayrı kanunları, ayrı bakanlar kurulu bulunuyor. Ve her eyalet ülkede ayrı bir siyasi yapıyı temsil ediyor. Ülkenin kuzeyinde  bulunan eyaletlerin önemli bir kısmı, İslam hukukuna göre dare ediliyor. Kano, Sokoto ve Kaduna bunlara örnek gösterilebilir. Güneydeki eyaletlerde ise Müslüman ve Hristiyanlar anlamında karışık bir yapılanma söz konusu.

 

Nijerya Kuzey ve Güney diye iki bölgeye ayrılmış, sizce neden böyle bir ayrım yapılıyor?

 

Nijerya  etnik olarak şekillenmiş bir ülke. Nijerya’da 253 farklı kabile ve dolayısıyla 253 farklı dil var. Ancak ülkenin resmi dili İngilizcedir. Yani insanlar birbirleriyle bile anlaşabilmek için bu dili kullanıyor. Etnik yapı da Hausalar; Yorubalar, İgbolar, Fulaniler gibi kabileler çoğunluğu oluşturuyor. Ülkenin kuzeyinde genel anlamda Hausalar yaşıyor ve Hausaların %90’ı Müslüman ve ülke genelinin %22 sini oluşturuyorlar, yine Yorubalar ülkenin %21’ni oluşturuyor ve yarı yarıya Müslüman ve Hıristiyanlar, İgboların tamamı neredeyse Hıristiyan bir kabile ülkenin % 8’ni oluşturuyorlar. Nüfusu ülkenin % 4’ü olan Kanurların tamamı Müslüman ayrıca Fülanilerin %90’nı Müslümandır ve  %11’lik bir orana sahipler. Şimdi Fulani ve Hausa gibi neredeyse tamamı Müslüman olan kabileler kuzeyde toplanmış durumda. Hıristiyanlığı kabul etmiş diğer kabileler ve Animist diye niteleyebileceğimiz geleneksel dinlerini yaşamayı tercih edenkabileler ülkenin daha çok orta ve güney kısımlarındalar.

 

 

Güneyde yer alan Lagos’un, Atlas Okyanusu’na komşu olması, ülkenin eski başkenti olması, eski ve önemli bir ticaret merkezi olması nedeniyle daha zengin bir görünüm arzettiğini söyleyebiliriz. Kuzeyde ise daha çok hayvancılığın ve tarımsal üretimin insanların geçim kaynağı olduğunu görürüz.  Güney bölgeleri, özellikle petrol anlamında daha zengin yataklara sahip. Güneyin ticaret yolları anlamında stratejik bir konuma sahip olması ile birlikte düşündüğümüzde, ülke geneline nazaran güney bölgelerinin, paranın dolaşımı bağlamında daha hareketli olduğunu ifade edebiliriz.

Şimdi güneyde yoğun olarak Hıristiyanlar yaşıyor gerçeğinden hareketle, ‘bu ülkenin zenginleri Hıristiyanlar mıdır?’ sorusunu yöneltirsek eğer vereceğimiz cevap bizi yanıltabilir. Ülke genelinde ki büyük şirketlerin hemen hemen hepsi dışa bağımlı ya da yabancı şirketlerden müteşekkil. Nijerya’daki sıkıntıyı Müslümanların çektiği kadar Hıristiyanların da çektiğini ifade edebiliriz.

 

MİSYONERLERİN GERÇEK YÜZÜ

 

Sizce Batı kaynaklı yardım kuruluşlarının orada bulunmalarının nedenlerinden biri de misyonerlik olabilir mi?

 

