banner39

Ortadoğu'da blöfü görmek

Girişimler, anlaşmalar, arabuluculuklar "çöplüğü" olan Ortadoğu'da kartlar yeniden karılıyor.

Arşiv 27.05.2008, 12:11 27.05.2008, 12:35
Ortadoğu'da blöfü görmek

 

Doha'dan esen rüzgâr Lübnan'da havaların durulmasını sağladı. Ankara, İstanbul üzerinden Şam-Tel aviv arasında yeni bir sürecin ilk adımına ön ayak oldu. Washington ılımlı yaklaştı ama işi yeni başkana havale etti. Tahran ise Lübnan'da Hizbullah üzerinden el ettiği avantajla birlikte İsrail-Suriye arasındaki ilk adımı çok fazla önemsemedi. Girişimler, anlaşmalar, arabuluculuklar "çöplüğü" olan Ortadoğu'da kartlar yeniden karılıyor. Tüm tarafların elinde birkaç güçlü kart var. Bu kartları destekleyecek majorler ise saklı tutuluyor. Oyun masası Ortadoğu olduğu için herkes karşısındakinin suratından oyunu okumaya çalışıp blöfünü görmeye çalışıyor. Çünkü oyunun sonucu o kadar farklı karta bağlı ki. Hatta bazı kartlar diğer oyuncunun elinde olduğundan bir diğerinin elini bağlıyor; yani elin bitmesi bir diğerinin elinden kartı çıkarmasına bağlı.

YA BİZDENSİN YA ONLARDAN

Diplomasi ve güç dengesi tabii ki oyun masası gibi vülgarize edilecek bir durum değil; ya da bu basitlikte değil. Çünkü bölgedeki çıkar dengeleri insan hayatı, barış, istikrar, demokrasiden çok Ortadoğu'daki "güvenlik" adı altında enerji ve petrol üzerinden kurulmaya çalışılan hâkimiyeti amaçlıyor. Bu yüzden denklem basit kurulurken çözüm çok karmaşık değişkenlere bağlı.

Denklemin bir yanında ABD'nin "ya bizdensiniz" takımı: İsrail, Suudi Arabistan, Mısır, Lübnan'daki 14 Mart Hareketi olarak bilinen Saad Hariri hükümeti, Dürziler Hıristiyan Marunilerin bir kısmı. Denklemin öte yanı ise "ya onlardan"a ait: İran, Suriye, Hamas ve Lübnan'daki Hizbullah, Emel ve Hıristiyanların diğer kısmı. İlk gruba göre kendileri "özgürlükçü" diğerler "şer cephesi". İkinci gruba göreyse kendileri "direnişçi " diğerleri "ABD çıkarlarını savunan işbirlikçiler". Bu tabloda mezhep ve din çatışmasından çok güç ve çıkarın öne çıktığını hemen söylemek gerekiyor.

HERKES TAVİZ PEŞİNDE

İşte Ankara'nın bu denklemin iki yanında bulunan İsrail ve Suriye'yi masaya oturtma niyeti önemli. Eğer bu niyet gerçeğe dönüşürse tablo da değişebilir.

İsrail ve Suriye arasındaki temel problem 1967'de İsrail'in işgal ettiği Golan Tepelerinden kaynaklanıyor. Golan, tepe olmaktan çok stratejik bir plato. Verimli bir toprak her şeyden önemlisi İsrail'in su kaynaklarının % 40'ı burada. 30 Yahudi yerleşim biriminde 20 bine yakın yerleşimci yıllardır kök salmış durumda. Suriye herhangi bir taviz vermeden 1967 öncesindeki tüm Golan'ı istiyor; İsrail'in bu topraklardan kırpıntı yapacağı şüphesi ise güvensizliğin ana kaynağı.

