Puslu camın arkasından birkaç not

Sadun Aren 1960'lı, 1970'li ve 1980'li yılları gerçek anlamda 'içerden' yaşamış sosyalist Aren anılarında bu süreçte yaşadıklarını ayrıntılı olarak anlatıyor.

Puslu camın arkasından birkaç not


Asım Öz/Dünya Bülteni

“İnsanlara puslu bir camın arkasından baktım... O insan âşık olabilir, hırslı olabilir, kindar olabilir vs; bunları hiç bilmem... O anlamda bütün hayatım boyunca insanları ihmal ettim. Ama bunu daha çok kendime dönük olduğum anlamında yorumlamamak lazım. Çünkü öyle de değil... Siz ne kadar başkasında yaşıyorsanız o kadar sosyal bir insan oluyorsunuz, ne kadar az etkileniyorsanız o kadar az sosyal oluyorsunuz. Onların hırslarını bilmek, o şöyle düşünür, şöyle olmak ister demek, daha dışa açık bir insan olmayı gerektiriyor. Bunları hiç gözlemlememişim... Yani ben, arkadaşlarımın kendi öz benlikleriyle ilgili konularla fazla ilgilenmedim, ama ben onlarda yaşadım ve onların varlıkları beni çok etkiledi, beni belirledi, hareketlerimi sınırladı. Bu anlamda hiç özgür olamadım” diyen Sadun Aren’in Puslu Camın Arkasından başlıklı anı kitabı yayımlanalı birkaç yıl oldu. Bu kitabı ilk çıktığında alıp okumaya koyuldum. O zaman bitiremedim Bu günlerde başından sonuna bitirdim bu anılar toplamını. Bu önemli bir anı kitabı.Bunun temel nedenini şöyle açıklayabilirim: Sadun Aren 1960'lı, 1970'li ve 1980'li yılları gerçek anlamda 'içerden' yaşamış bir partili sosyalist aydındır. Bu yüzden, onun bu yılları nasıl algılayıp yorumladığını görmek, o yıllara onun yanında, onun kılavuzluğuyla ben de tanık olmak istedim. Çünkü Aren de bu yıllar ile kendi bireysel serüveni arasında bir koşutluk kurarak anlatıyor Türkiye'nin toplumsal ve siyasal devinimini.

Piyasa Kapitalizm Değildir!

Onun kendi serüvenini Türkiye'nin yakın geçmişiyle ilişkilendirmesi yanında alışıldık klişelerin bazılarını da sorgulamaya çalışması oldukça önemli. Türkiye işçi sınıfı hareketi üzerindeki Amerikan etkisine değinmesi de. Sovyetlerin çöküşünden sonra da sıkı bir sosyalist olarak önceden yaptıkları kimi kavramsal basitlikleri sorguluyor meselâ. Bunlardan biri serbest piyasa ile kapitalizmin özdeş görülmesidir: “sosyalistler,serbest piyasa ekonomisi kapitalizmdir diye karşı çıktılar. Halbuki şunu belirtmek isterim ki serbest piyasa ekonomisi kapitalizmden önce vardır ve kapitalizme çok uygun değildir.Basit meta ekonomisinde de işler. Çünkü piyasa mekanizmasını doğru işleten üreticinin aynı zamanda satıcı olmasıdır. Ancak o zaman üretici malının çok satıldığını görürse çok üretir,az satıldığını görürse onun yerine başak bir şey üretir.Böylece piyasa gerçekten üretimi belirler,alımı da belirler.Oysaki kapitalizmde satıcı, üretici değildir.Üretici başkadır.Onun için bir malın piyasada çok sattığından asıl büyük kapitalistler haberdar olmayabilir veya bir gecikmeyle haberdar olabilir.Yani piyasa ekonomisi zannedildiği gibi kapitalizme uygun bir şey değildir.Kapitalizm bu işi primlerle filan ayarlar, yani piyasa mekanizmasını düzeltmesi gerekir.” Piyasanın kapitalizmle özdeş olmadığını tarihsel temelleri ile kaleme alan yazarların özellikle de Mustafa Özel’in Anlayış’taki kimi yazılarının yaslandığı kavramsal zemini doğrulayan bir örnek olarak bakılabilir bu sorgulamalara.