Yanılmıyorsam 2006’ın Mayıs ayında Dünya Bankası, çıkardığı bir kararla, Lagos eyaletine 200 milyon dolarlık bir kredi açtı. Batı’nın bir zamanlar sömürdüğü ülkelere kredi açması, yardım malzemesi yollaması oldukça düşündürücü. Neden yardım ettiklerini bir sormak lazım. Burada ki temel espiri şu olmalı. Eğer bu insanlara yerinde yurdunda, iyileşme ayakta durabilme imkanı bulmazsa, ilerde bu imkanlardan yararlanmak amacıyla Batı ülkelerine akın edeceklerdir. Gidecekleri tek adres, Amerika ya da Batı Avrupa olacaktır. Kendi ülkelerine gelme ihtimali olan böylesine bir potansiyel tehlikeyi engellemek amacıyla, batı bir maliyet hesabı yaparak, onları ayakta tutacak kadar yardımda bulunmayı, bir ekonomik çıkar olarak görüyor. Yani buradaki yoksul bakıma muhtaç insanları kendi ülkelerinde yardım ederek, ilerde kendileri için ekonomik, sosyal ve kültürel yönden çıkacak sorunları önleme çabaları yatmaktadır. Ancak bu yardımların çok önemli bir bölümünü de kiliseler üstünde dağıtıyorlar. Hem yardım yaparak hem de bu yardımı kiliseler yoluyla aktarmaları insanları kiliselere bağlıyor ve bu yolla amaçlarını gerçekleştiriyorlar.  

 

 

Bu bilinçli yapılan bir ciddi bir misyonerlik faaliyetidir. Başkent sokaklarında her adım başı bir kilise görmek mümkün. Kilise bir anlamda ticarethane ve papazda bir tüccar gibi çalışmaktadır. Bu yüzden papazlara halk arasında en çok kazanan esnaf tabiri yakıştırılıyor. Tabi sözü edilen yardımların Müslüman bir kuruluş etrafında da yapılması lazım. Bu konuda da düşünmek lazım tabii. Burada başka bir şeyden bahsetmek mümkün; ülke genelinde büyük bir misyonerlik faaliyeti var. Ve bu çok organize olarak gelişiyor. Bana göre bu misyonerlik faaliyetlerini organize edenler, bu faaliyetlere sponsor olanlar, Müslümanların yeryüzünde henüz sözlerini söylememiş olduklarını çok iyi biliyorlar. Ve yeryüzü Müslümanları sözlerini aramaktalar. İşte bu yüzden Müslümanlar tehlikelidirler. Bu birinci etken. İkinci etken ise; bu bölgelerde yaşayan insanların, çaresizlikten dolayı, batıya doğru, zengin ülkelere doğru bir göç hareketine girişebilme ihtimalidir. Dediğim gibi, bu iki etkeni yanyana koyduğumuzda şöyle bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz; Buradaki sorunlu nüfusun kendi ülkelerine göç etmesinin önüne geçmenin yolu, bu nüfusa bu topraklarda kalacak şekilde  yardımcı olmaktır.

 

 

Batı’dan gelen hemen hemen bütün yardım faaliyetleirinin –birkaç istisna şerhi koyarak söylüyorum- mantalitesinde bu vardır. Ve bu yardım faaliyetleri, batılı devletlerin bütçelerinden aldıkları payla bütçelerini oluştururlar. Peki bu yardım faaliyetleri kimler vasıtasıyla yürüyor? Kiliseler vasıtasıyla. Çünkü yardım faaliyetlerinde bulunurken aynı zamanda toplumu da dönüştürmek gerekmektedir. Bu büyük bir projedir. Hıristiyanların bu yüzden Müslümanlara nazaran arkasının sağlam olduğunu söyleyebiliriz. Amerika, Avrupa, uzakdoğu ülkelerinden özellikle Güney Kore Hıristiyanlarının faaliyetleri önemli boyutlardadır. İki kanalla misyonerlik faaliyetlerini sürdürüyorlar. Birincisi Hıristiyanların dinlerini terk etmemesi için her türlü sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bir yapılanma; ikincisi Müslümanların yoğun olduğu yerlerde, Müslümanların din değiştirmesi için daha çok maddi bir takım unsurların devreye girdiği Hıristiyanlaştırma çabaları mevcut. Ama ülkede ki fakirlik sıkıntısını Müslümanlarla; Hıristiyanlar birlikte çekiyorlar.

 

ZENGİNLER VE FAKİRLER

 

Ülkedeki sosyal yaşamdan biraz daha detaylı bahseder misiniz?

