Oryantalizm bugün cevap oluşturabilir mi?

"Medeniyetler çatışması" tartışmalarının yeniden gündemleştirdiği "Oryantalizm", İstanbul'da uluslararası bir sempozyumun konusu oldu

Oryantalizm bugün cevap oluşturabilir mi?

İstanbul, 11 Eylül sonrası dönemde, “medeniyetler çatışması”, Doğu ile Batı arasındaki ilişkiler bağlamındaki tartışmaların yeniden güncellik kazandırdığı “oryantalizm” tartışmasına ev sahipliği yaptı. “Oryantalizm” kavramını, aynı adı taşıyan kitabı ile gündemleştiren isim ve 25 Eylül 2003 tarihinde yitirdiğimiz ünlü düşünür Edward Said’in anısına düzenlenen Uluslararası Oryantalizm Sempozyumu’na 11 yabancı 11 Türk akademisyen konuşmacı olarak katıldı. Sempozyumun en ünlü konuğu Prof. Dr. Gayatri Chakravorty Spivak, birlikte çalışmalar yaptığı Said’in oryantalizm düşüncesinin bugün açısından bir temel oluşturamayacağını dile getirirken, sempozyumda “Said’i Eleştirmenin Dayanılmaz Hafifliği” gibi, Said’in düşüncesinin bugün de yaşamaya devam ettiğini savunan sunumlar da yapıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından (9-10 Aralık) düzenlen ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan sempozyumun açılış konferansını, “Günümüzde Oryantalizm”: Doğu-Batı Tartışması” başlığı altında Prof. Dr. Spivak yaptı.

Spivak: “Said, nasıl inşa edildiğini anlamaya çalıştı”

“Bugün oryantalizm mirası nasıl kullanılabilir?” sorusunu yanıtlarken, oryantalizmin yazıldığı 1970’lerin dünyasının Said’in öldüğü 21. yüzyılın dünyasından önemli derecede farklı olduğunu vurgulayan Spivak: “Ve bugün sadece Batı’nın Doğu’yu fantastik bir ‘Doğu’ olarak kurduğunu düşünmenin faydalı olmadığını düşünebiliriz. Bu durum şu an reaksiyon-teşekkül tarafından üretilmiş bir hıncı besleyebilir” dedi. Said’in birlikte çalıştığı bir arkadaşı olduğunu belirten Spivak, “Oryantalizm” kitabının yazmak için malzeme toplarken de Said’in yanında olduğunu aktardı. Bu kitabın kişisel bir belge olarak da okunabileceğini belirten Spivak, şöyle devam etti: “Said, evrensel olarak genel geçer kabul görecek bir kitap ortaya çıkarmayı amaçladı. Bu kitap daha çok, Edward Said’in, yaşadığı Batı toplumuna entegre edilmiş olduğunu fark etmesiyle birlikte, kendisinin nasıl inşa edilmiş olduğunu anlama serüveninin hikâyesidir. Oryantalizm kitabını, heyecanlı bir genç adamın kendi doğasını dışa vurma çabası olarak görebiliriz.”

Said’in, Batı’da doğmuş olan laiklik anlayışını ifade eden sekülarizm sözcüğü yerine ‘dünyevilik’ sözcüğünü kullandığını vurgulayan Spivak, bunun Müslüman doğu toplumlarına daha uygun bir tanımlama olduğunu düşündüğünü aktardı. “Şu anda bir Asyalı olarak karşınızda bulunuyorum” diyen Spivak, “Örneğin Hindistan’da çocukluk yıllarımda biz Mustafa Kemal Paşa’yı ‘Batı’ya teslim olmamış olan Müslüman bir lider’ olarak görürdük ve öyle kabul ederdik” dedi.