Onun dünya görüşünü belirleyen (yeni) sosyalist bakış açısı, görüngeyi daha da genişletiyor ve kitap, kapitalizm ve piyasa ayrımının ardından gelen sayfalarda şöyle devam ediyor: "çarpıtılınca, sosyalizm demek merkezi plan demektir oluyor. Bu arada sosyalizmin asıl değerleri olan barış, eşitlik, özgürlük kaynıyor.Halbuki en başından beri sosyalizm bu. Ama o zaman buna gidecek yol olarak Sovyet stratejisi düşünülüyordu.Çünkü Sovyetler Birliği’nin varlığı çok ağır basıyordu. Nitekim Sovyetler Birliği çöküverince başka bir şey söylemeden o tarz sosyalizm bitti. O tarz bir sosyalizmin geçersiz olduğu söylenmeye başlandı. Sovyetler Birliğinin varlığı bizim şüphelerimizin rasyonalize olmasına ve gerçekten başka bir yol aramamıza engel oluyordu.Nitekim,Sovyetler Birliği çökünce tüm dünyada Marksist, sosyalist partilerin mensupları ne yapacaklarını şaşırdılar.Herkes şaşırdı.(..) Çünkü şimdiye karşı söylediklerimizin birçoğu geçerliliğini kaybetti.Fakat şaşkınlık içinde olduğu için kimse bir şey söylemek istemiyor.” Bunun sebebinin klişelere sahip olanların dışlayıcılıkları ya da hainleştirme söylemleri olduğunu eklemeyi de unutmuyor Sadun Aren.Bunun dostlarıyla bile konuşurken kendisini etkileyen bir boyutunu olduğunu ise şöyle dile getiriyor: “Ben bazı yerlerde eski dostlarımla konuşurken adeta korkuyorum Örneğin ben özelleştirmeye karşı çıkmayı çok gerekli bulmuyorum. Çünkü sosyalizme bu yoldan gidilecek değildir.Nitekim eskiden kamu sektörü çok geniş olduğu halde Türkiye sosyalist falan değildi. İlla teorik bir şekilde ifade etmek gerekirse KİT’leri özelleştirmek,onları burjuvazinin kolektif mülkiyetinden çıkarıp bazı burjuva bireylere vermektir. Çünkü devlet egemen sınıfların devletidir. Marx da Lenin de bunu söylemiştir. İnsan zamanımızda devletin nasıl işlediğini gözleriyle de görüyor.bir fabrika devletin elinde de olsa ona burjuvazinin lehine işler yaptırırlar.Özel sektörde belki tek adama satmak daha iyidir, çarçur edilmesini önler.Yani bir şey değişmiyor bunun sosyalizmle alakası yok. Eskiden biz, sonuçta devleti de ele geçireceğimiz için bunu savunuyorduk; egemen sınıflar sosyalistler olduğu zaman, halkın yararına işletilecekti. Ama şimdi halkın yararına işletilmiyor. O bakımdan bugünkü koşullarda özelleştirmeye karşı çıkmanın ilericilikle hiçbir lakası yoktur.(…) Bu günkü ortamda özelleştirmenin hiçbir önemi yok demek güç. Ama bu, teorik bir önem değildir. Örneğin çarçur etmek, yok pahasına akrabasına satmak vs. söz konusu ise karşı çıkılır, ama ilericiliktir diye karşı çıkılmaz. Herhangi bir haksızlığa karşı çıkılır gibi karşı çıkılır. Bunun özelleştirmesi işsizlik yaratıyor diye, adamın işçileri atmasına karşı çıkabilirsin vs.” Derslerinde de bu bilinçle hareket ettiğini ifade eden Aren bu nedenle Marksizm’i değil Keynesçi bir iktisat anlatır.