 

Ülkede orta sınıf diye bir şey yok Ya çok fakir insanlar var ya da çok zenginler. Ve çok fakir dediğimiz insanlar, ülke nüfusunun ezici bir çoğunluğunu oluşturuyor, yaklaşık %90’ı bu durumda diyebiliriz. Geriye kalan %10 ticaretle uğraşan kesim ve ağırlıklı olarak yabancı ortaklarla çalışıyorlar. Yani bu uçurumu Lagos’ta çok net bir biçimde görmeniz mümkün. Birkaç sokak yol aldığınızda, lüks araçlar içerisinde çok zengin insanlara rastlıyorsunuz, hemen birkaç arka sokakta, açık kanalizasyon kenarında yakaladığı bir kuşun tüylerini , çocuklarıyla birlikte yolarak akşam yemeğini hazırlama derdinde olan bir kadını görüyorsunuz. Bu inanılmaz bir durum. Tam anlamıyla şok edici. Fakir ve zenginler arasındaki bu anormal durum, açlık sınırında yaşayan insanların, fakir olmalarının asıl sebebinin diğerlerinin sahip olduğu zenginlik olduğunu düşünmeleri sonucunu doğuruyor. Bu da suç oranının artmasını tetikliyor. Gasp, hırsızlık, dolandırıcılık çok yaygın.

 

nigeria2.jpg

 

BM kayıtlarına girecek düzeyde uluslar arası üne sahip finansal dolandırıcılıktan ve sahtekarlıktan bahsedebiliriz. Suç oranı oldukça yüksek. Dolayısıyla sosyal anlamda karamsar bir tablo karşımıza çıkıyor. Halbuki sosyal yapının içine nüfuz ettiğinizde birebir Müslümanlarla karşılaştığınızda daha farklı, daha size benzeyen, dinine sahip çıkan, hassasiyetleri olan, takva sahibi insanlarla ve cemaatlerle karşılaşabiliyorsunuz. Bir başka nokta rüşvet çok yaygın olması. Kamuda, devlet dairelerinde iş yaptırabilmek için rüşveti kullanmak zorundasınız.

 

nigeria1.jpg

 

Geçen yıl Nijerya Cumhurbaşkanı, yolsuzluğun Afrika ülkelerine olan maliyetinin yılda 148 milyar dolara ulaştığını ifade etti. Kuşkusuz bunda en büyük payı da ekonomik anlamda Afrika’nın liderliğini yapan Nijerya alıyor. Afrika’nın GSMİH’nin %25’ini oluşturan bu rakam Afrika Birliği Örgütü verilerine dayanıyor. Nijerya, bu birlikte dönem başkanlığı yapıyordu. Bunlar kayıtlara geçen rakamlardır. Bir de kayıtlara geçirilemeyen rakamları düşünün. Ciddi anlamda varlık içinde yoksulluk yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Olesegun Obasanju, Batı’yı, Afrika kıtasını yağmalamakla suçluyor.  Çünkü bu ülkede, bu ülkenin iktidarlarının yağmaladığı zenginlikler, batının yardımıyla Afrika dışındaki bankalara, yatırımlara akıyor. Bu nedenle ülke zenginliğinin ülke dışına kaydığını söylüyor. Bu paradoksal durum ülkenin sosyal yapısında da uçurumlar oluşmasına neden oluyor.

 

 

Açlık sınırı diyorum; bu bizim bazı kuruluşlarımızın açıkladığı gibi bir kaç yüz dolar falan değil. Bakın, Nijerya’da bir polisin aylık maaşı 60 dolar. Nijerya şartlarında bir aile ortalama 9 üyeden oluşuyor. Dolayısıyla böyle bir meblağla bir ailenin geçinebilmesi oldukça güç. Ülke genel anlamda birçok sıkıntıyla mücadele etmek zorunda. Bunlar arasında neredeyse en önemlisi sağlıktır. Malarya dedikleri sıtma hastalığı, çok ciddi boyutlarda. AIDS mesela...  Afrika genelinde malaryadan her 30 saniyede bir çocuk ölmekte. Nijerya’da da çok yüksek bu oran. Nijerya şartlarında fiyatı yarım dolar ile beş dolar arasında değişen sıtma ilacından alamadıkları için çocuklarını kaybeden aile sayısı yüzlerce. Ülkede ciddi seviyelerde katarakt ve astım problemleri var. 