AB Anayasası’nı eleştirdi

Spivak, sunumunda AB’nin doğuya yaklaşım biçimini de şu sözlerle deşifre etti: “AB ekonomik bir projedir, fakat Avrupa anayasasına bakarsanız, özellikle açılış kısmında, ekonomik düzenlemelere ideolojik bir düzenleme sağlanmaya çalışıldığı görülür. Avrupa’nın ekonomiden önce var olduğunu görmekte/göstermekte olan bu durum, bizim Türkiye’yi savunmamızı engellemektedir.” Avrupa Birliği ve dünyanın diğer yerlerinin milliyetçilik bağını aşması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Spivak, metaforik bir örnekle devam etti: “Sadece İslam ve sekülerizm arasındaki problemi konuşmuyorum. Günümüzün genel problemidir. Kendisiyle yaptığım bir tartışmayı anlatıyorum. Buradaki birçok kadın görünmeme konusunda bir eğitim görüp görmediklerini bilmiyorum. Bir kumaşın renginde görünmeyecek şekilde bir renk verme. Kumaşın içindeki bazı ipleri sökersiniz, sonra tamir ederseniz, tamir belli olmaz. Bu bir metafordur. Bu da bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde batılılaşmış insanlar için kullanılmıştır. Bu bir genel eğitim programında da ortaya çıkar. Eğitim bir sosyal programdır. Bu görünmeyen bir tamir programıdır.” Said’in seküler ve dünyevi ayrımını bugüne uygulamayı öneren Prof. Dr. Gayatri Chakravorty Spivak, onun edebi tasavvuruna takılıp kalınmaması gerektiğini söyledi. Spivak, konuşmasını şu sözlerle bağladı: “Ve mutlaka genç bir insanın kendisini nasıl keşfettiğini görmemiz gerekir. Oryantalizmi, insanın kendini anlama çabası olarak görüyorum. Hatırasını yadettiğimiz bir kahraman olarak değil, mirasını nasıl algılamamız gerektiğini düşünmemiz gerekir.”

Keyman’dan ‘model’ önerisi

“Şarkiyatçılığın Sınırlarında Dolaşmak” oturumunda konuşan Prof. Dr. Fuat Keyman ise, “Edward Said ve Bir Modernite Eleştirisi Olarak Oryantalizm” başlıklı bir sunum yaptı. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin ikiz kulelerine yönelik saldırının ardından Batı’da artan yabancı düşmanlığının Edward Said’in tezlerine yeniden güncellik kazandırdığını belirten Keyman, sadece Irak’ın işgali sürecinde 600 binden fazla kişinin yaşamından olduğunu, bunun büyük bir insanlık trajedisine yol açtığını söyledi. Konuşmasında, “Muhafazakâr Modernlik” ve “Liberal Modernlik” olarak iki modernlik tanımı yaptı. “Muhafazakâr Modernlik”in, medeniyetler çatışmasını tetikleyen Bush ve çevresindeki neoconların “Yeni Muhafazakar”lık anlayışından beslendiğini dile getiren Keyman, “Liberal Modernliğin” ise farklılıkların bir arada yaşamasına izin veren bir anlayış olduğunu dile getirdi. Keyman bu anlaşıya örnek olarak ise, İstanbul’da Başbakan Erdoğan ile İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın öncülük ettiği “Medeniyetler İttifakı” buluşmasını gösterdi.

11 Eylül sonrası süreçte ABD’nin başını çektiği hareketin “farklılıkları ötekileştirerek” hedefe koyduğuna dair tespitleri ilgi çeken Keyman’ın, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı “Medeniyetler İttifakı” buluşmasını farklılıkların bir arada yaşamasına hizmet eden bir model olarak sunması, bilimsel bir tespitten daha çok, AKP kurmaylarının ya da Dışişleri diplomatlarının dile getirdikleri kadar subjektif ve propagandif bir tez olarak havada kaldı. Kendi coğrafyasında 80 yılı aşkın bir süredir Kürtlerle arasındaki “temsil krizi”ni, bir arada yaşama sorununu çözememiş olan bir ülkenin –keşke olsa– dünyaya, farklılıkların hoş görü içinde bir arada yaşayabildiği bir örnek gibi sunulması gerçekten “ilginçti”. Keyman konuşmasında, bir ev sahibi “özgüveni” dışında bu görüşe kanıt oluşturabilecek çok da kanıt sunamadı.

Dr. Pervez Manzoor ise, günümüzde artık medeniyetler arası çatışmanın bir tez olmaktan çıkıp bir gerçekliğe dönüştüğünü vurguladı. Pakistan doğumlu olan ve halen İsveç’te yaşamakta olan Manzoor, İslam’ın terörle eş tutulmasının yanlış olduğunu dile getirdi ve şunu da ekledi: “Fakat onun entelektüel başarılarına olan hayranlığımıza rağmen Said’in düşüncelerinin özellikle ‘İslami’ bir okuması veya eleştirisi bulunmamaktadır.”

Young: ‘Said’in tezi tutarsızdır’

Sempozyumun dünkü oturumunda Said’e en açık eleştirilerin ise, New York Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Robert J.C. Young yaptı. Oryantalizm kitabının Said’in kendi kafa karışıklıklarının yansıttığını savunan Young, bu kitabında hem “kozmopolitan” hem de “milliyetçi” Said’in bir arada bulunduğunu dile getirdi. Said’in çalışmalarının iç tutarlılıktan yoksun olduğu görüşünü dile getiren Prof. Young, Said’in aslında batının dışından konuşuyormuş gibi yaptığını, ancak içinden konuştuğunu vurguladı. Young, konuşmasında Said ile ilgili olarak kişisel değerlendirmeler de bulundu ve “Said, hem kendi düşüncesinin içine kapalı biriydi, hem de bir o kadar eleştiriye kapalıydı. Onun eleştirenleri bozulur, küser ve alınırdı” dedi. Young, ayrıca Said’in düşüncesinde birçok şeyin parça halinde bulunduğunu, bunların tutarlı bir bütünsel tez oluşturmadığını da savundu.

