banner27

Papa'nın laiklik çıkışı üzerine...

Ahmet Taşgetiren, Papa'nın, "Laiklik ve Laiklik Anlayışları" başlıklı toplantıya katılanlarla yaptığı görüşmesindeki "laiklik çıkışını" kaleme aldı.

Papa'nın laiklik çıkışı üzerine...
Acaba Hristiyanlık reform geçirmiş ve laikliği benimsemiş - özümsemiş, içselleştirmiş bir din midir?
Böyle düşünülür.
Hem İncil'de "Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya Sezar'ın hakkı Sezar'a" denilmiştir, bu da laikliğin tanımı gibidir.
Acaba böyle midir?
Ben, hiçbir dinin, doktriner anlamda laikliği benimseyemeyeceğini düşünürüm. Hristiyanlık da, bütün farklı iddialara, üzerinde yapılan operasyonlara rağmen doktriner anlamda laikliği benimseyemez.
Ne demek doktriner anlamda?
Yani, akide planında...
-İnsanoğlu kendisi için kural koymaya tam yetkilidir. Bu yetkinliğe gelmiştir. İnsan için, kendi dışında, göklerden bir kural gelmesine gerek yoktur. Vahiy insan ve toplum hayatını düzenlemek için başvuru kaynağı olamaz.
İşte böyle bir yaklaşım, laikliğin doktriner tanımıdır.
Laikliğin bir de "inanç özgürlüğü" gibi, "din - devlet işlerinin ayrılması" gibi tanımları vardır. Onlar, bu doktriner yaklaşımın sulandırılmış halidir.

Bir kere "Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya, Sezar'ın hakkı Sezar'a" yaklaşımı, dinlerin "mutlak kudret sahibi yaratıcı" inancı ile çelişir. Yani Sezar diye bir kudret düşünüyor ve bunun tanrı ile kudret paylaşımı yapabileceğine inanıyorsunuz. Bir dinin buna "Sezar'ı kim yarattı?" diye sormaması mümkün mü? Ve Tanrı tarafından yaratılmış bir kişinin Tanrı'ya rakip olabilmesini dinin kabulü mümkün mü?

Şu açıkça söylenebilir ki, vahiy menşe'li her dinin olduğu gibi, Hristiyanlığın derin bilincinde de ne kadar değişmiş bulunursa bulunsun, Allah'ın mutlak kudretine iman, insanın tüm hayatı boyunca Yaratıcı ile ilişkisinin sürdüğü bilgisi ve yaşanan hayatın hesabını yine Yaratıcıya vereceği inancı mevcuttur.
Bu genel değerlendirmeden sonra gelelim, Papa'nın son çıkışına...
Papa ile ilgili gelişmeler artık Türkiye'nin daha çok gündemindedir. Geldi, gitti ve bir kamuoyu siması haline geldi.

Bakın Papa, Roma'da, Katolik Hukukçular Derneği tarafından düzenlenen "Laiklik ve Laiklik Anlayışları" başlıklı toplantıya katılanların Vatikan'da kendisini ziyareti sırasında ne demiş:

"Dinin siyasal ve kültürel alanlarda kendini dışa vurmasının her türüne düşmanlık, laiklik değil, ancak laikliğin dejenerasyonu olarak değerlendirilebilir. Buna, kamu kurumlarındaki dinsel simgelere düşmanlık da dahildir. Hristiyan cemaatine, ayrıca başta yasama yetkilileri ve hukukçular olmak üzere bu cemaatin yasal temsilcilerine, insanların vicdanlarıyla ilgili ahlaki konularda görüşlerini dillendirme imkanı verilmemesi de sağlıklı laiklik biçiminde değerlendirilemez.

"Sağlıklı laiklikte devlet, dini, özel hayatla sınırlı kalması gereken, sadece bireysel bir duygu olarak görmemelidir. Tam tersine din, Kilise örneğinde olduğu gibi görülebilir bir örgütlenmeyi de içerdiği için, kamusal alanda cemaat halindeki varlığı ile de kabul edilmek durumundadır Vatandaşların hayat ve davranışlarına ilişkin konularda Kilisenin yönlendirmeler yapması doğal bir hak olarak kabul edilmelidir."

Bu sözler yanına, bir de Papa'nın Vatikan diye sembolik bir devleti olduğu bilgisini ekleyelim.
Yani Katolik inancı, sembolik de olsa bir "din devleti" inancını terketmiyor.
Şunu da söylemek gerek:
Papa 16. Benediktus, seleflerinden daha vurgulu biçimde, moderniteyi ve sekülarizasyonu eleştiriyor.
İnsani yozlaşmanın tüm görüntüleri, problem alanı olarak kabul ediliyor ve buna karşı mücadele bayrağı açılıyor.
-İnsanlığın içine girdiği değer kaybı sürecini önlemek üzere bir "laik ahlak" üretilebilir mi?
Bu soruya henüz olumlu cevap verilebilmiş, ya da böyle bir cevap verilse bile bundan olumlu sonuç alınabilmiş değil.
-Uyuşturucu, şiddet, alkol, kürtaj, cinsel savruluşlar... ailenin kaybı... Çocuğun ve kadının ezilişi. Yoksulluk... AIDS ve benzeri hastalıklar... Yolsuzluklar...İnsanlığın geleceğini tehdit eden bu insan tükenişi nasıl ortadan kalkacak, nasıl sona erecek?
-Allah inancı ve öte dünya inancı olmaksızın insan, insani bir yürüyüş gerçekleştirebilir mi?
Seküler yürüyüş, bu sorulara doyurucu cevaplar üretebilmiş değil. Bir yandan insani çürüyüş devam ediyor.
Bir ölçüde "Dindarlar arası diyalog" da bu zemin üzerine oturuyor.
Ben de "Küresel insan Krizi ve İslam" başlığı altındaki konferanslarımla, bu insani sorunu ve İslam'ın çağrısını gündeme getirmeye çalışıyorum.
Ülkemizde, "kamusal alanda din" konusu da laiklikle bağlantılı olarak bir sancı alanı halinde gündeme geliyor. Küresel bir sorunu tartışmış oluyoruz. Bana göre konu, insani kriz derinleştikçe daha çok gündeme gelecek.
-Sorun, "İnsan Yaratan'dan kopuk bir dünya kurabilir mi?" gibi son derece hayati bir soru ile içiçe... Yani zor bir soru, zor bir sorun.
Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25