 

 

Tüm bunların yanına bir de eğitim problemini koyduğunuzda, su problemini koyduğunuzda varın gerisini siz düşünün. Su problemi mesela; yerin 30 ila 250 metre altından kaliteli içme suyu çıkarmak mümkün. Bunun maliyeti en yüksek ihtimalle 5.000.- dolar. Ama insanlar bundan mahrumlar. Bir su kuyusu, 500 aileyi bir ömür suya kavuşturuyor. Türkiyeli Müslümanlara bu anlamda çok iş düştüğünü düşünüyorum. Her caminin avlusunda açacağımız su kuyularıyla bir çok insana ulaşabiliriz. Aslında Afrika fakir değildir. Varlıkiçinde yoksulluk paradoksuna mahkum edilmişlerdir. Bu zinciri pekala kırabilirler, kırabiliriz.

 

Nijerya OPEC'e üye tek Afrika ülkesi öyle değil mi?

 

Evet, petrol ihraç eden ülkeler arasındaki tek Afrika ülkesi Nijerya. Bu ülkeler arasında üretimde 7. sırada yer alıyor.  Potansiyel rezervler açısından 4. sıraya girebilecek bir ülke Nijerya.

 

Müslümanlar ve Hıristiyanlar Nijerya'da nasıl organize olmuş durumdalar?

Nijerya bağımsızlığını elde etmesinde sonra, Müslümanların etkinliğinin arttığını görüyoruz. Ama bu tarihten öncesine baktığımızda ülkenin tamamı Müslümanken, misyonerlik faaliyetleriyle yarı yarıya azalmış bir durumla karşılaşırız. Mesela adı Ahmet olup da, üyeman olup da Hıristiyanlığı benimsemiş kişilerle karşılaştık. 1960’larda Mısır’a okumaya giden kişiler ülkenin önde gelen kişileri olmuş. Mesela, Şeikh Abdul Hafez Abou bu isimlerden biridir. Okullar açmış, kolejler kurmuş, insanların dinle irtibatını sağlam temellere dayabilmeleri için, eserler ortaya koymuş. Bu az sayıdaki insan Nijerya’nın Müslüman dünyaya açılımının adı olmuş.

 

 

Örneğin, WAMY adlı kuruluş var. Dünya Müslüman Gençlik Asamblesi... Bunlar Nijerya’da üfis açmışlar faaliyetteler. Mısırlı bir Müslüman, Muhammed Şaban, Kanadalı, sonradan Müslüman olan bir hanımla ve İmam Hasan İbrahim gibi kimi Nijeryalılarla beraber, Lagos’da, bir yetimhane kurmuşlar. 15 yıldır faaller. Annesi, babası olmayan çocukları barındırıyorlar, eğitimlerini sağlıyorlar, temizliklerini sağlıyorlar, sportif faaliyetlerini organize ediyorlar. Buranın adı Bab-es-Selam... Buradaki çocuklar annesizler babasızlar belki ama emin olun dışarıdaki çocuklara nazaran çok daha avantajlılar. Biz bu çocukların yanına gittik sürekli. Hep bizi soruyorlarmış hala. Buradaki çocuklara sahip çıkabiliriz. Nijerya’ya da Müslümanlar açısından konuşursak çok sayıda örgütlenme yapısı bulunuyor.

 

MovieClipping21Small.jpg

 

Bir defa her cami bir örgütü temsil ediyor. Camiler belirli kararların alındığı, insanların toplandığı, yardımların organize edildiği yerler. Camiler çok önemli konumda. Kadınlarında katıldığı bir Cuma namazında, şunları gördük, toplumsal yaşam içinde cami vazgeçilmez bir unsur. Her cami bir İslam merkezi olarak çalışıyor ve birbirleriyle koordinasyon halindeler. Örneğin, bu sene İHH’nın partnerliğini yapan NACOMYO kuruluşu var. Nijeryalı müslüman gençlerin kuruluşlarının bir nevi şemsiye örgütü. Farklı fraksiyonlar, ülke genelinde teşkilatlanan gençlik örgütleri, bu kurumun çatısı altında toplanıyorlar. Ve artık Nijerya’da IHH’da var.

 

Beyaz tenli insanlara bakış açıları nasıl?