Kömeçoğlu: ‘Absürt eleştiriler’

Semyozyumun ilk gününde Young ile aynı oturumda, “Edward Said’i Eleştirmenin Dayanılmaz Hafifliği” başlıklı bir sunum yapan Doç. Dr. Uğur Kömeçoğlu ise, Said’i en açıktan savunan konuşmacıların başındaydı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Kömeçoğlu, Said’in, düşünce alanında bazı taşları yerinden oynattığını, bu nedenle de eleştirilerin hedefi haline geldiğini söyledi. Said’in düşüncelerinin bugün geçerliliğini koruduğuna vurgu yapan Kömeçoğlu, Said’in az gelişmiş ülke aydınları arasında çok tutulmasının, tezinin “tarih dışı” olduğunun dile getirildiğini hatırlatarak, şu vurguyu yaptı: “Said’i benimseyen bazı okur yazarlar, özellikle de yerel aydınlar Said’ün düşüncelerini vulgarize etmişlerdir. Bu doğrudur. Ama bu çok manidar bir eleştiri midir? Said’e yöneltilen eleştirilerin birçoğu aslında açık veya kapalı bir yazar ve yapıt alıntılama serisidir.” Kömeçoğlu, “eseri güç ilişkilerine dokunmuş” olan Said’e yönelik eleştiriler içinde, “absürt” denilebilecek türden çok eleştiri bulunabileceğini de söyledi.

Yoğun ilgi

Sempozyumunun ilk günü salon doluydu. Çok sayıda öğretim üyesi yanında, üniversite öğrencilerinin de önemli bir ağırlık oluşturduğu dikkati çekerken, başörtülü kadın dinleyicilerin sayısı da az değildi. İslami entelektüel çevrelerden, liberal ve sol yelpazeye kadar ilgiyle izlenen Said’in anısına düzenlenen bu sempozyuma dair, dikkat çekilmesi gereken bir iki nokta da var. Bilindiği gibi Said, Filistin asıllı bir aydın olarak Filistin kurtuluş hareketine hep yakın durmuş, Filistin sorunu üzerine yazmıştı. Yani Filistin meselesi, onun oryantalizm çalışmasına yönelmesini kamçılayan konulardan birini oluşturuyor. Ancak bu, sempozyumun konu başlıkları arasında yer almadı.

Bir başka eksiklik de, Said’e Marksizm içinden yöneltilen eleştirilerdi. Bunu ele alan bir sunuş, tablonun bütünlüklü okunması açısından da gerekli. Tüm bunlara rağmen, ciddi bir çaba harcanarak gerçekleştirildiği görülen sempozyum hem Edward Said’i anmak, hem de onun düşüncesini tartışmak ve günümüz dünyasında Doğu-Batı tartışmasını yeniden ele almak bakımından yararlıydı.

Spivak, kadın çalışmalarıyla tanınıyor

1942’de, Hindistan’da doğan Spivak, Lowa Üniversitesi’nde doktorasını tamamlaıktan sonra, post-yapısalcı edebiyat eleştirileri ve Marksizm, feminizm ve yapıbozum üzerine çalışmaya başladı. Halen ABD’de, Columbia Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde akademik çalışmalarını sürdürüyor. Prof. Dr. Gayatri Chakravorty Spivak’ın, Hindistan tarihi içinde, eşi ölen kadınların yakılması olarak tanımlanan “Sati geleneği” üzerine yaptığı çalışması dikkat çekicidir. Spivak, İngiliz sömürgeciliği altındaki Hindistan’da Sati uygulamasının yasaklanması üzerine tartışmanın özünde geleneksel bir toplumu modernleştirme çabasında olduğunu iddia eden sömürgeci söylemle, geleneklerini koruma çabasında olan milliyetçi/cemaatçi söylem arasında olduğunu ortaya koyar. Sati’nin tartışılma alanında “kocası ölmüş Hintli kadını kendi cemaatinden kurtarmaya çalışan beyaz/modern erkek” ile “kocası ölen kadın ölmek ister” diyerek geleneğini korumayı amaçlayan Hintli cemaatçi erkek konuşur. İngilizce sömürgeci erkek ile Hintli cemaatçi erkek “modernleşmesi gereken Hindistan ile geleneklerini dışa karşı koruması gereken Hindistan karşıtlığı” içinde Sati’yi tartışırken, konuşma alanında yer alamayan, kendisine konuşma olanağı verilmemiş, ama yakılan (dul) kadındır. Sati tartışmasında kadın “konuşan, tartışan bir özne/varlık” olarak yer almaz, kendisine böyle bir yer, hak ve olanak verilmez. Aksine onun hakkında sömürgeci ve cemaatçi erkekler konuşur. Spivak’ın, bu çalışmasından yola çıkarak ortaya attığı tezi ‘90’larda Türkiye’deki kadın ve kültürel çalışmalar alanında önemli yer bulmuştur. Bu tezini temel alan “Can Subaltern Speak?/Sesi Duyulmayanlar Konuşabilir mi?” Türkiye’de en çok kaynak gösterilen metinlerinden biridir.

