Osman Can: Yapısal unsurlar değişmeli

Demokrat Yargı Derneği Eş Başkanı Can, "Yapısal unsurlar demokratikleşmedikçe temel hak ve özgürlükler hayata geçmez" dedi.

Osman Can: Yapısal unsurlar değişmeli


Demokrat Yargı Derneği Eş Başkanı Doç. Dr. Osman Can, devletin yapısal unsurları demokratikleşmediği sürece temel hak ve özgürlüklerin hayata geçme imkânının olmadığını söyledi.

Bu organların başında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile yargının geldiğini vurgulayan Can, "Bu iki kurumu demokratik bir standarda kavuşturmadığımız müddetçe temel hak ve özgürlükler konusunda Anayasa'ya bin beş yüz madde de konulsa hiçbir anlam ifade etmez." dedi.

Platform Adana'nın Seyhan Oteli'nde düzenlediği "Hukukun Üstünlüğü ve Demokrasi" konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Can, dernek olarak eksikliğini hissettikleri bu hususlara eğildiklerine işaret etti. Yargı sisteminin demokratik bir yapıya sahip olmadığının altını çizen Can, Türkiye demokrasisinin Prusya'daki gibi bürokrasiye dayandığını savundu. Bu anlayışa göre bürokrasinin kendisini devletin sahibi olarak gördüğünü anlatan Can, Türk hukuk sisteminin babası sayılan Mahmut Esat Bozkurt'un 'ırkçı ve faşit' düşüncelerden beslendiğine değindi.

Aynı zamanda Ankara'da mülkiyelileri de eğiten Bozkurt'un Türk yargısını biçimlendiren isimlerin başında geldiğini hatırlatan Can, şöyle devam etti: "Türk yargı sistemini konuşulurken Mahmut Esat Bozkurt anılmadan geçilemez. Peki '2001 yılında Bozkurt kimdir ?' diye bir soru soralım. Parlamento da bir çalışma yapılıyor. İki milletvekili, insanların genelinin kabul ettiği bir dine hakaret ettiği gerekçesiyle Bozkurt tarafından yazılan Medeni Kanunu'nun giriş kısmının değiştirilmesini teklif eder. Bu tartışmalar sonunda bu iki milletvekilleri aleyhine dava açılır. Ve bu kişiler Bozkurt'un kızı ile torununa yüklü miktarda para cezası ödemek zorunda kalır."

TÜRK MİLLETİ ANKARA'DAKİ HAKİMLERE NE ZAMAN YETKİ VERDİ?

Egemenliğin halka dayandığını ifade eden Doç. Dr. Can, yasama, yürütme ve yargı erklerinin yapısı üzerinde de durdu. Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi Ankara'daki hakimlerin de yargı yetkisini kullandığını dile getiren Can, "Peki Türk milleti o somut şahıslara yargı yetkisini kullanabilme direktifini ne zaman verdi? İşte bir türlü cevabı bulunmayan soru budur. Anayasa'da yazılıyor olması yetmiyor. Doğrudan doğruya bir yetkilenme gerekiyor. Kuruldaki çalışan insanların da yetkileri silsile şeklinde halka dayanması lazım. Türkiye işlemeyen bu husus tam tersine batıda istisnasız çalışıyor. Batıda yargının demokratik iradeye dayanması ihtiyacı o kadar normaldir ki tartışmaya gerek kalmıyor. Ama Türkiye 'de temel sorun budur." şeklinde konuştu.

Türkiye'de tarihsel olarak ideolojik biçimde inşa edilmiş bir yargı üst sisteminin varlığına işaret eden Can, bu sistemin bütün adliyeleri kontrol edebildiğini söyledi. Can, şunları söyledi: "Sizin devletle ideolojik olarak çatıştığınız bir yerde adliyeye başvurduğunuz zaman adaleti bulabilme ihtimaliniz ne kadardır? İdeolojik olarak Ankara'daki siyasetle çatışabilen bir talebiniz olduğu zaman adaleti bulma şansınız çok düşüktür. Bu adliyede çalışanların kötülüğünden değildir. Fakat o talebi haklı kılacak bir karar verdiğinde Ankara'da alacağı tepkileri biliyordur. Türkiye'de sistem böyle kurulduğu için yargı bağımsızlığı bu ideolojik biçimi devam ettirmenin gerekçesi olarak kullanılıyor."

Ülkenin artık bu yargı anlayışını taşıyamadığını belirten Doç. Dr. Osman Can, insanların kendi içinde çoğulculuğu ve siyasi dengeyi bulmaya başladığını ifade etti. "Tek problem Ankara'daki egemenlerin halen bu gerçeğin farkında olmamasıdır." diye devam eden Can, toplumun taleplerinin farklılaştığını vurguladı.

SÜREÇ ŞEMDİNLİ DAVASI İLE BAŞLADI; BAŞKA KESİNTİLER DE OLABİLİR

Vatandaşın haklı dinamiklerini karşılayabilme dirayetini gösteremeyen partilerin silineceğine de dikkat çeken Can, şunları kaydetti: "Bu aynı zamanda devlet organlarıyla toplum arasında ciddi bir çatışmanın başladığı anlamına gelir. Yargı anlanında Şemdinli davası ile başladı. Erzurum savcıları olayı ile devam ediyor. Şimdi Ergenekon savcıları vb… Bir taraftan kesilmesine alışkın olabiliriz, ama yarın başka bir taraftan da kesilebilir. Çünkü sistem bu şekilde kurulmuş. Ankara'da sitem kendisine bakar ve bunu düzenler. Kendisi ile çatışan kim varsa onları belli ölçüde kesmeye odaklanmış bir sistemdir. O yüzden yargıyı öyle bir noktaya getirmek zorundayız ki -Yargıtay, Danıştay, HSYK- herkese orada bir yansıma bulabilsin, adalet beklentilerini karşılayabilsin. Hiçbir siyasi düşünce yargıya egemen olmasın."

Türkiye'de 'hukuk üstün ve egemen' görüldükçe sorunların arttığını dile getiren Can, "Hukuk sistemi dokunulmaz hale geldikçe biz dokunulur hale geldik. Bizim özgürlüklerimiz işleyemez, konuşamaz ve düşünemez hale geldik. Demek hukuk ile siyaset arasındaki ilişki Türkiye de alışa gelmiş şekilde değildir. Demokratik siyasetin ürünü olmayan bir hukuk aslında hukuk değildir." değerlendirmesini yaptı.

Adana Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun, AK Parti Adana Milletvekili Prof.Dr. Vahit Kirişçi, Adana Barosu Başkanı Aziz Erbek, Platform Adana Başkanı Ramazan Saygılı, hakim, savcı, avukat ve hukuk fakültesi öğrencilerinin dikkatle dinledikleri Can, bir soru üzerine HSYK'nın yapısını eleştirdi. HSYK'nın hakim ve savcıların kaderiyle oynayan bir organ olduğunu açıklayan Can, "Benim hakkımda hangi organ karar alıyorsa o organ benim oyuma dayanmalıdır. Aksi halde hakkında karar veremez. HSYK hakim ve savcılar hakkında karar verdiğine göre bu kişilerin oyuna dayanmalıdır. Uzmanlık bilgisinin yoğunluğu kişinin HSYK'ya gelmesi için garanti değil. Tam tersine hakim ve savcıların genelinin onayına sahip insanlar orada bulunmalı. Demokrasinin esası da budur." dedi.
 
Kaynak: CİHAN

Güncelleme Tarihi: 10 Nisan 2010, 00:42
YORUM EKLE

banner33

banner37