 

Bir defa beyaz olan insan uzak durulması gereken bir insan. Konuşmayı ilk başlatan beyaz adam olmadıkça, orada kimse sizinle konuşmaz. Çünkü, geleneksel kodlar itibariyle söylüyorum, beyaz olan orayı yıllarca sömürmüş, zenginliklerini alıp götürmüş. Kendi fakirliklerinin sebebi, olarak görüyorlar beyaz olanı. Ve biz oraya gittiğimiz ilk günlerde bunun sıkıntısını çektik. Bize orda “oibo” diyorlar. Yani beyaz adam... “Oibo”, zengin, paralı, ukala gibi özelliklere sahip biri olarak algılanıyor.

 

nigeria6Small.jpg

 

Biz beyaz olduğumuz için birçok kişi Müslüman olduğumuza inanmadı. Ama bir kez Allah’ın selamını onlara ulaştırdığınızda, sizin alnınızı secdede gördüklerinde, herşey eriyor. İşte o zaman renklerin farklılığı, bir ayrımdan ziyade birleştiriciliğe hizmet ediyor. Bu çok duygulandırıcı bir şey. Anlatılamaz gerçekten...

 

BEYAZ MÜSLÜMAN GÖRMEMİŞLER

 

Yani Müslüman denildiği zaman orada siyah derili olmak mı anlaşılıyor?

 

Müslüman denildiğinde ilk akla gelen siyahlar oluyor. Beyaz birisinin Müslüman olabileceği hele ki sarışın, renkli gözlü birinin Müslüman olabileceğini hiç hesap edemiyorlar. Mesela yemek yemeye bir fastfood lokantasına gittik. Bizim şoförlüğümüzü yapan John adında Hıristiyan bir arkadaşımız vardı. Nijeryalı bir yerli kendisi, Yoruba... Yanımızda da NACOMYO’dan bize eşlik eden Mustafa Balogun adlı bir arkadaşla beraber 5 kişiyiz. Yemeklerimizi söyledik. Paraları ödedikten sonra John yemeğini alıp hemen dışarı çıkmaya çalıştı. Halbuki bizim niyetimiz beraberce yemek yemekti. John’a neden çıktığını bizle kalıp yemesini söyleyince şaşırdı. “Ben mi? ” dedi şaşırmış bir vaziyette bize baktı. Sör dedi bugüne kadar çok kişiyi arabamla dolaştırdım, fakat hiç böyle olmamıştı. Hep beyaz adamlar masaları kurdular; yemeklerini yediler, bende dışarıda onların gelmelerini bekledim. Dediğim gibi genelde orada beyaz adam kötüdür. Bunu da aşacağız biz, aşarız da...

 

MovieClipping22Small.jpg

 

Peki, kadınların sosyal yaşam içindeki yerleri nasıl?

 

Hayatın çok içerisinde. Biraz önce söylediğim gibi, camilerde Cuma ve bayram namazlarına aktif bir katılımcı olarak görülüyor. Toplumun en temel unsurlardan biri ve orda hayatı kadın idare ediyor. Geçim temin etme ve çocukların bakımı anlamında hayatın akışı içinde böyle bir çilesi var. Ve kadınlar okumak; üniversite eğitimi almak istiyor orada. Bununla ilgili çabaları var; ülke genelinde kadınlar okuma yazma oranı çok düşük.

 

MovieClipping10Small.jpg

 

Bir başka nokta da tesettür konusunda da rahatlıkları. Orada birisinin tesettürlü olup olmaması bağlamında bir problemleri yok. Bir restorandaydık. Yılbaşı gecesiydi... İçerisi, yüksek sesli müzikle inliyor,etraf süslenmiş, kasiyer kızlar, bembeyaz başörtülü, garson çocuklar takkeli fistanlı falan. Hemen işte selamun aleykum, kardeşim nasılsınız gibi cümeler kurduk. Garson kulağımıza eğildi, biz hristiyanız kardşeim dedi gülümseyerek. Şaşırdık tabi. Giyimlerinin sebebini sorduğumuzda, bize, bugün Müslümanların Kurban Bayramı dediler. Ondan bu şekilde giynmemizi söyledi patronumuz dediler. Bu hoş bir şey tabi.