Ezilenlerin hemen sosyalist olacakları savlamanın da yanlışlığına değinir.Bu çarpıklıktan beslenen yaklaşıma göre fakir insanlar sosyalist olabilir diye düşünülür.Burada deneyimlerinden hareketle “ezilen adam yassılıyor,zemberek gibi gerisin geriye fırlamıyor. Yokluktan öfkesi kabaranlar belki olabilir, ama çoğu ezik kalıyor.Onlar mücadele edecek cephe aramıyorlar,daha çok hami arıyorlar.(..) Onun için fukaralıkta sosyalizm aramak çok yanlış bir şey. Sosyalizmi, insanların ezilmekten hoşlanmamalarında, kendi kaderine sahip olma isteğinde aramak lazım.Bunlar da ancak bilgili, varlıklı,hayattan korkusu olmayan insanlar için geçerli olan şeylerdir.” Başka bir yerde de eşit olmayan insanlara eşit muamele edip etmemenin doğru olup olmadığı sorgular. Eşitliğin çaba isteyen bir durum olduğunu özellikle DİSK’te çalıştığı yıllarda deneyimler: “ Şunu bilhassa vurgulamak istiyorum, herkes birbirine eşittir demekle insanlar eşit olmaz.İşi böyle almış olursanız yanlış bir şey yapmış olursunuz.Eğer o insana gerçekten saygı duyuyorsanız,onu eşit olacak biçimde eğitmek,ona katkıda bulunmak lazım.Ondan sonra o da gelsin o masaya otursun.Öbürü suni bir şey oluyor.Üstelik sıkılıyor ve belki de kendini aşağılanmış hissediyor”

Kavramlar ve Düşünce Sistemleri

Öte yandan bu yaklaşımlarıyla da irtibatlı olarak Aren yaşamda kavramların öneminin ve nasıl tanımlandığının bilincindedir. Öyle ki insanlar arasındaki birçok anlaşmazlığın temelinde kavramların yattığını haklı olarak dile getirir. Kavramsal belirsizlikler ise var olanı tanıma ve tanımlama konusunda kekemeliğin başlamasına işaret eder. Aren’e göre böyle bir durumdan kaçınmanın en iyi yolu kavramları kesin olarak tanımlamaktır. Daha kesin bir deyimle kesin biçimde tanımlanmış kavramları kullanmaktır: “Çünkü hepimiz kavramlarla düşünürüz. Her düşünce biçiminin,düşünce sisteminin kendine özgü kavramları vardır.Bunlar belki aynı kelimelerle ifade edilir,ama her düşünce biçiminin aynı durumdaki kavramı farklıdır”

Onun kimi klişeleri sorgulamasında kuşkusuz hapishane yıllarının da etkisi olmuştur. Hapis yaşamı insanın kendi yaşamını sorguladığı yıllardır bir anlamda.Başka bir deyimle nefis muhasebesinin yapıldığı kapalı bir mekandır hapishane. O şunları ifade eder: “ İlya Ehrenburg anılarında “Bir sosyalist için hapse girmek iyidir,insanın nefsini terbiye eder.Yalnız iki şart koşuyor.Birincisi işkence görmeyeceksin,ikincisi fazla uzun sürmeyecek.Hakikaten hapishanede çok uzun kalmamak lazım. (…) Hapiste insanın okuyacak,düşünecek çok zamanı olduğu için sadece kişisel nefis muhasebesi yapmıyorsunuz,siyasal olarak da bir muhasebe yapma olanağı buluyorsunuz.” Yaptığı muhasebe sonrasında TİP’in sosyalizmi kurmakta ehil olmadığı kanaatine ulaşır. Ama başka çarenin de olmadığı ifade ederek yaşadığı paradoksun altını çizer.Sosyalist toplum kurmanın güçlüğünü belirgin olarak hapiste anlar Aren.Öncesinde biliyordur ama üzerinde ayrıntılı olarak düşünmediği için sezgi düzeyinde bir hakikattir bu.Henüz temellendirilmemiştir. Partinin hem iktidar gelmede yaşadığı güçlükleri ilk sırada andıktan sonra iktidar olabilecek bir partinin nitelikli aydınlarının olması gerektiğini belirtir.Sonra ise iyi aydın konusunda şunları söyler çekinmeden: “TİP’in de,şimdiki sosyalist partilerin içinde de aydınlar var, ama sayıları az.Çünkü iyi aydın için fedakârlık söz konusu.Kapitalist toplum iyi aydına çok iyi muamele eder, çok iyi yaşam düzeyi sağlar, iyi ücret verir.Bundan vazgeçmek büyük fedakârlıktır. Onun için çok az sayıda iyi insan vazgeçebiliyor.”

