Osmanlılarda siyaset ve ordu ilişkisi

Osmanlı devletinde ordu teşkilatlanmaları ve siyaseti yöneten organlar arasındaki ilişkilere ışık tutuluyor.

Osmanlılarda siyaset ve ordu ilişkisi


Sedat Uyar-Dünya Bülteni / Tarih Servisi

16. yüzyılın ortalarında, bir dünya devleti büyüklüğüne erişen Osmanlı Devleti, Orta Avrupa'dan Ortadoğu'ya kadar geniş topraklarını kontrol edebilen iyi teşkilatlanmış silahlı bir güce sahipti. Ordusu, toprak rejimine bağlı Tımarlı Sipahilerden ve yeniçeri dediğimiz Kapıkulu askerlerinden oluşuyordu. Tımarlı Sipahiler, ordunun esas gücünü oluşturuyordu. Eyaletlerde tarım hayatına bağlı olarak bulundurulan bu yarı profesyonel askerlerin merkeze mali olarak hiçbir yükü yoktu. Buna karşılık yeniçeri diye bilinen Kapıkulu askerleri, barış zamanında payitahta, yani İstanbul'da mevzilenmiş işleri sadece askerlik olan profesyonel askeri birliklerdi. Bunlar sayısı az olduğu halde ordunun çekirdiğini oluştururdu.

Tımarlı sipahiler, merkezden uzak oldukları için başkentteki iktidar çekişmelerini etkileyebilme imkanları yoktu. Buna karşın Yeniçeriler, İstanbul'da bulunmaları sebebiyle iktidar çekişmelerinde daima etkin bir rol oynamışlardır. Osmanlı tarihinde Yeniçeri Ocağı, bilhassa 16. yüzyıldan itibaren iktidar mücadelesinin aktif unsurlarından biri olmuştur. Yeniçeri isyanları genellikle yeniçerilerin, yönetimdeki güçlerin birbirleriyle mücadelerinde taraf olmaları ve kendi özlük hakları, ekonomik talepleri sebebi ile gerçekleşmiştir. Böyle durumlarda iç ve dış şartlar ne olursa olsun yeniçeriler en sert şekilde siyasete müdahil olurlar, tepkilerini sert bir biçimde koyarlardı. Sorumlu olduğuna inandıkları kişilerin uzaklaştırılması, veya katl edilmesi ile de isyana son verirlerdi. Yeniçeri isyanları genellikle devletin ekonomik ve siyasi kriz dönemlerinde daha sık yaşanırdı ancak Fatih, Yavuz ve Kanuni dönemlerinde de bu tür isyanlarla karşı karşıya gelinmişti.

Hanedan içindeki iktidar kavgaları, yine hanedanın dışındaki güç odaklarından destek alabiliyordu. İktidar değişimini etkileyebilecek en önemli meşru güç ise hiç şüphesiz ilmiye zümresiydi. Başında şeyhülislamın bulunduğu ilmiye, kanunların ve yürütmenin şerii hukuka uygunluğunu denetleme yetkisine sahipti. Bu durum ileriki safhalarda padişahın hal'ine kadar genişleyebiliyordu. Osmanlılarda hal' vakalarının çokluğu şeyhülislamın ve ona bağlı ilmiye zümresinin siyasetteki gücünü ortaya koymaktadır. Bunun yanında ilmiye zumresi ile Yeniçeri Ocağı arasındaki ittifak da ilgi çekicidir. Yeniçeri Ocağı'nın iktidar mücadelelerine müdahil olabilmesinin meşru yolu, ilmiye zumresinin müsaadesi ile mümkündü. Yine ilmiye açısından bakarsak, şurası da çok önemlidir; ilmiye zumresi verdiği siyasi nitelikteki kararlarını ancak Yeniçeri Ocağı vasıtasıyla uygulatabiliyordu. Böyle bir durumda Osmanlının başındaki padişah, tüm dengeleri gözetmek zorunda kalıyor askeri ve ilmiye zümrelerinin siyaset üzerindeki etkilerine, saltanat aleyhine işleyen bu mekanizmaya, padişah müdahale edemiyordu.

Batılılaşma döneminde Yeniçeri Ocağı'na alternatif bir ordu kurulması noktasında Nizam-ı Cedid ve Asakir-i Mansure-i Muhammediye gibi adımlar atılmaya başlanmış, buna karşın Yeniçeriler kendi varlıklarına yönelik bu tehditleri fark ederek, III. Selim'in trajik bir biçimde katledilmesinde olduğu gibi kanlı bir şekilde engellemeye çalışmışlardı. Ancak III. Selim'in halefi ve yeğeni olan II. Mahmut, bu mekanizmaya karşı ilk önemli adımı attı. 1826 yılında İstanbul'daki Yeniçeri Kışlalarının topçu bataryaları ile tahrip edilmesi, yine gün boyunca İstanbul sokaklarında yeniçeri avı yapılması ile ocak tamamen tarihe karıştı. İlmiye zümresi de böylece önemli bir müttefikini kaybetmiş, müeyyide, uygulatma gücünden mahrum kalarak normal bir bürakrat zümresi haline gelmiş, son olarak da siyasetteki müdahaleci rolünü kaybetmişti.







 

Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2010, 15:46
banner53
YORUM EKLE

banner39