 

 

Nijeryalılar kendi başörtülü kızlarını Türkiye’ye okumak istediklerini söylüyorlar. Başımızı öne eğiyoruz tabi. Sebebini güç de olsa izah etmeye çalışıyoruz. İnanamıyorlar, şaşırıyorlar. Abdülhamid’in, Fatih’in memleketi; Osmanlı diyarında nasıl böyle bir şey olur diye soruyorlar.

 

BİLİNMEYEN OSMANLI

 

Yeri gelmişken; Nijerya’nın Osmanlıyla tarihi bir bağı olmuş mudur?

 

Aslında, Osmanlı İmparatorluğu ile doğrudan bir bağlantısı yok. Fakat Kuzey Afrika kökenli Müslümanların bölgenin Müslümanlaşmasında katkıları malum. Cezayir, Tunus ve Mısır gibi ülkelerin buraların İslamlaşmasında ki etkileri büyük ve adı geçen devletlerin de Osmanlıyla olan bağlarını düşünürsek, Nijerya’nın bulunduğu bölgelerle dolaylı yoldan bu devletler üzerinden ilişkisi olmuş Osmanlının. Fakat bir olay var ki Osmanlı’nın II. Abdülhamid döneminde doğrudan bu bölgeyle ilgilenmesine neden oluyor.  

 

 

MovieClipping12Small.jpg

 

 

1891 yılında Lagos bölgesi Müslümanlarından Muhammed Shitta bir cami yaptırmak istiyor. Bu kişi bölgenin ileri gelenlerinden. Ancak o bölgeden sorumlu İngiliz sömürge valisi böyle bir isteği geri çeviriyor, izin vermiyor. Bu olay bir şekilde II. Abdülhamid’in kulağına gidiyor. Abdülhamid, İngiliz Kraliçesine, Muhammed Shitta’nın kendi tebaasından olduğunu, bu yüzden de kendisine cami yaptırılması için izin verilmesi gerektiğini belirten bir mektup yolluyor. Bir gemi hazırlatarak, cami yaptırılması için bir miktar para, beylik unvanı ve kılıç yolluyor Lagos’a. Muhammet Shitta’yı ve oradaki Müslümanları taltif ediyor. 1892’de de Shitta Bey Camisi tamamlanıyor. II. Abdülhamit’ten “Bey”lik unvanını aldıktan sonra soyadları Shitta’dan; Shitta-Bey’e dönüşüyor. Ve hala da bu soyadı kullanıyorlar; biz Shitta-Bey’in torunu Sikira Shitta-Bey’le görüştüğümüzde onların bölgedeki itibarlarının bu soyisimde yer alan beylik unvanından kaynaklandığını gördük.

 

MovieClipping11Small-1.jpg

 

 

Shitta-Bey Cami günümüzde harap durumda. Yanılmıyorsam 1997 yılında Diyanet Vakfı tarafından restore edilmek isteniyor ve gerekli fizibilite çalışmaları yapılıyor. Fakat oralarda cami mülkiyetleri şahıslara ait. Bu özel mülkiyet probleminden dolayı, iş askıya alınıyor ve şu an hala restore edilmeden harap bir şekilde duruyor.

 

MovieClipping18Small.jpg

 

Türkiye dendiğinde akla ne geliyor?

 

Türkiye denildiğinde akla Hasan Şaş geliyor, Galatasaray geliyor. Siyahi başarılı oyunculara yer verdiği için, ve Nijeryalı oyunculara kadrosunda yer verdiği için -Jay Jay Okacha, Uche, Amokachi- Fenerbahçe ve Beşiktaş geliyor. Futbol haricinde Türkiye’ye yönelik olarak bildikleri nedir diye sorduğunuzda, halk arasında Türkiye’ye dair bildikleri pek bir şey yok. İstanbul biraz hafızalarda kalmış, Osmanlı’dan dolayı. Ama Türkiye nerededir, Müslüman mıdır, kimler yaşar gibi çok net bilgiye sahip değiller. Fakat şunu söyleyebilirim Nijeryalılar çok sıcak insanlar.

 

nigeria7Small.jpg

 

İHH’a ekibi olarak yardım dağıttığınızda dikkatinizi ne gibi olaylar çekti?