Görüşmeler başlarsa İsrail bir süre sonra büyük bir ihtimalle su kaynaklarının bir bölümünün, örneğin Celile nehri kıyılarının kendilerinde kalmasını isteyecek, Suriye' de buna "hayır" diyecektir. Ancak Suriye'nin asıl amacı ABD'nin tecritini aşabilmek ve ABD tarafından muhatap kabul edilmek. Eğer bu gerçekleşirse Suriye taviz verecektir. Öte yandan İsrail Suriye'nin Hamas ve Hizbullah'la ilişkisini kesmesini istiyor. Suriye belki Hamas'ı göz ardı edebilir ama tam istediğini elde etmeden Hizbullah'la dolayısıyla Lübnan'la bağını kesmez. Aksi halde elindeki en büyük kozu kaybeder. İsrail ise bir taşla iki kuş vurmak Suriye ve dolayısıyla Lübnan cephelerini kazanmak niyetinde.

Ancak İstanbul'daki girişimle aynı saatte Lübnan'da tarafların anlaşması işlerin kolay ilerlemeyeceğinin de göstergesi.

LÜBNAN'DA ABD/İSRAİL YİNE KAYBETTİ

Çünkü geçtiğimiz günlerdeki Lübnan krizinden Hizbullah galip çıktı ve taleplerini kabul ettirdi. ABD ve İsrail'in planı yine ters tepti. Hizbullah'ın temsil ettiği muhalefet kabineye daha fazla bakan sokarak kararlarda veto hakkına sahip oldu. Ülkenin bazı küçük idare bölümlere ayrılarak dini temelli oyların dağılmasını önledi. Önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerle ilgili düzenleme yapılmasını kabul ettirdi. Ayrıca silahını direniş dışında Lübnan'ın içinde kullanmayacağı taahhüt etti. Öte yandan kriz boyunca Beyrut sokaklarında silah kullanan, o güne dek bir Lübnan gücü olarak kabul edilen Hizbullah içerideki "savaşa" taraf olunca "Şii bir örgüt" olduğunu tescil etti. Tarafsızlığını kaybetti. Zaten çoktandır Lübnan da eski Lübnan olmaktan çoktan çıkmıştı.

TÜRKİYE DİKKAT ETMELİ!

İran ise tüm bunları yakından seyrediyor. Suriye'nin İsrail'e yakınlaşmasını biraz sitemkâr izlerken Lübnan'da kazanmanın keyfini çıkardı. Tüm bunların sonucunda Filistin meselesi ikinci plana atıldı. İsrail Filistin'de bir ilerleme sağlamaya niyetli olmadığından rotayı Suriye ve Golan'a çevirmiş durumda. Zaten Suriye ile konuşurken Filistin meselesinin buna dâhil edilmesini istemiyor. Suriye sorunun çözerse Filistin arkasından gelir diye düşünüyor. Ama bu bir yanılgı çünkü istenen Suriye de aradan çıktıktan sonra Filistinlileri istediklerin kolayca dikte ettireceğini biliyor. İsrail'deki hükümet ise kendini kurtarma derdinde. Olmert yolsuzluktan başı dertte. Kamuoyu desteği yok. Yoklamada yüzde 70 karşı. Suriye ise İran çok güçlü hemen bağını koparamaz.

Bu işleri yürüten Türkiye'de AKP hükümeti da önünün göremiyor. Kapatıldığı takdirde bu süreç ne olur bilinmez. Ama Olmert, Bush gibi "topal ördeklerin" bir ara olduğu bir resimde ilerleme nasıl sağlanabilir bilinmiyor. Heveslenmek için acele etmemek gerekiyor.

Süreç zor ve karmaşık. Türkiye'nin çok dikkatli olması gerekirken ince bir çizgide yürüdüğünü bilmeli. Bir anda kendisini ABD'nin Ortadoğu'da çizmek isteğini hükümranlık tablosunun içinde bir bulabilir. Yani bu karmaşık tablonun içine çekildiği uyarısını yapmak zorunludur. Çünkü bölgede zemin kaydığı anda kimin kendisini nerede bulacağı belli olmaz. Türkiye "ya bizdensin" "ya onlardan" ikileminden kaçması gerekirken "ABD'nin kuyusuna düşme ihtimali her zaman mevcuttur.

Kaynak: Mete Çubukçu / NTV

 


 

banner53
Yorumlar (0)
30
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?