Osmanlı'da devlet kanunu

Uzmanlar Osmanlı'da örfi hukukun şeri hukukun tamamlayıcısı olarak işlev gördüğünü belirtiyor.

Osmanlı'da devlet kanunu


Ayda Sarıkaya-Dünya Bülteni / Tarih Servisi

Devletlerin yönetim şekilleri eski çağlardan bu yana dinler, gelenekler, kültürler, coğrafi, ekonomik vb. faktörlerle biçimlenmiştir. 19. asırdan itibaren ise padişahlık ve krallık gibi geleneksel devlet biçimlerinin yerine,totaliter veya demokratik rejimler çerçevesinde merkeziyetçi ulus devlet örgütlenmeleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Osmanlı Devletinin yönetim biçimi hakkında çok farklı tanımlamalar getirilmiştir. Fuat Köprülü, Ömer Lütfi Barkan gibi bazı araştırmacılar, Osmanlı kanunnamelerinin laik bir anlayışla hazırlandığını belirterek, Osmanlı Devleti’ni bir bakıma laik bir devlet gibi tarif etmişlerdir. Bunun tam tersi olarak Ahmet Akgündüz, Osmanlı Devleti’ni bir İslam devleti olarak değerlendirmiştir. Akgündüz’e göre Osmanlı örfi hukuku, şeri hukukun tamamlayıcısıdır ve bütün kanunlar şeri süzgeçten geçtiği için dine aykırı değildir. Halife veya padişah Allah’a karşı sorumludur .

Büyük devlet anlamında imparatorluk olan Osmanlı Devletinin "Osmanlı tarzı" diyebileceğimiz kendisine mahsus bir yönetim biçimi vardır. Şöyle ki: Osmanlı padişahları yasama, yürütme ve yargı yetkilerini bünyelerinde bulundurmakla birlikte, devleti kanunlara ve hukukun üstünlüğüne göre yönetmişlerdir. Zaman ve şartlara göre oluşturulan örfi hukuk din gözardı edilerek yapılmamıştır.Siyasal olarak devlet yönetimi monarşi olmakla birlikte demokrasilerde görülebilen uygulamalar vardır; her vatandaşın padişahlıktan başka her makama gelebilmesi, şikayette bulunma hakkının olması ve her talebi ile ilgili dilekçe verebilmesi, ayrıca vakıflar gibi kuruluşların sosyal hayatta etkin olması vb. gibi. Altı asırlık bir dönem içerisinde Osmanlı yönetiminde feodalite veya aristokrasiye benzer uygulamalar da olmuştur denebilir. Kuruluş aşamasında beylerin ve ahilerin, gerileme dönemlerinde ayanların ve bazı valilerin devlet yönetiminde etkin olmaları, merkezi otoritenin zayıf olduğu dönemlerde ortaya çıkmış bir bakıma feodal uygulamalardır.
Osmanlı Devleti’nin ilk kanunu ise 1300 lü yıllara dayanır.Beyliğin bağımsızlığını ilan ettiği ilk günlerde Germiyan vilayetinden bir adam Osman Gazi’ye gelip;pazarın bacını bana satın deyince Osman Gazi önce itiraz etse de çevresindekiler onu bu paranın devlet için gerekli olduğuna ikna ettiler ve neticede ilk Osmanlı kanunu çıktı.O kanunun birinci bendi şuydu:’’Her kişi ki bir yükü sata iki akçe versün,eğer satmaya,hiç nesne vermesün.


Sultan Fatih zamanına kadar geleneksel olarak var olan kanun ve uygulamalar, bu tarihten itibaren derlenip yazılı hale getirilmiştir. Fatih’in Teşkilat Kanunnamesi ve daha muntazam hukuk hükümlerini içeren Kanuni dönemi Osmanlı Kanunnamesi, umumi kanunnamelerin en önemlilerindendir. Bütün Osmanlı Kanunnameleri günümüzdeki şekliyle bir meclisten çıkmamıştır, ancak belli prosedürlerden geçerek hazırlanmıştır. Divan-ı Hümayun’un tabii üyesi olan Nişancı’nın hazırladığı kanun tasarıları, şura meclisi olan Divan-ı Hümayun’da görüşüldükten sonra, sadrazamın arzı ve padişahın onayı ile kanun ve ferman adını almıştır.

Fatih devrinde derlenen Kanunname-i Ali Osman bir teşkilat kanunu olarak küçük değişikliklerle Tanzimat dönemine kadar yürürlükte kalmıştır. Bu kanun devleti yönetenlerin teşrifat ve teşkilat kurallarından, saray hizmetkarlarının görevlerinden ve devlet erkanının işledikleri suçlardan ve aldıkları cezalardan bahsetmektedir.

Yukarıdaki tarif ve tartışmaları tarihi bilgi ve belgeler ışığında değerlendirmek gerekirse, Osmanlı devlet yönetiminde kişisel ilişkilerden ve keyfi uygulamalardan değil kanunlar çerçevesinde oluşmuş bir bürokratik yapıdan söz edebiliriz.Osmanlıyı cihan devleti haline getiren temel ilkeler ise işte bu her devirde ve her devlet yönetiminde esas olması gereken kanun hakimiyetidir.
 

Güncelleme Tarihi: 28 Nisan 2010, 16:08
banner53
YORUM EKLE

banner39