 

Oradaki Müslümanlarla yan yana oturup konuşmak, onların sorunlarıyla ilgili bilgi almak, onların dışa açılmalarına bir olanak, onların bizi tanımalarına katkıda bulunmak bizim için başlıca duyguydu. Ben orada şunu gördüm uzak diyarlardaki Müslümanlar birbirini tanımıyor. Müslümanların günümüzdeki en büyük problemi zihinsel kilitlenmedir. Kendi sınırları içerisinde kalarak oluşan bir hastalıktır bu. Bu sınırlar coğrafi  sınırlar değildir. Bu sınırlar, kafalardaki sınırlardır. Zaten garip olan, bu sınırları çok da çabuk benimsemiş durumdayız biz. Bu zihinsel kilitlenme problemi, bizi dünya üzerinde henüz sözümüzü söyleyemediğimiz gerçeğini ortaya çıkarıyor. Bunu aşmanın yolu da başka yerlerde, başka coğrafyalar da yaşayan Müslümanlarla tanışmaktan geçiyor. 

 

MovieClipping28Small.jpg

 

Kurban Bayramının arefesinde, gece vakti, Nijeryalı arkadaşlarla Lagos’un varoşlarında yürüyüşe çıktık. Karşıdan motosikletli biri bize yaklaştı. Bize ‘siz Türkiye’den kurban kesmek için kalkıp gelenlersiniz değil mi?’ diye sordu. ‘Evet’ dedik. ‘Allah aşkına bunu bana anlatın, bunu akleden akıl nasıl bir akıldır, çok merak ediyorum.’ dedi. ‘Biz bugüne kadar böyle bir şeyle karşılaşmadık ve lütfen bundan sonra da bizi unutmayın’ diyerek uzaklaştı gitti.

 

MovieClipping23Small.jpg

 

Kurbanlarımızı Lagos’un sekiz ayrı fakir bölgesinde kestirdik. Fakirlik diyoruz ama bu fakirlik algısı Türkiye’de Nijerya’ya oranla yüksek bir çıta olarak belirleniyor. Bazen Türkiye’de fakirlik seviyesi ile ilgili rakamlar verilir. Aslında Türkiye’de fakirlik sınırı olarak algılanan o rakamlar, Nijerya’da birkaç yılda kazanabilecek bir meblağı oluşturuyor. Herkes, biz oraya gelip kurban kestiğimizde şaşırmış vaziyetteydiler. Nasıl olurda Müslüman birinin hele beyazsa oralara kadar gelip kurban kesebilir diye algılamakta zorluk çekiyorlardı. Onlarla çok duygusal anlar yaşadık. Yemekleri pişirip beraber dağıtıyorduk. Çok hoş bir duyguydu onlar için. Akşam vakti, yemek piştikten sonra; Yaşlılar Evi diye bir yer gösterdiler. Oraya vardığımızda bir avluda tek katlı binalarla çevrili bir yer gördük. Ve binalar tek göz odalardan oluşuyor. Tek kapıları çalıp akşam yemeklerini ikram ettik. Tam işimizin, bitmesine yakın, yaşlılardan bir adam ‘bunlar hangi kiliseden ?’ diye sordu. Susakaldık bir anda. ‘kiliseden değil mi?’ diye yineledi. Tabi şaşırdık biz. Arkadaşımız Selim Şevkioğlu şaşkınlığımızı toparlayıp ‘camiden’ dedi. ‘İstanbul’daki büyük camilerden’ Biz cami diyince, adamın yüzündeki tebessümü görmeliydiniz. O kadar içten teşekkür etti ki. Kilise yardımlarını, kerhen kabul ediyorlar, bu onlar için çok sıradan bir ritüel haline gelmiş.

 

nigeria4Small.jpg

 

Yalnız olmamanın verdiği bir mutluluk olmalı?

 

Sanırım öyle. Ve bu adam hayatında ilk kez bir Müslüman’ın elinden, Türkiye’den kalkıp gelen bir Müslüman’ın elinden yardım almıştı. Müslümanlar bu konuda aktif hale gelmeliler. Her aileye bir poşet götürsek o ailede ki ölümleri azaltır. Bir suyu kuyusu açsanız, maksimum 5.000 dolardır ve siz bu parayla 500 kişinin bir ömür boyu su ihtiyacını karşılıyorsunuz. Anlatılacak ve yapılacak çok şey var aslında.