Oryantalizm ve Said

Oryantalizm, Batı emperyalizminin Doğu’yu sömürgeleştirmek için kurduğu ve edebiyattan, mitlere, diplomasiden haber veriş tarzına kadar değişik araçlarla var ettiği sömürgesel bir söylem biçimi olarak özetlenebilir. Doğu’yu aşağılayan ve onun ancak Batı tarafından çekip çevrilerek “adam edilebileceği” düşüncesine dayanan oryantalizm, Doğu’ya Batı tarafından içselleştirilir ve bu da Batı’nın Doğu’yu sömürgeleştirmesinde ciddi rol oynar. 1935 yılında Filistin asıllı Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Edward Said, uzun yıllar yaşadığı Amerika’da yazdığı ve 1978 yılında yayımlanan “Oryantalizm” –Türkçeye Şarkiyatçılık olarak da çevrildi– adlı kitabı ile bu sömürgeci söylem biçimini sistematize etti. Türkçeye “Kültür ve Emperyalizm”, “Haberlerin Ağında İslam” ve “Entelektüel; Sürgün, Marjinal” adlı kitapları da çevrilmiş olan Said, kitaplarında ağırlıklı olarak batıda kalemi alınmış olan edebiyat metinleri çözümlemelerinden yola çıkarken, “Haberlerin Ağında İslam” adlı kitabında batının basın organlarının İslam dünyasına ilişkin haber veriş tarzını deşifre eder.

2000 yılında Lübnan sınırına giden ünlü düşünür, İsrail tarafına attığı taşın Reuter muhabiri tarafından görüntülenmesiyle dünya basınına konu olmuş, kendisiyle konuşan gazetecilere “Taş atarken çok hoş duygular yaşadığımı inkâr edemem. Galiba bir tanesini de isabet ettirdim” demişti. Bu olay üzerine üniversiteden atılması için açılan kampanya, Columbia Üniversitesi yönetiminin Said’in davranışlarını; akademik özgürlük ilkeleri dahilinde görmesiyle etkisiz kalmıştı.
Said, oryantalizm kavramını kurarken ağırlıklı olarak, İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin “Hegemonya” kavramı ve Michel Foucault’un söylem çözümlemesi yönteminden esinlenmiştir.

Yeğenoğlu: Oryantalizm geri mi döndü?

Sempozyumun ilk gününün öğleden sonraki bölümünde Prof. Dr. Meyda Yeğenoğlu, “Dinsel Olanın Geri Dönüşü: Avrupa Oryantalizmini Yeniden Düşünmek” başlıklı bir sunum yaptı. Türkiye’nin AB’ye üyelik başvurusu ve onun içinde bir Müslüman ülke olarak var olması ihtimalinin Avrupa’da liberal ve aşırı sağ arasında İslamla ilgili oryantalist kaygıları alevlendirdiğini belirten Yeğenoğlu, “İslamla ilgili oryantalist kaygı Avrupalıların farklı özellikleri denilen ve Avrupalıların Avrupalılıklarını ayrıştıran talep ile atbaşı ilerlemektedir. Avrupa mirasını ve Avrupa’nın temel değerlerini oluşturan bu söylemlere daha yakından bakmak, bu söylemlerin dini tonlar taşımaktan geri olmadıklarını gösterecektir” dedi. Yeğenoğlu şöyle devam etti: “Bu sıfatla onlar Avrupalı kimliğini tanımlamak için halihazırdaki çabalarında dinsel olanın gücünü ve doğasını tartışmak için oldukça siteril bir zemin önermekteler. Bu söylemleri analiz ederken oryantalist yapılanmanın bittiği veya yeni bir kisve altında geri mi döndüğünü sormak oldukça yararlı olacaktır.”

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner26

banner25