Kitabın bir bölümünde küreselleşmeye dair yaklaşımlarını da ortaya koyar Aren. Sosyalizme yaşanarak gelineceğini belirtirken onu geri dönülemez bir tarihsel kader olarak kurgular. Ezilenlerin sosyalist olacağı kaderciliğinden uzaklaşarak tarihsel kaderde karar kılmak da onun darlığının bir nişanesi. Diğer taraftan bu sonuca doğru ilerleme olarak gördüğü globalleşmeyi savunur ve olumlu bir gelişme olarak görür. Çünkü Aren’e göre “sosyalizmin barışçılığı, sömürünün ortadan kaldırılışı olursa global çapta olur. Dünyanın başka yerinde vahşet varken, siz kendi ülkenizde sosyalizm yapamazsınız. Onun için bu tür sosyalizmin bir ön gereği de globalleşmedir. Globalleşmeye bağlı olan her şey insanlığın kazanımıdır. İnsanlığın ileri atılmış bir adımıdır.Eski tip sosyalizmi bu bakımdan biraz geri buluyorum.”

Anılarında üzerinde durduğu konulardan biri de solun silahlı eylemlere yönelmesine ilişkin tespitleridir. Bunun için de kırılma noktası olarak 1969 yılı başlarında İstanbul’da 6.Filo’ya karşı düzenlenen yürüyüş sırasında yaşananları gerekçe gösterir. O zaman TİP’lidir Aren. Birçok partili arkadaşının bulunduğu Eminönü ilçesine gider ve sonrası hakkında şunları anlatır: “Oradaki hava ve espri silahlı eylemin başlangıcı olmuştur. Gençler bunu söylüyor ve başka çare olmadığında fikir birliği ediyorlardı.Çünkü sayıca fazla olduğumuz halde yenildik.Kalabalık bizden yana olduğu halde dövüşe hazır olmadığımız için yenildik.Artık silahlanmak fikri orada doğmuştur. Çünkü daha önce pek silahlı insan yoktu. Tabii neden sadece bu olay değildi. Taylan’ın vurulması da silahlanmayı tahrik etmiştir vs. Hatta şöyle bir şey söyleyebilirim: Bunu bana Umur Coşkun arkadaşımız anlattı. O,parti gençlik örgütümüzün başkanıydı. Dolayısıyla Mahir’le karşıttılar. Umur ODTÜ’den,Mahir Mülkiye’dendir, onun için özel bir arkadaşlıkları da yoktu.Umur bir gün Mahir’le karşılaşıyor,tartışıyorlar,iş kavgaya dönüşüyor.Mahir cebinden bir makas çıkarıyor ve Umur’a sallıyor.Umur,Mahir’den daha iri yapılı bir arkadaştır, o makası yemiyor.Burada enteresan olan Mahir’in silah olarak kullandığı şeyin makas olması.Halbuki daha sonra hepsi silahlandılar.Bunu tabii gençlik kesimi için söylüyorum,yoksa parti içinde hiçbir zaman silahlı eylem olmadı.”

Puslu Camın Arkasından, pek çok tarihsel ve toplumsal gerçeklerin, özel ve derin gözlemlerin, ayrıntılı ve ilginç çözümlemelerin yer aldığı değişik bir anı kitabıdır. Bu kitabı okuduktan sonra yakın tarihin kimi tartışma konularına ilişkin olarak biraz daha bütünlenmiş olduğumu sezdim. Çünkü ondan çok özel şeyler ama aynı zamanda çapaklı şeyler öğrendim. Kitabın işlevi de buydu.

Sadun Aren, Puslu Camın Arkasından, İmge Kitabevi Yayınları,339 sayfa 2006

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2010, 10:25
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35