 

nigeria5Small.jpg

 

DİNLER ÇATIŞIYOR MU?

 

Nijerya’da birçok kabile mevcut bu ne gibi sorunlara yol açıyor?

 

Nijerya’da genelde dinler arası çatışma lanse edilmeye çalışılıyor. Bunu, Bosna’da Sırplarla Boşnaklar arasında kurguladılar. Irak'ta bir anlamda adını Şii-Sünni çatışması olarak koydukları bir çatışma yaşatıyorlar. Kültürlerarası çatışma varmış gibi lanse ediyorlar. Nijerya’da da bu uygulanmaya çalışılıyor. Evet Nijerya'da kabileler arası çatışmalar söz konusu. İnsanlar, kabile kültürü etkisinde, yaşıyorlar dinlerini. Nijerya’da var olan çatışmaların kaynağı, genelde kişisel merkezli olarak çıkıyor ve  kabileler arasındaki anlaşmazlıklar haline dönüşüyor. Mahalle kavgası diyebileceğimiz türdeki kavgalar basına Müslüman-Hıristiyan kavgası olarak yansıyor. Mesela Hausalı bir genç, Yorubalı bir başka gencin motosikletinin parçasını çalıyor, Hausalarn tamamı Müslüman, Yorubaların da yarısı Müslüman. Bir şekilde çatışıyorlar. Ve yaşanan çatışma dünyaya, Müslüman-Hiristiyan çatışması olarak veriliyor. Halbu ki olay çok basit bir nedenden ortaya çıkan, arka mahalle ile ön mahallenin kavga etmesi gibi bir olay. Nijerya tarihinde Hausa-Yoruba, İgbo-Hausa, çatışması var fakat hiçbir zaman Yorubalı bir Müslüman ile yine Yorubalı bir Hıristiyan’ın çatıştığı görülmemiş. Dinlerarası çatışma ise eğer, niçin aynı kabilenin farklı dine mensup unsurları birbirleriyle çatışmıyor? Yani kabiler arası yaşanan kavgaları dinler çatışması diye adlandırmanın altında başka bir şeyler var. Buradan başka şeyler hedefleniyor. Özellikle kuzey bölgelerinde bu tarz çatışmalar örgütlenmeye çalışılıyor.

 

MovieClipping14Small.jpg

 

2004 yılındaki olay kısmen bu bahsettiğimizden farklı. O yıl, Nijerya’da düzenlenen güzellik yarışması ile alakalı olarak Müslümanların göstermiş olduğu tepkileri göz önüne alan bir yazar, Müslümanlar hakkında ağza alınmayacak hakaretler içeren bir yazıyor gazetede. Bunun üzerine oradaki Müslümanlar sözü geçen yazının çıktığı gazeteyi basıp işgal ediyorlar; birazda zarar veriyorlar. Fakat eylemlerini, tepkilerini tamamlayıp oradan ayrılırlarken, bir kiliseden taş yağmuruna tutuluyorlar. Ve bunun üzerine olaylar daha da büyüyor. Kızgınlıkları henüz canlı olan Müslümanları, tahrik etmek için bir el taşa sarılıyor. Sanki birileri eylemlerin bitmesini istemezmiş gibi ortalığı karıştırmak amacıyla hareket ediyor.

  

MovieClipping16Small.jpg

 

Müslümanların yaşadığı bölgelerde kargaşa çıkartılmaya çalışılıyor. Burada sorulması gereken soru bundan kimlerin faydalanacağı. Yıllardır birlikte yaşayan 253 kabile neden, son yıllarda birbirleriyle çatışmaya başladı diye sormak lazım. Bugüne kadar buralarda, gerçekten böyle bir şey olsaydı, kabile mi kalırdı ortada, bunu düşünmek lazım. Bunlar bilinçli olarak yapılan kontrollü gerginlik yollarıdır. Ama Nijerya bunları aşabilecek potansiyele sahip zengin bir ülke ve dış borçlarını sürekli azaltan, genişlemeye ve şeffaflaşmaya çalışan bir ülke.

 

nigeria3Small.jpg

 

Kendi ülkesi insanları için çalışmayı amaç eden yönetimlerin idareye gelmesiyle ortaya güzel şeylerin çıkacağını düşünüyorum.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35